Bölüm IV.

1749 Words
Birine yük olmak"... Veya yük oluyormuş gibi hissetmek. Aslına baktığınızda bazen iki kelimeden fazlası değildir; ama insan onu en yakınının ağzından duyduğunda, içindeki bütün dengeler sessizce yer değiştirir. Çünkü insan sevdiği kişiye yük olmayı değil, onun yükünü hafifletmeyi ister. Onun omuzlarına yük bindirip dayanmak değil, o yükleri hafifletip ona omuz olmak ister. Ama o söz bir kere ağızdan çıktığında veyahut insan bunu kalbinin en derininde hissettiğinde, insanın kalbinde görünmeyen bir çatlak açılır. Senin için atan kalpten akan her bir damla kan o çatlaktan acı içinde akar gider. Kendini birden odadaki fazlalık eşya gibi hissedersin; varlığınla sessizce yer kaplıyormuş gibi.. İşte en çok da bu düşünce yakar insanı. Çünkü insan yabancılardan gelen sözleri unutabilir, olmamış sayabilir ama sevdiğinin ağzından çıkan bir cümle o darbeyi almış kalpte uzun süre yankılanır. Ve o andan sonra insan susar. Hiçliğe susar, kedere susar, bir dolu kadehe, bir çift göze susar. O an ne söyleyeceğini bilemezsin. Kalbin konuşurken dilin lal olur da bir cümleyi kendine layık görmezsin. Ama kalbin durmaz sadece sessizce kırılır. Ve insan o kırığın sesini kimseye duyuramasa da, içinde taşıyacağı ince sızı zamanla ya merhamet eder geçer ya da artarak sızlamaya devam eder. Bazı kırgınlıklar anlatılacak kadar hafif değildir; sadece içten içe taşınacak kadar ağırdır. ✿ ✿ ✿ Sırat abi telefonu masanın üzerine bıraktığında, telefon açıktı ama bir müddet sonra ses gelmediğini anlayınca Umut Karan telefonu kapatmıştı. Dakikalar birbirini kovalarken oda, dışarıdaki ne zaman başladığını bilmediğimiz fırtınanın uğultusunu bastıran ağır bir sessizliğe gömüldü. Artık sadece kahve kokusu yoktu; havada metalik, genzi yakan, dişlerin arasına dolan cinsten elektriklenme vardı. Sanki görünmeyen bir şey odanın ortasında nefes alıp veriyor, her solukta havayı biraz daha ağırlaştırıyordu. Ve dikkatimi çeken bir şey oldu. Sırat abinin az önceki o yumuşak, korumacı tavrı bir anda dağıldı. Yerine, daha önce hiç görmediğim kadar soğuk... yabancı... avını izleyen bir yırtıcının dikkati yerleşti yüzüne. İster istemez gerilmiştim, ama merak da ediyordum. En sonunda merakıma yenik düşüp konuştum. En fazla ne olmuş olabilirdi? "Üç ay önceki dosya.." dedim fısıltıyla. Sesim titredi, ama olayın korkusundan değil atmosferdeki gerilimden titremişti. Sedat abi ne zaman gelecek acaba? "Otoparkta ne olmuştu abi? O kurban.. ona ne oldu?" Sırat abi cevap vermedi. Ve açıkçası ben şuan da kendisinin her zamanki neşeli halini özlüyordum. Ayağa kalktı, yavaş bir kaç adım atıp şömineye yürüdü. Maşayı aldı, kapağı açıp odunları sertçe karıştırdı. Kıvılcımlar havaya sıçrarken alevler yüzünü aydınlattı. Evet hâlâ cevap bekliyorum. O an gözlerindeki maviliğin içinde saf bir keder değil.. bastırılmış bir öfke gördüm. "Bunu bilmen," dedi dişlerinin arasından, "uykularını kaçırmakla kalmaz Alya.. aklını da alır," Bla bla bla ben neyim burada çaycı başımı? "Abi, bilgini tazelemek için tekrarlıyorum biliyorsun ben bir dedektifim. Senin, Sedat'ın, Bahar'ın, Koray'ın, Kerim'in ve şirketteki diğer bir kaç kişinin olduğu gibi bende bir dedektifim ve ne olaylar yaşayıp ne çok cinayetlere tanık oldum. Koray'ın zorla yaptırdığı ilk iş günlerimdeki gibi artık bir cinayet olayında korkmuyorum geri kaçmıyorum. Ceset görünce korkup iğrenmiyorum artık işim gereği hepiniz gibi bir bağışıklık kazandım ve şuan ilgilendiğim cinayet dosyaları var. Üstelik en zor vakalar bende yani merak etme uykumu da kaçırmaz aklımı da almaz en kötülerine şahitlik ettim buna mı katlanamayacağım?" Bende birileriyim ama kimse takmıyor maşallah. Konuşmam bitince, "Sadece şunu bil," diye devam etti. Sesi alçalıp karardı. "O şey bir gölge değil. Fiziki kuralları kendi lehine büken..iz bırakmayan... ama ruh parçalayan bir sis bir mühür." Anlat artık diyeceğim sırada alt kattan, tahminimce dosya odasının pencerelerinden birinin tıkırdadığını duyduk. Tık. Tık. Tık. Rüzgar değildi. Çok düzenliydi. Çok bilinçliydi. Doğru duyup duymadığımdan emin olmak için aşağı kata doğru gideceğim esnada Sırat abinin bedeninin gerildiğini gördüm. Eli bi anlık refleks ile belindeki silaha gitti ama bir şey bulamayınca hemen etrafa bakındı ve şöminenin karşısında duvarda bulunan bir dolaba ilerleyip içinden silahı alıp kontrol etti. Bana döndüğünde gözlerinde gördüğüm ifade... insani değildi artık. Saf tehdit algısıydı. Onun amacını anlayınca bende harekete geçeceğimi kendisine bildirdim ama keşke bildirmeseydim. "Abi bana da ver bir tane tabanca, benimki evde kaldı sana yardım edeceğim," durdu "Ne yapacaksın tekrarlasana bir," dedi. "Sana yardım edeceğim abi her ne yapacaksan tek başına yapma," Sırat abinin gözlerinde az bir şey kalan o tanıdık, korumacı ışık sönüp yerini ham bir nefret ve tahammülsüzlüğe bırakıp "Sen bana yük olmayı bırak o yeter," dediğinde oda buz kesti. Az önceki sessizlik artık bir huzur değil, bir idam mangasının tüfeklerini doğrulttuğu o son saniyeydi. Bu cümleyi Sırat abiden duymanın ağırlığı ve şaşkınlığı ile "B-ben yük değilim," dedim, sesim boğazımda düğümlenirken. Daha sonrasın da "Ben sana yük mü oluyorum abi?" diye sordum dolu gözlerle. Sırat abi bir adım dibimde bitti. O kadar yakındı ki uzun boyuna rağmen göz bebeklerinin titrediğini görebiliyordum. Ama bana bakmıyordu; sanki bir böceğe, ayak bağı olan bir eşyaya bakıyordu. "Yük müsün?" diye sordu. Sesi bir kırbaç gibi şakladı odada. "Sadece yük değil, ayak bağısın Alya! Şu haline bak! Titremekten başka ne yapabiliyorsun? Bir de ortalıkta iyi bir dedektifim diyerek geziniyorsun. Senin bu çocukça merakın, bu bitmek bilmeyen 'yardım etme' çaban beni zehirliyor!" Sırat abiden, güvenli bulduğum limanımdan bu sözleri duymak beni yıkılmak üzere olan ama temelleri ile yıkılmamaya çalışan bir bina gibi yapmıştı. Onun bu sözleri beni tonlarca ağırlığın altında eziyordu ama susmadım. Kendimce dedim ki her insanın sinirli bir anı olabilir sen takma kafana. "Abi, sadece ne olduğunu anlamaya çalışıyorum..." dedim çaresizce. "Anlama!" diye bağırdı yüzüme doğru. Eğilip masanın üzerinden bardağı aldığı gibi yere fırlattı. Cam parçaları ayaklarımın dibine saçılırken yerimde sıçradım. "Senin o sığ beynin bu olanları kavrayamaz! Seni sürekli yanımda tutmaya çalışıp evimde ağırlamak hayatımın en büyük hatasıydı. Seni korumak zorunda olmasam, şuan o dışarıdakiyle çoktan işim bitmişti. Defol git yukarı! Gözüm görmesin seni!" E ama yok artık ya. "Beni korumak ve evinde ağırlamak zorunda değilsin kimse sana böyle bir görev vermedi. Ben sana ne yaptım ki ateş gibi harlandın bilmiyorum ama sen rahatını bozma dışarıdakini de ben hallederim evime de ben giderim. Bundan sonra bakmak zorunda kalmazsın bana!" diyerek bende bağırdım gözümden yaşlar akın akın boşalırken. Durduk yere bu kadar patlaması çok gereksizdi! Ben ne yapmıştım ki? Hızlı adımlar ile eşyalarıma doğru hamle yaptığım esnada "Yukarı git dedim sana gereksiz bir paçavra gibi ortalıkta dolanıp durma," diye bağırdı tekrar. Gözümden yaşlar süzülürken bir adım geriye atıp kendisine baktım "Beni gerçekten böylemi görüyorsun?" Yüzünü tiksinti ile buruşturdu. "Beni yavaşlatıyorsun. Git ve kapını kilitle. Mümkünse orada yok ol, varlığını unutmamı sağla. Şu an tek istediğim senin o titreyen sesinden kurtulmak." Sözleri bu yaşıma kadar aldığım yaralardan daha derin yara açmıştı ruhuma. Hiç bir şey demeden merdivenlere koştum. Her basamakta Sırat abinin o soğuk, yabancı sesi yankılanıyordu kafamın içinde. En sonunda odaya girip kapıyı kilitlediğimde karanlık üzerime çöktü. Aşağıdan hiç bir ses gelmiyordu. Sırat abi sanki beni odaya hapsettikten sonra evi ter etmiş ya da olduğu yerde taş kesilmişti. Derken, burnuma o koku geldi. Önce hafif bir nem kokusu sandım ama saniyeler içinde koku ağırlaştı. Bu, taze bir çam kokusu değildi; bataklıkta boğulmuş, üzerine kükürt dökülmüş ve yüzyıllarca güneş görmemiş bir ormanın leş kokusuydu. Geniz yakmıyor, doğrudan ciğerleri felç ediyordu. Tık. Tık. Tık. Kapının hemen arkasından geldi ses. Pençemsi bir tırnağın ahşabı hafifçe kazıması gibi düzenli bir tempo ile. "Alya..." dedi bir ses. Sırat Abiydi. Ama bu ses, az önce aşağıda beni aşağılayan o gür ses değildi. Bu ses inceydi sanki boğazında cam kırıkları varmış gibi hırıltılıydı. "Kapıyı aç küçük hata... Kahvene şeker atmayı unutmuşum. Tadı acıydı değil mi? Tıpkı sözlerim gibi." Kanımın damarlarımda donup kristalleştiğini hissettim. Sırat Abi bana asla kahve içirmezdi. Tıpkı bugün izin vermediği gibi mide rahatsızlığım geçene kadar elimde ne zaman fincan görse hemen alırdı. Ne yapacağımı şaşırmış şekilde hafifçe kapıya yaklaştım. "Abi, git buradan," diye fısıldadım kapıya doğru. "Neden?" dedi ses. Şimdi kapının hemen dibindeydi. Nefesi kapı boşluğundan içeriye sızan o çürümüş kokuyu daha da ağırlaştırıyordu. "Aşağıda ne demiştin? 'Yük değilim'. Kanıtla o zaman. Aç kapıyı ve bana ne kadar cesur olduğunu göster canım. Seni yanımda istemiyorum demiştim ya.. Yalan söyledim. Seni tam olarak istiyorum bir tanem." Duyduklarım ile kulağıma inanamıyordum. Sırat abideki bu hal ve tavır değişimi de neyin nesiydi? Korkudan geberiyorum Allah'ım yardım et! Kapı kolu yavaşça, nazik bir tempo ile aşağı indi. Kilitli olmasına rağmen, metalin gıcırtısı odanın sessizliğini parçaladı. Kalbim yerinden çıkacak gibi atarken tavandan gelen cızırtı ile bakışlarımı oraya çevirdim. Ampul cızırdıyordu ve ışık beyaz renkten turuncu renge doğru renk değişikliği yaşıyordu. En sonunda ışık mor renge dönüştü ve büyük bir patlama ile söndü. Korku ile geriye doğru kaçtım ve o an kapının altından siyah, yağlı bir sıvı sızmaya başladı. Aslında hayır, mantıksız hareket eden bir gölgeydi bu. Odanın zeminini bir mürekkep gibi kaplarken, kapının kilidi kendi kendine sanki görünmez bir anahtar varmış gibi döndü. Klik. Kapının kilidi açılmıştı ama kapı sonuna kadar açılmamış, sadece bir parmak genişliğinde aralanmıştı. Korkudan bağıramadığımı bile yeni yeni fark ederken, o aralıktan bir el uzandı. Bembeyazdı. Mermer kadar pürüzsüz ama bir ceset kadar cansız. Parmak boğumları normal bir insanınkinden iki kat fazlaydı ve her biri örümcek bacağı gibi kendi başına hareket ediyordu. Tırnakları ise.. Evet tırnakları yoktu; parmak uçları sivri kemik uçlarıyla bitiyordu. Allah'ım gerçek mi bu lütfen kurtar beni. Geri çekilmeye çalıştım ama geri gide gide duvarın dibine gelmiştim. Kaçacak yer yoktu. El, havayı bir bıçak gibi yararak üzerime atıldı. Beş tane uzun buz gibi parmak boğazıma dolandığında, dokunduğu yerdeki derimin anında morarıp donduğunu hissettim. Beni kendine doğru çekerken, kapı aralığında Sırat abinin yüzünü gördüm. Yardım istemek için elimi kaldırmaya sesimi çıkarmaya çalışsam da elektromanyetik bir güç tüm vücutsal fonksiyonlarımı engelliyordu elinde oyuncak bebek gibi kalmıştım. O an fark ettim ki bu Sırat Abinin yüzü değildi. Yüzü, Sırat Abinin yüzünün kilden yapılmış ve yamultulmuş haliydi. Göz yuvaları boştu içinden o siyah dumanlar çıkıyordu. "Ah aptal kız vah aptal kız," dedi o surat konuşarak. "O kadar aptalsın ki aşağıda benimle konuştuğunu fark etmedin bile. Ben onun ruhuna girdim simasını çaldım. Seni kendime hedef seçtim." git gide nefesim bitiyordu ve acıdan gözümden yaş akmaya başlamıştı. Dediği gibi gerçekten benimle konuşan kimdi bilmiyorum ama şuan tek isteğim az da olsa nefes almaktı. "Seni seçmiştim," diye fısıldadı yaratık tekrardan Sırat Abinin sesiyle. "Çünkü o seni korumak için ruhunu satardı. Şimdi ruhunu ben alıyorum onu ise vicdanı ile baş başa bırakıyorum. Seni benden koruyamamış olmanın vicdanı.." Tam o anda, evin diğer ucundan, merdivenlerin başından gerçek bir haykırış koptu. Bu ses dolu dizgin. Korku dolu ve derinden geliyordu. "ALYA! SAKIN AÇMA O BEN DEĞİLİM! ABİM O BEN DEĞİLİM ALYA-" Gerçek Sırat Abinin sesi, boğazımdaki elin basıncıyla kesilen nefesim ile uzaklaştı. Beyaz el beni o karanlık kapı aralığına, o çürümüş orman kokusunun geldiği hiçliğe doğru çekti. Işıklar tamamen kaybolduğunda hissettiğim son şeyler, boynumdaki o buzdan parmakların derimin altına sızmaya başlaması ve gözümden yanağıma doğru süzülen son göz yaşımın ıslaklığıydı. En önemlisi ise o durumda bile kırgınlık hisseden kalbimdi. Onunda nefesini almışlardı..
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD