7.Bölüm Afran ağa..!

1322 Words
Yazarın anlatımı... Afran iki kadını öfke içinde bıraktığını bilerek eskiden dedesi ve babasının kullandığı şimdi de kendisinin kullandığı odaya dalar gibi girdi. Zaten masada yeterince ağalara öfkelenmişti. Şimdi de karısı ve karsının annesi sanki durumun vehametinin farkında değilmiş gibi ona hesap soruyordu. Halası farkında değil miydi Esila ölecek, hayatı tehlikede. Fakat halası hâlâ kızının üstüne gelecek kuma derdine düşmüştü. Esila'nın canını bir kez bile sormayan kadın. Oklar kendi kızına dönünce sessizliğini nasılda bozmuştu. Ya amcası? Öz yeğeni ölecek olmasına bile sesini çıkarmadan sessizce olan biteni izleyen amcası. Kimsenin umrunda olmadığını biliyordu Afran ama bugün daha bir net anlamıştı. Onun kendinden başka güvenecek kimsesi yoktu. Uygulamalı bir şekilde göstermişti akrabaları ona. Afran derin bir nefes çekip kendini koltuğa gelişi güzel atıp eli ile yüzünü sertçe ovuşturdu. O istiyor muydu sanki böyle olsun. Kendi kardeşini kurtarırken masum bir kızın hayatını hiçe saymak, annesinin bile isteyeceği bir şey değildi. Kendini boğuluyor gibi hissediyordu. Zihninde yankılanan yanlızlık ve çaresizlik hissi onu nefessiz bırakıyordu. Daha Dicle ile olan evliliği tam oturmamışken şimdi ikinci bir karısı oluyordu. O asla kuma isteyecek bir adam değildi. Karısı yapmayacaktı elbette. Ancak herkes öyle bildiği için o kız onun namusu olacaktı. O yüzden bu konaktan başka bir yere gönderemezdi. Çaresi yok, hayatını böyle devam ettirecekti. Babası yaşında adamın koynuna girmekten iyiydi. Hoş kıza sormamıştı bile. Hem sorsa bile cevap alamayacağı ortada olan bir gerçekti. Sorsa bile derdini nasıl anlatacağını bilmiyordu. Kardeşi hâlâ evin arka kısmında olan küçük odada duruyordu. Özkan denen şerefsizi ne yaptıklarını sormamıştı bile. Yarın nikahtan sonra Esila ve kaçtığı adamı dışarı atacaktı. Yüzlerini bile görmeye öfkesi dayanmıyordu. Ailesine tercih ettiği adam bakalım kaç gün Esila'ya bakacaktı. Esila alışık biri değildi sefil hayata. Giydiği markalı kıyafeti Özkan'ın bir maaşı bile karşılamazdı. Hoş adamın kayıtlı olduğu, yaptığı bir işte yoktu. Boş bir adama Esila kaç gün dayanacak merak ediyordu. Çok geçmeden pişman olup kapıya geleceğinden adı gibi emindi, emindi de. Annesi üzülmesin diye yine gelişine bile sesini çıkarmazdı. Fakat bu defa çizmeyi fena aşmıştı. Ve kolay kolay affedecek gibi durmuyordu Afran. *** Gece olmuştu fakat Afran oturduğu yerden milim kıpırdamak istemiyordu. Yemek için çağıranlara bile kapıyı açmadan cevap vermişti. Şimdiye kayınpederinin yanına hesap için gelmesi gerekirdi. Ancak gelen giden olmamıştı. Hoş gelseler bile hesap vermeye niyeti yoktu. Hatta masada yaptığı hatsizliğin hesabını bile sormak istiyordu. Kendi odasına bile gitmeden çalışma odasında koltuğa kıvrıldı. Huzur ondan çok uzaktaydı. Hoş o odada istediği huzuru hiç bir zaman bulamamıştı. Şimdi odaya gidip Dicle ile tartışmaya girmek için hali yoktu. Yeterince açık konuşmuştu. Anlamak istemez, uzatırsa Dicle zararlı çıkardı. Ağrıyan başını tutarak gözlerini kapattı. Uykusu vardı, vardı da. Biraz sonra gördüğü kabuslar sıçrayarak uyanmasını sağlar, yeniden uykusuz bir gece Afran'ı bulurdu nasıl olsa. Yinede çaresizlikle uykuya gözlerini teslim etti. *** Xazel, ağlamanın ve sürüklenerek zorla yürütülmesinin yorgunluğuyla sabaha kadar uyumuştu. Bedenini sardığı kollarını ve kastığı bacaklarını gevşetip ayaklandı. Üşümüştü. Üşümüş olmasına rağmen nasıl bu kadar deliksiz uyuduğunu düşündü. Kafasını odanın içinde döndürüp döndürüp tekrar tekrar bakındı. Dünkü yaşadığı bir kabus, kötü bir rüya olmasını istiyordu. Hakkında, onun adına çıkan kararla ilgili hiç bir bilgisi yoktu. Kimle berdel olmuştu? Hangi yaşlı ağaya vermişlerdi onu? Yada hangi ağanın oğluna, kaçıncı karısı olarak alınmıştı? Abisi onun hayatını hiç düşünmemişti. Ancak o abisi ne durumda olduğunu merak ediyordu. Ölüm hükmü çıkmamıştır. Diye düşünüyordu. Koskoca Bedirhan'ların kızıydı. Aşiret büyüktü. Aşiret, illaki onu kurban edecek birini bulurdu. Öylece ayağa kalkmış çaresizce odanın küçük penceresine baktı. Pencerenin manzarası, küçük bir beton koridoru gösteriyor. Koridorun duvarından başka bir şey gözükmüyordu. Günün parlak ışığı yansıyor ama oda günüdüzün aydınlığı kadar ışık olmuyordu. Açılan tahta kapının gıcırtı sesiyle arkasında kalan kapıya dönmek istedi. Ancak dönerse duyduğu belli olur diye biraz bekledi. Omzuna değen parmaklarla yavaşça dönen Xazel dünkü kadının yanında konuşan Songül'e karşılaştı. "Günaydın diyeceğim ama boşa demiş olurum." dedi Songül, Xazel'e karşı ters bakışı vardı. Xazel, Songül'e yine tepki vermeden boş boş baktı. İçi yanıyordu zaten. Bir de bu kızın onu anlamasıyla uğraşmak istemiyordu. "Hadi gene iyisin." diyen Songül elimdeki çiçekli, beli lastikli, uzun elbiseyi Xazel'e doğru uzattı. Xazel, bir elbiseye birde Songül'e bakarken Songül, Xazel'in duymadığını unutmuş gibi hâlâ konuşmaya devam ediyordu. "Ağa karısı oluyorsun. Kuma falan ama olsun. " derken elini sallayarak devam etti. "Ohooo kime laf anlatıyorsam?" Songül, Xazel'i tepeden tırnağa süzerek eline elbiseyi verdi. Kıza yazık oldu diye içinden geçirirken Dicle ve Evin hanımın elinde bu kızın kaç gün yaşayacağını hesaplamayı da ihmal etmedi. Sonuçta Evin hanım, kendi kumasını hatta Dilruba hanıma bile acımamış bu kız Evin hanım için çekirdek gibi gelmez miydi. Songül elindeki yemeniyi de Xazel'in eline tutuşturup eli ile saçlarını gösterdi. Kızın saçlarında hafif gözlerini gezdirmeyi de ihmal etmedi. Kızın saçları, kestane kabuğu renginde, dümdüz ve at tüyü gibi parlıyordu. "Yazık güzelde bir şeymişsin, yazık oldu gençliğine." diyerek odadan çıkıp giden Songül'e Xazel'in zaten hali hazırda gözüne doluşan göz yaşları yanağına doğru süzüldü. Yutkunup acı çeker gibi eline verdikleri basmadan elbiseye baktı. Hangi yaşlı ağanın kuması oluyordu kim bilir. Çaresizdi, hayır demeye dili yoktu. Ancak dese bile dinlemezlerdi de. Abisi ölmesin diye babası onu diri diri mezara sokuyordu. Hiç aklına getirmiyor muydu? O da onun evladı değil miydi? Annesinin ölümü onun suçu muydu? O ister miydi annesiz kalıp acı bir şekilde büyümek. Daha küçük çocukken komşular tarafından hayatta kalmıştı. Babası yüzüne bile bakmaz, görmek bile istemezdi. Gördüğünde de dövmesin diye Xazel kaçacak delik arardı. Bazen annesiyle birlikte keşke ölseydim dediği çok zaman olurdu. Ancak isyan ettiğini düşünüp içinden tövbe çekerdi. Şimdi yine o keşke ölseydim dediği anlardan birini yaşıyordu. Uzun zamandır dilinde olmayan ölme isteği geri yerleşmişti. küçüklüğündeki gibi korkuyla çarpıyordu küçük yüreği. Dilruba hanımın hayatını kurtardığı o çaresiz çırpındığı günkü gibi yine çaresizdi. Aradan beş yıl geçmişti. On üç yaşında babasının sokak ortasında döverken Dilruba hanım oradan geçmesi bir mucize gibiydi. Çekip almıştı hiç düşünmeden kadın onu. Babası, koskoca hanım ağaya karşı gelecek değildi ya. Kabul etmişti çiftlikte çalışmasına. Kimseye gözükmeyen, hayalet gibi yaşamıştı beş yıl boyunca Xazel. Babası yetişkin kız, laf söz çıkarır bu dediği için Xazel kimseye görünmez, akşamları ahırda hayvanlarla ilgilenirdi. Sabahları da herkesten önce kalkar yine soluğu ahırda alırdı. Bazen kimse uyanmadan karbeyazı alır dolaşır gelirdi. Kimsenin gidemediği yerleri bilir giderdi Xazel. Ne işe yaramıştı şimdi hayalet gibi yaşamak. Onun varlığını sadece çiftlikte çalışanlar bilirdi. Onlarda severdi sessiz Xazel'i. Songül'ün getirdiği elbiseyi giyip, kafasına da yemeniyi saçı gözükmeyecek şekilde bağladı. Gözleri kan ağlıyordu. Elleri ayakları korkudan yaprak gibi titriyordu. Fakat ölüm hükmü ona verilmişti. Yapacak başka çaresi yoktu. Abisinin diyetini o ödeyecekti. Kurban belliydi, ne olacaksa kaderine razı gelip kabul edecekti. Zaten dili suskundu, şimdi herkes duymadığını da düşünüyordu. O da duymuyor gibi yapar, dayatılan acıya razı gelirdi. Kapı yeniden açılınca yine Songül girdi. "İyi bari anlamış, giymişsin." dedi Xazel'e bakarak. Xazel kafasını yerden kaldırmadan sessiz sessiz gözyaşı döküyordu. Songül, Xazel'in kolundan tutup yürümesi için komut verirken bir yandan kolunu bırakmadan yürüttü. Dar ağacına doğru adım adım yürüdüğünü düşündü Xazel. İdam mahkumları gibi urganı boynuna geçirip hepsi aynı anda tekme atacaktı tabureye. Aldırmadı, zaten yaşarken ölü değil miydi o? Yavaş yavaş uzun beton koridoru aşıp avluda toplanmış meraklı kalabalığa başını bile kaldırıp bakmadı. Etraftan karmaşık sesler geliyordu? "Ee, nasıl kıyacaklar nikahı? Kız duymuyor nasıl anlatacaklar?" diye merak edenler. "Okuma yazması varsa yazar anlatırlar." diye fikrini söyleyenler. Xazel'in okuma yazması vardı. Ancak kimse bildiğini bilmezdi. Hayvanlarla ilgilenen baytar Karan abisi hergün bir harf öğretmiş Xazel'de kendi çabalarıyla öğrenmişti. Ancak şimdi bunu kimseye söylemeye niyeti yoktu. Hoş nasıl söyleyecekti de. Avluda herkesin bakışları arasında orta kısıma kurulmuş masa ve imam göründü. İmamın karşısında kimse yoktu. Songül'ün yardımıyla sandalyeye oturan Xazel, yanı başına gelecek ağayı merak bile etmiyordu. Nikahı neden kendi konağında değilde burada kıydığını da anlamamıştı. Çok geçmeden sert ayak sesi masaya doğru yaklaşırken Xazel oturduğu sandalyeye biraz daha gömülüp büzüldü. Hâlâ bedeni titriyordu. Eliyle eteğini yırtmak ister gibi sıktı da sıktı. Gözleri artık damla damla akmayı bırakmış bir dere misali hızlı hızlı akmaya başlamıştı. Yanı başına oturan ağaya dönüp bakamazdı zaten ama şimdi hiç bakmak bile istemedi. İmam boğazını temizleyip konuşmaya başlayınca söylediği isimle Xazel sıkı sıkıya kapattığı gözlerini hayretle kocaman açıp kafasını ilk kez kaldırdı. "Şahitlerde yerini alsın, nikahı kıyalım Afran ağa!!"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD