28.BÖLÜM

1993 Words
Yusuf Elif’i kolundan tuttu, Ayhan’a da omzundan destek oldu. Üçü birlikte parktan çıktılar. Sokağa adım attıklarında güneş batmaya başlamıştı, gökyüzü turuncuyla mora bürünmüştü, ama ne güneş ne de gökyüzü önemliydi şu an, sadece evlerine gitmek onlar için önemliydi, güvende olmak önemliydi. Mahallede insanlar onları gördü. Şaşkınlıkla baktılar. “Yusuf çıkmış!” diye fısıldaştılar. “Nasıl çıkmış?” dediler. “Daha duruşma bile olmadı!” dediler. Ama kimse yaklaşmadı, kimse soru sormadı, çünkü Yusuf’un yüzündeki o öfke, Ayhan’ın kanlar içindeki hâli, Elif’in gözyaşlarıyla ıslanmış yüzü herkesi uzak tutuyordu. Apartmana vardıklarında Yusuf Elif’i Ayhan’la birlikte kendi evine çıkardı. Merdivenler tırmanırken Elif’in bacakları titriyordu, adım atmakta zorlanıyordu, Yusuf fark etti, kolunu Elif’in beline doladı, dudaklarını belirgin kılarak konuştu ki Elif okuyabilsin: “Tutun bana.” Elif ona yaslandı, o sıcaklığa, o güce, ve merdivenler tırmandı. Her basamak bir çile gibiydi ama Yusuf’un kolu belinde olduğu sürece güçlü hissediyordu kendini. Yusuf’un evinin kapısını açtığında içerisi karanlıktı. Işığı yaktı. Her şey aynıydı, hiçbir şey değişmemişti, sanki Yusuf hiç gitmemişti, sanki dün çıkmıştı evden bugün dönmüştü. Elif içeri girdi, tanıdık kokular burnuna geldi, o erkek kokusu, Yusuf’un kokusu, ve içinde tuhaf bir huzur oluştu, sanki eve dönmüştü, gerçek evine. Oysa kaç aydır o kokuyla yaşıyordu. Ayhan kanepeye çöktü, inledi. Yüzü acıyordu, her yeri acıyordu. Yusuf mutfağa gitti, buzdolabından buz çıkardı, temiz bir beze sardı, Ayhan’ın yüzüne koydu. “Tut bunu. Şişlik iner.” Ayhan tuttu, inledi yine. “Abi sen nasıl çıktın? Duruşma henüz olmadı.” Yusuf Elif’e baktı. Elif kanepede oturmuştu, elleri dizlerinin üzerinde birbirine kenetlenmişti, bakışları boştu, sanki hâlâ şoktaydı. Yusuf yanına oturdu, elini Elif’in eline koydu, o soğuk titreyen ele. “Ayhan, sonra anlatırım, önce Elif’in sakinleşmesi lazım.” Ayhan başını salladı, anlamıştı. Yusuf Elif’in elini sıktı dikkatini çekmek için, döndü ona, yüzüne baktı. Elif onu görmüyordu bile, gözleri dalıp gitmişti bir yere, çok uzaklara. Yusuf elini Elif’in yüzüne koydu, çevirdi kendisine, gözlerinin içine baktı, dudaklarını tane tane hareket ettirdi: “Elif. Bak bana, güvendesin. Ben buradayım artık hiçbir şey olmayacak.” Elif gözlerini kırpıştırdı, odaklandı Yusuf’a, ve o an patladı. Yüzünü elleriyle kapattı, öne eğildi, omuzları titredi, ağladı, sessizce ağladı, öyle bir ağlamaktı ki sadece gözyaşları değildi dökülen, sanki ruhundan bir şeyler dökülüyordu, sanki içinde biriken o bütün korku, o bütün çaresizlik, o bütün acı bir anda taşıyordu. Yusuf onu bağrına çekti, sardı sımsıkı, bir eliyle kafasını okşadı, saçlarını, ensesini. Dudaklarını yavaşça hareket ettirdi, Elif görmedi ama Yusuf yine de söyledi: “Ağla. Sen güçlüsün. Çok güçlüsün. Ama bazen güçlü insanlar da ağlar. Ve bu normal.” Elif ağladı, uzun süre ağladı. Yusuf hiç bırakmadı onu, sadece tuttu, sardı, orada kaldı. Ayhan da sessizce izledi, kendi acısını unuttu, sadece Elif’in acısını gördü, ve içi burkuldu. Abisinin bu tavırlarını bile düşünemiyordu Elif'e odaklanmaktan. Sonunda Elif sakinleşti. Ağlaması durdu. Nefesi düzenlendi. Yusuf’un göğsünden kafasını kaldırdı, baktı ona, gözleri kızarmıştı, yüzü şişmişti, ama daha rahat görünüyordu, sanki bir yük düşmüştü omuzlarından. Yusuf gülümsedi ona. “Daha iyi misin?” Elif başını salladı. Evet, daha iyiydi. Yusuf mutfağa gitti, üç bardak su getirdi, hepsine verdi. “İçin. Susamışsınızdır. Biriniz ağlamaktan diğeriniz dayaktan bayılacak gibisiniz.” Elif içti, uzun uzun içti, sanki günlerdir su içmemişti, sonra bardağı bıraktı, Yusuf’a baktı, telefonu çıkardı, yazmaya başladı ama elleri titriyordu, telefon neredeyse düşecekti. Yusuf yakaladı, tuttu, “Yavaş,” dedi dudaklarını hareket ettirerek. “Acele etme.” Elif yavaşladı, yazdı: “Sen nasıl çıktın? Duruşma olmadı daha.” Yusuf telefonu aldı, okudu. Ayhan da merakla bekliyordu cevabı. Yusuf derin bir nefes aldı. “Duruşma olmadı ama tahliye oldum. Şartlı tahliye. Avukat yeni kanıtlar sundu, Aylin’in ifadesi değişti, adamlardan biri itiraf etti, savcı değerlendirdi, mahkeme acil karar verdi, tahliye edildi.” “Ne zaman?” Ayhan sordu. “Bugün. Bu sabah. Saat dokuzda içeriden çıktım.” “Neden haber vermedin?” “Verdim ama telefonlar kapalıydı. Teyzemin evine gittim, o da evde yoktu. Meryem ablaya gittim evde kimse yoktu. Panik oldum. Sonra eve geldim, eşyalarımı bıraktım, size haber vermeye çalıştım, olmadı, sonra mahalleye indim, seni görenler olmuş , geldim hemen. Ve… ve orada gördüm sizi.” Yusuf sustu. Gözleri karardı, yumrukları sıkıldı. “O adamları gördüm. Seni gördüm Elif. Seni sürüklüyorlardı. O… o alçak sana dokunuyordu. Ve ben… Ben dayanamadım. Tutamadım kendimi.” Elif okudu, her kelimeyi, ve o an anladı. Yusuf cezaevinden çıkar çıkmaz onu aramıştı, onu bulmuştu, onu kurtarmıştı. Önceliği kendisi değildi, ailesi değildi, dinlenmek değildi, öncelliği kendisiydi, koşa koşa ona gelmişti. İyi ki gelmişti. Telefonu aldı, yazdı: “Teşekkür ederim. Yine ve yeniden kurtardın beni.” Yusuf okudu, başını iki yana salladı. “Hayır. Sen kendini kurtardın. Sen direnmeseydin, o arabaya direk binseydin yetişemezdim. Sen dayandın. Ben sadece… ben sadece gelip o alçakları korkuttum. Hepsi bu.” Elif gülümsedi, küçük ama gerçek bir gülümsemeydi. Yusuf da gülümsedi. Elif utanarak bakışlarını kaçırdı ve etrafa baktı. Ayhan bunu fırsat bilerek araya girdi. “Abi, sen ‘karım’ dedin o adama. Neden?” Yusuf durdu. Gözleri Ayhan’a kaydı, sonra tekrar Elif’e döndü. Elif hâlâ etrafa bakıyordu, duvarları, tavanı inceliyordu sanki, sanki orada olmak istemiyordu, sanki konuşulanları duymak istemiyordu- ki zaten duyamıyordu. Yusuf Ayhan’a döndü, ciddi bir ifadeyle başını salladı. “Evet. Elif benim karım.” Ayhan’ın elindeki buz torbası düştü. Ağzı açık kaldı, gözleri büyüdü. “Ne? Nasıl yani? Abi sen ne diyorsun?” Yusuf elini kaldırdı, susturdu onu. “Şimdi değil Ayhan. Sırası değil. Ben daha yeni çıktım, dinlenmem gerekiyor. Ama anlatacağım. Söz veriyorum. Sadece… sadece şimdi değil.” Ayhan şaşkınlıkla baktı abisine. Bin tane soru vardı kafasında. Ne zaman evlenmişlerdi? Nasıl evlenmişlerdi? Kendisi nasıl bilmiyordu? Neden söylememişlerdi? Ama abisinin yüzündeki o ciddiyet, o yorgunluk, soru sormayı engelledi. “Tamam abi,” dedi Ayhan, yutkunarak. “Tamam. Sen bilirsin.” Tam o sırada kapı çalındı. Hızlı, panikli vuruşlardı. Ayhan ayağa kalktı, kapıya gitti, açtı. Ayşe teyze ve Meryem kapının önünde duruyordu, ikisi de soluk soluğaydı, sanki koşmuşlardı. Ayşe’nin yüzü korkuyla kasılmıştı, Meryem’in gözleri endişeyle parlıyordu. “Ayhan!” dedi Ayşe, nefes nefese. “Mahallede duyduk, parkta kavga olmuş, sen vurulmuşsun, Elif’i götürüyorlarmış, doğru mu? Sen iyi-” Cümlesi havada kaldı. Gözleri salona kaydı ve Yusuf’u gördü. Dondu. Meryem de gördü. İkisi de öyle dondu kaldılar ki sanki zaman durmuştu. Yusuf kanepeden ayağa kalktı, yorgun ama gerçek bir gülümsemeyle baktı teyzesine. “Teyze…” Ayşe bir an öylece durdu, sonra bir çığlık attı, ellerini ağzına kapattı, gözleri doldu. “Yusuf! Oğlum! Sen… sen çıkmışsın!” Koştu, sarıldı Yusuf’a, öyle sımsıkı sardı ki sanki bir daha bırakmayacaktı. Gözyaşları Yusuf’un omzuna aktı, sesi titredi: “Oğlum… oğlum gelmiş… nasıl çıktın? Duruşma daha olmadı… ben… ben anlamıyorum…” Yusuf teyzesini sakinleştirmeye çalıştı, sırtını okşadı. “Teyze, sakin ol. Ben iyiyim. Tahliye oldum. Şartlı tahliye. Bugün sabah çıktım.” Ayşe teyzesinin gözyaşları durmuyordu. Yusuf’un yüzünü ellerinin arasına aldı, baktı ona, sanki gerçek olup olmadığını kontrol ediyordu. “Gerçek misin sen? Rüya mü görüyorum?” “Gerçeğim teyze. Ben buradayım.” Meryem de içeri girmişti, Elif’i görmüştü. Koştu, sarıldı kızına. Elif sarılışıyla sarsıldı, annesinin kokusunu, sıcaklığını hissetti ve tekrar gözyaşları akmaya başladı. Meryem Elif’i kendisinden ayırdı, baktı yüzüne, kızarmış gözlerine, şişmiş yüzüne, dudaklarını belirgin hareket ettirdi: “İyi misin kızım? Sana bir şey olmadı değil mi? O… o alçaklar sana zarar verdi mi?” Elif başını iki yana salladı. "Hayır, zarar vermedi zaten Yusuf geldi ve aldı beni onların elinden." Meryem rahatladı. Sonra Yusuf’a döndü. Gözlerinde derin bir minnettarlık vardı, sözcüklere sığmayacak kadar derin. Yavaşça yaklaştı Yusuf’a. “Yusuf… Sen kurtarmışsın kızımı…” Yusuf başını eğdi. “Yapmam gerekeni yaptım Meryem abla.” Meryem gözlerini sildi. Sonra baktı Ayşe’ye, sonra Ayhan’a, sonra Yusuf’a. Bir şeyler söylemek istiyordu, evlilik hakkında bir şeyler, ama şimdi sırası değildi, Ayşe bilmiyordu, Ayhan da tam olarak anlamıyordu. Sessiz kaldı. Ayşe oturdu, derin bir nefes aldı. “Anlat bakalım oğlum. Nasıl oldu bu? Nasıl tahliye oldun? Bize neden haber vermedin?” Yusuf anlattı. Her şeyi anlattı. Avukatı, yeni kanıtları, Aylin’in ifadesini, mahkemenin kararını. Sonra bugün sabah çıktığını, kimseyi evde bulamadığını, paniğini, parkta olanları. Ayşe dinledi, her şeyi dinledi. Sonra Ayhan’a baktı. Oğlunun yüzü morarmıştı, şişmişti, dudağı patlamıştı. “Oğlum sen ne hale gelmişsin? Sana vuran elleri kırılsın.” Ayhan sırıttı. “Anne ben iyiyim. Alıştım dayak yemeye artık.” “Nasıl alıştın?” Ayşe sinirlendi. “Her gün mü dövülüyorsun sen?” “Hayır anne, şaka yapıyorum. Ben iyiyim gerçekten.” Ayşe başını salladı, sonra Yusuf’a döndü. “Sen parkta ne yaptın? Onları nasıl korkuttun?” Yusuf anlatmadı detayları. Sadece şunu söyledi: “Onlara Elif’e dokunamayacaklarını söyledim. Ve onlarda bunu sakince kabullendiler.” Meryem araya girdi. “Ama gelebilirler tekrar. Bugün korkup kaçtılar ama yarın, öbür gün, kim bilir…” Yusuf başını salladı. “Biliyorum. O yüzden dikkatli olacağız. Elif zaten burada kalıyor, ben de artık buradayım. Daha dikkatli olacağız.” Ayşe baktı Yusuf’a, sonra Elif’e. “Evet, iyi ki Elif burada kaldı bu süre boyunca. Senin evinde güvendeydi en azından. Ama şimdi… şimdi sen de varsın, konuşurlar oğlum uygun olmaz..” Yusuf başını salladı. “Evet teyze konuşacaklar ama merak etme uygun ve ben onların da sessini keseceğim..” Ayşe yavaşça başını salladı fazla sorgulamadı ama soruları vardı, zihninde o kadar çok soru vardı ki.... Oğlu yeni çıkmıştı, yorgundu, stresli bir gün geçirmişti. Sorular bekleyebilirdi. Meryem ayağa kalktı. “Ben size yemek hazırlayayım. Aç olmalısınız. Elif’in sevdiği şeyleri yapayım.” Ayşe de ayağa kalktı. “Ben de yardım edeyim. Yusuf yeni çıktı, hapishane yemeği yemiş aylarca. Güzel bir yemek yapalım.” “Teyze, Meryem abla, gerek yok-” “Sus!” Ayşe elini kaldırdı. “Sen dinlen. Biz hallederiz. Ayhan sen de gel benimle.” Ayhan ayağa kalktı, ama Yusuf’a baktı, sanki sormadan gitmek istemiyordu. Yusuf başıyla işaret etti, “Git. Ben iyiyim.” Ayhan, Ayşe ve Meryem çıktılar. Kapı kapandı. Yusuf ve Elif yalnız kaldılar. Sessizlik çöktü salona. Ağır bir sessizlikti, ama rahatsız edici değil. Sadece… yoğundu. Duygularla doluydu. Yusuf döndü, baktı Elif’e. Elif kanepede oturuyordu, elleri dizlerinde, başı öne eğikti. Yorgundu, çok yorgundu. Yusuf yanına oturdu. Elini Elif’in eline koydu dikkatini çekmek için. Elif başını kaldırdı, baktı ona. Yusuf dudaklarını yavaşça hareket ettirdi: “Dinlenmek ister misin? Odana geç, uzan biraz.” Elif başını iki yana salladı. Uyumak istemiyordu. Sadece oturmak istiyordu, Yusuf’un yanında oturmak istiyordu. Yusuf anladı. Elini sıktı. “Tamam. Otur burada. Ben de oturayım biraz..” İkisi öyle oturdular, uzun süre. Konuşmadılar, ama konuşmalarına gerek yoktu. Varlıkları yeterliydi. Yusuf’un eli Elif’in elindeydi, sıcaktı, güven vericiydi, ve Elif kendini daha iyi hissediyordu. Sonunda Elif telefonu çıkardı, yazdı: “Ayhan'la bir şey konuşuyordunuz sanki. Ne konuşuyordunuz?” Yusuf telefonu aldı, okudu. Duraksadı. Ne söyleyecekti? Gerçeği mi söyleyecekti? Şimdi mi söyleyecekti? Hayır. Şimdi değil. Elif çok yorgundu, çok yıpranmıştı. Evlilik konusunu şimdi açmak doğru olmazdı. Beklemeliydi, doğru zamanı beklemeliydi. Telefona yazdı: “Önemli değil. Sadece parkta olan şeylerle ilgiliydi. Sonra konuşuruz.” Elif okudu. Başını salladı. Tamam. Ama içinde tuhaf bir his vardı. Yusuf bir şey saklıyordu, Elif hissediyordu. Ama ne? Bilmiyordu. Ve o an öğrenmek de istemiyordu. Sadece Yusuf’un yanında olmak istiyordu, güvende hissetmek istiyordu. “Elif,” dedi Yusuf, dudaklarını yavaşça hareket ettirerek. “Ben artık buradayım. Seni koruyacağım. Kimse sana bir daha dokunamayacak. Söz veriyorum.” Elif okudu, gözleri doldu. Telefonu aldı, yazdı: “Neden? Neden benim için bu kadar çok şey yapıyorsun?” Yusuf okudu. Uzun süre baktı ekrana. Sonra Elif’in gözlerine baktı, derin derin baktı. Dudaklarını hareket ettirdi: “Çünkü sen önemlisin. Benim için çok önemlisin. Senin için her şeyi yaparım.” Elif okudu. Kalbi hızlandı. Önemli miydi? Gerçekten önemli miydi? Her şeyden kastı neydi? Telefonu aldı, yazdı: “Ben sadece senin komşunun kızıyım. Sadece bir yabancıyım.” Yusuf okudu. Başını iki yana salladı, güçlüce salladı. “Hayır. Sen yabancı değilsin. Sen… sen artık benim ailemsin. Sen önceliğimsin. Sen benim için yabandı dışında her şeysin.” Elif okudu. Ailesiydi. Yusuf onu ailesi olarak görüyordu. Ama nasıl? Neden? Tam bir şey yazacaktı ki Yusuf ekledi: “Ve Ayhan’ın sorduğu şey… o konu… onu konuşacağız. Yakında. Ama şimdi değil. Şimdi sen dinlen, kendine gel, sonra her şeyi konuşuruz. Tamam mı?” Elif başını salladı ve başını Yusuf'un omuzuna koyarak ağlamaktan ağrıyan gözlerini kapattı. Onun için huzur buydu, onun için Yusuf'un omuzları huzurdu, evdi, güvendi. Onun için o her şeydi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD