Defne titreyen elleriyle telefonunu açtı ve rehberden Mehmet’in numarasını buldu. Derin bir nefes aldı, parmağı tuşlara dokundu. “Mehmet…” diye fısıldadı, sesi hâlâ kırılgandı. Telefonun öbür ucundan Mehmet’in sesi geldi: “Defne? Ne oldu, sesin neden böyle?” Defne birkaç saniye sustu, sonra titreyerek durumu anlattı. Mehmet sessizce dinledikten sonra sakin bir tonla: “Tamam, sakin ol. Yarım saat içinde gelebilirim, ama sen o süreyi beklemek istemezsen hemen taksiye bin, acile git.” Defne, tereddüt etmeden evden çıktı. Taksiye bindi ve hastaneye doğru yola koyuldu. Kalbi hem korku hem de endişe ile hızlı hızlı atıyordu; elleri istemsizce cebinde sıkıştı. Dışarıdaki gri gökyüzü, şehir gürültüsü… Her şey bulanık bir perde gibi gözlerinin önünden geçiyordu. Hastaneye vardığında acil kapı

