Güneş batmadan Ayvalık’a varmışlardı. Denizin üzerine serilmiş kızıllık, yolculuğun yorgunluğunu hafifletir gibiydi. Defne’nin kalbi, gördüğü manzarayla biraz daha yumuşadı. Arabanın tozlu camından evlerinin bahçesini görünce derin bir nefes aldı. Ev, her zamanki gibi huzurlu, sessiz ve güvenliydi. Kapıda onları Ayla karşılıyordu. Yüzünde hem özlem, hem de şaşkınlık vardı. Bir an duraksadı; sonra Defne’nin yüzüne bakıp kollarını açtı. “Kızım…” dedi. Defne annesinin boynuna sarıldığında gözleri doldu, bütün yol boyunca taşıdığı yük bir nebze hafiflemişti. O sırada küçük adımlar hızla bahçeden koştu. Ceren, Defne’yi görür görmez bacaklarına sarıldı. “Ablacııımmm!” diye sevinçle bağırdı. Defne eğilip Ceren’in başını okşadı, alnına küçük bir öpücük kondurdu. “Canım benim…” dedi fısıldayarak.

