12.BÖLÜM

1398 Words
Kahvaltıdan sonra Elif ve Meryem masada oturdular. Meryem defter çıkardı, kalem aldı. İşaretle sordu: “Ne iş yapmak istersin?” Elif durdu. Hiç düşünmemişti bunu. Ne yapabilirdi ki? Elleriyle ne yapabilirdi? Telefonu aldı, yazdı: “Bilmiyorum anne. Dikiş biliyorum. Ama sen zaten yapıyorsun.” Meryem gülümsedi, yazdı: “Dikiş güzel. Ama başka ne yapabilirsin? Düşün.” Elif düşündü. Köyde ne yapardı? Bahçe işi, temizlik, yemek… Hepsi ev işi. Ama burada? Şehirde? “Belki temizlik işi?” diye yazdı. Meryem başını iki yana salladı. “Hayır. Sen daha iyisini hak ediyorsun. Temizlik zor iş, bel ağrıtır. Sen genç kızsın, daha iyi bir şey bulmalısın.” “Ama anne, ben konuşamıyorum duyamıyorum. Kim beni işe alır ki?” Meryem telefonu aldı, büyük harflerle yazdı: “ÇOĞU İŞ KONUŞMAYI GEREKTİRMEZ. Dikiş, resim, el işi, bilgisayar… Sen yapabilirsin.” Elif okudu. Bilgisayar. Hiç bilmiyordu bilgisayarı. Köyde yoktu. Sadece telefon kullanmasını biliyordu. “Ben bilgisayar kullanmayı bilmiyorum anne.” “Öğrenirsin. Kütüphanede kurslar var. Ücretsiz. Gidebilirsin.” Elif bir an düşündü. Kütüphane. İnsanlarla dolu bir yer. Yine meraklı bakışlar, yine fısıldaşmalar… Ama yapması gerekiyordu. Artık kaçamıyordu. “Tamam anne. Giderim.” Meryem sevindi. “Aferin kızım. Ben seninle gurur duyuyorum.” ----- Öğleden sonra Elif hazırlandı. Yeni elbisesini giydi, saçlarını topladı. Aynaya baktı. Farklı görünüyordu. Daha olgun, daha hazır. Meryem ona kütüphanenin adresini yazdı, telefona kaydetti. “Yürüyerek on dakika. Kaybolma. Bir şey olursa beni ara.” Elif başını salladı. Çantasını aldı, kapıya yürüdü. Eşikte durdu, geriye baktı. Annesi gülümsüyordu ama gözleri endişeliydi. “Git kızım. Korkma. Sen yaparsın.” Elif derin bir nefes aldı. Kapıyı açtı, dışarı çıktı. Sokak öğleden sonra güneşiyle ısınmıştı. Birkaç çocuk hâlâ oynuyordu, kadınlar balkonlardan bakıyordu. Elif başını öne eğdi, hızlı yürüdü. Bir kadın onu gördü, diğerine bir şeyler söyledi. İkisi de döndü baktı. Elif duyamadı ama biliyordu—yine konuşuyorlardı hakkında. Ama umursamadı. Yürümeye devam etti. Ana caddeye çıktığında kalabalık arttı. İnsanlar aceleyle gidiyordu, kimse ona bakmıyordu. Bu iyiydi. Anonimlik, Elif için bir rahatlıktı. Telefondaki haritayı takip etti. Sağa dön, düz git, sola dön. On dakika sonra kütüphanenin önünde durdu. Büyük bir binaydı, eski ama bakımlı. Merdivenlerden çıktı, kapıyı itti. İçerisi sessizdi. Ama Elif için sessizlik zaten normaldi. Raflar dolusu kitap, masalarda oturan öğrenciler, bilgisayar başında çalışan insanlar. Elif içeri girdi, etrafına baktı. Nereye gitmeli? Kime sormalı? Bir görevli gördü orta yaşlı, gözlüklü bir kadın. Masada oturuyordu, bilgisayara bir şeyler yazıyordu. Elif ona yaklaştı. Kadın başını kaldırdı, gülümsedi. “Evet, buyur?” Elif telefonu çıkardı, yazdı: “Merhaba. Ben bilgisayar kursu için geldim. Nasıl kayıt olabilirim?” Telefonu kadına uzattı. Kadın okudu, kaşları kalktı. Sonra anladı. “Ah, tamam. Bekle bir dakika.” Kadın ayağa kalktı, içeri doğru yürüdü. Birkaç dakika sonra başka bir kadınla döndü. Genç, esmer, dostça bakan biri. “Merhaba,” dedi genç kadın. Dudaklarını yavaş hareket ettirdi. “Ben Selin. Bilgisayar kurslarından sorumluyum.” Elif başını salladı. Selin devam etti: “Sen sanırım konuşamıyorsun, yanlış değilim değil mi?” Elif onayladı ama hızlıca telefonuna "Aynı zamanda işitemiyorum da. Bu sıkıntı olur mu?" Selin başını olumsuzca sallayarak gülümsedi. “Sorun değil. Biz sana yardım ederiz. Kurs ücretsiz. Haftada üç gün, iki saat. Tamam mı?” Elif telefonu çıkardı, yazdı: “Tamam. Ne zaman başlıyoruz?” Selin okudu. “Yarın. Saat ikide. Buraya gel, ben seni beklerim.” Elif sevindi. İlk adımı atmıştı. “Teşekkür ederim,” diye yazdı. “Rica ederim. Yarın görüşürüz.” Elif kütüphaneden çıkarken içinde tuhaf bir his vardı. Hafiflik. Sanki omuzlarındaki ağırlık biraz azalmıştı. Belki yapabilirdim. Belki bir şeyler değişebilirdi. ----- Eve dönerken Ayhan’la karşılaştı. Ayhan onu görünce sevindi. “Elif! Neredesin böyle? Evinize geldim ama sen yoktun.” Elif telefonu çıkardı, yazdı: “Kütüphaneye gittim. Bilgisayar kursuna kaydoldum.” Ayhan okudu, gözleri büyüdü. “Vay be! Helal olsun!” Biraz daha sohbet ettikten sonra Ayhan gülümseyerek uzaklaştı. Elif eve girdi. Annesi salondaydı, dikiş makinesinin başında. “Nasıl geçti?” diye sordu heyecanla. “İyi geçti. Kayıt oldum. Yarın başlıyorum.” Meryem yerinden fırladı, kızına sarıldı. “Çok mutluyum! Sen yaparsın kızım, biliyorum.” Elif sarıldı annesine. İçinde bir sıcaklık vardı. Belki her şey düzelebilirdi. ... Elif kursa giderken içinde tuhaf bir heyecan vardı. Sabahtan beri midesinde kelebekler uçuşuyordu ama bu kötü bir şey değildi. Annesinin evden çıkarken yaptığı son kontrol hepsini sabırla beklemiş, sonra yola koyulmuştu. Kütüphanenin önüne geldiğinde nefesini tuttu. İçeri girdi, tanıdık kokular geldi burnuna eski kitap kokusu, ahşap masa kokusu, sessizlik kokusu. Garip ama burası ona huzur veriyordu. Selin tezgâhta duruyordu, Elif'i görünce gülümsedi. Elini salladı, "Gel buraya" der gibi işaret etti. Elif yanına gitti. Selin konuşurken dudaklarını yavaş hareket ettirdi. "Hazır mısın?" Elif başını salladı. "Diğer öğrenciler içeride. Toplamda beş kişisiniz. Hepsi çok iyi insanlar, merak etme." Selin onu küçük bir odaya götürdü. İçeride dört bilgisayar vardı, her birinin önünde bir sandalye. Üç kişi çoktan oturmuştu biri orta yaşlı bir adam, biri genç bir erkek, biri de Elif'in yaşlarında bir kız. Selin içeri girdiğinde herkes döndü baktı. "Arkadaşlar, bu Elif. Bugün aramıza katılıyor." Orta yaşlı adam başını salladı. Genç erkek "Hoş geldin" dedi ama Elif dudaklarından okuyamadı, hızlı konuşmuştu. Kız ise ayağa kalktı, gülümsedi. "Merhaba, ben Lale." Lale konuşurken dudaklarını belirgin kılmıştı, sanki Elif'in durumunu biliyormuş gibi. Elif şaşırdı. Telefonu çıkardı, yazdı: "Merhaba, ben Elif. Memnun oldum." Lale telefonu okudu, başını salladı. "Ben de memnun oldum. Gel, yanıma otur." Elif Lale'nin yanına geçti, bilgisayarın başına oturdu. Selin öne çıktı, konuşmaya başladı. Elif dudaklarını okumaya çalıştı ama Selin hızlıydı, bazı kelimeleri kaçırdı. Lale bunu fark etti. Telefonunu çıkardı, yazdı: "Merak etme, ben sana anlatırım sonra." Elif telefonu okudu, içi ısındı. Bu kız... iyi biriydi. Selin bilgisayarın nasıl açılacağını, fareyi nasıl kullanacağını, klavyede hangi tuşun ne işe yaradığını anlattı. Elif not aldı, dikkatlice izledi. Bazı şeyler zor geliyordu—bir sürü tuş, bir sürü fonksiyon. Ama öğrenmeliydi. Bir saat sonra ilk mola verildi. Herkes dışarı çıktı, Elif ve Lale bahçede oturdular. Lale çantasından çikolata çıkardı, Elif'e uzattı. "Al, ye. Kan şekerini dengeler" Elif gülümsedi, çikolatayı aldı. Telefonu çıkardı, yazdı: "Sen nereden bildin benim durumumu?" Lale okudu, omuz silkti. Yazdı: "Tahmin ettim. Bana hiç bakmadın konuşurken. Hep Selin'e baktın. Dudak okuyorsun sanırım." Elif şaşırdı. "Çok dikkatlisin." "Biraz." Lale güldü. "Annem öğretmen, bana hep 'insanları gözlemle' der. Ben de öyle yaparım." İkisi bir süre sessizce çikolatalarını yediler. Sonra Lale yazdı: "Bu arada, sen sosyal medya kullanıyor musun?" Elif başını salladı. "Hayır gerek duymuyorum." "Ya ben çok takılıyorum. Dün bi video gördüm, delirdim yani. Bir film editiydi hemen izlemem gerek. Adam bir yakışıklıydı." Lale gülerken omuzları titredi. "Yuh artık dedim." Elif gülümsedi. Lale'nin enerjisi bulaşıcıydı. Lale devam etti, yazdı: "Sen hangi filmleri seversin?" "Dram filmleri." "Of ya çıldırıcam, ben de! En son ne izledin?" Elif düşündü. "Köyden geldiğimden beri izlemedim. Zaman olmadı." Lale kaşlarını kaldırdı. "Köyden mi geldin?" Elif başını salladı. Yazdı: "Evet. Bir ay oldu." "Vay be. Şehre alıştın mı?" "Alışmaya çalışıyorum." Lale gülümsedi. "Merak etme, ben sana yardım ederim. İstanbul karışık ama güzel bir yer." İkinci ders başladı. Bu sefer Selin onlara internet kullanımını öğretti. Nasıl arama yapılacağını, hangi sitelerin güvenli olduğunu, e-posta nasıl gönderileceğini anlattı. Elif dikkatle izledi, not aldı. Lale ara ara ona baktı, gülümsedi. Ders bittiğinde saat dördü geçiyordu. Herkes toplandı, çıktı. Elif ve Lale birlikte yürüdüler. "Sen nerede oturuyorsun?" diye yazdı Lale. "Çınar Mahallesi." "Of, yakınmış. Ben de Gül Mahallesi'nde. Belki bir gün sana uğrarım." Elif sevindi. "Olur. Ben çok isterim." Lale durdu, telefonu çıkardı. "Numaranı verir misin? yazışırız." Elif numarasını verdi. Lale hemen mesaj attı: "Selam, benim Lale 🌷" Elif telefonu açtı, gülümsedi. Cevap yazdı: "Merhaba 😊" "Tamam, kaydettim. Yarın görüşürüz, tamam mı?" Elif başını salladı. "Tamam. Hoşça kal." "Hoşça kal Elif." Elif eve doğru yürürken içi rahatmıştı. Bir arkadaş edinmişti. Gerçek bir arkadaş. Lale ona acımayla bakmamıştı, merakla bakmamıştı. Sadece... normal davranmıştı. Ana caddeye geldiğinde Ayhan'ı gördü. Köşede durmuş, telefonuna bakıyordu. Elif ona dokundu, Ayhan başını kaldırdı. Bununda işi yok mu ya diye içinden geçirdi. "Elif! Naber?" Ayhan gülümsedi. "Kurstan mı geliyorsun?" Elif başını salladı. Telefonu çıkardı, yazdı: "Evet. Çok güzeldi. Bir arkadaş edindim." Ayhan okudu, kaşlarını kaldırdı. "Vay be! Helal olsun! Kim bu şanslı kişi?" "Adı Lale. Çok iyi biri." "İyi ya. Seviniyorum senin adına." Ayhan telefonu cebine koydu. "Bak şimdi, ben az önce marketteyim. Annem için bir şeyler aldım. Eve birlikte gidelim o zaman." Elif onu onaylayarak yürümeye başladı. Birkaç kişi ona dönüp tuhaf ve yargılayıcı baksada takmamaya çalışıp Ayhan'a odaklandı. Ayhan ona tane tane gün iinde neler yaptığından bahsediyordu. Elif'te ona bakıp başını sallayı ara sıra da yaptığı komik hareketlere gülerek yürüyordu. Ama mutluydu, sanki her şey yoluna giriyordu...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD