5. BÖLÜM

479 Words
Bazı insanlar vardır, bilirsiniz… Kendini akıllı sanar ama hayatında bir tane bile zeka pırıltısı göstermemiştir. Hah, işte o insanların belediye başkanı benim. Ben Mert Üsteğmen’e oyun oynadığımı düşünürken, meğer o oyunun kural kitabını baştan yazan kişiydi. Ve ben, farkında olmadan, o kitabın sayfalarında kayboluyordum. Eve gelir gelmez, hâlâ o üstü çıplak hâlinin travmasını atlatamamışken telefonumu açtım ve cevap yazdım: “Ayça kim? Ben değilim.” Üç dakika sonra telefon titredi. Kalbim birden hızlandı, tüylerim diken diken oldu. Mert: “Ayça sensin. Adını biliyorum. Kimsin, necisin… onu sen söyleyeceksin.” Gözlerimi devirdim. Kardeşim Sherlock musun, ben mi bilmiyorum? İçimden deli gibi güldüm ama yüzümde ciddi bir ifade takındım. Ben: “Söylemezsem?” Bu sefer anında mesaj patladı: Mert: “Bu oyun ne zamana kadar sürecek? Kendini gösteriyorsun ama kimliğini saklıyorsun. Neden?” “Çünkü babam Binbaşı ve ben sorun manyağıyım” diye içimden cevap verdim ama tabii yazmadım. Onun yerine, biraz alaycı ve oyunbaz bir tonla yazdım: “Canım oyun istiyor.” Mesajın ardından bir saniye bile geçmeden cevap geldi: Mert: “Gerçekten küçüksün.” O an sinirden kahkaha attım. Gerçekten mi? Ben 25 yaşındayım! “25 yaşındayım!!” diye karşılık verdim. Telefon sustu. Ben “tamam, sustu” diye seviniyordum ki… birkaç dakika sonra bir mesaj daha geldi: Mert: “Anonim kız hakkında bildiklerim: 1. Adı Ayça 2. 25 yaşında. 3. Üsteğmenlerle oyun oynamak gibi gereksiz cesaret gösterileri var.” Bir kahkaha attım istemsizce. Ama o kahkaha, kalbimin hâlâ yerinde olmadığını fark etmemi engelleyemedi. Tam o sırada telefon tekrar titredi. Bu kez mesaj kısa ama etkisi ağırdı: Mert: “Ve 4… Benden hoşlanıyor.” Yutkundum. Kalbim bir anlığına durdu, ellerim titredi. Sanki beynim bir anda elektrik kesintisi yaşamıştı. Bir yandan, içimden gelen ses: “Bu adamla baş edemem.” diye bağırıyordu. Ama diğer bir yanım, aptal bir şekilde, her mesajını bekliyordu. Ben hâlâ cevapsız kalmışken üçüncü mesaj geldi: Mert: “Merak etme, hoşlanman sorun değil. Asıl merak ettiğim… kim olduğun.” Yutkundum. Sanki burnumun ucuna bir ışık tutulmuş ve bütün sırlarımı görüyormuş gibi hissettim. Bir saniye durdum, derin nefes aldım. Ve kendi kendime fısıldadım: “Bu adam beni çözecek, ve ben buna hazır değilim.” Telefonun ekranına baktım; mesaj baloncuğu titriyordu. Bir anlığına aklıma geldi: “Acaba yanlış bir mesaj atsam ne olurdu?” Ama hemen kendimi durdurdum. Yapacak tek şey vardı: Soğukkanlı ol, Ayça. Sakın kendini ele verme. Kafamın içinde çalan bir şarkı vardı, Angaralı Ayşe Dinçer’den: “Kalbim vuruyor tik tak tak, doktor ol da kendin bak.” Gülümsemek zorunda kaldım. Şarkı tam olarak o anın özeti gibiydi. Kalbim hızla çarpıyor, ben ise kendi duygularımı nasıl saklayacağımı düşünüyordum. Bir süre sonra, Mert’in mesajlarına bakarak kafamı toparlamaya çalıştım. Ama her mesaj, onu biraz daha çözmeye çalışırken beni biraz daha savunmasız bırakıyordu. Sanki bir oyunda piyon gibi düşünüyordum ama farkında değildim; aslında ben tahtayı oynayan taraf değildim, o oynuyordu. Ve o anda, fark ettim ki: Bu oyun çoktan başlamıştı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD