2.BÖLÜM

1357 Words
Ulaş evinde sakince otururken gelen mesajla elleri telefonuna gitmişti. Gelen mesaja bakıyordu, elleriyle tuş kilidini parmak izini hemen okutup açmıştı. Kayıtlı olmayan bir numaradan geliyordu. Bu mesaj bir cümle ama onun yutkunamamasına, gözlerinden kalbine giden bir acıya sebep gözlerinden geçip dudaklarında can bulmuştu bu cümle. ”BENİ HATIRLADIN MI?” Ellerinden yavaşça kayan telefonun yere düşünce çıkardığı tok sesi bile duymuyordu kulakları. Olduğu yerden kalkmaya çalışırken sendeliyordu. Kendine nasıl olur diye soruyor ve neden şimdi bugün ortaya çıkmıştı diye bütün sorular kafasından birer birer sırasını bekleyerek ortaya çıkıyordu. Ayakları onu, evin kapısı kapatılmış üç yıldır açılmayan o odaya getiriyordu. Elleri kapı koluna dokunmuş o hissiyatla içi titremiş ve kendine adeta ince ince işkence ediyordu, Ulaş Akçalı. O kapının hemen önünde dizlerinin üstüne çökmüştü. Küçük bir çocuğun annesine küsmesi gibi hatıralara küsmüştü, kırılmıştı Ulaş. Her şeyi unutmadan ama hatırlamadan yaşarken yine neden aynı acı aynı yaradan vurulmaya çalışıyorlardı Ulaş’ı? Ulaş, saate bakmadan tam iki saat orada öylece oturmuş ve duvarı izleyerek aklındakilerden kurtulmaya çalışıyordu. Telefonun çalma sesiyle kendine gelmişti, Süreyya yazıyordu. Eli telefona uzandı sesini toparlamaya çalışarak: ”Evet Sarı kısa kes.” dedi. “Amirim hemen büroya gelmeniz gerekiyor Haydar müdürüm çağırıyor.” dedi telaşlı bir ses tonuyla. Hemen uzun aranın kapısını açarak çıkmıştı, 2+1 acıyla dolu evinden. Yarım saatlik bir yürüyüşten sonra büroya doğru gelmişti dışarıda Çömez ile Hacı’yı çay içerken görmüştü onlara elleriyle gel işareti yapmıştı. Onlar hemen toparlanıp ayağa kalkıp amirlerinin arkasından gidiyorlardı. İçeriye girdiklerinde Süreyya’nın bebek kumralından sarıya çalan saçları ve bal rengi gözleriyle ürkek ürkek saçlarını topladığı manzarayla karşı karşıya kalmışlardı. Bütün hepsi en ortadaki masaya doğru ilerleyip oturdular. Masanın en başında oturan Haydar müdür birazdan vaaz vereceğini her halinden belli ediyordu. “Ulaş bak benim sabrım kalmadı oğlum artık her yeni gün bizi dibe çekiyor haberin olsun kimseyi oyalayamıyorum.” diye söze başladı. Haydar müdür, Ulaş saçlarını geriye doğru toplarken deri ceketini beline bağlamıştı ve iki adım ileri, bir adım geri gidiyordu. “Soğanlı mı müdürüm soğansız mı?” diye sordu. Haydar Müdür şaşırmıştı: “Ne geveliyorsun?” dedi. Ulaş yine her zamanki soğuk ses tonuyla ”Menemen diyorum sizce soğanlı mı olur soğansız mı?” Haydar müdür ayağa kalktı: ”Oradan bakınca şaka mı yapıyorum Ulaş bey sana 24 saat müsaade git bana o katili getir yoksa Batman’da soğansız menemen yemek zorunda kalırsın.” diyerek odadan çıktı. Ulaş ise onun kalktığı yere doğru gitti ve ayaklarını masaya koyarken dosyaları elini alıp şöyle bir göz gezdirdi: “Berk anlat bakalım.” Berk: “Neyi amirim?” Ulaş gözlerini devirerek: “Atilla İlhan’ın en çok hangi şiirini seversin bakalım?” Berk hemen hevesli hevesli söze girmeden telefonundan bir şiir açarak okumaya başladı: Aslında böyle büyük adamları anlamak için ince bir ruha sahip olmak gerekirdi. İnsanları öldürebilen bir cani nasıl olurdu da bir sanat dalını benimseyebilirdi ki. Bu onlara o kadar saçma gelmişti ki nedenini düşünüp bulmak istiyorlardı. Berk'ten Atilla İlhan hakkında araştırma yapmasını istemişti. . Ulaş amir gözlerinden ateş çıkarırcasına: “Ben sana araştır dememiş miydim?” diye sorgular, Çömezi. Berk ise hemen heyecanlanıp “Vallahi amirim eve gittiğimde annem çamaşır makinesini açık unutup Sultan Teyze’ye kahveye gitmiş ve üç saat oturmuş. Çamaşır makinesinin gider hortumunun borusu da çatlamış. Evi komple su basmış. Halılar filan evi topla, temizle, giderin borusunu yenile derken saat gece üçte yemek yiyip vurup kafayı yattım o yüzden Atilla İlhan’ı araştıracak hiç vaktim olmadı gerçekten çok özür dilerim.” Ulaş ellerini masaya koydu kafasını kaldırıp: Süreyya’ya baktığında Süreyya, Berk’in hemen gitmesini işaret etti. Berk kantine doğru koşar adımlarla gidip amirinin kahve krizinden kurtarmak için zamanla yarışıyordu. Arsızca gülüyordu keyfi asla yerinde değildi. Sokaktan gelen gürültüler hepsinin dışarıya doğru akın etmesine sebep olmuştu. Merkezin önü adeta ana baba gününe dönmüş. Basma etekleri ayakkabılarına kadar uzanan örme yelekli yazmalı teyzelerden tutun da kasketli şalvarlı dayılara kadar çeşit çeşit otuza yakın insan bir tane adamı ortalarına almış bağırıp çağırıyorlar. Komiser Ulaş’a vermekle tehdit ediyorlardı. Süreyya aşağıya inip kalabalığın arkasından onların da duyabileceği bir ses tonuyla bağırdı: ”Neler oluyor burada Açılın bakalım.” Kalabalık birden aralanmaya ve herkesin gözü Süreyya doğru çevrilmişti. Aralarından bir kişi çıkıp Süreyya’ya doğru yürüyordu. Elleri cebinde yirmisinde bir delikanlıydı ve siması hiçte yabancı gelmiyordu. ”Süreyya ablam bize yardım edin.” diyerek Süreyya’ya doğru geliyordu o ise elleriyle dur işareti yaptı. “Kimsin sen? Beni nereden tanıyorsun?” dedi. Çocuk, adının Ahmet olduğunu, daha önce bir olayda tanıklık yaptığını ve Ulaş amirin çok yardımı olacağını düşünerek köyündeki olay için çıkıp İztepe’ye geldiklerini bir bir anlattı. Süreyya şaşkınlıkla olanları dinlerken Berk gelip kalabalığı içeriye doğru sırayla alıp Süreyya’ya neler oluyor gibisinden bir bakış atıyordu. Süreyya çocuğun sırtına gel bakalım edasıyla dokunup onunla birlikte merkeze doğru yol almıştı. Yukarı çıktıklarında Ulaş amirleri elleri ensesinde bir ileri iki geri koridorda volta atıyordu. Ahmet, Ulaş’ı görür görmez elini öpmeye kalkmış. Ulaş ise buna gerek olmadığını anlatan bir tavırla onu kendinden uzaklaştırmıştı. Cemal, koridorun sonunda elinde Ulaş’ın kahvesi onlara doğru geliyordu. “Amirim kahveniz işte görüyorsunuz ya sizi en çok yine bu Allah’ın kulu Cemal düşündü.” diyerek kahveyi Ulaş’a uzatıyordu. Ulaş, çocuk ile ekibini büroya doğru götürdü. Herkes odanın en ortasında bulunan masaya oturduğunda çocuk söze özür dileyerek girmişti. “Ulaş amirim sizleri rahatsız ettiğim için çok özür dilerim lakin Marazlı köy halkı olarak çok mağdurduk ondan aklıma ilk siz geldiniz. Sizinle Elif Yağlı davasında tanıklık etmiştim. Orada bana çok yardımcı olmuştunuz ondan dolayı ben köy halkını bindirdim otobüse buraya getirdim.” Ulaş, çocuğu hatırlayan gözlerle bakınca ses tonunu toparlamaya çalışarak kahvesinden aldığı yudumun rahatlığı ile: ”İyi de oğlum sizin köydeki olan olayın bizimle ne ilgisi var?” Ahmet hemen gülümsedi: ”En son çare siz kaldınız amirim. Aşağıda dövdüğümüz adam Musa bütün köylüyü dolandırdı. Kaç kere şikayet ettik delil yetersizliği denilip saldılar amirim. Sizin işiniz bu, alın bizim paramızı bundan sonra ne yaparsa yapsın mağdur olduk.” Ulaş, çocuğun saflığına vererek ”Simge Danlı’nın programına çıksaydınız ya.” diye güldü. Çocuk ise ”Ne işimiz var amirim bizim şarlatanlarla.” diye cevap verdi. Ulaş, Süreyya döndü ve odasına gelmesini işaret ederek “Bu çocuğun olayını asayişe teslim edin ellerinden geleni yapsınlar.” Süreyya ise tamam diyerek odadan çıkmıştı. Ulaş yeniden olayları düşünerek kahvesini yudumluyordu. Berk içeriye girmiş ellerinde dosyalarla adli tıptan alınan belgeleri getirmiş ve ”Son olaya bakılırsa amirim kadında saldırı bulgusuna rastlanmamış dedi.” Ulaş ayağa kalktı cama doğru bakarak ellerinin birini duvara koydu ve şu dizeleri söylüyordu: “Ne demişler, gerçek yerin yedi kat altında olsa, yine bir gün ortaya çıkacaktır.“ Berk’e doğru dönerek baktı. Berk ise yine saf saf dinliyor ve soruyordu: “Kim demiş amirim hiç duymadım.” dedi. Ulaş eline dosyaları alarak şöyle bir göz gezdirirken Berk’e dönerek: “Gerçekten bilmiyor musun?” Berk evet anlamında kafasını salladı. Ulaş: “William Shakespeare.” Berk’in gözleri parladı ve Ulaş amiri adeta kendisine örnek alıyordu. Bir gün oda onun gibi olacaktı. Bunu en içten duygularıyla istiyordu. ”Amirim siz çok bilgilisiniz edebiyata sanırım bir ilginiz var nereden geliyor acaba bu ilgi hayatınızda kadın mı var yoksa.” diyerek gevşek gevşek gülümsedi. Süreyya kapıdan içeriye girince Berk’in ayağına bastı resmen sus diyordu. Dönerek yan bir bakış attı ona çıkmasını işaret ediyordu. Berk ise hayatında ilk kez yanlış bir şey söylediğini anlamış olarak odadan çıkmaya hazırlanıyordu. -Süreyya: “Amirim siz iyi misiniz?” diye sordu. Ulaş ise evet diyerek konuyu sakın açma diyen gözlerle Süreyya’ya bakıyordu. O da bunu anlamıştı artık gözlerden ne demek istediklerini anlatıyorlardı. Bu Cemal ile onların yılların vermiş dostluğu ve iş ortaklığından kaynaklanıyordu. Süreyya sessizce odadan çıkarken Haydar Müdür’ün onu çağırdığını söyleyerek çıktı. Bu sırada Cemal içeriye girdi, Ulaş ise sinirlendi: “Bu ne oğlum kabul günü mü bugün biriniz gidiyor biriniz geliyor.” Cemal, sessizce amirim demişti. Ulaş ise hemen parlayarak: “Cemal sabah sabah vaaz vereceksen hiç çekemeyeceğim. Hemen çık yoksa bütün ayarsızlığımı senden çıkarırım haberin olsun.” diyerek uyardı. Cemal olumsuz anlam da kafasını salladı ve “Amirim şimdi bir ihbar daha aldık yeni ceset bulmuşlar.” Ulaş’ın gözleri yerinden çıkacak gibiydi. Yutkunarak sordu: ”Yer neresi?” Cemal korkarak cevap verdi ”28.sokak’ta.” Artık bu cevaptan o kadar sıkılmışlardı ki kendini ardı arkası kesilmeyen olayların içine atılmış bir balık hissetmişlerdi. Sonuna gelindiğinde kazananın kim olduğunu elbette ki herkes görecekti. En çok da o katil bunu görecekti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD