Yazarın anlatımı...
Afran, hazırda bekleyen adamlara kardeşini fırlatıp sinirle odasına çıktı. Sinirden ve öfkeden başına ağrılar giriyordu. Kardeşi gözünün içine baka baka "kendi isteğimle gittim" demişti. Yaptığından zerre pişmanlık utanç duymamıştı.Yaptığının cezasını çeksin diye içinden geçirse de, kardeşinin hayatı için endişelerini atamıyordu bir türlü. En çok üzülen hasta yatağında annesi olacaktı, onu biliyordu.
Sevgiye, sevdaya karşı bir adam değildi. Ancak kaçtığı adam sevilip, gönül verilecek bir adam değildi. O adam için hayatını bile hiçe saymasını bir türlü anlayamıyordu.
Dicle ile beraber kullandığı odaya girip üzerini bile çıkarmadan yatağa uzandı. Kolunu gözlerine kapatmış beyninde olacakları tartıyordu. Açılıp kapanan kapının sesini duymuştu ancak hareket etmedi. Hem gelenin kim olduğunu da biliyordu.
"Afran..! Sen iyi misin?"
Dicle telaşlı gibi çıkmasına özendiği sesiyle Afran'ın halini sorgularken Afran cevap vermeye bile mecali kalmamış gibi. Yine hiç bir şekilde pozisyonunu bozmadı.
Dicle, alışık değildi Afran'ı bu saatte bu odada görmeye. Gece bile sadece yatarken görür, sabah uyandığında Afran çoktan gitmiş olurdu. Bazı geceler sıçrayarak uyandığına şahit olmuştu ama sebebini bile sormamıştı.
"Şimdi ne olacak..?"
Dicle yatağa oturmuş Afran'dan bir şeyler öğrenmeye çalışıyordu. Ancak Afran her zamanki gibi Dicle'nin dedikleri ve sorduklarını duymamış gibi kıpırdamıyordu.
"Afran..!" dedi kadın yeniden. Afran bıkkın bir tavırla gözünü kapattığı kolunu çekip Dicle'ye boş bir bakış attı.
"Şimdi ne olacak diyorum?"
Aslında Dicle için görümcesine ne olduğu umrunda bile değildi. Ölüsü bile işine gelirdi. Ancak annesi ne olduğunu öğren diye onu darladığı için o da şimdi Afran'ı darlıyordu. Annesi, Evin hanım sağolsun Dicle'yi büyük uğraş vererek evlendirmiş şimdi de çocuk peşindeydi. Dicle'ye sormamıştı bile kadın sevdan, gönül verdiğin var mı diye.
Yanı başında ondan bir cevap bekleyen karısıyla Afran sıkıntılı bir nefes çekti. O da bilmiyordu ki şimdi ne olacağını.
"Bilmiyorum Dicle..!" dedi Afran buz gibi çıkıyordu sesi. Öyle ki şu an o da çaresizlik denizinde boğulmak üzereydi.
"Öldürecekler mi yoksa Esila'yı?"
Afran burun kemerini sıkıp yatakta oturur pozisyona getirdi bedenini.
"Bilmiyorum dedim ya Dicle..!"
Afran'ın sesi bu defa biraz sert çıkınca Dicle susup başını eğdi. Afran, ona çok bağırmazdı. Hoş epi topu ne ara bir araya geliyorlardı ki. Gece yatmaya gelirdi odaya Afran. İşinden gücünden eve bile bazen zor uğrardı. Eskiden çiftlik ve hayvanlarla Dilruba hanım ilgilenirdi. Şimdi o yükte Afran'a kalmıştı.
Doktorun dediğini bile söyleyememişti Dicle. Hele annesine söylese ortalığı ayağa kaldırırdı. Onu darlarığı yetmiyor gibi bu defa Afran'a bile söyler onu utandırırdı.
Doktor doğurganlık süresinin az olduğunu söylemişti. Eğer acele etmezse yakında erken menapoza girecek, bir daha çocuk sahibi olamayacaktı. Fakat Afran'la karı koca ilişkisi neredeyse yok denecek kadar azdı.
"Bana neden kızıyorsun Afran? Sadece ne olacağını öğrenmek istiyorum."
"Offf" diyerek yerinden hızla ayaklanan Afran. Odasında ne zaman huzur bulmuştu da şimdi bulsundu. O istiyordu ki karısı içini huzurla doldursun. Ancak Dicle'nin varlığı onda huzurdan çok mecburiyet hissi oluşturuyordu. Dicle'nin yüzüne bakınca hâlâ kuzeni, halasının kızı olarak görüyordu. Dicle içini titretmiyordu bir türlü. Karısıydı hem dinen hem resmen nikahlı karısıydı. Anca kocalık görevini yapıyordu. O da erkek olarak aklı ve bedeni ne zaman isterse.
"Nereye gidiyorsun Afran?"
Afran hızlı hareketle odadan çıkarken yeniden seslenen Dicle ile arkasını bile dönmeden cevap verip çıktı.
"Dayemi(annemi) göreceğim."
Afran, koca bedenini zar zor taşıyan ayaklarını sanki kaldırmakta zorlanıyor gibi yavaş adımla Dilruba hanımın odasına girdi. Çalışanlarından Devran'ın annesi Esma hanım ilgilenirdi genelde annesi ile. Ancak bu ara Esma hanım rahatsız olduğu için Hacer ilgileniyordu.
Kadın Dilruba hanıma çorba içirmeye çalışıyordu. Afran'ı görür görmez oturduğu yerde ayağa kalkıp başını eğdi.
"Hoş gelmişsin ağam."
Afran sadece kafa sallayıp konuştu.
"Ben yediririm Hacer abla, sen işine bak."
"Başım üstüne ağam." diyen kadın Afran'a bile bakmadan odadan çıkıp gitti. Afran, annesine her baktığında içi gidiyordu. Ancak elinden bir şey gelmiyordu işte.
Dilruba hanım göz kapaklarını kırpmadan Afran'a bakıyordu. Konuşsun istiyordu, konuşup kızına ne olduğunu anlatsın.
Afran, annesinin ona baktığını görüyordu. Fakat dili lâl olmuştu onunda. Ne diyeceğini nasıl diyeceğini bilmiyordu.
"Kızını buldum daye." dedi derin bir iç çekip yemek tepsisini eline aldı. Çorbadan bir kaşık alıp Dilruba hanıma uzattı. Ancak Dilruba hanım güçlükle açtığı ağzını sıkı sıkıya kapatıp gözlerini Afran'a dikti.
"Aşiret toplanacak yarın, kararı onlara bıraktım."
Dilruba hanımın gözlerinden yaş iki yana akmaya başlarken Afran'ın omuzları biraz daha çöktü. Annesi bu halde kızı ölecek diye üzülürken Esila koca derdine düşmüştü. Ancak ölümü annesi için daha bir acı olacağı belliydi.
Afran, aşiretin en başındaydı. Onun sözünün üstüne söz söyleyen olmazdı. Son sözü Afran belirlerdi. Şimdi kardeşi için hükmü de o verecekti.
Çaresiz kalmışcasına annesinden medet umuyordu genç ağa. Konuşsa şimdi ona bir akıl verse. Onu bu vicdan azabından kurtarsa diye iç geçirirken hafif vurulup açılan kapıdan halası, karısının annesi girdi.
"Afran, ne olmuş oğlum? Esila.. " diye devam edecekken Afran eliyle durdurdu.
"Sonra hala, yarın verilen hükümle hepiniz öğrenirsiniz."
Evin hanım, Afran'ın sert ve öfkeli tavrına sinirlensede sesini çıkarmadı. Az kalmıştı. Dicle bir gebe kalsın ondan sonra bu konak ve aşirette kızı ve kendisinin borusu ötecekti. Esila kendi topuğuna sıkmıştı, Dilruba hanımım durumu zaten belliydi. Hoş Dilruba kendine gelmesin diye elinden geleni de yapıyordu, yapardı da. Düzgün tutmaya çalıştığı yüzü ve sesiyle konuştu.
"Aram ağa geldi, damda seni bekler."
"Tamam." diyerek ayaklanıp damda sedirde oturup keyif kahvesini yudumlayan kayın babasına içinden ya sabır çekti. Bu adamı ve hatta halasının hallerini beğenmezdi Afran. Ancak dayesi evlen demişti. Sekiz ay olmuştu evleneli. Sekiz aydır halası ve eniştesiyle yaşıyor gibiydi Afran.
"Afranım, oğlum.. " diye ayaklanan adamı Afran eli ile rahatsız olma hareketi yaptı. Hoş pek rahatsız bir durumu da yoktu adamın. Köy yanmış, çoban kaçmış. Aram ağa kahve içiyordu.
"Yakalanmış." dedi Aram ağa Afran'da gözü ne olacağını soruyordu. Afran'ın konuşmaya hali yoktu ancak hepsi bir olmuş ne olacak sorusunu soruyordu.
"Yarın aşiret büyükleri toplanacak! " derken aşağıdan gelen seslerle duruşunu dikleştirip anlamaya çalıştı.
Afran dışardan duyulan gürültülü seslerle oturduğu yerden hızla ayaklanıp dama doğru koştu.
"Afran ağa, ne olur bakasın buraya..!"
Duyduğu sesi tanır gibi olurken aşağıya doğru hızla merdivenlerden indi.
"Ne oluyor Hasan...? Bu ne cürret."
Hasan kolundan tuttuğu kızını sanki çöp fırlatır gibi Afran'ın önüne atıp yalvarır gibi konuştu.
"Ağam, kulun köpeğin olam.Kıymayasın oğluma, al bunu aşiretten kime verirsen ver. Ama oğluma dokunma...!"
"Oğlun yaptığını ödeyecek Hasan...!"
Hasan gözlerinde acıyla Afran ağaya baktı. Afran ağayı bilirdi. Dediğini yapardı.
"Ağam benim oğluma ölüm olan senin bacına da ölüm olur."
Afran duyduğu gerçeklikle yumruğunu sertçe sıkıp Hasan'ın yüzüne indirdi.
"SEN BENİ TEHDİT Mİ EDİYORSUN LAN... !"
Göğsü sinirden inip inip kalkarken öfkeden yere düşen Hasan'ı elleriyle boğmak istiyordu.
"Afran... ! Hasan doğru söyler. Esila içinde ölüm hükmü verilir."
Afran'a yaklaşıp kulağına konuşan eniştesi. Yani kayın pederiyle Afran usul usul karısının babasına döndü. Adamın bir diyeceği var gibiydi.
"Berdel olsun. Aşireti toplayalım. Bu kıza uygun biriyle evlendirirsek Esila ölmez."
Afran yerde korkudan yaprak gibi titreyen kızda gözlerini gezdirdi. Ayaklarında ayakkabı bile yoktu. Ayağının her yeri çamurla karışık kesik izleri, kan vardı. Üstündeki güllü dallı elbisesinin etekleri parçalanmış, çamur içindeydi. Kıza bakarken içinin ezildiğini hissederken sinirle geri kayın babasına baktı. O da Afran gibi yerde korkudan ağlayan kızı izliyordu.
"Kiminle evlendireceğiz?"
Afran, annesine kızın öldü demek istemiyordu. Yerde çaresizce ağlayan kız, hem dilsiz hem sağırdı. Hangi akrabası alırdı bu kızı oğluna?
"Aşiret büyüklerini toplayalım Afran."
Aram ağa konuşurken Xezal'dan gözlerini çekmedi. Çiftlikte iki kez görmüştü Xezal'i. Hatta babasına bile sormayı düşünürken Allah'ın işine bak ki. Karşısına böyle bir fırsat çıkmıştı. Hâlâ gözleri kızdayken sessizce devam etti.
"Akrabalardan uygun bir koca çıkar elbet."