Yazarın anlatımı....
Bu zorlu coğrafyanın ağır yükü omuzlarında gibi hissediyordu genç ağa. Kardeşi onu çıkılmaz bir yola sokmuştu.
Nasıl çıkacağım? Diye sorup akıl alabileceği bir insan, bir büyüğü kalmamıştı yanı başında. Babası on yaşında kendi gözleri önünde can vermişti. Baba tarafı zaten oldum olası aç Kurt gibi etrafındaydı. Annesi, Dilruba hanım; Beş ay önce geçirdiği bir kaza sonucu felç kalmıştı. Onca ameliyat, tedavi bir işe yaramamış Dilruba hanım parmağını bile kıpırtatmamıştı. Üstelik konuşamayan yatağa bağlı bir ot haline gelmişti. Bir de bunların üstüne kardeşinin yaptığı aptallığı çözmeye çalışıyordu.
Annesi, Dilruba hanım koca bir servetin tek vârisiydi. Dedesinin altı çocuğundan sadece annesi hayata tutunabilmişti. Şimdiki zaman olsa ölen çocuklara bir çözüm bulunurdu belki ama o zamanlar cahiliğin verdiği bir çaresizlik vardı. Dedesi hayatta kalan tek evladına tutunmuş babasını da kendi çocuğu gibi sevmişti. Babası ölene kadar annesinin tüm varlığının idaresi dedesi güvenip babasına vermişti. Şimdi yeniden söz hakkı olduğu gibi Dilruba hanım ağaya geçerken talihsiz kaza yüzünden bütün yük oğlu Afran'a geçmişti.
Bundan sebep değil miydi ki. Halası kızını daha çocuk yaşından Afran'la evlenecek diye tutturması. Halası ne Afran'a sormuştu gönlün var mı diye. Ne de kızına sormuştu. Dilruba hanımın bile aklına girip bir şekilde Dicle ve Afran'ı evlendirmişlerdi.
Annesi, bildiğimiz, tanıdığımız kızdır, aşiret de böyle istiyor diyerek Afran'ı evlenmeye ikna etmişti. Hoş onunda aklında, gönlünde bir kız yoktu. Alışır, zamanla severim demiş tamam demişti. Alışmıştı alışmasına fakat onun gönlü hâlâ Dicle için atmıyordu. Kırmıyor, kötü davranmıyordu ama... amaydı işte bir türlü içinin istediği, gönlünden geçenler bunlar değilmiş gibi hissediyordu. Yerine oturmayan kalbinin kabul edemediği bir eksiklik var gibiydi.
Gittiği çiftlikte kardeşini bulamayacağını biliyordu elbet ama en azından kimle kaçtığını öğrenmişti. Kardeşi beş kuruşu olmayan, aylak bir adamla kaçmıştı. Kendi parasına güvendiğini biliyordu Afran. Cebinden telefonu çıkarıp arama yaparak kulağına götürdü.
"Acil muhasebeyi bağla."
Öfkesini dizgin tutamıyordu bir türlü. Esila kendinden başka kimseyi düşünmeyen kibirli bir kızdı. Bir çok kez Afran uyarmıştı onu. Ancak Esila başına buyruk söz dinlemeyen bir hal almıştı. Babasını doğru düzgün tanıyamamıştı. Daha ergen çağında annesinin bu duruma gelmesi onun için zordu. Bunları bilerek daha ilgili bir abi omuştu Afran. Ancak yetmemiş olacaktı ki. Daha doğru düzgün tanımadığı bir adamla kaçıyordu.
"Buyrun Afran bey!" diye ses gelince telefondan Afran sert sesiyle cevap verdi.
"Esila'nın tüm hesaplarını kapatın. Tek kuruş çekim yapamasın... !"
"Hemen hallediyorum efendim."
Konuşan adama cevap bile vermeden telefonu kapatıp cebine koydu. Şimdi konağa gidip annesine de söylemesi gerekiyordu. Annesi ona cevap veremezdi ama Afran yinede onu her hadiseden haberdar ediyordu.
İki lüks araç dar sokaktan geçip konağın önünde durdu. Sinirden ve öfkeden bütün uzuvları titriyordu genç ağanın. Ancak dışından soğuk kanlı gözükmeliydi. Daha on yaşında sen ağa olacaksın diyerek büyümüştü. Çocuk olmadan ağa, genç olmadan, halasının kızına koca olmuştu. Şimdi de baba olacaksın diye tutturmuşlardı. Daha yirmi beş yaşındaydı. Ama gönlü yetmiş yaşında gibi hissediyordu.
Derin bir iç çekmeden sonra büyük, gösterişli konağın kapısından girdi. Yanı başında küçük konağı da Dicle'nin ailesine vermişti Dilruba hanım. Zaten halası, amcası daha diğer halaları Dilruba hanımın yardımları sayesinde saygın bir hale gelmişlerdi. Afran hepsinden elini çekse bir bir yokulurdu hepsi.
Afran hızla annesinin yanına çıkmak için merdivenlere yönelirken arkasında karısının sesiyle durdu.
"Afran..!"
Duyduğu sesle yavaşça arkasını dönen Afran, Dicle'nin yanına gelmesini bekledi.
"Buldun mu Esila'yı.?"
Sinirli ve öfkesi yüzünün her bölgesine yayılan adamın halinden bulamadığını anlamıştı Dicle. Ancak kocasına sormak istemişti.
"Kaçmış..!" dedi Afran sert ve sabırsızlıkla.
"Ne..! Kaçmış mı? Kiminle?"
"Özkan diye bir köylü adamla kaçmış Dicle. Şimdi izin verirsen dayemin yanına gideceğim..!"
Dicle, Afran'a sadece kafasını sallarken Afran merdivenlerden çıkmaya başladı. Dicle, kendi kendine hafif tebessüm etti. Dilruba hanım yatalak olmuştu, Esila'da kaçmıştı. Konağın idaresi şimdi ona kalmıştı. Annesi bunca zaman haklıydı. Afran'la evlenmesi için az çaba sarf etmemişti kadın.Dicle şimdi hanım ağa olacaktı. Tamda annesinin istediği gibi.
Afran, annesinin odasına varıp yavaşça kapıyı araladı.
"Dayem(annem)..)"
Yatağın yanı başına oturup annesinin elini tuttu. Dilruba hanım sadece göz kapaklarını açıp kapatıyor başka tek kıpırtısı olmuyordu.
"Başaramıyorum dayem, sensiz hiç bir şeyi başaramıyorum."
Dilruba hanım oğlunu duyuyordu ancak cevap verememesine daha çok acı çekiyordu.
"Esila..!" diyerek duraksadı.
"Kaçmış, hemde hiç olmayacak bir adamla. Şimdi ben onu bulduğumda ölmekten nasıl kurtaracağım?"
Dilruba hanım, acıyla dolan gözlerini yumunca yanağından yaşlar süzüldü. Afran, annesini ağlattığı için üzgündü. Ancak bir kaç gün sonra yokluğunu farkederdi.
"Şimdi şu yataktan kalkıp bana ne yapacağımı söylesen olmaz mı? Ben, bu ağalık denen urganı boynumdan çıkarmak istiyorum dayem."
Dilruba hanım, acıyla yutkundu. Ne oğluna çare olabilirdi bu haliyle, ne de kızına. En acısıda buydu. Çocuklarına bir faydası olmuyordu.
***
2 gün sonra...
Afran, avlunun ortasında bir o yana bir bu yana deli dana gibi dolanıp duruyordu. Kardeşi iki gün sonra girdiği delikten çıkmış şehirden çıkmak üzereyken yakalanmıştı. Şimdi konağa getiriyoruz demişti adamlar.
Konağın büyük kapısı iki yana açılırken Afran ellerini kırmak ister gibi yumruk yaptı. Adamların kollarından tutup getirdiği Özkan'ı ayaklarının dibine atarken kız kardeşini Devran tutuyordu. Öfkeden gözü kararmış deliye dönmüştü. Özkan denen pisliği adamlar bir güzel benzetmişti. Ancak Esila onların hanım ağasıydı. Dokunmamışlardı.
Afran sinirle önce Özkan'ın karnına geçirdiği bir kaç tekmeyle Özkan kendinden geçti. Esila sessizdi. Öyleki sevdiği adam gözlerinin önünde dayak yiyordu. Ancak kılı kıpırdamıyordu. Afran bu nasıl sevgi diye düşünürken kardeşinin yanına varıp dişlerinin arasında tıslar gibi konuştu.
"Değdi mi lan..! Bu adam için aileni karşına almaya değdi mi?"
Esila sessizce kafasını aşağıya eğdi. O da Özkan'a bayılmıyordu. Ancak mecbur kalmıştı. Şimdi abisine İstanbul'dan gelen arkadaşın beni kandırdı, alıp götüreceğim dedi ancak onu karnında bebeği ile koydu dese. Hem onu öldürürdü. Hemde kendisini. Özkan'la anlaşma yapmışlardı. Para için yapmayacağı bir şey yoktu zaten bu adamın. Esila'nın bebeğini bile kabul etmişti para için. Koskoca ağa kızıydı sonuçta. Berdel olur benim kız kardeşim var demişti Özkan. Hem onun konuşamayan ucube kardeşinin de bir kocası olurdu fenamı. Yoksa o kızı bu haliyle kim alırdı ki.
Afran karşısında sadece susan kıza sert bir tokat vurup tekrar sordu.
"Konuş lan..! Kendi isteğinle mi gittin bu adamla?"
Esila, yediği tokatla yere düşerken gözünden yaşlar süzülmeye başladı. İlk kez vuruyordu abisi ona. Ancak bu defa hakettiğini düşünüyordu. Ama yaptığı ayıbı söyleyemezdi. Şu durumu da ayıptı, utanıyordu ancak başka çaresi yoktu. Bebeği ve kendisinin canı buna bağlıydı.
"Sana soru sordum Esila..! Bana cevap ver..!"
Esila sessizce yerden bedenini kaldırdı.
"Evet, kendi isteğimle gittim."
Afran kardeşinin hâlâ zerre pişmanlık kırıntısı barındırmayan sesine daha çok sinirlenirken belinden tabancasını alıp Esila'nın kafasına dayadı.
"Seni şimdi, şurada öldürürüm Esila. Sen, ne ara böyle biri oldun..?"
Esila kafasına değen namlunun ucuna yandan bakıp yutkundu. Yanı başında Devran, Afran'ın elini tutup konuştu.
"Ağam öfkeyle bir yanlış yapmayasın."
Devran, çocukluğundan bu yana Dilruba hanımı için çalışırdı. Şimdi hasta yatağında kızına öldü diyemezlerdi.
Afran, sinirle silahı yere indirirken sert sesiyle bağırdı.
"GÖTÜRÜN BUNLARI BİR YERE KAPTIN. BEN DEĞİL AĞALAR KARAR VERECEK..!"
Afran yeniden öfkeli gözlerini kardeşine çevirdi.
"Ölüm ikiniz içinde kurtuluş olacak..!"