6.Bölüm Suskun hanım ağa.

1380 Words
Yazarın anlatımı... Xazel, kadının yönlendirmesi ile çalışanların banyosuna girdi. Hacer hanım kızın haline bakıp acı bir iç geçirdi. Kalbi çok merhamet eden biri değildi. Ancak kızın hali içler acısıydı. "Bekle ben sana bir şeyler getireyim." dedi ancak aklına gelen şeyle duraksadı. İyi de bu kız duymuyordu ki. Ne anlasın diye düşünüp şaşkın ve ürkek gözlerle hamamın içinde dolaştıran kızın omzuna parmağı ile dokundu. Kadının hareketi ile bir an boş bulunan Xazel, hızlı hareketle arkasını dönüp baktı. Aslında duyuyordu. Ama şimdi bu insanlara duyuyorum, nasıl derdi? İşte onu yapamazdı. Ümmü teyzezi duymaz demişti. Hoş zaten derdini anlatamazdı. Ancak her şeyi duyup anlıyordu. Kadın kıza derdini nasıl anlatacağını bilmeden el yordamıyla çamur olmuş, hatta bazı yerleri parçalanmış elbisesini gösterdi. Xazel kadının gösterdiği yere eğilip utançla ayaklarını birbirine geçirip çamura bulanmış eteğini sıktı.Babası zorla sürükleye sürükleye getirmişti. Babası zaten ondan kurtulma derdindeydi. Ama ona yük değildi ki Xazel. Neden bu kadar ona düşman olduğunu biliyordu. Annesi onu doğururken ölmüş. Xazel'i doğurtan ebeye annesi kızının adına Xazel olsun demişti. Daha yeni doğduğunda bile bir ceylan yavrusunun tüyleri gibi yumuşak olan saçları aynı renk, gözleri bir ceylanın gözleri gibi ürkek bakıyormuş. Xazel kadının ona acıyarak bakışlarını görünce daha bir utançla kafasını kadından çekti. Anladığını belli etmek için kafasını salladı. Kadın hiç bir şey söylemeden Xazel'e göre baya büyük görünen hamamda öylece kadını beklemeye başladı. Şimdi ona ne olacaktı? Bu soruyu kendine her sorduğunda küçük ürkek kalbi sıkışır gibi oluyordu. Babası, aylak oğlunu kortarmak için onu bir çuval gibi Afran ağanın önüne atmıştı. Xazel, babasını iyi biliyordu. Abisinin kaçırdığı kız ağa kızı olmasaydı. Oğlunun ölümünü bile umursamaz, hatta bir boğaz eksildi diye mutlu bile olurdu. Ancak Esila ağa kızıydı. Babası bu fırsatın farkındaydı. Xazel, abisinin yaptığı ayıba çok utanıyordu. Abisi yerine o giriyordu yerin dibine. Hoş onun çekmesi gereken çileyi de onun yerine çekmiyor muydu. Yıllardır ekmek yediği yere böyle bir ihanet edecek biri değildi Xazel. Üstelik hanım ağasına. Her çiftliğe gelişine Dilruba hanım Xazel'e ilgilenir, halini sorgulardı. Babasına ve abisine yem etmemişti. Eğer hanım ağası alıp kol kanat germese. Kim bilir babası onu parayla hangi yaşlı ağanın kaçıncı kuması diye satardı. Dilruba hanımın hasta olduğunu duymuştu Xazel. Çok merak ediyordu hanım ağasını. Ancak nasıl görürdü ki. Hemde koskoca konakta. Onun gibi birinin içeri girmesine kimse izin vermezdi. Kim bilir şimdi kiminle berdel diye evlendireceklerdi onu. Afran ağayı çiftliğe her geldiğinde görürdü. Fakat hiç bu kadar yakınına yaklaşmamıştı. Xazel, Afran ağanın görünüşünden hep korkardı ama. Yakından öfkeli hali daha korkutucu ve ürkütücü göründü. Çok geçmeden kadının getirdiği havlu ve kıyafetleri eline alıp bütün çalışanların yıkandığı banyoda bedenini çamurdan arındırdı. Sıcak suyun değdiği parçalanmış teninde sızlama oluyordu. Fakat dişlerini ve bedenini sıka sıka güzelce yıkanıp giyindi. Dışarda onun çıkmasını bekleyen Hacer hanım kızın çıktığını görünce yanına varıp kolundan tutarak yönlendirdi. "Hacer abla." Tam Xazel'i odaya sokacakken Songül'ün seslenmesiyle Hacer hanımın hareketleri durdu. Xazel, kafasını öne eğmiş sessizce konuşulanları dinliyordu. Gözünde yaşlar kurumuş gibi artık bir damla düşmez olmuştu. Fakat içinin kanağlaması dinecek gibi değildi. Ne babası evlat diye sevmişti, ne abisi bacısı olarak sevmişti. Şimdi berdel diye evlendirdikleri kim bilir kim olacaktı. Belki yaşlı bir adam, belki bir adamın üçüncü kuması olurdu. Onu bu haliyle alan adam sevmeye almazdı. Ya evine hizmetçi alırdı, ya da çocuk doğursun diye alırdı. "Akşama burada toplanıp bu kızı birine verecekmiş Afran ağam." dedi kız Xazel'e küçümser bir şekilde bakıp burun kıvırdı. "Sabaha duyduydum. Akşama mı toplanacaklarmış?" dedi Hacer hanım. Songül, Xazel'den gözlerini çekmeden konuşuyordu. Nasıl olsa duymuyor diye de rahat rahat konuşuyordu. "Bir an önce karara varılsın demiş Afran ağam. Hoş bu kız, duymaz etmez. Okuma yazması var mı ki. Nikahı nasıl kıyacaklar?" Hacer hanımın hiç aklına gelmemişti bu durum. Şimdi o da merak edip Xazel'de gözlerini gezdirdi. Xazel, konuşulanlara hiç bir tepki göstermiyordu. Songül konuşmaya devam edince Xazel'in gözlerinden yaşlar süzüldü. Ancak yinede kafasını kaldırıp kendi hakkında konuşan kadınlara bakmadı. "Neyse bir şekilde kıyarlar. Alan kişinin de anca yatakta işine yarar bu. Sessiz sessiz s*ker adam bunu." Hacer hanım, Songül'e ters bir bakış atıp küçük odanın kapısını açtı. "Songül, gene abuk sabuk başladın konuşmaya kızım." Kolundan tuttuğu kızı içeri sokup eliyle işaret yaptı. Xazel odada gözlerini gezdirdi. Çiftlikte kaldığı odayı seviyordu. Orasıda küçüktü ancak temiz ve ferahtı. Hem o hayvanlarla uğraşmayı severdi. Hele karbeyazı vardı. Kim bilir o yokken ne çok üzülürdü atı. "Bırak Hacer abla. Otur kalk diye çocuk gibi gösterecek değilsin. Hoş zaten akşamdan sabaha bu konaktan evlenip gidecek. Çok yerleşmesin." Hacer hanım, yeniden Songül'e sinirli bakıp Xazel"e gidiyorum işareti yaptı. Xazel ürkek ve ağlamaktan kızarmış gözleriyle Hacer hanımı onaylarken Hacer hanım ve Songül kapıyı çekip çıktı. Yeşil battaniye serilmiş, demirden, tek kişilik yatağa çaresizce oturdu. Songül denilen kızın haklılığını düşünüyordu. Kim, onu oğluna alırdı ki. Ancak yaşlı bir ağanın kuması olurdu. Hayatı zaten zordu ama şimdi daha da zor bir hale gelmişti. Ellerini acıyan kollarına sarıp yatağa doğru uzattı başını. Az önce akmıyor dediği göz yaşları yeniden yanaklarından süzülmeye başladı. Keşke annesi ölmeseydi, o zaman belki onu korur kollardı. Şimdi onu koruyacak kimsesi yoktu. Kendi gücü bile yoktu ben evlenmem demeye. Hem dese ne olacaktı ki. Sanki onun gözünün yaşına bakarlar mıydı. Sessiz sessiz akıttığı göz yaşları iç çekmeye kadar dönüştü. Kendi öz babası getirip atmıştı önlerine. Ağalar acır mıydı ona. Gönlüde gözüde artık acı çektiğini gizlemez olmuştu. Ağlaya ağlaya uykuya daldı. *** Aftan ağa sinirle terk ettiği masayı ne halde bıraktığı umrunda bile değildi. Ancak vicdanı küçük bir kızı bu akbabalara yem etmeye razı gelmemişti. Hızlı adımla annesinin odasına girdi. Annesini böyle görmek az ecı veriyormuş gibi bir de Esila'nın yaptığı saçma sapan salaklıkla uğraşıyordu. Annesi, Afran'a gözerini dikmiş. Hiç kıpırdatmadan bakıyordu. Afran, annesinin bir açıklama yapmasını istediğini biliyordu. Fakat ne diyeceğini bilmiyordu ki. Şimdi o kadar sevdiğin, gelinim olsun diye direttiğin kızın üstüne kuma alıyorum dese annesi nasıl bir tepki verirdi. Derin derin soluklanıp annesinin yanı başına oturdu. Elini ellerinin içine aldı. Ancak sanki o da annesi gibi konuşamıyor gibi susuyordu. "Korkma, kızın ölmeyecek dayem." dedi ama sanki çok koşmuş yorulmuştu nefesi. Ah keşke eskisi gibi ayakta olsaydı annesi. O zaman Afran bu çektiği çaresizliği çekmezdi. Annesi hanım ağaydı. Yıllardır babası ve dedesi olmadığı için Dilruba hanım tek başına yönetiyordu. Ondan kat kat tecrübeliydi. Yürürken bile yer titrerdi. Şimdi şu halde görmek Afran'a iyi gelmiyordu. "Ben... " demişti ki. Daha kapı vurulmadan içeri sert bir şekilde giren kişiyşe Afran hızla oturduğu yerden ayaklandı. "Bu ne demek oluyor Afran...!" Afran, Dicle'nin geliş şekline zaten şaşırmıştı. Bir de üstüne işaret parmağını sallayarak Afran'a hesap sorup sallayınca Afran kaşlarını çattı. "Hattini bil Dicle..! Bu ne cürret..!" "Berdel kabulümdür ne demek Afran. Sen bana kuma mı alıyorsun?" Afran iki adımlık uzağında olan karısının yanına doğru adımladı. "Duymuş, öğrenmişsin Dicle. Daha neyi sorguluyorsun?" "Sen.. " demişti ki Dilruba hanıma doğru döndü Dicle. "Yaptığım ve kararlarım ne zaman sorgular oldunuz?" derken bu defa açık kapıdan Evin hanım, Afran'ın halası girdi. "Bu ne demek oluyor Afran? Kızımın üstüne o dilsiz kızı kuma mı alacaksın?" Afran, halasının sinirli halini görmezden geldi. İkisi bir olmuş ona hesap soracak cesareti nereden bulmuşlar onu merak ediyordu. Afran sessiz bir şekilde şaşırıp kalırken Dilruba hanım oynatamadığı mimikleriyle belli edemese de gözler ile mutlu olduğunu belli ediyordu. Ancak kimsenin Dilruba hanımı görecek hali yoktu. Dilruba hanım gördüklerinden sonra bu yatağa düşmemiş miydi.? İnşallah oğluda onun gördüklerine şahit olur diye hep içinden içinden dua ediyordu. Oğluna evlen diyerek dipsiz kuyuya attığını çok geç anlamıştı. "Sizin bu densizliğinizi şimdilik görmezden geliyorum. Ben sözümü söyledim. Her şey kapandı bitti. Şimdi beni yapmayacağım şeylere zorlamayın ikinizde." "Afran.! Senin ne dediğini kulağın duyar mı?" Halası oğlumu bırakmıştı. Afran olmuştu. "Evin hanım. Çok sorgulama sen beni. Önce git kızı yaşında kıza talip olmuş kocana hesap sor...!" Evin hanım bir an sessizliğe bürünürken Dicle konuşacakken Afran eli ile susturup konuştu. "Açıklama yapmak istemesem bile bir kez söyleyeceğim. Aklınıza kazıyın." Afran anne ve kızında göz gezdirip devam etti. "Kendime kadın almadım, nikahıma alacağım koynuma değil.Kardeşimin haytını kurtarırken başka bir kızı öldürmek istemedim. Eskiden nasılsa öyle olur. Esma abla hasta, dayemle ilgilenecek biri lazımdı. Burada çalışanların bir işine yardım eder. Eskisi gibi yaşar gider. Görmezden geleceksiniz." diyerek anne ve kızın ortasından geçecekken tekrar Evin hanıma doğru dönüp kısık sesle konuştu. "Ha yok, hâlâ kararını sorgularız. Biz bunu kabul etmeyiz derseniz. O kıza düğün kurar, koynuma alırım Evin hanım. O çok istediğin çocuğu doğurur, dilsiz dediğin kız hanım ağa olur başına." Afran bu defa da Dicle'den tarafa dönüp devam etti. "Suskun gelin olur başınıza hanım ağa. Benden demesi..!"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD