Yazarın anlatımı... *Geçmişten kesit*
Gökyüzünün her tonunu içinde barındıran bir sabah, Afran atının yelesini okşayarak hazırlandı. İçinde yaşadığı sorunları sert rüzgarın etkisiyle geride bırakmak istiyordu. Yine uykusuz geçirmişti geceyi. Halasının kızı Dicle ile evleniyorsun demişlerdi. Gönlü Dicle'yi istemiyordu ama aşiret büyükleri böyle istemişti. O da zamanla alışırım diyordu. Ancak kalbindeki sıkışma ve belirsizlik hiç geçmiyordu. Zaten on yaşından sonra uykular ona haram olmuştu. Babasını gözünün önünde vurmuşlar, babasının cansız bedenine kucak açmıştı. Afran'ın minik bedeninin üstüne düşmüştü adam. Afran her uyuduğunda aynı rüyayı görüyor, sıçrayarak uyanıyordu. Hergün tekrar tekrar uykusunda ölüyordu babası. Onca yıl geçmişti ancak acısı dinmemişti hiç.
Afran, Çiftlik evinden sabahın ilk ışıklarıyla ayrıldı. Atı, sarı tüyleriyle oldukça dikkat çekici bir görünüme sahipti. Yüksek, narin ama bir o kadar da güçlüydü. Afran, atına binmeden önce derin bir nefes aldı, elleri hafifçe titriyordu. Sert görünümüne inat, içi bir çocuk gibi titrek ve kırılgandı.
Atının üzerine atlayıp "deh" derken atının hızı rüzgarla yarışmaya başladı. Ormanlar, vadiler, bu defa her zaman gittiği yoldan çıkıp dere kenarına sürdü atını. Sabahın sessizliğinde nal sesi doğaya karışıyordu. Afran'ın içi daha karmaşıktı gittiği yoldan. Dere kenarında atın hızı dururken nerede olduğunu anlamak için etrafında göz gezdirdi.
Tanıdık gelen hiçbir şey yok. Çevredeki doğal manzara, yoğun ormanlık alanlar ve dağlar, ona yalnızlığını hatırlatsada yolunu kaybettiği gerçeği ile kendi kendine gülümserken atından atlayıp dereye doğru yürüdü. Yüzü terlemiş, sakalları dağılmış; Gözlerinde hem kararsızlık hem de bir umut arayışı var. Kendi içine attığı acısıyla bir şekilde, adım adım dereye ilerledi. Onun kalıcı olarak kaybolmuşluğunun derin izleri yüzünde pare pare belli oluyordu.
Derenin kenarında duran beyaz at ve atın önünde oturmuş atı elleriyle besleyen kızla şaşırıp kaşları çatıldı. Kızın yüzü siyah puşi ile kapalı, sadece büyük sarı gözleri ve gözlerini çerçevesinde uzun kahve kirpikleri görünüyordu.
Kız telaşla Afran'ın geldiğini fark edince atını bağladığı yerden hızlı bir hareketle çözüp atın arkasına geçti.
"Hey, sen...! Bakar mısın?" diye seslendi Afran. Ancak kız hızlı bir şekilde atın üzerine atladı.
"Dur dur. Sana zarar vermeyeceğim. Sadece bana yolu gösterir misin, buraları pek bilmiyorum."
Kız atın üzerinden Afran'a doğru bakınca Afran kehribar gözlerini daha net ve yakından gördü. Kız Afran'ın dediğini duymamış gibi aldırmadan atını hareketlendirmek için ipini çekip, ayağıyla ata hafifçe vurdu. At sanki nereye gideceğini biliyor gibi bir anda hızlandı.
Afran, yeniden seslendi.
"Nereye..? Sadece yolu sorduk."
Ancak kızın üstünde olduğu at çoktan gözden kaybolmuştu bile. Atı Afran'dan bile daha iyi idare ediyordu kız. Hele üzerine bir çırpıda atlayışına çok şaşırmıştı. Oysa yüzünü göremese de gözlerinin bakışları yaşının küçük olduğunu kanıtlıyordu.
Afran uzun uzun kızın gittiği yere bakıp kaldı. Gülerek kafa sallayıp yularını tuttuğu atın yüzünü okşarken konuştu.
"Kim bu sence. Çav Xezal kaçe.(ceylan gözlü kız..) Haa cesur, hiç tanıdık birine benzemiyordu."
**geçmiş kesit sonu**
Xezal'ın anlamı Ceylan... "X" gelen harfi "H" olarak okunur...
Yazarın anlatımı.....
Hem sağır hem dilsiz dedi Ümmü kadın.. Afran duyduğunu anlamak için kadına biraz daha dikkatli baktı.
"Sana cevap veremez ağam."
Kadının koşup geldiği belli, nefes nefese Afran'ın elinden Xezal'ı almaya çılışıyordu. Xezal, Ümmü teyzesine boş boş bakıp kalırken niye duymaz dediğini anlamıştı. Başka türlü ağasının gazabından kurtarma zor olurdu Xezal'ı.
Duyuyordu ama dili dışına kapalıydı onun. Sesi babasının öldüresiye dövdüğü gün susmuş bir daha geri gelmemişti. Dilruba hanım kurtarmıştı. Babasının elinde ölmekten son anda Afran'ın annesi Dilruba hanım ağa çekip almış, çiftlikte hem yatak, hem iş vermişti Xezal'e.
Adamın dediği yada yaptığı hiç bir şeye kızamıyordu Xezal. Haklıydı, abisinin yaptığı ayıbın utancını o yaşıyordu. Daha on üç yaşındaydı Dilruba hanım onu buraya alıp geldiğinde. Abisi ve babası anca para almak için uğrardı çiftliğe. Daha Xezal'in yüzünü bile görmeden çiftliğin kahyasından parayı alıp Xezal'in ne durumda olduğunu bile sormadan giderlerdi.
Ayyaş, içki kokan babası, kadınla kızla gününü gün etmeyi seven, aylak bir abisi vardı. Kahyanın karısı Ümmü teyzesi korur kollardı onu. Daha geldiği günden sevmişti Xezal'i.
Xezal, kafasını eğmiş, kesik kesik ağlıyor, öfkeden deliye dönmüş kıpkırmızı olan ağasına bile bakamıyordu.
O neden utanıyordu ki. Suçu bile yoktu. Ancak bunca zaman ekmeğini yediği insanlara karşı abisinin yaptığı ile Xezal utancından insanların yüzüne bile bakmaya çekiniyordu.
Afran, elinin altında ağlayan kesik kesik ses çıkaran kıza öfkeli gözlerle geri döndü. Öfkesinden ve sinirinden gözleri görmez olmuştu.
Çiftliğe sık sık gitsede Xezal sadece mutfakta yada Ümmü teyzesinin yanında hayvanlarla ilgilenirdi. Afran çiftlikte görmüş müydüm bu kızı diye düşünürken kıza yeniden, tekrar tekrar dönüp baktı. Ancak kızın kafası yerde hiç bakmıyordu Afran'a.
Afran elleri yumruk olmuş dizini koyduğu yerden ayaklanırken kızdan bakışlarını çekip ardında onun emrini bekleyen adamlara döndü.
"HER YERİ ARAYIN... HER DELİĞE BAKIN... AKŞAMA KALMADAN İKİSİNİDE BANA GETİRİN...!!!"