Boşanma Olmayacak?

2384 Words
Eda Sanki biri zamanı durdurdu. Kimseden çıt çıkmıyor. Çatal yarıda kaldı. Annemin eli bardağın kulpunda asılı duruyor. Hakan’ın annesi ağzını açtı ama ses çıkaramadı. Babamınsa kaşları çatmış, alnındaki damar belirginleşti. Kimse konuşmadı. Kimse ne yapacağını bilmiyordu. Birdenbire tüm gözler bana çevrildi. Bir suçlu gibi değil… daha kötüsü. Yanlış yerde konuşmuş biri gibi. Oysa ben, bu konuşmayı yapmak için geç bile kaldığımı düşünüyorum. Hakan’a bakmamaya çalıştım, en çok da onun tepkisinden çekiniyorum. Aileler varken bir şey yapacağını sanmıyorum. Masanın başında oturuyordu; kaçışım yoktu. Yüzüne baktım beni duymamış gibi bakıyordu. Sonra gözleri büyüdü. Şaşkınlık, hemen ardından öfke… Bu bakışı tanıyordum. Aynı bakış, aynı öfke... “Rezil ettin beni’’ bakışıydı bu. “Bunun bir cezası olacak’’ bakışı da gecikmedi. Artık eskisi kadar korkmadığımı hissediyorum. Ona karşı çıkacak gücü kendimde bulabiliyorum, her dediğine evet diyen kızı içimde bir yerlere gömdüm. Bakışını nerede görsem tanırım. Hiçbirini söylemedi. Çünkü bu kadar kalabalığın içinde bağırmak ona yakışmazdı. O, sessizce boğanlardandı. “Şok olduğunuzun farkındayım,” dedim. Kendimi çabuk toparladım. Sanki sesim masaya çarpıp bana geri dönüyordu. Sesimin sakin çıktığının da farkındayım. Bu beni bile ürküttü. Önceden prova etmişim gibi, oysa her şey anlık gelişiyordu. “Ben de böyle olsun istemezdim. Ama kararım bu yönde… Evliliğimiz yürümüyor artık, ayrılmak istiyorum.” Hakan’ın beni öldürecekmiş gibi bakmaya başlayınca sözü uzatmadım. Eli masanın altına kaydı. Dizine bastığını gördüm. Kendini tutuyordu. Gözleri bir an için karardı. Sonra yine bana kilitlendi. Öyle bir baktı ki… Bir adım daha atarsan, seni burada parçalarım der gibiydi. Annem yutkundu. Gözleri doldu ama ağlamadı. Ağlamamak için çenesini sıktı. Babamın bakışı sertti ama bana değil. Hakan’a dönüktü. İlk kez onu gerçekten ölçüp tarttığını hissettim. “Şimdi eşyalarımı toplayıp geliyorum, birlikte çıkalım, baba.” dedim. Bu cümle masaya düşen son darbe oldu. Babamın nefesi hızlandı. Annem başını iki yana salladı, “Hayır” der gibi. Hakan’ın annesi sandalyesinde kımıldandı. Kimse ayağa kalkmadı. Kimse beni durdurmadı. Bu da ayrı bir şeydi. O an masadaki herkes babama baktı. Cevap verecek tek kişi oydu sanki. Babamın gözleri doldu ama sesi çıkmadı. Sadece başını çok az salladı. Bu bana yetti. Ayağa kalktım. Sandalyemin ayakları yerde tiz bir ses çıkardı. O ses bile fazla geldi o an. Arkama bakmadan yürüdüm ama Hakan’ın bakışını sırtımda hissettim. Onu geride bırakıp yürümek işkence gibiydi, Allah’tan yerinden kalkmadı. Kalksa işler iyice karışır, o da biliyordu. Merdivenlere yönelirken arkamda sesler çözülmeye başladı. Annem konuştu. Sesinde yılların birikmiş korkusu vardı. “Ben demiştim…” Tipik annem, şaşırmadı, sonra babamın sesi bastırdı herkesi. “Ulan, seni adam sandık. Böyle mi emanetimize sahip çıkıyorsun?” …. Sesler azaldı. Ev, sanki olan biteni hazmetmek için benimle birlikte nefesini tuttu, kimseye bakmadan başım dik, gururla adımlarımı hızlandırdım, odama tek sığınağıma kaçtım. Kapıyı kapatmadım, çünkü, kapatırsam bir daha açacak gücü kendimde bulacağımdan emin değilim. Odama baktım, gördüğüm boş duvarlar değildi sanki, beş yılımı gördüm. Umudumu, hayallerimi, hüznümü en kötüsü de yalnızlığımı… Daha dün gibi, gelinliğimle bu odaya girdiğim an, nasıl unutabilirim ki, içim cıvıl cıvıl, bahar da kuşlar gibiydi. Tüm dünyam bir anda Hakan oluvermişti. Ne kadar safmışım, elimi tuttuğun da ya da beni bu oda da ilk öptüğün an, kalbim de binlerce kuş aynı anda kanat çırpmıştı. Çok güzel duygular yaşattı bana, ilk aşkımdı her şeyi onunla yaşadım. Peri masalı gibi başlayan evliliğim, bir an da tepe takla oluverdi birbirimizden koptuk, iki yabancıya dönüştük. Şimdiyse geldiğimiz noktaya bak, tek yaptığımız birbirimizi kırıp dökmek, derin yaralar açmak. Daha çok o bende açtı, ama neyse. Zira ben onun etrafında kukla gibi oynattığı bir oyuncağa dönüştüm. Onu seviyorum, bunu inkar edecek değilim. Sürekli beni aşağılayıp kırıp dökmesinden yoruldum. Tek başına sevgi yetmiyormuş, acı ama gerçek. Dolabın yanındaki küçük odaya yöneldim. Fazlalık dediğimiz her şeyi oraya tıkmıştık. Kapıdan içeri adımımı atar atmaz göğsüm daraldı. Ciğerlerime çektiğim hava yetmedi. Nefes almaya çalıştıkça boğazım düğümlendi. Yanağımdan bir damla yaş aktı, ardından bir tane daha, bir tane daha. Ağlamak zayıflıktır, hiç sevmiyorum ağlamayı, beni aciz acınası gösteriyor. Sertçe yaşları silerken bir yenisi geliyordu. Sessiz kalmaya çalıştım ama hıçkırıklarım beni ele verdi. Aşağı böyle inersem, anlarlar. Oflayarak derin nefes alarak gözlerimi ovdum. Etrafıma baktım. Raflar, kutular, askılar… Ve o an dank etti. Neyi toplayacaktım, bu odada bana ait hiçbir şey yoktu. Gözlerimden yine yaşlar süzülmeye başladı. Benim sığınağım dediğim yerde bile bana ait hiçbir şey yok. Dokunduğum her şey onun seçimi, onun düzeni, onun parasını verip aldıklarıydı. Kendimi hiç bu kadar değersiz yalnız hissetmemiştim. Bir evin içinde yaşayıp, hiçbir şeye gerçekten sahip olmamak… İşte bu çok acıttı. Kendime kızdım. Elimle yanağımı sertçe sildim yine. Elimin üstünü kaşımaya başladım. Yapmamam gerektiğini biliyorum, kendime zarar verdiğimi söylerdi Hakan. Elimde değil, böyle anlarda, kanatana kadar kaşıma isteğini bastıramıyorum. Elimde küçük bir sızı hissedince, elime baktım, kaşıdığım yer kanıyordu. Elbisenin kolunu çekiştirerek kapattım yarayı, aşağıdakilere bunu açıklayamam. Özellikle annem görürse, dilinden kurtulamam. Küçük bavulu çekip çıkardım. Hafifti, bu kadar mıydı? Hayatımın, sustuklarımın, yuttuklarımın ağırlığı bir bavula sığıyordu demek. Yatağın üzerine koyup fermuarını açtım. Metal sesi odada gereğinden fazla yankılandı; irkildim. Dolabın kapağını açtığım anda kapı arkamdan büyük bir gürültüyle açılınca korkuyla yerimden sıçradım. Ses kalbime çarptı önce. Panikle sesin geldiği yere baktım. Arkamı döndüğümde Hakan kapının önünde duruyordu. Omuzları gergin, çenesi kilitli. Gözleri…Yine o karanlık bakış. Beni girdap içine çeken karanlığa bu sefer karşı koydum, gözlerimi kaçırıp işim odaklandım. Her seferinde korkmayacağım diyorum ama karşısında azar yemeye hazır beş yaşında küçük bir kıza dönüşüyorum. Bir insan bakışlarla öldürebilseydi, şu an nefes almıyordum kesin. Odaya girişiyle birlikte hava değişti. Alan daraldı, varlığıyla koca odayı doldurdu. “Bana bir açıklama borçlusun, aşağıdaki şovunu açıklamakla başlayabilirsin mesela… Bir de şu, boşanma saçmalığını!” dedi. ‘’Saçmalık değil, gerçekten boşanmak istiyorum.’’ Sesim düz ve gayet sakindi. Fazla sakin... niye? Dudaklarının kenarında alaycı bir gülüş belirdi. Biliyorum ben bu gülüşü, içim bir anda buz gibi oldu. Gözleri yavaşça bavula kaydı. O an bakışında bir şey çatladı; şaşkınlık, öfkeye karıştı. Sonra tekrar bana döndü. Avını karşısında bulan bir avcı gibi. Acele etmiyordu. Kaçacak yerim olmadığını biliyordu. Yavaş, temkinli adımlarla üzerime doğru yürümeye başladı. Bir adım. Bir adım daha. Geri çekilmedim. Çekilmemek için bütün gücümü topladım. Dizlerim titredi ama olduğum yerde kaldım. Kaçarsam, haklı olduğumu kendime bile anlatamazdım. “Daha fazla zorlamayalım Hakan, olmuyor işte sende görüyorsun.’’ dedim. Sesim sandığımdan daha net çıktı.?” Durdu. Gözlerini yüzümde gezdirdi. Sanki beni ilk kez beni görüyormuş gibi. O bakışta öfke vardı ama başka bir şey daha… Kontrolün elinden kaydığını fark eden bir adamın paniği. Kontrol demek Hakan demek. Boşanma fikrini kabul etmesini beklemiyorum. Çünkü kararı ben aldım o değil. Bunu sindiremiyor…, “Gidiyorsun öylemi…” dedi yavaşça. “Bir bavulla mı? Her şeyi bir bavula sığdırıp, sonra arkana dönüp gideceksin, öyle mi? Arkandan geleceğimi sanıyorsan, yanılıyorsun Eda.” Arkamdan gelmesini beklemiyorum zaten, egosuna yediremez. Etrafıma baktım. Yatağa, dolaba, duvarlara… Hiçbiri beni tutmuyordu. “Her şeyi değil,” dedim. “Zaten burada bana ait bir şey yok.” Bir anlık sessizlik oldu. Sözlerim odanın ortasında asılı kaldı. İkimiz de aynı anda anladık. Bu bir rest değildi. Bu, geri dönüşü olmayan bir kopuştu. Ben bavulun başında eğilmiş, ellerimle otomatikleşmiş bir düzen kurmaya çalışıyordum. Tişörtler, pantolonlar… Dokunuyor ama hissetmiyordum. Sanki ellerim bana ait değildi. Arkamda duruyordu. Yakındı, fazla yakın. Sessizlik uzadıkça gerilim keskinleşti. Tam bir şey söyleyecektim ki, sesi düştü arkamdan. Soğuk, umursamaz, neredeyse sıradan: “Yalnız… onları ben almıştım.” Ellerim o anda durdu. Bir an ne dediğini anlamadım. Sonra kelimeler içimde yankılandı. Tek tek, acımasızca, ima ettiği şey çok iğrenç ve gurur kırıcı. Doğru ya, her şeyi o almıştı. Aptal kafam, bir anda, açık duran bavula başka bir gözle baktım. İçine koyduklarım benim için alınmıştı… Aslında değildi. Her biri, beni parasızla ezmek için birer araçtı. Boğazım sıkıştı. Göğsümde tanıdık bir yanma. Gözlerim batma hissi, karşısında ağlayarak kendimi iyice küçük düşüremem. Bedeni öyle bir kastım ki, canım yanıyordu. Bir kez daha anladım, boşanmakta doğru bir karar aldığımı. Kendimi ilk kez bu kadar küçülmüş yerin dibine girdim. Sanki bir cümleyle, onun hayatındaki yerimi çok güzel hatırlattı. Başımı kaldırmadım. Ona bu zaferi o zaferi tattırmayacaktım. Gözümü birkaç saniyeliğine kapatıp, kendimi toparlamak için içime sessizce derin bir nefes çektim Hakan hâlâ susuyordu. Bu sessizlik, az önceki sözden daha ağırdı. Göz göze geldik. Bakışlarında hâlâ öfke neyin öfkesi bu? Gözlerimin içine iyice baksın istiyorum, ondan korkmadığımı onsuz da ayaklarımın üstünde duracağımı iyice analsın istiyorum. …. Hakan İşte o an anladım. Bir şeyleri geri dönüşü olmayacak bir yerden kırdığımı. Gözlerindeki o bakış… Öfke değildi. Kırgınlıktı, gözleri kızarık, belli ki ben odaya girmeden önce ağlıyordu. Sakinliği beni tedirgin ediyor. Abim arkamda belirdiğinde, ilk refleksim gerilmek oldu. Olur olmadık yerlerde çıkma huyu beni sinir ediyor. Burada olmaması gerekiyordu? Bakışlarımı Edanın yüzünden ayırmadan abime.. ‘’Niye buradasın?’’ dedim Abim bir adım atıp yanımızdaki duvarı işaret etti. “Bak,” dedi. Sesi düz. biraz da alaycı. Başımı çevirip onu baktığı yere baktım, gözleriyle duvarı işaret ediyordu. “Buralar boş kalmış. Sıva sıva, iyice sıva.” Omuz silktim, onunla uğraşamayacak kadar kafamın içi doluydu, Eda’yı kararından vazgeçirmeliyim. Ama nasıl? Kalması için ne demem gerekiyor, önünde diz çöküp yalvarayım mı? Ne istiyor, ne? Onun böyle görmek istemiyorum. Sanki içinden bir parça daha koptu,sessizce. Sonra konuştu.Sesi, kırgın ama şaşırtıcı biçimde netti. “Sen de haklısın, tabii…” dedi. “Eve gittiğimde üstümdekileri çıkarır, gönderirim sana.’’ Kelimeleri yüksek sesle söylemedi ama odanın içinde yankılandı. Parmağındaki yüzüğü çıkardı. O yüzük… benim taktığım yüzüktü. Benim gururum, benim imzam. Avucuma bıraktı. Yumuşak parmakları elime değmedi. Özellikle değdirmediği gözümden kaçmadı. Bir çantasını aldı, yanından usulca geçip gitti, durdurmadım. Arkasına bakmadım bile. Kapı kapandığında çıkan ses… kapı sesi değildi o. Bir şeyin içimde kapanma sesi gibiydi. Oda kaldı. Eda gitti. Ve ben… olduğum yerde çakılı kaldım. Yerimden kıpırdayamadım. Odanın içinde zaman durdu, ben durdum. bim omzuma elini koydu. İlk defa yumuşaktı, bir o kadar da kibirli. “Çöküşünü izlemek zevkliydi kardeşim.” dedi. Pişmiş kelle gibi sırıtırken ekledi. Omzumu çekerek uzaklaştım ondan, benim derdim bana yeter. “İş hayatında ne kadar iyi sen, özel hayatın bir o kadar rezil. Lan sen bu kıza hep böyle mi davrandın? Tüküreyim kalıbına.” Duymadım. Gerçekten duymadım, aklım fikrim Eda olmuştu, beni nasıl bırakabilir? Beynim durdu sanki, aynı soru içimde dönüp duruyor cevabını bir türlü bulamıyorum. Gözlerim kapıdaydı. Geri gelmesini istiyorum, gelse... ‘’Özür dilerim, yaptığım çocuk caydı. Beni affedebilir misin? Kaldığımız yerden devam edelim. Bize ikinci bir şans ver’’ Dese, yemin ederim, bu anları hiç yaşanmamış sayar, affederim onu. Zaman geçtikçe, umudum yok oldu. Eda beklediğim gibi, gelmedi. Ayaklarımı zorlayarak içeri yürüdüm, yatağın köşesine çöker gibi oturdum. Gözüm kapataydı, gitmiş olduğunu bir türlü kafamın için de aynı dönüp duran sesler kulakalrımda çınlıyordu. Beni kimse terk edemez?! Hakan Sayar'ı ezip geçemez. Kimse beni bırakamaz. Geri gelecek, önümde diz çöküp pişman olduğunu söyleyecek başka türlüsünü düşünmek istemiyorum. Hep ben kazandım, yine ben kazanacağım.Allah kahretsin, ilk defa kontrolüm dışında bir şey oluyor, ve ben bunu hazmedemiyorum. Kafayı yemek üzereyim, Eda’nın yüzü gözümün önünden gitmiyor, sanki görünmeyen bir el… Kalbimi söküp aldı. Göğsüm boştu. Tek istediğim yalnız kalmaktı. Bir düşünmek. Bir anlamak. “Sen niye hâlâ buradasın? Beni yalnız bırak...” dedim. Abim omzuma hafifçe vurdu. “Gitsene oğlum peşinden. Aptal mısın, niye duruyorsun? Böyle çıkıp gitmesine, izin mi vereceksin, Hakan?” Arkasından gitmeye gururuma yediremiyorum. Benim gibi bir adamı nasıl bırakır ya… Nasıl? Ben onu mutlu edebilmek için her şeyi yaptım. Pahalı mücevher, paha biçilmez elbiseler. Önüne her şeyimi serdim be. Bır kadın daha ne kadar sevilebilir, verdiklerim niye yetinmedi. Onu durduramayacağımı. İncir çekirdeğini doldurmayacak şeyler… ama birikmişti. Sustukları, görmezden geldiklerim, “Abartıyorsun” dediklerim. Benim için küçük olan her şey, onun içinde büyümüş, büyümüş, sonunda kapıdan çıkıp gitmişti işte. “Kına yakarsın işte fena mı? Daha az önce çöküşümü izlemek zevkli diyordum. Ne değişti? Cidden, seninle uğraşacak gücüm yok, bu işe burnunu sokma, siktir git başımdan.” Gitmedi. Yanıma geldi. Dizlerini kırıp çöktü. Gözlerimin içine baktı. İlk kez yukarıdan bakmıyordu bana. “Hakan, şimdi gidip durdurmazsan Eda’yı her şey için çok geç olacak. O kız seni seviyor salak. Bunu göremeyecek kadar kör müsün? Abin olarak uyarıyorum seni, geri dönüşü olamayan yollara giriyorsun bak… İkiniz için de çok geç olacak diyorum lan. Almıyor mu kalın kafan bunu, silkelen bir kendine gel, eşek gibi seviyorsun kızı görüyorum. İnanılır gibi değil ama, kız da seni seviyor. Niye gitmiyorsun arkasından lan?’’ Sözleri kafamda yankılandı. Kapıya baktım… ‘’Bırak gitsin. Benden kurtulduğunu düşünsün. Nasıl olsa, pişman olacak... kendi ayaklarıyla gelecek bana. Boşanma falan olmayacak. Unutma abi, benim mezarım bile iki kişilik. Bırakmam onu…’’ Eda  Yol boyunca döktüğüm gözyaşlarının haddi hesabı yoktu. Annemin bitmeyen nasihatleri de cabası. Babam suskundu; ön koltukta, şoförün yanında oturuyor, camdan dışarı bakıyordu. Kız kardeşim Yağmur, yol boyunca şaşkın ördek gibi, annemin bana söylenmesini dinledi. Arabayı emekli Şerif abi kullanıyordu. Babam, annemin susmak bilmeyen sesine, ön camdan gözünü ayırmadan müdahale etti. “Yeter Hanım, burası yeri değil… Vır vır vır bir susmadın be kadın, arabaya bindiğimizden beri konuşuyorsun. Yapma gözünü seveyim, bu da kafa.” Annem, babamın bu sert çıkışından sonra gözlerini devirip kabuğuna çekildi. ''Ayol ben ne dedim şimdi, ben her zaman haklı konuşurum da dinleyene... sakalım yok ki sözüm dinlensin.'' Ağzına fermuar çeker gibi yaptı. ''Aha da sustum, ne haliniz varsa görün.'' Bu kez babam bana döndü. “Kızım, hani bavul yapacaktın? Niye bir çantayla çıktın?” Hakan’ın söylediklerini anlatırsam, babamın öfkeyle geri dönüp ortalığı ayağa kaldırmasından korktum. “O evden hiçbir şey almak istemedim. Sadece bir an önce boşanmak istiyorum, baba. Hemen açalım davayı.” Babam başını salladı, aynadan bana bakmayı bıraktı. Yol boyunca herkes kendi içine çekildi. Ben de susup olan biteni düşündüm. Eve geldiğimizde, ev gözüme yabancı gibi geldi. Oysa çocukluğum bu evde geçmişti. Yeşil bahçeye baktım; yağmurda koşup oynadığım günler geldi aklıma. Ne güzeldi… Keşke hiç büyümeseydim. Babam arkamdan gelip omzuma sarıldı. “Hadi kızım,” dedi. “Hava esiyor. Üşüyeceksin. Bu gece yat güzelce uyu dinlen. Sabah sağlam kafayla konuşacağız seninle?” Hiçbir şey demedim. Başımı tamam anlamında sallamakla yetindim. Babamla ben önden, annemle Yağmur arkamızdan eve girdik. Doğruca odama çıktım. Eski odama adım attığım anda gözlerim doldu. Bugün ne çok ağlamıştım. Üzerime palto bile almadan çıktığımı fark ettim; üşüyordum. Dolabımı açtım. Elbiselerimin çoğu hâlâ buradaydı. Hakan’ın aldıkları gibi dar, rahatsız eden şeyler değildi bunlar. Rahat, bana ait hissettiren kıyafetlerdi. Pamuklu, yünlü bir pijama takımı çıkardım. Kapıyı kilitleyip üzerimi değiştirdim. Çantamdan sadece kimliğimi aldım. Cüzdanı, kredi kartlarını, içindeki paraya kadar her şeyi ona iade edecektim. “Ben aldım, ben yaptım” demeyi biliyor ya… Alsın, hepsini alsın da götüne soksun beyfendi. Sonun da benim de ağzımı bozdurdu. Sinirle hepsini küçük makyaj masamın üstüne koydum. Yarın ilk iş, korumalardan biriyle eve gönderecektim. Yatağı açıp içine gömüldüm. Bugünü, dünü… Kaybettiğim beş yılımı unutmak ister gibi yorganın altına saklandım. Gözlerimi kapattım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD