Bazı insanlar vardır; susarak anlatır, kaçtıkça iz bırakır.
Ben o insanlardan biri miydim bilmiyorum ama bildiğim tek bir şey vardı:
Mert Üsteğmen beni düşündüğünden daha iyi çözüyordu.
Telefonu elimin içinde evirip çevirirken, yazdığı cümle hâlâ ekranda duruyordu:
“Anonim kız hakkında bildiklerim; adı Ayça ve 25 yaşında.”
Derin bir nefes aldım.
Ayça…
İlk defa adımı bu kadar ciddi, bu kadar doğrudan biri söylüyordu.
Üstelik yüzümü bile görmeden.
Yatağın kenarına oturdum.
Bir an oyunu bırakmayı düşündüm.
Numarayı silmeyi, sim kartı kırıp atmayı, “ben ne yapıyorum?” demeyi…
Ama sonra aklıma Foça’da gördüğüm o an geldi.
Üstü çıplak, güneşin altında, kendinden habersiz…
Ve bana attığı o mesaj:
“Ağzının suyu aka aka beni seyretmen çok ayıp.”
Utanç mıydı bu his?
Hayır.
Yakalanmışlıktı.
Telefonu tekrar elime aldım ve yazdım:
“Bu kadar az bilgiyle bu kadar emin konuşman ürkütücü Üsteğmen.”
Cevap birkaç dakika sonra geldi.
“Ürkütmek gibi bir niyetim yok.
Ama saklanan insanlar dikkat çeker.”
Dudaklarımı ısırdım.
Saklanıyordum, evet.
Ama korktuğumdan değil…
Zamanı olmadığından.
“Bazen saklanmak keyiflidir,” diye yazdım.
“Her şey açık olursa oyun olmaz.”
Bu sefer cevap hemen gelmedi.
Bekledim.
Dakikalar geçti.
Kalbim her saniye biraz daha hızlandı.
Sonunda:
“Bu bir oyun değil Ayça.
Sen oyundayken ben gerçeği arıyorum.”
Bu cümle…
Gülümsememi sildi.
Yatağa uzandım, tavanı izledim.
Bir askerle mesajlaşmanın böyle olacağını kim söylerdi?
Ne flört klişeleri vardı ne boş laflar.
Her cümlesi net, kontrollü, ölçülü…
Ama altı dolu.
“Gerçeği arıyorsan yanlış kişiye yazıyorsun,” dedim.
“Ben karmaşayım.”
Cevap biraz gecikti.
“Karmaşayı severim.
Düzen benim işim.”
İşte o an,
ilk defa içimde bir ürperti dolaştı.
Bu adam beni düzene sokabilecek biriydi.
Ve ben…
Dağılmayı seviyordum.
Telefon elimden kaydı, yatağın yanına düştü.
Bir süre dokunmadım.
Sessizlik iyi gelmişti.
Ama tabii ki uzun sürmedi.
Telefon titredi.
“Foça’daki kız sendin.”
Kalbim…
Bu sefer gerçekten duracak sandım.
Hızla telefonu aldım.
“Ne diyorsun sen?”
“Kaçışın tanıdık.
Göz temasından kaçış.
Hızlı uzaklaşma.
Bir asker kızının yürüyüşü.”
Gözlerimi kapattım.
İşte bu tehlikeliydi.
“Yanılıyorsun,” yazdım.
“Asker kızı falan değilim.”
Bu sefer cevap uzun süre gelmedi.
Gerçekten uzun.
Öyle ki telefonu bırakıp mutfağa gittim, su içtim, geri geldim.
Ekranda tek bir mesaj vardı:
“Bunu zaman gösterecek Ayça.
Ama şunu bil…
Ben yalanları aceleyle açmam.
Beklerim.”
Yutkundum.
Ben aceleyle saklıyordum.
O sabırla çözüyordu.
Telefonu kapattım.
Işığı söndürdüm.
Karanlıkta fısıldadım:
“Bu adam beni yakalayacak.”
Ama içimden bir ses de şunu söylüyordu:
“Ve sen…
yakalanmak istiyorsun.”