Tutku (+18)

1366 Words
(Not: Cinsel içerik barındırır) Eda Gecenin ortasında uyandım. Beni neyin uyandırdığını bilmiyorum. Sadece sıcaklık var içimde. Tenimde gezinen sıcak dudakları hissediyorum. Değdiği her yer yanıyormuş gibi karıncalanıyor. Yan yatıyorum; arkamdan enseme değen sıcak nefesle, uykuyla uyanıklık arasında asılı kalmışım. Gözlerimi açamıyorum. Açmak istediğimden de emin değilim. Sanki kapaklarımın üstüne ağırlık koymuşlar. Elini hissediyorum. Göğsümde, kanımda kalçalarımda, her yerimde dolanıyor, mahrem bölgelerimde elinin baskısı artıyor, ara ara dudaklarından kaçan derinden gelen boğuk inleme sesi kulaklarımı dolduruyor. Gözlerim kapalı ama bedenim son derece uyanık. Hakan olduğunu biliyorum. Bakmama gerek yok. Nefesinin ritmi, yatağın bana doğru çöküşü… hepsi tanıdık. Tehlikeli derecede tanıdık. İçimde uzun süredir susturduğum bir şey kıpırdanıyor sanki, kendime kızıyorum. Niye karşı koymuyorum? İki gün direndim de şimdi niye direnemiyorum. Karşı koyup kendimden uzaklaştırmalıyım diyorum ama bedenim benimle aynı fikirde değil demek ki, buraya kadarmış diyorum içimden. Küçük bir temasla iradem tuzla buz oldu. Kendime verdiğim sözler, birer birer gevşiyor. Kızgınlığımın çoğu ona değil; kendime. Zayıflığıma, daha güçlü olmam gerekirken, her defasında onun kazanmasına sinir oluyorum. “Uyanık olduğunu biliyorum,” diyor. Sesi alçak. Emin. Bu eminlik canımı yakıyor. Yutkunuyorum, göz kapaklarım hâlâ kapalı. İnatla açmıyorum, açıp da yüzünde zafer kazanmış ifadesini görmek istemiyorum. “Değilim,” diyorum fısıltıyla. Sesim bana ait değilmiş gibi, uzaktan yabancı geliyor. Kendi dediğime ben bile inanmadım, onun inanmasını beklemek hayal olur. Gülümsediğini hissediyorum. Görmüyorum; hissediyorum. “Yalan söylemeyi ne zaman bırakacaksın?” “Sen bana dokunmayı kestiğinde.” Sesim mağlubiyeti kabullenmiş birinin sesiydi. Kısa bir gülüş. Eskiden içimde bir şeyleri yerinden oynatan o ses şimdi beni çözüyor. Dokunuşu ağır, sabırlı. Acele yok. Sanki her durakta durup yokluyor: burada mısın? Bedenim cevap veriyor. Ben susuyorum. “Dur,” demem gerektiğini biliyorum. Kelime dudaklarıma kadar geliyor ama çıkmıyor. Nefesim karışıyor. Gözlerimi aralıyorum. Karanlıkta yüzünü tam seçemiyorum. Bakışlarım kaçıyor. Utancım bekleyebilir. Ellerim boynuna gidiyor. Kendime doğru çekiyorum. O an fark ediyorum: aklım susmuş. Bu gece kalbim önde. Evlendiğimden beri aklımın galip geldiğini görmedim zaten. Yakınlık artıyor. Dokunuşlar, duraklamalar, nefesler… Hepsi aynı anda hem tanıdık hem tehlikeli. İçimde iki duygu birbirine dolanıyor: korku ve istek. “Beni böyle görmeni istemiyorum,” diyorum. İçimde yeşeren bir duygu daha var gurur. “Seni görüyorum.” diye fısıldıyor. Hakan, eli külotumun lastiğini okşuyor. ‘’Sen de istiyorsun, biliyorum.’’ Benden istediği cevabı alamayınca, göğüs ucumu ıslak dudaklarının arasına alıp emmeye başladı. Bu saatten sonra yatak da hareketsiz kalmam mümkün değildi, diğer eli iç çamaşırımın içine girmiş, hassas kadınlığımı avuçlayıp okşuyordu. Dudaklarımı kaçan inleme odada yankıladı, bedenim ip gibi gerilmiş, Hakan’ın insafına kalmıştım durumdaydım. Gözlerimi aşağıya çevirdim, elim saçlarına gitti, siyah saçlarını avuçlarımın arasına aldım, başta niyetim saçından tutup kendimden uzaklaştırmaktı. Oysa şimdi tam tersini yapıyorum, meme ucumu yalarken, dişleriyle hafif ısırıklar atıyordu, daha sesli inliyordum. İçime giren parmağıyla neye uğradığımı şaşırdım, bedenim saran titremeler, nefes nefese saçlarına daha sert asıldım. Bu geceden sonra kel kalırsa şaşırmam. Parmağını içinden çıkardı, iç çamaşırımı bir hamlede yırtıp attı. Daha yeni almıştı ya, siyah kenarları dantelli güzel bir çamaşırdı, yırtmasına kızdım. ‘’Niye yırttın? Seviyordum ben onu…’’ Haylaz dudaklarını meme ucumu serçe yalayıp karanlıkta başını bana doğru kaldırdı, odanın karanlığına alışan gözlerim yüzünü seçebiliyordu. ‘’Üzülme, sana yenisini alırım, hatta daha güzellerini…’’ Sevindim, çünkü Hakan alacağını söylüyorsa mutlaka alır. Bacaklarımı ayırdı, koca cüssesini üzerime yerleştirdi, kalbim yerinden çıktı çıkacak, heyecanla yutkundum. Beni öptü, ben de karşılık verdim, onu istiyordum. Utanç şimdilik bekleyebilir, öpücü sertleşti dili dilimle yarışır halde. Onun hızına ayak uydurdum, hiç beklemediğim anda birden kendini içime itti. Bu sefer ağzının içine acıyla inledim, parmağıyla beni hazırlamasına rağmen canım yanmıştı. Hızını kesmeden içimde ileri geri hareket ediyordu, acının yerine haz aldı, nefeslerimiz, hazla dolu inlemelerimiz, terimiz hepsi birbirine karıştı, bedenim gerildi gerildi. Dudaklarını benden kopardı. Burnunu burnuma sürttü, bu sırada içime aynı hızlı sert hamleler yapıyordu. ‘’Hissediyor musun?’’ Keşke hissetmesem, ama hissiyorum, hem de iliklerime kadar, içimde dışımda her yerim de dudaklarını ellerini hissediyorum, kalbimle ruhuma işliyor. Her şeyimle görünmez iplerle bağlıyım bu adama, kopmam mümkün değil. ‘’Durma.. sakın durma..’’ nefes nefese… mırıldandım. ‘’İstesem de duramam..’’ sesi boğuk çıkan sesi son duyduğum ses oldu. Bedenim gökyüzünden yere süzülüyor sanki, sonrası hiçlik koca bir boşluk.. …… Sabah uydığımda Hakan’ı göremedim. Benden önce uyanmış, banyodan su sesleri geliyordu, gitmemiş burada. Panikle sırt üstü yattığım yataktan fırlıyorum, bacak aramda hissettiğim acıyla kalktığım yatağa geri düştüm, üzerimden düşen beyaz çarşafın açıkta bıraktığı çıplak göğüslerime şaşkınlıkla baka kaldım. Sağ göğsümde morluklar diş izleri var, vampir gibi ısırmış beni, hemen geçecek gibi de durmuyor. Beyaz tenli olmanın kötü tarafı da bu, vücudum çabuk morarır günlerdir de geçmez, yataktan yavaşça çıkıp boy aynasına doğru yürüdüm. Ne görmeyi beklediğimi bende bilmiyorum. Aynanın karşısına geçtim, savaştan çıkmış gibi karışık saçlarım birbirine girmiş, bacaklarım, kollarım morluklar var, kalçamda kocaman el şeklinde kızarık var. Allahım bunlar ne zaman geçecek, çıplaklığımdan rahatsız oldum, etrafıma bakındım, her sabah üstüme geçirdiğim sabahlığımı ararken, kapı açılma sesiyle. Panikle koşarak kendimi yatağa attım, çarşafı da boğazıma kadar çektim. Banyo’ya baktığımda buharların içinden çıkan kocamı gördüm, bedeninden aşağıya damlayan su damlaları tehlikeli bölgeye doğru giderken yutkundum. ‘’Gördüklerin hoşuna gitti mi?’’ Hakan’ın alaycı sesi, soğuk su etkisi yaptı bende, gıcık. ‘’Sana baktığımı nerden çıkardın?’’ ‘’Yalancı’’ Güldü, doğru bakıyordum. Bakışlarımı bedeninden zor ayırıp yüzüne baktım, hormonlarım halaya tutuştuğunu göre adetim yaklaşmış olabilir. Bunun başka açıklaması olamaz. ‘’Baktıysam nolmuş, kocam değil misin, bakamaz mıyım?’’ Bakışlarında değişik anlamlandıramadığım bir duygu seli geçti. İmalı biraz da kibirli bir sesle.. ‘’Bulmuşsun benim gibi bir adamı bakacaksın tabii. ‘’ Alaycı tavrı canımı sıktı, çarşafı bedenime sarıp yataktan kalktım, bacak aramdaki sızı yine dün geceyi hatırlamama neden oldu. Yüzüme sıcak bastı, elimi yanaklarıma bastırdım, lütfen yüzüm kızarmış olmasın, lütfen. Hakan’ın bakışları değişti, sert kontrolcü haline aldı. Benim dolabıma giderek. ‘’Buraya gel..’’ Sesindeki soğukluk canımı acıttı, dün geceden sonra biraz olsun tavrı değişir sanmıştım. Yanılmışım, hayal kırıklığıyla yataktan kalktım, çarşafı bedenim iyice sarılı, düşmesin diye tırnaklarımı adeta kumaşa geçirdim. Dolaba dönünce sırtındaki tırnak izlerini gördüm, ben mi yaptım bu izler. Bu izleri görmek bende farklı bir etki bıraktı, madem o benim tenimde iz bırakıyor, bende onda bırakırım. İzleri görmek hoşuma gitti. Dolaptan çıkardığı yeşil ayak bileklerime kadar uzun elbiseyi üzerime tuttu. ‘’Bu nasıl, bence fena değil, yakıştı.’’ ‘’Beğenmedim’’ dedim Oyuncak bebek giydirir gibi her gün ne giyeceğimi seçmesi canımı sıkıyor. Evin içi sıcak, bütün gün bunun içinde kızarmış tavuğa dönerim. Kaşlarını öne doğru çattı, elbiseyi geri koydu, bu sefer, kırmızı, kolsuz etek uçları dantelli abiye tarzında bir şey çıkarınca şaşkınlıkla yüzüne baka kaldım. Evde zaman geçirecek biri için fazla değil mi? ‘’Bu güzel, beyaz tenine de yakışıyor, akşam geldiğim de senin bunun için de görmek istiyorum’’ dedi. Yüzüm düştü, fikrimi sorma gereği bile duymadan elime tutuşturdu. Dolabın yanındaki krem rengi çekmeceleri açtı, iç çamaşırlarım vardı. Tanga çıkarıp vermez mi. Özel bölgeme tutarak ‘’Fena değil, bunu giy.’’ Avuç içi kadar küçük bez parçasını elime aldım. ‘’Bununla rahat edemem, kaşındırıyor.’’ Yüzünde pis bir gülümsemeyle. ‘’Önemli olan senin rahat etmen değil karıcım, bütün gün iş yerinde içinde ne olduğunu bilmek, bu bana haz veriyor.’’ Oflayarak aldım, benim niye normal bir kocam yok. Üstüne de aynı renkten sutyen alıp tutuşturdu elime. ‘’Acele et, bir an önce giyin. Ben giyinip aşağı inmeden önce kahvaltı hazır olmalı.’’ Çekmecenin üstünde duran gümüş saatine bakarak, bir kaşını çatarak dudakları gerildi. ‘’Kahvaltı saatini kaçırmak üzereyim.’’ Benim hareket etmediğimi görünce. ‘’Sen hâlâ burada mısın, fırla..’’ Son dediğiyle elime tutuşturduklarını alıp soyunma odasına koşturdum. Yeni bir maraton beni, bekliyor. Oflayarak soyunma odasına girip çarşafı çekip yere atıp, iç çamaşırlarımı giyerken bütün bunları kısa zamanda nasıl yetiştireceğimi düşüyordum. Azmin gücü, kahvaltıyı yetiştirdim. Hakan aynı saatin de evden çıkıp gitti. Koca ev bana kalmıştı yine. Önce masayı güzelce topladım, etrafa detaylı temizliğe başladığım da kapının sert sert vurulma sesini duydum. Gidip kapıyı açtığım da annemin asabi yüzüyle dona kaldım. Yanın da kız kardeşim Yağmur sevimli gülümsemeyle "Abla dışarıda kaldık, almayacak mısın bizi içeri." Girmeleri için kenara çekildiğim esna da annemin elime bakışını gördüm. O sırada elimde sarı bez vardı. Elimdeki beze öyle bir baktı ki, tiksintiyle. "Elindeki ne?" "Bez işte anne, niye soruyorsun? " Korumalardan biri elinde telefonla çoktan Hakan'a olanları yetiştiriyordu. Hakan eve birilerinin gelmesinden hiç hoşlanmaz. Buna aileler de dahil. Annem söylenerek içeri girdi. Arkasından kız kardeşim annemin duramayacağı şekilde ağzını oynatarak "Boş ver, takma annemi" dedi. Haklı, annemin huyunu benim kadar Yağmur da bilir. Karşılık verirsem, sabaha kadar susmaz...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD