bc

Benim Küçük Kadınım

book_age16+
183
FOLLOW
2.4K
READ
others
love-triangle
sex
confident
comedy
twisted
bxg
realistic earth
betrayal
cheating
like
intro-logo
Blurb

Alt dudağımı dişlerken bana uzandı ve omuzlarımdan sert bir şekilde tutup yatağa atarken çığlığı bastım ama üzerime abanması ve bana iltifatlar yağdırırken her an öpmesi...

"Çok güzelsin."

"Siktir...seni hiç durmadan sabaha kadar sikeceğim..."

-*-

Hafif çıkmış sakallı çenesi ile şortumun belini daha da aşağıya çekiştirdiğinde oramın üzerine öpücük kondurması ile ''Ahh...'' diyerek inlemem ile utanırken ''dur!'' demiştim sonunda...

Hem ileri gitmesini istiyor gibiydim. Tanrım, oramı açmasını ve daha da aşağıya inip öpmesini ister gibiydim!

Ne oluyordu? Neden böyle bir hisse kapılmıştım?

-*-

Tek doğru için onca yanlışı görmezden geldiğimiz bu dünya da hayalkırıklıklarıyla dolu geçmişimiz bir ip gibi gelecek günlerin boynuna dolanıyor. Her ne kadar kurtulmaya çalışıp daha beter şeyler yapsak da ruhumuzun aydınlanmasına fırsat vermiyoruz bir türlü.

Gelecek günlerim boynuna dolanan bu ip bizi sıkıca sararak doğru limanı bulmamıza izin vermiyor. Attığımız her adımda gerçekler bir tokat gibi yüzümüze çarpıyor ve bir toz tanesi kadar olan özgüven denen şeyi altüst ediyor.

°~°~°~°°~°~°

BİR KADIN GELDİ, CENNETİN ARZUSUNDA CEHENNEMİ YAŞATTI...

-•-

chap-preview
Free preview
B.1 *Kolye*
Kitaba geçmeden önce buraya bir başlama tarihi alayım. İleride baktıkça anılarımızı depreştiririz. ~°~ ''Aman Tanrım, Nasıl da ateşliler gördün mü? İnanılmaz...'''' ''Asıl senin şuan oturup iki çiftin çifleşmesini izlemen inanılmaz. Ne istiyorsun milletten anlamıyorum. Sahiden Charlotte söylesene tahminen ne zaman vazgeçeceksin?'' ''Neyden?'' dedi ağzına bir tane daha patlamış mısır atarken. Bıkkınlıkla nefesimi verdim. Kafamı olumsuzca iki yana salladım. ''Nasıl olurda bu tarz videoları ağzın açık izleyebiliyorsun?'' dedim arkamdaki arka fonumun pek de güzel olmadağını umursamamaya çalışarak. Sonuçta kim azmış bir adamın inlemesini arka fon isterdi ki? Ahh, tabi ki de, Charlotte. ''Asıl sen nasıl olurda bu videolardan tahrik olmazsın?'' dedi kafasını bana doğru çevirip yüzüme dikkatlice bakarken. Gözlerimi devirdiğim vakitte ''Haberin olsun diye söylüyorum Ryn, millet resmen seks yaparak milyonlar kazanıyor. Ve bunu sırf para kazanmak için değil, zevk olsun diye yapıyorlar.'' deyip kafasını tekrar televizyonda çevirdi. ''Hayat onlara güzel. Bazen okulu bırakıp bende mi bu işe girişsem diye düşünmüyor değilim. Profesör resmen beni bu yola itmek için elinden geleni yapıyor.'' Yüzünde büyük bir hevesle koltukta yan dönüp tekrar bana döndü ve ağzına bir mısır daha atmadan önce ''Sence? Bende girişeyim mi bu işe ha? Hem mükemmel fiziğim ile iki üç videoda zengin olurum bile.'' ''Seks de sanata giriyor.'' dediğinde tek kaşımı ona kaldırıp baktığımda ''Bence. Bana göre yani...her neyse.'' somurtarak önüne döndü. ''Tuvalete gidiyorum ben.'' koltuktan kalkıp koşturarak tuvalete gittiğinde arkasından ''İğrençsin.'' dedim. ''Büyü artık Ryn. 13 yaşındaki bir ergen değilsin!'' Durup ''Gerçi 13 yaşındaki herkes artık seks yapıyor.'' dedi. ''Başkalarını izlemek ne zamandan beri seks oluyor?'' dedim sıkılmış bir sesle. Çünkü sıkılmıştım. Gülüp,'' İzlediğinden beri...'' dedi. Kafamı sallayıp telefonumla uğraşmaya geri döndüm. Gerçekten seks düşkünü bir arkadaşınız varsa hayat bazen cidden zor olabiliyordu. Her an her saniye sizi kime ayarlayacak diye düşünmek zorundaydınız... Charlotte gidince televizyondaki  videoyu kapatıp rastgele bir şarkı açtım. Cidden hayat oldukça zor olabiliyordu. Charlotte odasından çıkarken telefonuma mesaj geldiğini gösteren bildirim ışığı gözüme ilişirken Charlotte dağılmış saçlarını topuz yaparak yanıma geldi. ''Video'yu neden kapattın?'' diye sordu nefes ayaklarını sehpaya uzatırken. Nefes nefese kalmıştı. İğrenç, cidden iğrenç.  Gelen mesajı okumak için açarken ''İnan bana senin çıkardığın tuhaf seslerinle birlikte pek hoş bir atmosfer ortamı olmuyordu.'' Onu iğnelememi umursamayarak sadece omuz silkti. ''Ne o yoksa dünkü çocukla mı yazışıyorsun?'' dedi 32 dişini de gösteren bir gülümsemeyi suratına takarken. ''Hayır.'' ''O zaman...sosyal medyada onun hesabını arıyorsun değil mi?'' dedi telefonuma bakmaya çalışırken. ''Hayır.'' dedim telefonumu kilitlerken. ''O halde-'' ''Hayır Charl.'' ''Ahh, çok sıkıcısın.'' dedi geriye yaslanıp eline kumandayı alırken. Bende telefonumu cebime koyup ''Ve senin bu sıkıcı arkadaşın şimdi gitmek zorunda.'' dedim ayağa kalkarken. ''Nereye?'' diye sordu. ''Annem mesaj atmış. Akşama misafirler gelecekmiş ve benim de katılmamı istiyor.'' dedim ceketimi giyerken. ''Annen ve katılmak?'' dedi tek kaşını kaldırıp. ''Aslında tam olarak ' O lanet kıçını kaldırıp akşama, yemeğe bizle birlikte misafirlere katıl' dedi.' 'dedim başımı iki yana sallarken. Gülürek, ''Annen çok espritüel bir kadın.'' dedi eline masada duran birasını alıp. ''Ahh, ne demezsin...'' dedim somurtarak. Yerde duran çantamı da alıp, ''Hadi görüşürüz.'' derken ''Öpmeyecek misin?'' diye sordu dudaklarını kıvırıp. ''Çişim gibi kokuyorsun Charlotte, bahse varım ellerini bile yıkamadın.'' dedim kapıya doğru yürürken. ''Siktir ordan!'' dedi arkamdan bağırarak. Gülümseyip ''Asla!'' dedim kapıyı açarak. Evden dışarı çıktım ve daha öce çağırdığım taksiye bindim. Onu sinir etmeyi seviyordum. Evet, Charlotte çok çılgın bir insan olabilirdi ya da seks düşkünü ama özünde iyi birisiydi. Ciddiyim, bunu öylesine söylemiyorum. Her başınız sıkıştığında yardımınıza koşan birisiydi. Bunu geçen sene erkek arkadaşımın beni zorla öpmeye çalışırken yüzüne yumruk atıp kafasından aşağı milkshake dökerken anlamıştım. Günün sonu kendimiz polis karakolunda bulmamızla bitse de gerçekten ama gerçekten çok eğlenceliydi. Sonunda taksi trafiği geçip evimizin önüne gelirken parayı uzattım ve arabadan indim. Bir rüzgar içimi geçip saçlarımı savururken iki katlı olan evimizin bahçesinde dolanan turuncu tüylü Fars kedimizi kucağıma alıp eve doğru yürüdüm. ''Hey Garfield, bugün nasılsın bakalım?'' derken yumuşak tüylerini okşuyordum. Buna cevap olarak bir miyav sesi olurken evin ziline basıp kediyi kaldığım yerden sevmeye devam ettim. Kapıyı babam açarken annemin içeriden ''Kimmiş o?!'' diye bağırmasıyla yine hazırlık yaptığını anladım. ''Benim!'' diye anneme cevap verirken babamın, ''Eee, nasıl olmuşum?'' diyerek kollarını açıp kendi etrafında dönmesi ile benden bir cevap beklediğini anladım. ''Her zaman ki gibi baba...Mükemmel.'' deyip yanağına öpücük kondurduktan sonra gülümseyerek içeri girdim. Annemin masaya en kıymetli gümüş porselen takımlarını koyduğunu gördüm. ''Oldukça özel ha?'' dedim hem şaşırıp birazda umursamayarak. Sonuçta gelecek insanları hiç tanımıyordum ve bu, iş yemekleri beni oldukça bayıyordu. En son ailemle birlikte bir iş yemeğine lüks bir lokantaya gitmiştik ve sıkılmaktan resmen tansiyonum düşmüştü. ''Aderyn! Nerelerdeydin bu zamana kadar?'' derken bana kollarını belinde tutarak baktığında kızdığını anladım. Klasik anne tipi işte. ''Charlotte.'' dedim masum olmaya çalışırak. Ama doğruydu günün çoğu kısmında onunla birlikteydim. ''Aderyn...Sen daha giyinmedin mi? Neredeyse gelmek üzereler!'' dedi şaşırarak. Beni çevirip arkamdan iteklerken ''Derhal en güzel elbiselerinden birini giyin ve sana aldığım 'özel' makyaj malzemelerini kullan.'' dedi. Özel makyaj malzemeleri mi? Evet, annemin benim için özel olarak yurt dışından getirdiği şu malzemeler... Küçük bir servet olan ve sadece toplum içine karıştığımız zaman yapmamı tavsiye ettiği daha doğrusu zorunlu kıldığı şeyleri kullanmamı istiyorsa o zaman durum ciddiden de öteydi. ''Anne sence de biraz abart-'' ''Tatlım, İsveç'ten aldığım şu parfümü sık ve kravatını düzelt.'' dedi annem babama beni hala sürüklerken. ''Beni falan istemeye mi geliyorlar?'' dedim durmasını umarak. Ve durdu da. Beni kendine çevirip yüzüme baktı. ''İstemek?'' diye sordu kaşlarını kaldırıp. Ne demek istediğimi anlamamıştı. Kadın haklıydı sormakta. Bir hafta öncesine kadar bende istemek kelimesinin başka anlamlara geldiğinden bihaberdim. Ta ki bölüm arkadaşım Cansın bize kendi ülkesinden bir film izletene kadar. Başta Charlotte ile anlamamış ve iki saat Cansın'ın bize kelimenin ne anlama gelmesini açıklamaya çalışmasını beklemiştik. İki saat beklememizin sebebi de Cansın'ın konunun ta derinine, geçmişine hatta köküne kadar inip yavaşça anlatmasından kaynaklanıyordu. Doğruyu söylemek gerekirse anlattıklarının çoğu aklımda bile değildi o yüzden anneme akılda kalıcı en basit kelime ile açıkladım. ''Evlendirmek?'' Annem kelimeyi duyunca önce kaldırdığı kaşlarını inidirip çatmış sonra da düzeltip bana bakmıştı.Son derece ciddi olduğunu görünce nefes alıp...Hassiktir...işte geliyordu. -*- Kısa bir duş alıp odama geçtim ve annemin benim için çoktan hazırlamış olduğu yatağımın üzerindeki diz üstü dar kesim siyah elbiseyi alıp üzerime geçirdim. Saçlarımı kurulamadığım için hala ıslaklardı ve elbisenin sırt kesmini ıslatıyorlardı. Islak saçlarımı tek omzumda topladım ve her ne kadar önce onları kurutmam gerektiğini bilsem de sonradan takı işleri ile uğraşmak istemediğimden elbisemin önceden durduğu yatağımın üzerindeki yerin yanında yine annemin benim için ayırdığı kolyeyi alıp boynuma götürdüm ve takmaya çalıştım. Ama dar kesim elbise kollarımı çok fazla açmama izin vermediğinden ne kadar çaba sarf etsemde kolyenin ucunu bir türlü yuvarlak halkaya geçiremedim. Öyle çaba sarf etmiştim ki ensemin terlediğini bile hissediyordum tabi bu ıslak saçlarımdan süzülen su da olabilirdi. ''Anne! Kolyemi takar mısın?'' Annemden ses seda gelmeyince oflayıp pes ederek kolyeyi takmamaya karar vererek yatağımın üzerine atıyordum ki kapının açılmasıyla annemin geldiğini anladım. ''Anne, kolyemi takar mısın?'' Doğruldum ve kolyeyi boynuma götürüp arkamdan annemin takmasını bekledim. Taktığını hissedince derin bir nefes alıp ''Oh be.'' dedim. Sonrada kızacağını bildiğim için kızmasına müsaade etmeden eğilip uzun sallanan küpelerimi de aldım ve kulağıma götürerek takmaya çalıştım. Bana yine uzun bir konuşma yapmaya hazırlandığını aldığı derin ve sert nefes ile anlayınca teşekkür edip onu odadan göndermek için yüzümü ona doğru döndüm. ''Teşek...Hassiktir amına koyim...'' çıktı dudaklarımdan, hemde sesli bir şekilde. Çünkü karşımda benim 1.70'lik annem değil, 1.90' aşkın uzun boylu bir adam duruyordu. ~°~ Zaman, durgundu. Hiç hareket etmeden yerinde duruyor, sayıklıyordu adeta. Bir bebeğin atmaya çalıştığı ilk adımları gibiydi, çaba gösteriyor fakat hiç sonuç alamıyordu.  Ve ben bu durumdan nefret ediyordum. -*- 1.GÜN ÖNCE ''Charl, şunu biraz daha hızlı sürer misin acaba?'' dedim arabayı 60 ile süren Charlotte'a. ''Offf başım ağrıyor...Ayrıca bu telaş da ne, yetişmen gereken bir yer mi var sanki Ryn?'' diyen Charlotte bir eliyle arabanın direksiyonunu diğer eliyle de başını ovarken çantamı açıp içinden bir ağrı kesici çıkardım ve Charlotte'a uzattım. Son iki haftadır doğru dürüst bir uyku alamadığım için çok sık başım ağrıyordu ve ağrı kesiciyi yanımdan asla eksik etmiyordum. ''Evet Char, yetişmem gereken bir okul ve yetiştirmem gereken bir proje var.'' dedim. Telefonumu çıkartıp saati kontrol ederken ''Ayrıca sana dün o kadar içme demiştim.'' Diye sözlerime devam ettim. ''Ne yapsaydım Ryn? Ben ortama ayak uydurdum sadece.'' Dedi yüzüne bir gülümseme kondurup masum rolüne bürünmeye çalışırken. ''Her neyse Char, eğer beni yarım saat içinde okula götürmezsen sana çektirecek çok güzel işkence yöntemlerim var.'' Dedim ciddi olduğumu göstermek istercesine yüz ifademi ifadesiz tutup. ''Wow. Sakin ol şampiyon, 29 dakika içinde okulda bil kendini.'' Dedi bana dönüp tek gözünü kırparak. Charlotte hızını arttırıp sürmeye devam ederken bir anda yeşil ışığın kırmızıya dönmesi ile ani fren yapması sonucunda tekerlekler tiz bir çığlık atarken bende camdan dışarıya fırlamadığım için emniyet kemerime teşekkür ediyorum. Charlotte'un ani fren yapması sonucu öne doğru savrulurken aradan çok geçmeden 'tak' diye bir ses sonucu tekrar hafifçe öne doğru savrulmuştum arabayla birlikte. Charlotte inanamaz gözlerle dikiz aynasından arkadaki arabaya bakarken hiç beklemediğim bir anda arabadan indi. ''Sen az önce benim arabama mı çarptın!'' diyerek hasar kontrolü yapmaya gitti. Bu durum çok kötüydü, hem de çok. Charlotte arabasını daha yeni aldırmıştı babasına ve bu hiç kolay olmamıştı. Bende emniyet kemerimi çözüp arabadan indim ve Charlotte'un yanına gittim. ''Bir insan duran arabaya nasıl çarpar, aklım almıyor!'' derken içe göçmüş arka tampona bakıyordu. Arkamızdaki siyah lomborghininin kapısı açıldı ve içinden birisi indi. Bir erkek. Charlotte kollarını bağdaştırıp adama baktı. Adam yanımıza gelirken siyah gözlüklerini çıkartırken ikimize kısa bir bakış attı. Ve sonra elini arabasının ön kaputuna koyup bakarken işaret parmağını bir noktaya bastırıp bize bakmadan ''Arabamı çizmişsiniz.'' Dedi. Charlotte ile inanmaz gözlerle birbirimize bakarken Charlotte birleştirdiği kollarını çözüp ''Bir dakika bir dakika, sizin arabanızı çizen biziz öyle mi?'' derken biz kelimesinin üzerine vurgu yaparak söylemişti. Adam arkasını dönüp Charlotte'a baktı. ''Evet.'' dedi son derece düz bir sesle. Charlotte'un ağzı bir karış açılırken ''Bize çarpan sizsiniz!'' diye bağırdı. Adamın yüzünde mimik bile oynamazken Charlotte sözlerine devam etti. ''Birde kalkmış arabamı çizmişsiniz diyorsunuz. İnanılır gibi değil gerçekten.'' Adam bir tamponu içe göçmüş arabaya bir Charlotte'a bakarken ''Yeni mi?'' diye sordu arabayı kafasıyla işaret edip. Charlotte göz devirdi ve ''Tabi ki de yeni.'' Dedi. ''Belli.'' ''Pardon? Ne dediniz siz?'' Adam sıkkınca bir nefes çekip içine ellerini siyah pantolonunun içine koyarken ''Dedim ki; belli. Ancak bir çaylak yeni aldığı arabayı kullanamaz ve ani fren yapar.'' Demesiyle Charlotte ile benim ağzım sonuna kadar açıldı. ''Parasını ödeyin.'' ''NE!'' Charlotte ile ikimiz aynı anda aynı şeyi bağırarak söylerken adam elini cebinden çıkartıp kulağını kapattı. Adam tekrardan ''Parasını ödeyin...yoksa polis çağırırım, bu işi onlar halleder.'' Dedi. Charlotte gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı ve gözlerini tekrar açtı. ''Sen ne diyorsun be adam! Hem bize çarp arabamızın pertini çıkart hem de araban çizildi diye bizden para iste.'' Derken adamın üzerine doğru birkaç adım atarken hemen araya girdim ve onun önüne geçip onu engelledim. ''Char,'' dedim uyarıcı bir sesle. Biliyorum eğer araya girmeseydim adamın üzerine saldırması an meselesiydi. Çünkü İnci onun göz bebeğiydi ve bu adam ona çarpıp hasar vermişti. Evet İnci. Charlotte arabasına bembeyaz olması dolayısıyla isim bile takmış, haftada üç kere yıkamaya götürürdü, o derece çok seviyordu arabasını. Haftada kendisinin yıkanmadığı kadar arabasını yıkatıyordu resmen. ''Ne Char Ryn, ne Char! Duymuyor musun adam ne diyor? Altına almış 2 milyon dolarlık arabayı, gelmiş bizim arabamıza çarpıp arabası hasar aldığı için- pardon düzeltiyorum- arabası çizildiği için bizden ücret istediği yetmiyormuş gibi bir de şoförlüğümüze laf ediyor...sen kimsin ki bizim şoförlüğümüze laf ediyorsun Ukala Herif!'' ''Önce bir sakin ol Char,'' dedikten sonra adama dönüp ''Pardon ama ne yapsaydık? Sırf siz ayağınıza hakim olamıyorsunuz diye kırmızı ışıkta falan mı geçseydik yani...'' Adam bana öyle bir baktı ki yutkunma ihtiyacı hissettim. ''Bu saçmalıklarla uğraşacak vaktim yok, arabanın hasarını ödeyin bitsin konu.'' Derken sinirlenmeden edemedim. Hem suçlu kendisiydi hem de mağdur olduğunu iddia ediyordu. ''Haklısınız, bu saçmalıklarla uğraşacak benim de vaktim yok.'' Derken yürüyüp arabanın önce ön kapısını açıp çantamı aldım, sonra arka kapısını açıp maketten yaptığım ev projemi alıp kapısını kapattım. ''Üzgünüm Char, ama projeyi yetiştirmem lazım.'' Dedim yüzüme üzgün bir ifade takıp Charlotte'a bakarken. 20 dakika içinde okula gidip projemi jüri üyelerine sunmam lazımdı aksi takdirde dersten kalırdım. Çalan telefon ile adam elini cebine atıp telefonu çıkarttı ve kulağına götürdü. Arabadan indiğinden beri tek bir mimik bile oynamayan yüzünde kaşları karşı tarafın bir şeyler demesi ile anında çatıldı. Taksi çağırmak için iki arabanın arasından geçerken kolumun tutulması ile durdum. Kafa çevirip elin sahibine tek kaşımı kaldırıp baktım. ''Nereye gidiyorsunuz?'' diye sordu adam. Kolumu hızla kendime çektim ve ''Size ne?'' dedim. ''Ne demek bana ne? Arabanın hasarını ödemeden nereye gidebileceğinizi sanıyorsunuz siz?'' Derin bir nefes aldım. ''Eh ne arabaymış be! Bu arabayı alacak paran varsa hasarını da ödeyecek paran da vardır, tabii araba senin değilse orası ayrı.'' Dedim imalı bir şekilde kaşlarımı kaldırıp arkada taş gibi duran siyah lamborghiniye bakarak. ''Ne demek istiyorsunuz siz?'' ''Ne anladıysanız o.'' Dedim meydan okurcasına. ''Şimdi izin verirseniz gitmem gereken bir yer var. Arkadaşım Char burada kalıp sorunu halledecektir. Hatta Char,'' Charlotte döndüm ve ''Polisi ara onlar bizim yerimize halletsinler. Duran arabaya çarpmak mı suçmuş yoksa kırmızı ışıkta geçmeyip durmak mı suçmuş öğreniriz.'' Dedim. Adam bir nefes verip kafasını diğer tarafa çevirdi. Tekrar bana baktığında çenemi dikleştirip kaşımın birini kaldırarak ona baktım. Yeşil gözleri ile gözlerime uzun uzun baktıktan sonra gözlerini çekti ve kolundaki saate bakıp ''Sizinle kaybedecek daha fazla vaktim yok.'' Dedikten sonra dönüp arabasına bindi ve yeşil ışığın yanmasını beklemeden gaza basıp buradan uzaklaştı. Bende bir taksi çevirip bindim ve okula gittim. Charlotte ise arabayı çekmek için bir çekici çağırdı. -*- Bitmiş içki bardağımı karşımda değişik hareketlerde bulunarak başkalarının içkilerini hazırlayan barmene doğru ittim. ''Bana bir tane daha koysana.'' Dedim çakırkeyif kafamla bitmiş bardağımı işaret ederek. Barmen elindeki tuhaf şişeyi sallarken ''Bugün yeteri kadar içmedin mi sence?'' diye sordu. ''Sana ne? Sen işini yap ve bana bir içki daha koy.'' Dedim kaşlarımı hafif çatarak. Eğer bu gece içmezsem başka ne şekilde atlatabilirdim bilmiyorum. Bu gün gerçekten berbat bir gündü, hem de en beterinden. Aklıma kaltak juri üylerinden birisinin beni herkesin önünde nasıl aşağıladığı aklıma gelince sinirlenmeden edemedim. Hepsi o aptal adam yüzünden. Onun yüzünden geç kalmıştım. O adam karşıma çıkmasa iyi ederdi, aksi takdirde ondan bunun hesabını çok pis sorardım. Derin bir nefes alıp ellerimi saçlarımdan geçirirken aldığım nefesimi geri verdim. Barmen önüme geldiğimden beri sürekli içtiğim içkiyi koyunca içkime bir göz atıp onu masada geri barmene uzattım ve ''Bana farklı bir şeyler versene. Sert olsun biraz... yoksa düşünmekten kafayı yiyeceğim.'' Dedim sesim sonlara doğru kısık çıkarken. Barmen önümdeki bardağı alıp yerine bira şişesini koyunca istemsizce kaşlarım çatıldı. ''Ama bu bira...'' dedim barmene. ''İç ve git artık...'' ''Ama ben değişik bir şeyler istedim. Mesela...mmm.. Leffe Triper.'' ''İstediğin bizde yok.'' Dedi barmen elindeki bez ile masayı silerken. ''O zaman viski alayım canım.'' Birayı masadan ona doğru ittim. Arkasını dönüp içki reyonuna baktı ve ''Maalesef o da kalmamış.'' Dedi yapmacık bir şekilde. Çok bilmiş seni... ''Votka.'' Dedim tek kaşımı kaldırıp ona meydan okurken. Pekala votka, viski, leffe tripper olmayabilirdi ama burada başka içkilerde vardı ve ben farklı bir şeyler içmeden bu masadan kalkmayacaktım. Barmen ellerini masaya koyup bana doğru eğildi ve ''Şansa bak az önce hepsini şuradaki masaya göndermişiz.'' Dedi eliyle rastgele bir masayı gösterirken. Kafasından dolayı içki reyonunu tam göremediğimden sağa ve sola doğru eğilip içkilerin isimlerini okumaya çalıştım. Madem istediklerim yoktu o zaman bende olanlardan sipariş ederdim. Bakalım bu sefer ne bahane uyduracaktı? ''Şey istiyorum o zaman...şey...'' Tanrım, isimleri kafanız çakırken okumak neden bu kadar zordu? ''Votka.'' Kimin söylediğini görmek için gözlerimi reyondan ayırırken yanımdaki boş bar sandalyesine oturmuş adamın söylediğini gördüm. Çok uzun sayılmazdı ama dar giyindiği gömleğinden hafif kasları vardı. Daha yeni fitnessa başlamış gibi duruyordu. Saçlarını 3 numaraya vurmuştu ve top sakalı vardı. ''Imm, maalesef ki tüm votkaları şuradaki masa...mmm şuradaki..'' barmenin gösterdiği masayı bulmaya çalışıp bulamayınca ''her neyse, kalmamış işte.'' Dedim biramdan istemeyerek de olsa bir yudum alarak. Hadi ama, ben buraya içmeye gelmiştim, bira değil. Birayı kendi evimde de içebilirdim değil mi? Yanımdaki adamın kalkıp yerine bir başkasının oturduğunu fark ettim ama başımı çevirip de kimin geldiğine bakmadım. Oturan adam ''Öyle mi?'' diye sorunca ağzımla bira şişesinin kenarlarına dişimle işkence ederken kafamı aşağı yukarıya sallayıp omuz silktim. ''Birinci reyon üçüncü kattaki ne peki?'' dedi adam barmene doğru. ''Belki de insanlar kandırmaktan ziyade onlara istediklerini vermelisin.'' Başımı kaldırıp barmene baktığımda barmenin tamamen utançtan yüzü kızarırken bana sinirlendiğini bakışlarından anlayabiliyordum. ''Votka. Şimdi. Hanımefendiye.'' Dedi yanımdaki adam. Barmen şaşırırken ''Ama birası-'' diyecek oldu ama yanımdaki adam elimde pipetine işkence ettiğim biramı alıp tek dikişte bitirdi ve masaya geri koydu. ''Cin.'' Dedi sadece. Barmen başını sallayıp siparişlerimizi hazırlamaya giderken yanıma oturduğu zamandan beri yüzüne bakmadığım adama dönüp teşekkür etmeye hazırlanmıştım ''Teşekkür ederi-'' ki gördüğüm yüz ile dumura uğrarken sözlerim havada asılı kaldı. ''Pek içki markalarını bilmiyor gibisin.'' Dedi adam bana. ''Sen..'' ''Ben?'' ''Senin burada ne işin var?'' dedim kaşlarımı çatıp adama bağırırcasına. ''İçmeye geldim.'' Dedi son derece normalmiş gibi. Eh doğru, adam içmeye gelmiş bunun neresi anormal ki zaten? ''Ah öyle mi? Bende bir an sizin sabahki oluşturduğumuz çizik için bizden alamadığınız hasar parasını almaya geldiniz sanmıştım.'' Dedim bir o kadar yapmacık ve iğneleyici bir ses tonuyla. Adam yarım ağız bir şekilde gülümsedi. Ukala! Birde utanmadan gülümsüyor. ''O mesele benim tamamen aklımdan çıkmış.'' Dedi bir kolunu masaya yaslayıp bana doğru dönüp. ''Ama madem konusu açıldı...''gözlerini kıstı. ''Tahminen ne zaman ödersiniz? Taksite mi bölelim parayı yoksa çek mi yapalım?'' dedi dudağının bir tarafı daha da fazla yukarıya kıvrılırken. Ukala! ''Ukala...'' sesim mırıltılı bir şekilde çıktı. Kaşlarımın çatıldığı görünce ''Pekala, şaka yapıyordum.'' Dedi. Kaşlarım duyduklarım ile havalanırken aniden değişen yüz ifadem yüzünden ileride oluşacak kırışıklarımı önlemek için bir ara bakıma gitmeyi aklımın bir köşesine not edip sandalyemde adam doğru döndüm. ''Şaka mı?'' Adama kafasını olumlu anlamda bir aşağı bir yukarı salladı. ''Şaka öyle mi? Şaka... Senin yüzünden bugün neler yaşadım haberin var mı ya senin! Bir de kalkmış şakaydı diyorsun!'' Barmen içkilerimi masaya bırakıp başka birileriyle ilgilenmeye giderken karşımdaki adam iki içkiye de uzanıp ''Bilmiyorum, ama bunu telafi etmenin en güzel yöntemin içki olduğunu biliyorum.'' Dedi Votkayı önüme doğru yavaşça bırakırken. ''Gerizekalı.'' Dedim votkayı elime alıp. ''Efendim?'' Derin bir nefes alıp bar sandalyesinden kalktım. Adam pür dikkat beni izliyorken dişlerimde dilimi gezdirdim ''Diyorum ki...'' ve adama dönüp ''SİKTİR GİT!'' dedikten hemen sonra elimdeki içkiyi adamın suratına fırlattım. Adam bu beklenmedik hareketim karşısında ıslanırken gözleriyle ıslattığım yerlere bakarken ona doğru bir adım atıp üzerine eğildim ve net duyması için kulağına doğru ''Bu dünyada içki ısmarlayabileceğin son kız bile değilim.'' Diye fısıldarken geri çekildim ve adamın yüzüne dahi bakmadan bar masasında duran çantamı tek hamleyle kapıp tuvalete doğru yürümeye başladım. Yüzümde oluşan gülümseme beni bir nebze de olsa gülümsetirken hocadan işittiğim azar kulağımda yankılanınca gülümsemem anında soldu ve tekrar somurtkan ifademe geri döndüm. Aptaldı adam. Hem de çok büyük bir aptal. Bizi sabah oyalayarak sunumuma geç kalmamı sağlayıp hem herkesin önünde azar işitip aşağılanırken hem de iki haftalık uykusuzluğum boşa gitmiş ve dersten kalmıştım. Ne sanıyordu, bir içkide hiçbir şey olmamış gibi davranacağımı mı? Midem bulanıyordu. Hem sinirden hem de aç karnına bilmem kaç bardak içtiğim içki yüzünden. Tuvalette işimi halledip kusmaya çalıştım biraz midemin rahatlaması için ama yapamayınca daha fazla oyalanmayıp eve gitmek için tuvaletten çıktım. Salonda dupstep şarkı eşliğinde neredeyse tüm insanlar yerinden kalkıp dans ederken bir süre kimseye çarpmadan ilerlemeye çalıştım ama bir süre sonra insanları itekleyerek ilerlemek zorunda kaldım. Yürüdüm. Bana çarpan birkaç kişiye deli gibi küfür ederken yukarı balkonlardan bir anda renkli dumanlar etrafa salınırken duman bir anda ciğerlerime nüfus ederken öksürmek zorunda kaldım. Peki aksilik beni burada rahat bırakır mıydı sizce? Tabi ki de hayır. En son iteklediğim kişi arkasını dönüp bana bakınca kendime lanet ettim. ''Ryn.'' Dedi karşımdaki oğlan. Onu umursamadan yanından geçip gideceğim sırada ''Dur bir dakika Ryn!'' diye bağırdı son ses çalan müzik yüzünden. ''Ne var Simon?'' dedim bende beni duyması için. ''Konuşalım!'' Kolumu hızlıca çekip elinden kurtarırken ''Ne konuşması be! Konuşacak bir şeyim yok benim seninle!'' dedim tekrar yürürken. ''Ryn, haksızlık ediyorsun bak!'' Peşimden gelirken o, durdum ve ona döndüm. ''Siktir git Simon! Benim seninle konuşacak tek kelimem bile yok!'' ''RYN! Laflarına dikkat et!'' diye beni uyarınca bende sinirlenip bağırdım. ''Etmezsem ne olur Simon? Yoksa beni aldatır mısın? Ah doğru, unutmuşum, sen zaten beni aldatmıştın. '' ''RYN!'' diyecek gibi olup kolumu tekrar tutmak için hareketlenince ondan önce davranıp onu ittirdim ve çıkışa doğru koşmaya başladım. Geceyi atlatabilmek için, günün sinirini çıkarabilmek için bara gelip kafa dağıtmak istemiştim ama burada bile rahat yoktu bana resmen. Kapıdan çıkarken her iki tarafta bodyguardlar vardı. Etrafta taksi var mı diye bakındım ama yoktu. Simon'ın ''Ryn!'' diyerek kapıdan çıktığını görünce yeni çalıştırılan ilerideki arabaya doğru koşup arka kapısını açtım ve bindim. Arabayı sürenin şaşırdığını arabayı bekletmesinden anlarken arka camdan Simon'a bakarken ''Sür, sür...'' dedim, koştuğum için nefes nefese kalmıştım. Adamda kelimemi tekrar etmeme izin dahi vermeden hızla gaza bastı ve oradan uzaklaştı. İşte bu kadar... Araba dar evleri geçip sakin bir caddeye çıkarken arabaların çok nadir olduğunu gördüm. Tabi gecenin üçünde -sanırım üçtü- kim yolda olsun ki? ''Beni kurtardığınız için teşekkür ederim.'' Adam bir cevap vermezken bana sinirlendiğimi hissettim. Ne vardı yani bir cevap verse, mesela önemli değil dese ya da rica ederim dese? Çok mu zordu? Sessizlikten nefret ederdim. ''Erkek arkadaşımdı, daha doğrusu eski erkek arkadaşımdı.'' Dedim ortamın sessizliğinden rahatsız olarak ve bir açıklama gereksinimi hissederek. Yani ben olsam gecenin bir vakti bilmediğim birisi arabama binse ve bu kişi birisinden kaçıyor ise neyden kaçtığını merak ederdim. ''Umarım sizi işinizden alıkoymuyorumdur.'' Ah, ne kadar da düşüncelisin öyle.... Sanki umurundaymış gibi bir de soruyorsun Ryn. Adam dikiz aynasından bana bakıp cevap vermezken sinirlendiğimi belli etmemek için derin bir nefes alıp verdim. Oturduğum koltuktan ön koltuğa geçmek için hareketlendim. Biraz uğraş gerektirse de sonunda başardım ve koltuğa oturdum. Belki yanında oturup adamın yüzüne dik dik bakarsam bir şeyler söyler diye umuyordum. Adam anında yüzünü bana çevirirken şaşkınlığım her halimden okunduğuna yemin edebilirdim. ''Merhaba, küçük kız.'' Küçük kız demek ha? Cidden çok yaratıcı bir adamsın sen... ''Sen...senin burada ne işin var?'' şaşkınlığımı üzerimden atamadığım kurduğum her cümlemden belliydi resmen. ''Acaba araba benim olduğu için burada oturuyor olabilir miyim?'' Alnıma bir şaplak atmamak için kendimi çok zor tuttum. Aptal, aptal Ryn... adamın arabasına öylece bin birde onun ne işinin olduğunu sor...Sen tam bir aptalsın... ''Bir beyefendiyi öylece arkanda bırakmak çok ayıp,'' dedi adam dudağının bir kenarı yukarıya kıvrılırken. Ve ban bakıp devam etti. ''Hele de size içki ısmarlayan bir beyefendi ise.'' ''Beyefendi mi?'' Burnumdan bir 'hıh' nidası çıktı. ''Sen beyefendinin B'sini bile olamazsın be.'' Adam cıkcıkladı. ''Nereye gidiyoruz?'' dedi hınzır bir şekilde gülümsemeye devam ederken. ''Sana evimi tarif ediyorum ve sende beni oraya götürüyorsun.'' Dedim kaşlarımı çatıp. ''Bu kadar sıkıcı olma.'' dedi gözlerini kısıp bana bakarken. Bu hareketinden etkilenmemi mi umuyordu? Muhtemelen. Peki etkilenmiş miydim? Evet, oldukça çekici duruyordu şuan. Normalde onun yerine bir başkası olsa, bu teklifi düşünebilirdim. Ama o olmaz, ve bugün olmazdı. Onun yüzünden tüm emeklerim çöpe gitmişti resmen. Asla ve asla o olmazdı. ''Oradan bakılınca fahişe gibi mi duruyorum?'' Omuzunu silktiğinde kaşlarım hafifçe çatıldı. Ama elmacık kemiklerinin üzerine topladığı etle birlikte hafif gülümsediğini fark etmiştim. ''Fahişe değilim.'' Dedim önüme dönüp. ''Peki.'' Bu adam söylediği her kelime sinirlerime dokunuyordu. Aklıma gelen fikir ile hınzır bir şekilde gülümseyip koltukta adam döndüm. Uzanıp adamı dudaklarından öptüğümde adam görüş açısını kapattığım için beni itti. ''Seni öpmeye çalışan kıza karşı mı geri çekiliyorsun?'' Koltuğumda geriye yaslanıp ''Tanıdığım bir kişi şöyle demişti bir keresinde: 'Bir ilişkide karşı taraf her zaman geri çekiliyorsa muhakkak bir sorun vardır.' '' dedim ve sonra kafamı ona doğru çevirip ''Senin sorunun nerede? Kafada mı yoksa...'' Bakışlarımı yüzünden çektim ve kasıklarına kısa bir bakış attıktan sonra tekrar yüzüne çevirdim.  ''Dinlediğin o kişi jigolo herhalde. Hem bu kadar bilgiye sahip olup hem de bu kadar yanlış bildiğine göre...'' Bunu bana Charlotte söylemişti bir defasında, ne zaman söylediğin hatırlamıyorum lakin yine eski sevgililerinden birinden ayrıldığı vakit olmalıydı.  Cahrlotte'u adamın dediği kefede asla düşünemiyordum.  Gülümsedim. ''Sende bu konunun uzmanı olduğuna göre sende jigolosun herhalde.'' Bu sefer de adam gülümsemişti. Ama bana cevap vermedi. Ne yani arabasına bindiğim adam jigolo muydu? ''Senin gibi küçük kızların sarhoş olmaması gerekiyor. Az önce ben şaka yapıyordum...'' ''Ben küçük değilim. '' Bana inanmayan bir bakış attığında ''Ayrıca ben senin aksine şaka yapmıyorum.'' Dedim . ''Sen iki birayla hemen sarhoş mu olursun?'' dediğinde beklemediğim bu soru yüzünden afalladım. ''Hı?'' ''İki bira ile sarhoş olup kafayı buluyorsan içme diyorum ufaklık.'' Ufaklık demesi sinirimi bozarken oturduğum koltuğu düzeltip gözlerimi kıstım. ''Ufaklık mı? Ufak olan tek bir şey var, o da senin işleve girmeye sorunlu olan münasip bir yerin...'' dediğimde göz ucuyla bana kızgın bir şekilde bakarken gülmeye başladım. ''Sana sorunun nerede olduğunu gösterirdim hatta sorunu geçtim işlevi dahi gösterirdim ama psikoloji bozuk insanı ciddiye almak karakterime ters, kusura bakma.'' istemsizce bir kahkaha dudaklarımdan kaçtı. ''Benim psikolojimden daha bozuk bir şey varsa o da senin karakterin.'' Camdan dışarı baktığımda Charlotte'un evine geldiğimizi gördüm. Arabada 1-2 dakika boyunca inmeyince en sonunda üzerimden uzanıp kapımı o açtı. Ona pis bir şekilde bakarken ''Eh, en azından sorunun nerede olduğunu öğrendik.'' dedim gülümseyip kasıklarına son bir bakış atıp. Arka koltuktan el çantamı almak için eğildiğimde bilerek kalçamı çıkarttım ve onun koluna değmesi için hafif yana kıvırdım. Eliyle çenesini sıvazlarken durmak için zorlanıyor gibiydi. Eminim biraz daha zorlasam o tecrübelerin hepsi boşa çıkardı. Ama...iş işten geçmişti artık. Çantamı aldıktan sonra havalı bir şekilde ayağımın tekini dışarı atıp ona döndüm ve göz kırptım. Arabadan tamamen inip sinirlenmesi için hızla kapıya çarparken öyle de oldu. Sinirlendi. Evin kapısına gidip zili çalana kadar her adımımda beni izledi. Zili çaldıktan hemen sonra elimi ağzımın yakın bir çevresine götürdüm ve dilimi ritmik bir şekilde yanağımın içine değdirip yanağımın dışarı çıkmasını sağlarken kaşlarının çatıldığını buradan görebiliyordum. Gülümsedim. Ama kapı açılmadan 10 saniye önce gazı kökleyip hızla buradan giderken arkasında sadece havada oluşan toz taneciklerini ve karanlıkta kaybolan arabanın siluetini bıraktı. Bir yerde okumuştum: Erkekler doruk noktasında bırakılmaktan hoşlanmaz, yazıyordu. Amacım onu doruk noktasında bırakmaktı lakin hayat bir kere daha benimle alay ederek işleri istediğim gibi götürmemeye devam etmişti. Eh ne demişler; Kılavuzu karga olanın burnu boktan ayrılmaz. -*- Nefeslerim düzensizdi, onun aksine. Yüreğim almış başını gidiyordu, beynim artık söz geçiremiyordu. Yedi saniyelik bir zaman diliminde bedenimde çalışan tüm sistemler allak bullak olmuştu. Hislerim, her aldığım düzensiz nefeste biraz daha uzaklaşıyordu benden. Göğsüm durmadan inip kalkarken gözlerim ondan başkasına gitmiyordu. Onun burada ne işi vardı? Sesli bir şekilde yutkundum ve hızla arkamı döndüm. O ise gülümsedi. ''Bir hanımefendiye göre ağzınız...çok bozuk.'' dedi. Ben ise ağzımı açmış bir şey diyemezken hala olayın şokundaydım. ''Sen...senin...'' daha cümlemi tamamlayamazken merdivenden ayak sesleri duymamla telaşa kapıldım. Siktir...siktir...siktir... Bizi burada birlikte görmemeliydiler. Onu telaşla kapıdan dışarı itip kapıyı yüzüne kapatırken zar zor ''Önemli değil.'' dediğini duymuştum. Ukalaya bak sen! Kulağımı kapıya koyup dinlemeye çalışırken birkaç ses duydum ama net değildi. Merdivenden tekrar ayak sesleri gelince gittiğini sanıp rahatlarken kapının birden açılması ile korkuyla yerimden sıçradım. "Anne korkuttun beni!" dedin elimi kalbimin üzerine koyarken. "Kızım sen daha hazır değil misin?" "Tamam tamam 5 dakikaya hazırlanıp inerim..." "Sadece beş dakika." dedi annem tembihlercesine. Annem kapıdan çıkıp arkasından kapatınca derin bir nefes alıp verdim. "Ucuz atlattın kızım..." diye mırıldandım kendi kendime. Tam olarak 5 dakika sonra merdivenden aşağıya inip yemek salonuna giderken o 5 dakika içerisinde sadece saçlarımı kurulamış ve hafif bir makyaj yapmıştım. Herkesi sohbet dalmış konuşurken bulunca gitmeyi istemeyi denerdim ama oldukça önemli yemek olduğunu daha yeni anlamıştım. Hafif öksürüp tüm gözlerin bana dönmesini sağlayınca bu beni çok rahatsız etti. "En biricik tek kızımız Aderyn." diye açıklamada bulundu babam. Bende masaya doğru gidip hafifçe gülümseyip tebessüm ettim. İki kişi gelmişlerdi. Adam yaşlı görünüyordu. Hatta babamdan bile büyük olduğunu yüzündeki kırışıklardan bariz belliydi. Adamın uzattığı eli sıkarken "Hoş geldiniz." dedim "Syver Haugen..." dedi adam açıklama yaparak. Gülümsedim. Ama uzun sürmedi. Çünkü elini uzatan sonraki kişi oydu. "Victor Haugen." 'Demek ismi buymuş ha. Oldukça güzel bir ismi varmış.' diyen iç sesime aldırmadan Victor'un uzattığı eli sıkmak için elimi çekinerek de olsa uzatırken o, elimi tuttu ve çevirip elimin dışını öptü. Başını kaldırmadan göz kırpınca istemsizce yutkundum. Çevreme baktım. Ama kimse görmemiş gibiydi. Elimi hızla çekip masadaki yerime otururken o ise benim tam karşıma oturdu. Dudağının bir tarafı yukarı kıvırılırken yüzündeki ukala gülümsemeyi görmemek mümkün değildi. Ona pis bir bakış attıktan sonra önüme dönüp yemeğimle ilgilenmeye başladım. Umarım bu kabus çabuk biterdi. Hani bazı anlar olur ve hevesiniz kursağınızda kalır ya işte benimki de öyle olmuştu. Daha doğrusu hevesim değil de yemek kursağımda kalmıştı. Çünkü babamın daha ilk lokmamı kursağımda bırakıp deli gibi öksürmemi sağlayacak o sözleri kulaklarım işitmek istemese de işitti maalesef. "Ryn, yeni patronunla iyi geçinmeye bak." ~°~ BÖLÜM NASILDI BALLARIM? Valla benim bu hali daha çok içime sindi yalan yok. Eski bölümleri tekrar yükleyeceğim, vakit bulursam düzenleyip yayınlarım.   Ben etrafta yokken buraları çoşturacağınıza güvencim tam.  Siz ne yapmanız gerektiğini biliyorsunuz Sevgilerle Venüs İnstagram: G.meyus Twitter: G.meyus

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

KAKTÜS| Texting

read
3.5K
bc

Çobanaldatan

read
2.2K
bc

KIRIK ANILAR MAHZENİ

read
4.2K
bc

TYLER (Cherry 2)

read
6.0K
bc

Yasak Sevda

read
90.6K
bc

Zor Ajanlar

read
1.5K
bc

PRENSİN KORUMASI

read
13.4K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook