4.BÖLÜM

1005 Words
Arkasına bakmıyordu Ulaş, lakin sesin kim olduğunu tahmin etmek onun için hiçte zor değildi bundan aldığı özgüvenle ellerini sadece havaya kaldırıp arkasına bakmadan :”Eee seni hangi rüzgar attı buraya.” dedi . Tok sesli iri yarı adam ise ”Biliyorsun Ulaş Akçalı hiç öyle numara kesme bana aramız da anlaşmaya varılmamış meseleler var onları halletmemiz lazım.” dedi .Ulaş ise gözlerini kapatıp orman havasını burnundan ciğerlerine doğru çekti sesli bir nefesti bu arkasındaki adam da duysun istiyordu. "Görüyorsun ya hala hayattayım senin aksine hayalet de kovalamıyorum Akçalı.” Ulaş nefes alma meditasyonu durdurmuştu bunu öfkesi zirveye her ulaştığında yapardı yoksa kaçınılmaz sonuçlar doğururdu. ”Bana bak nereden geldiysen oraya geri git ben bir de senin dedektiflik oyunlarında uğraşamam.” Adam silahı Ulaş’ın kafasından çekmiş Ulaş döndüğünde eskiden beri değişmeyen o siyah ve karanlık gözler ile karşılaştı. “Bilmem Ulaş Akçalı bana verdiğin sözleri tutamadığın için ben de karar verdim artık kendi davamı kendim güdeceğim.” Ulaş elleriyle montunu çıkarıp beline bağladıktan sonra adama dönerek :”Sana nedenini sormayacağım eski dost lakin bu katil senin aradığın adam değil bu cesetlere notları bırakmayı da kes katilin hoşuna giden bir şey yapıyorsun farkındasın değil mi aslında sen olduğunu tahmin etmiştim lakin kendi gözlerimle görmem lazımdı ne de olsa on yıl oldu değil mi?” Adam son derece soğukkanlı ve kendinden emindi . -“Evet başka türlü sana ulaşamazdım hem ortaya çıkmak istemiyordum hem de seninle buluşmam lazımdı en iyi yöntem buydu çünkü beni en iyi sen tanırsın.” diye ekledi. Ulaş adama elini uzattı gözleri bu dostluğu sürdürelim diyordu adam ise emin olmayan bir tavırla uzattı ellerini ormanın havası iyice soğumuş soldan sağa doğru akın eden bir rüzgar başlamıştı . El sıkışmaları bittik den sonra adam arkasını dönüp hiçbir şey söylemeden gitmeye başlamıştı. Sonunda arkasını dönmeden :”Ulaş sen cinayet şube amiri olarak bir şeyi atlıyorsun. Katil her zaman suç mahalline geri döner.” diyerek gözden kayboldu. Ulaş ormandan çıkarken eski dostunun söyledikleri kafasında canlanıyordu. Neden geri döndüğünü anlamıştı lakin boşa kürek çekiyordu Ulaş’a göre. O ormandan uzaklaşırken sanki bir gölgenin onu izlediğini düşünüyordu. Süreyya ise eve gelen arkadaşlarını uğurladıktan sonra yorgunluktan koltuk da uyuya kalmış saat gece iki olmuştu. Arkadaşları sık sık ona Ulaş’ı unutmasını bir başkasıyla randevuya çıkma teklifine sıcak bakmasını tavsiye ediyorlardı. Alfred sanki onun huysuzluğunu anlamış gibi mırlayarak tam yanına sokuldu kafasını ellerine sürtüyordu. Süreyya ise onun bu ilgisine karşılıksız bırakmayarak bir güzel okşamıştı tüy yumağını. Ulaş düşünerek derin bir uykuya dalmak istiyordu sanki baştan ayağa o olmak baştan sona o kokmak istiyordu Süreyya. Elleri kalbine gidiyordu onun sesini duymak ve onun dediklerini duymak istiyordu sanki kalbi usulca Ulaş diye ona fısıldıyordu. Kendini amansız bir hastalığa düşmüş çaresi belli fakat o kadar uçsuz bucaksız bir yerde tedavi ediliyordu ki Süreyya’nın ne oraya gidecek hali var ne kendini ayağa kaldıracak bir psikolojisi bir duygu selidir gidiyordu Ulaş onun şehriydi lakin sokaklar ona çıkmıyordu. Ulaş eve gelmiş hemen kahvesini koymuş en sevdiği belgeseli açmış karşısına geçmişti yarım saattir ne işi ne vakaları düşünüyordu. Kendine ayırmış artık bu saatleri . Tam her şeyi unutmuş kendiyle baş başa kaldığında kapı çaldı hemen ayağa kalkıp kapıya doğru hızlı adımlarla ilerledi sonunda kapıcı Veysel elinde bir düğün davetiyesi otuz iki dişini göstererek duruyordu tam karşısında. “Ne var Veysel ne öyle gülme şurubu içmiş gibi kapımda dikiliyorsun.” diye söylendi Veysel ise zarfı uzattı ve sonunda kıkırdayarak merdivenlerden indi sonunda bu mendebur adamı bir güzel dövecekti Ulaş. Eline aldığı süslü zarfı eviriyor ve çeviriyordu sonunda açmaya karar verdi kanepeye oturdu sakince okumaya başladı sonunda gözleri fal taşı gibi açıldı. Sonunda kelimeler gözlerinden kalbine hançer gibi saplanıyordu. “Derya ve Okan “ İsimleri okuduğunda telefonuna gitti elleri sonra o bildiği ama unutmaya yemin ettiği numarayı çevirdi. Sonunda çaldı çaldı açtı. “Derya sonunda açabildin çok şükür.” Derin bir nefesten sonra kadının sesi memnun olmayan bir tavırla duyuluyordu. -“Ne var Ulaş sana bir daha asla beni arama demedim mi?” diye sinirle tısladı. “Bana ne demeye düğün davetiyeni yolladın amacın ne kızım senin beni çıldırtmak mı ? Ha hem terk edip git unuttur sonunda ise düğün davetiyeni yolla sana söylüyorum amacın ne senin?” Ulaş sinirinin sınırındaydı. "Ben sana bir şey göndermedim Ulaş hem nereden geldiyse de boş ver çöpe at gitsin.” diyerek telefonu suratına kapattı ne zaman bu kadar acımasız olmuştu bu kadın onca yılın da mı hatırı yoktu ? Derya Aksoy hayatının kadını, bir zamanlar karısı şu dünya da bir sözüne her şeyi yakabileceği kadın? Bundan üç sene önce bırakıp gitmişti Ulaş’ı bir mektupla iki kelimeyi bile çok görmüştü yedi yıllık sevgilisine dört yıllık kocasına sonrasında hızlıca boşanmış ve bir daha arama diye tehditler savurmuştu. O günden beri dikiş tutmuyordu Ulaş ne işinde, ne hayatında. Ulaş geceyi sabah edemeyecekti belli ki kafasına esti dışarı attı kendisini. Çörekli sahiline doğru ayakları onu adeta sürüklüyordu. Yarım saate yakın yürüdü sonunda denizin o insanın burnunu yakan kokusu geldiğinde heh işte şimdi geldim dedi içinden sonunda üç yıl önce o gece de buradaydı. Her şeyi en iyi dostuna denize anlatıyordu Ulaş. Kaç saat dalgaları izledi kendi de bilmiyordu mevsimlerden sonbahar aylardan kasım olunca esen rüzgar içini titretti Ulaş’ın . Saate şöyle bir baktı sabah altıya geliyordu. Telefonu çaldığında arayanın Süreyya olduğunu görünce hemen açtı. "Evet sarı kısa kes dökül hemen.” diyerek çok da konuşacak mod da değilim demek istiyordu Ulaş. Süreyya ise hemen büroya gelmesini gizli bir tanığın ortaya çıktığını söyledi. Ulaş hemen büroya yakın olduğu için hızlıca varmıştı sonunda geldiğinde saçlarını iki yana örmüş on beş yaşlarında bir kız çocuğu sorgu odasındaydı. Süreyya ne iş der gibi bakıyordu Ulaş. Süreyya da göz ucu ile Ulaş'a doğru baktı . Ellerini birbirine bağlamış bende bir şey bilmiyorum diyordu kadının kocaman açılmış mavi gözleri. Gözlerinin en derinliğiyle konuşan bir ilişkileri vardı bu ikilinin.  Sorguya birlikte girmelerini teklif etti Süreyya Ulaş kabul ederek birlikte kızın karşısına oturdular. Ulaş çok uzatmak istemediği için pedagogu beklemeden sabırsızca :”Anlat ne biliyorsun?” dedi. Kız korku dolu gözlerini karşısındaki polislere doğru yönelterek :”Hepsini babam yaptı öldürdüğü insanların resimlerini çekmiş hepsini gördüm” diyerek hıçkırarak ağlamaya başladı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD