Yüzleşme

3324 Words
(Dikkat: Bölüm küfür içerir +18. Bir de arkadaşlar, şu konunun altını çizmek istiyorum. Benim anlatım tarzım diğer arkadaşlardan bir tık farklı olabilir, günlük yazarak başladığım serivenim kitap yazarak içimi dökmeye dönüştü. Yazım hatalrım olaiblir, çok acemiyim bu konuda Eleştiriye her zaman açığım hakaret içermediği sürece, hepinizin yorumu, benim için değerlidir.) Eda Annem kapıdan içeri girer girmez evin havası değişti. Ayakkabılarını çıkarışı, salona yönelişi, koltuğun baş köşesine yerleşişi… Hepsi tanıdıktı geliyordu bana, bir insan hiç mi değişmez. Bir eve misafir gibi değil, sahibi gibi girerdi. Sanki ben değil, ev yanlış yerde duruyordu. Çantasını yanına bıraktı. Bacak bacak üstüne attı. Bakışı yukarıdan aşağıya süzüldü. O bakışı bilirim. Sessizdir ama yer açtırır. Bir insan oturduğu yerden ortamı daraltabilir mi? Benim annem yapardı. Duvarlar yaklaşmış gibi oldu. Salonun havası ağırlaştı, nefesim göğsümde sıkıştı, kendimi bildim bile nefes darlığı yaşarım. Özellikle stres altında, annemi görmek benim için başlı başına bir stres. “Anne,” dedim. Kurumuş dudaklarımı ıslatarak. Sesimi yumuşattım. Bilerek. En küçük sertlikte alev alacağını bilirdim. “Hayırdır, sen durduk yere gelmezsin buraya” dedi. “Evde bir sorun mu var?” Dik dik bakıyor yüzüme, beni duymazdan geldi. Perdeleri süzdü. Sehpayı, koltukları, yerde krem renkli yumuşak halıyı, köşeleri… Gözleri evin içinde dolaşırken içimden hızlı bir sayım geçti: masa toplu, yerler silinmiş, ortalık düzenli. Yine de rahatlayamadım. Annem dağınıklık aramazdı; benim eksiğimi bulmak onun için bir zaferdi. Aradığını bulamayınca, rotayı bana çevirdi. Elbisemin eteğinden başlayıp belimde oyalanarak kollarıma kadar çıktı. Evde giydiğim hâl buydu işte: fazla özenli. Sanki birazdan kapı çalacak da bir yere yetişecektik. “Ne oldu, Eda? Bizi evinde istemiyor musun, kızım? Kapıdan da kov tam olsun yavrum” dedi. Dudaklarını bükerek. Bir an durdu. Gözlerini kısıp yüzüme baktı. Konuşmama fırsat vermeden, saldırganlığa devam etti. Bir kere konuşmaya başladı mı, annemi susturmak zordur. Karşısındaki insanı makineli tüfek gibi tarar. “Kesin damat bozuntusu istemiyor?” Kelimeyi uzattı. İçine batıra batıra. Dişlerimi sıktım. Beş yıl. Beş yıldır aynı imâ, aynı cümle. Isıtıp önüme koymaktan hiç bıkmıyor. Konuşma ne zaman Hakan’a gelse geriliyorum. Evliliğim de başarısız olduğum gerçeğini kabullenemiyorum. Özellik bunu annemin bilmesini istemiyorum. Ne yapıp edip, kurtaracağım evliliğimi. Ben annem değilim, kendi mutsuzluğuna beni de çekmesine izin vermeyeceğim. “Anne, bir nefes al... Kimsenin kimseyi istemediği yok, iki dakika da kırk senaryo uydurdun kafanda.” dedim. Sakinleşmek için derin bir nefes aldım. “Ayrıca seni daha önce de uyarmıştım, kocam hakkında böyle konuşma. Biz iyiyiz, çok şüfür. Bak geldin, beni gördün ev gördün. Herşey yolunda, şimdi lütfen bir tatsızlık çıkarma.’’ Burnundan soluyordu, buraya kavga çıkarmaya gelmiş belli. Evi bir kez daha süzdü, yüzünü buruşturdu. Alaycı bir tavırla, gülerek kardeşime dönüp. “Aman da aman, görüyor musun, ablanı? Evlenmiş de kocasına laf söyleymez olmuş. İyi iyi, yemedik kıymetli kocasını.'' Yağmurda annemin dediğine gülünce, benim moralim bozuldu. Annem bir anda kardeşimin belinden sertçe çimdik attı. “Dik dursana kız. Kambur kalacaksın.” ‘’Of anne ya… Acıttın.’’ Yağmur bana baktı. Utançla çaresizlik arasında kalmıştı. İçim burkuldu. Bu evde en masum olan hep oydu. Annem, benden alamadığı öfkeyi ona yöneltirdi hep. Ortamı yumuşatmaya çalıştım. Boşuna olduğunu bile bile. “Bir şey içersiniz belki,” dedim. “Çay, kahve… Dün tatlı yapmıştım. Çikolatalı. Yağmur, sen seversin.” Yağmur’un gözleri parladı. Daha ağzını açamadan annem patladı. “Hazırlamak mı? Sen mi hazırlıyorsun. Ay delireceğim ya, adam bir de seni hizmetçi gibi mi, kullanıyor?'' Ayağa kalktı. Topuk sesleri zeminde sert sert yankılandı. ‘’Kızım, bak kızmayım kızmayım diyorum ama, senin hödük kocan ne yapıp ediyor beni çileden çıkarıyor. ‘’ ‘’Anne kocam-‘’ Sözlerim yarıda kaldı. Çok sinirliydi annem, onu nadir böyle görürüm. “Kocam da kocam. Sen başka kelime bilmiyor musun? Ben seni hizmetçi ol diye mi büyüttüm, ha? Kocan olacak, beceriksiz herif, onca parayı nerede yiyor? Gelip gitmiyoruz diye seni sahipsiz mi, sandı? Babanla abini üstüne salayım da dünyanın kaç bucak olduğunu görsün.” “Anne, sakın! Öyle bir şey yapmıyorsun. Yeter ya, ben yetişkin bir kadınım. Kararlarıma saygı duymayı ne zaman öğreneceksin?” dedim. Sesim yükselterek, sinirden göğsümden yüzeme sıcaklığın yayılıyordu. “Babamla abimi karıştırmak, yok. Ben mutluyum. Biz iyiyiz, karışmayın diyorum size ya, lütfen anne. Sen beni duymuyor musun, senden rica ediyorum anne. Lütfen evliliğimden uzak dur.” İçim daraldı. Panik göğsümde yayıldı. Elim yerinden çıkmaya ant içmiş gibi çarpan kalbimin üstüne koydum, panik atağım azdı. Derin derin soluyarak koltuğun ucuna çöktüm. Elimle önüme düşen saçlarımı serçe arkaya tarar gibi artım. Onu durduramazsam bu iş büyüyecekti. O ise geri çekilmedi. Tam karşıma dikildi. Parmağını göğsüme bastırdı. “Bana bak akılsız kızım, kuş beyinli kızımmm…” diye son kelimeyi uzattı. “Bu adam senin gözünü kör etmiş. Aşk maşk değil bu, sen bas baya hata yaptığını kabul etmek istemiyorsun. Allah aşkına, kafanın içinde akıl yerine ne taşıyorsun sen? Ben seni el bebek gül bebek büyüttüm. Niye???” Sözleri içimde bir yerlere çarpıp dağıldı. Öfkeliydi ama altında kırgınlık vardı. Gözleri doldu. “Okuttum seni. Meslek sahibi yaptım. Niye, ha? Kimseye muhtaç olma diye. Sonuç ne? Ev hanımı oldun çıktın başıma.” Her kelime kalbime saplandı. Haklı olduğu yerler vardı. Ama ben de haklıydım. Sevdim. Çok sevdim, Hakan’ı. Tek istediğim, ailemin yanında bulamadığım huzuru sevgiyi, beni sevdiğine inandığım adamın kollarında bulmaktı. Yanıldım mı yani.. Annem hızını alamadı, kum torbası gibi öfkesini üzerime salmaya devam etti, o konuştukça koca salonda küçüldükçe küçüldüm, yerin dibine girdim. Sinirli bir el hareketiyle salonu işaret etti. Mutfaktan deterjan kokusu geliyordu. Sehpanın kenarında bez duruyordu. Zemin yeni silinmişti. “Bu evde çalışan niye yok. Bana bunu açıkla? ‘’ Ellerimi tutup hava ya kaldırdı. ''Şu güzelim ellerinin hâline bak, adam sana eziyet ediyor. Sende buna aşk diyorsun, yazık değil mi sana. Aşk böyle bir şey değil ki, evlilik çocuk oyuncağı değil, aşk tek başına yetmez, onu beslemek lazım. Sevgiyle, saygıyla sizden bunlar bitmiş. İnat etme kızım, bitip gitmiş evliliği kurtaramazsın.’’ “Anne, yeter. Sus artık duymak istemiyorum bunları,” dedim. Gözlerim doldu. Kirpiklerimi art arda kapatıp açtım. Canım yanıyor, kalbimin ortasında binler bıçak saplanıyor sanki. Annem durur mu, buldu açığımı oradan saldırmaya devam ediyor, o doğru onun dışında herkes yanlış. ‘’ Ben daha, onun ne mal olduğunu nikâh günü anladım. Senin de gözünü açmak istedim, dinlemedin. Şimdi de sürünüyorsun.” Bu böyle olmayacak, onun anladığı dilden konuşmazsam susacağı yok, Yağmur buradayken bunu yapamam. - Ona döndüm. “Bize biraz izin verir misin?” dedim. “Annemle konuşmam gereken özel şeyler var.” Yüzü düştü. Kırıldı bana, bakışlarından anladım. İsteksizce ayağa kalktı. “Benden gizli saklınız mı var?” dedi. “Neyim ben ya… Dış kapının dış mandalı mı?” Ağzımı açtım ama fırsat vermedi. Soğuk bir bakışla anneme döndü. “Salaklık bendeki, annemin arkasına takılıp geldim.” dedi. Dış kapıya yöneldi, koşar adımlarla kapıyı açıp gürültüyle kapattı. Neyse, sonra alırım gönlünü, ses kesilir kesilmez anneme döndüm. “Sabrımın da bir sınırı var anne, çok üstüme geliyorsun, yapma. Benden de evliliğimden de uzak duracaksın. Evlilik hakkında akıl alacağım son insan bile olamazsın” Yüzü kireç gibi oldu birden, benim gibi o da bir an geçmişi hatırladı eminim. Geçmişi unutmak ne mümkün, şu hayatta bir dilek hakkım olsaydı. Çocukluğuma dair tüm anılarımı unutmayı dilerdim. Orda acıdan başka bir şey yok, bunun damimarisi tam karşımda annem Annem sakin bir adımla yaklaştı. “Başlama yine, ben ne yaptıysam senin için kardeşin için yaptım aptal. Senin evliliğin çoktan bitmiş kızım, bana inat sürdürüyorsun. Hata yaptığını kabul etmek zor geliyor değil mi? '' ''Sus..'' Uğursuz sesiyle söylediği her kelime beynime çiviyle kazıyor sanki. Başımdan enseme doğru bıçak gibi ağrı saplandı. Annem durur mu, yılan gibi dilini hiç acımadan sokmaya devam etti. ''Susmamı mı, istiyorsun? Neden gerçekler, ağır mı geldi kızım. Aşk aşk aşk deyip duruyorsun, tek başına aşk yetiyor mu? Karşında canlı kanlı örneği var, babanla bir birimizi yedik yıllarca. Sonuç ne oldu, o yoluna gitti, ben yoluma. Benim aptal kızım. Aşk dediğin şey sabun köpüğüne benzer, beslemezsen, zamanla yok olup gider, Yanın da sevgi olacak, saygı olacak. Ve en önemlisi de sadakat olacak...‘’ Güldüm, öyle bir güldüm ki. Uzun zamandır gülmeyi unutmuşum, kah kahalarla gülerek anneme baktım. Canım annem, suratıma bir bakışı var. Aklından geçenleri tahmin etmek zor değil, muhtemelen benim delirdiğimi düşünüyor. Yaşadıklarımı düşününce, iyi bile dayandım. “Sen ve Sadakat… Bak buna gülerim işte...” Bir anlığına salon silindi gözümün önünden. Zihnim geçmişe gitti, oradaydım yine o çaresi küçük kızdım şimdi. Okuldan erken geldiğim o gün… Kapıyı açtığım an… Odaya girmemle zaman durmuştu. Gözlerim nereye bakacağını bilememişti. Midem bulanmış, boğazım kilitlenmişti. Kaçmak istemiştim ama bacaklarım olduğum yere çakılmıştı sanki, kımıldayamadım.Annem beni fark ettiğinde çığlık atmıştı. Adamı üstünden itmişti. İkisi de çıplaktı, ne gördüğümü algılayamayacak kadar şok olmuştum. Her şey çok hızlı olmuştu. O an da aklıma babam gelmişti, ya yağmur a daha küçücüktü. Annem aceleyle giyip yanıma geldi, adamsa çıplaklığını umursamadan yataktan çıkıp yerde duran kıyafetlerini toplamaya başladı. Bir anda Annem çenemi tutup yüzümü kendine çevirdiğinde sesi buz gibiydi. “Şimdi beni iyi dinle, Eda” demişti. “Burada gördüklerini unutacaksın, kızım. Eğer babana söylersen, beni boşar. Annesiz kalmak istiyor musun? Yağmuru da alır giderim buradan, bir daha ne sen ne baban. Yüzümüzü göremezsiniz. İkimizi de kaybetmek istiyor musun?? ‘’ Çok korkmuştum, annem bilerek ve ya bilmeyerek daha o yaş da terk edilme korkusunu aşılamıştı bana. Başımı hayır diye sallamıştım. Ağlamaktan konuşamıyordum. “O zaman unutacaksın,” demişti, “Kimseye anlatmak yok, tamam mı?” O günden sonra hiçbir şey aynı olmadı. Ama en çok ben değiştim. Bir gece de büyümüştüm sanki. Annemin hedef tahtası oldum, o günden sonra yaptığım her şey ona yetersiz geldi. Daha iyi olmalıydım, derslerimde evde dışarı da her zaman daha iyi olmalıydım. Beni hata yapma lüksüm yoktu. Şimdi karşımdaki kadına baktım. Yıllar geçmişti. Ama bakış aynıydı. “Sen kabul etsen de etmesen de benim cevabım değişmeyecek, anne,” dedim. Gözlerimin içine baktı. İnanmadı, ama ben de ilk kez geri çekilmedim.Annemin düşünceli gözleri kısıldı. Bir adım geri çekildi, yüzüme uzun uzun baktı. Sanki beni değil de, benden yıllar öncesini görüyordu. “Sende kendimi görüyorum, kızım,” dedi sonunda. “Bu beni çok korkutuyor.” Sesi yumuşamıştı.. “Anneler kadar kızların çeyizidir derler. Umarım benim düştüğüm hataya düşmezsin.” Bir an durdu, yüzü acı çeker gibi kasıldı. “Bazı yolların geri dönüşü yoktur, kızım. Ne demek istediğimi zamanla sende anlayacaksın, umarım anladığın da çok geç olmaz...” ……………. Hakan Sözleşme önümdeydi ama okumuyordum. Harfler gözümün önünden akıp gidiyordu. Üçüncü kez sayfayı çevirdiğimi fark edince kâğıdı sinirle masaya bıraktım. Başım zonkluyordu. Bu ağrıyı tanırım. Kontrolümden bir şey çıkmak üzereyken gelir. Kapı açıldı. “Hakan Bey, abiniz—” Esra’nın sözleri yarım kaldı. Zira abim tüm haşmetiyle odamı doldurdu. İzin almadan, haber vermeden, kendi yeri gibi… Bu tavrı sinirimi bozuyor; nerede durması gerektiğini bilmiyor. Ne zaman bildi ki? Babam olmasaydı muhtemelen bu şirketin önünden bile geçemezdi. Takım elbisesi kusursuzdu, bir tık fazla kusursuz. Kendini hâlâ vitrinde sanan bir adam gibi. Yeri döver adımlarla bana doğru yürüdü, sol deri koltuğa iri bedeniyle oturup beni süzmeye başladı. Kim bilir neyin peşinde… Çatık kaşlarının altında, avına yaklaşan bir sırtlanın bakışları vardı. Gözlerini benden çekmeden, arkada ne yapacağını bilmez hâlde bana bakan Esra’ya seslendi: “Türk kahvesi,” dedi soğuk, duygusuz bir sesle. Devam etti: “Bol şekerli olsun. Konuşmamız uzun sürecek, ağzımız tatlansın. Hakan’ın nasıl içtiğini biliyorsundur.” “Hakan Bey…” Kız şaşkın bakışlarla yüzüme bakakaldı. Benim adımı söylerken bile tedirginler. Sesi titrek, biraz da gergin. Bu hoşuma gitti. Başımı hafifçe salladım. Niyetim kızı bir an önce göndermekti; tüm dikkatimi abime vermek istiyordum. Esra çıktı. Ardından kapıyı yavaşça kapattı. Biz bize kaldık. Odanın havası değişti. Sessizlik… ama rahatlatan cinsten değil. Sandalyeme iyice yaslandım. Abimi izledim. Küçükken kahramanım olan adam, şimdi bir numaralı rakibim. Hayat gerçekten sürprizlerle dolu. Aynı yüz. Aynı bakış. Çocukken de böyle bakardı bana. Kinle, kıskançlıkla, hasetle… Büyüdük ama değişen hiçbir şey olmadı. Sanki paylaştığımız her şeyden fazlası ona aitmiş gibi. “Hoş geldin abi... Hayırdır sen buranın yolunu bilir miydin ya?” dedim sakin bir sesle. Sesimin samimi çıkması için uğraştıysam da soğuk çıktı. Aynı tonla devam ettim: “Bu gelişini neye borçluyum?” Kravatını düzeltti. Gözleri kısıldı, burnundan sesli bir nefes aldı. Şahin bakışlarını bana dikip konuya direkt girdi. “Babamla konuştum,” dedi. Poker surat ifadesiyle “Eeee, bundan bana ne?” Arkasından ne geleceğini anlamıştım. Babam bu sabah yanıma gelip, abimin güvenmediği için onun hakkı olan hisselerin bir kısmını bana vereceğini söylediğinde şok olmuştum. Bu büyük bir adımdı. Babama emin olup olmadığını sorduğumda, bu konuyu uzun süre düşündüğünü ve sonunda benim başa geçmemin ailemiz için daha iyi olacağını söyledi. Son olarak da, bugün bu konuyu abime açacağını ekledi. Abim de soluğu benim yanımda aldı. Buz gibi bir sesle: “Hisselerimi sana devredecekmiş. Sen de hiç düşünmeden kabul etmişsin.” Dudaklarımın kenarı belli belirsiz kıvrıldı. “Etmese miydim abi? Aynı teklifle sana gelseydi, sen ne yapardın?” Susup kaldı. Cevabını ikimiz de çok iyi biliyorduk. Benim yaptığımı yapardı. Bakışları keskinleşti, düşmanına bakar gibi baktı. Umursamadım. İkimiz de büyüdük; çocukluk geride kaldı. Bu bir savaşsa, ilk taşı o attı. Ben de geri duracak değildim. “Babam bana güzel bir teklifle geldi, ben de kabul ettim. Buraya gelip sorun çıkarmak yerine, bir derdin varsa babamla çöz.” Sinirlendiğini gördüm. Gözünün altı seğirdi. Parmakları masamın üzerinde duran altın kaplamalı kalemi kavradı, parmaklarının arasında dolaştırdı. Gerildim. Benim odam, benim masam, benim kalemim… Eşyama dokunulmasından hoşlanmadığımı bal gibi biliyor. Beni kızdırmak için bilerek yapmıyorsa, ben de ne olayım. Gergince parmaklarımı açıp sıktım. Gözümü kalemden alamıyordum. Sonunda zor da olsa gözlerimi çekip abime diktim. Pis bir sırıtışla: “Hiç değişmemişsin. Hâlâ bencil bir piçsin. Merak ediyorum; babam olmasaydı iş dünyasında bu kadar büyüyebilir miydin? Ya karın Eda… Paran olmasaydı seninle evlenir miydi? O kız yüzüne bile bakmazdı, lan. Yat kalk babamın soyadına şükret, lan.. O kız seni adam etti, gerçi sen onu hak etmiyorsun ya... neyse. Hep şanslıydın piç.” Eda’nın adını duyduğum anda bende ipler koptu. Kimse karımın adını ağzına alamaz. Bu abim bile olsa bedelini öder. Yerimden nasıl kalktığımı hatırlamıyorum. Her şey bir anda oldu. Abimin yakasından tuttum, kafayı burnuna gömdüm. Acıyla inleyip yere düştü. Burnunu tuttuğunda, elinden aşağı süzülen kanı gördüm. Bu görüntü beni rahatsız etmedi. Tam tersine… Damarlarımda dolaşan güç, kendimi ondan üstün olduğumu bir kez daha hatırlattı. ''Kes sesini lan… Siktirme belanı. Sen kimsin, karımın adını ağzına alıyorsun, göt lalesi..” dedim. Son küfürü bilerek söyledim, abim ne zaman bunu duysa çileden çıkıyor. Ayağa kalktı. Yalpalayarak masama doğru yürüdü. Ellerini masaya dayadı. Burnundan oluk oluk akan kan, yüzündeki hastalıklı gülümsemeyle üzerime eğildi. Eskiden bu hareketi beni korkuturdu. Şimdi sadece mesafeyi ölçüyordum. “Siktir git Hakan, ulan götünü babama dayamışsın, karı gibi dır dır edip duruyorsun. Babam, annem hep seni seçti. Evin küçük oğlanı… uysal, sessiz, akıllı çocuğu.” dedi dişlerinin arasından. İçimden güldüm. Uysal mı? Sen öyle san… “Yanılıyorsun, abi... Sen azıyla yetinmeyip aç gözlülük yaptığın için, babamın gözünden düştün. Kendi düşen ağlamaz, işlerim var. Kapının yerini biliyorsun, uğurlar olsun sana. hadiii” dedim. Elimle kalkması için işaret yaptım. Kırmızı görmüş boğa gibi kulaklarına kadar kızardı adam. “Bana birçok sıfat yakıştırabilirsin ama uysallık onlardan biri değil, abiciğim. ” Dişlerimi sıkarak devam ettim: “Ben sessizim, bir adım atmadan önce on kere düşünürüm. Senin gibi boş konuşup dolu atmıyorum. Nerdeyse koca şirketi batırıyordun be.. ben topladım gıçını, ben. Bu yüzden ben hak ettiğim koltuktayım, sen de dilenci gibi karşımdasın” Bir adım daha yaklaştı. “Siktir git lan.” diyip ayağa fırladı. O an da sandalyesi yere düştü. Odanın için de ileri geri volta atarken, manyak gibi gülerek konuşmaya devam etti, boş boş konuşup kafamı sikmeye devam etti. “Bak sen… Küçük yerden bitme kardeşime. Büyümüş de adam olmuş. Aile babası kos koca Hakan Bey olmuş.” Adımı ağzında çeviriş şekli midem bulandır. Ne zaman karımın adını söylese kontrolümü kaybetme noktasına geliyorum. Bilerek yapıyor, piç... “Ne garip, biraz düşündüm de. zavallı kızın eski halinden eser kalmadı. Seninle evlendiğin de çiçek gibiysi, zamanla soldurmayı başarmışsın kardeşim.'' Avucumun içi kaşınıyor, bu hiç iyi değil, saprımın kıyılarında geziyor haberi yok. ''Zırvalaman bittiyse, siktir git.... Birilerin çalışıp günü kurtarması lazım. ben en azından sevdim, evlendim ya sen. Lan senin arkandan gay dediler. Ben bunu, ne zaman senin yüzüne vurdum. Azcık kardeşlik öğren, hanzo.'' Sanırım şuan vurdum, siktir et, kendi kaşındı. Zamanın da arkadaşları arkasından söylenti çıkardı. Güya Durması için ona bir şans verdim. Durdu mu, hayır. Zayıf noktamı yakaladı ya, kanın kokusunu almış köpek balığı gibi hep aynı yerden vuruyor. Dondu kaldı bir an, sonra söylediklerim kafasına dank etti, geli sağlam bir yumruk vurdu suratıma. Burnuma denk geldi... Ben inleyerek kanayan burnumu tutarak o geri çekilip ağzı çıktığı kadar bağırarak saydırmaya başladı. ''Ulan elimde kalacaksın Hakan, sikerim belanı. Benim de adım Mustafaysa, bunun acısını çok pis çıkaracağım. Senin yumuşak karnın belli, Eda.'' Eda diyince kanım ruhumdan çekilir gibi oldu, dediği doğru. Benim tek zayıf noktam Eda, onun dılşında hiç bir şeyin önemi yok. Suratın da iğrenç bir sırıtmayla avına yakalayan aslan gibi, başını yana eğdi, soğuk donuk bir sesle.. ''Çok merak ediyorum, kardeşim. O kız seni gerçekten seviyor mu? Ya da diğer deyişle, senin vaat ettikleirini mi, seviyor? Bunu yakında anlarız..” Ne demek lan o? Kendime de şaşıyorum, sabır konusun da resmen rekora koşuyorum. “Bana bak ipne.. karımdan bahsederken seçtiğin kelimelerini, dikkatli seç, yoksa bir bir götüne sokarım feleğin şaşar.'' dedim Sırıttı. Orospu çocuğu Bilerek yapmıyorsa bende neyim. Sakinleşmeliyim, doktorun dedikleirni hatırlamaya çalışıyorum. Neymiş öfke problemim varmış, olur tabi... Abim değil, düşmanım sanki, it. Bana önerdiği metodu içimden uygulamaya başladım. Derin nefes aldım. Abi katili olmayacağım, yelşillikler için de ibnelere yürüyorum. İpne mi dedim lan ben, kafam yandı. İpne değil, deniz olacaktı o. Ver nefes, Bir daha al nefes siktir et yeşilliği. Sayı sayayım. 2, 4,6,8 ver nefes... İçimden uzun uzun işe yaramadı içimden sağlam bir küfür saydırdım. Bu iyi geldi. Pis bir sırıtışla devam etti: “Ne oldu aslan parçası, zorrrrrruna mı gitti?” Kan çenemden beyaz gömleğimin önünü kirletiyordu. Kulaklarım uğuldadı, zaman o an için durdu sanki. Nefes bile almadım, tek duyduğum ses, kalbimin gürültüyle atışı, Öz ve öz abim karşımsa durmuş beni sınıyor. Bir an masanın üzerindeki metal kalemliği fark ettim. Ağırlığını hesapladım. Kafasına gelse ne olur diye düşündüm. Bu düşünce beni sakinleştirdi. Ortalık kan gölüne döner işin yoksa temizlemekle uğraş. ''Siktir git, ağzından tek kelime daha duyarsam, seni babam bile elimden alamaz. Kafana sıkar, leşini köpeklere yediririm. Bence kan bağımıza fazla güvenme.” Gözlerimin içine baktı. İlk kez şüphe gördüm orada. Bir duygu daha vardı: korku. İlk kez abimin benden korktuğunu gördüm. Güzel. Korksun, göt lalesi...Yapacaklarımdan korkması onun kârına. “Sen beni tehtit mi ediyorsun lan?” sesi üç buçuk atıyordu. “Sen nasıl algılarsan. Şimdi yapacak işlerim var. Yeterince kafamı sikip ütüledin, Kapının yolunu biliyorsun.” Bir anlık sessizlik. Sonra geri çekildi. Kaybettiğini anlamıştı ama kabul etmeyecek kadar kibirliydi it. “Babam seni seçti,” dedi çıkarken, “Ama unutma kardeşim… her seçilen kazanmaz, bu iş burada bitmedi.” Kapıyı kapattı. Yalnız kaldım. Masama döndüm. Sözleşmeye baktım, harfler artık daha netti. Eda’nın masum yüzü geldi aklıma. Sessizliği. Boyun eğmiş gibi duruşu. Ya abim haklıysa...?!!! Sinirden gözüm hiçbir şeyi görmedi. Masanın üstünde ne varsa yırtıp attım. Eşyalar sağa sola fırlarken, gözüme dün gece kollarımda sevişirken bana bakan o saf, masum bakışları geldi. ''Asla gidemez benden...” dedim içimden. Aynı kelimeyi defalarca içimde tekrar edip durdum. ''Gidemez..'' Hayatı dar ederim ona. Ailesinden birini bile sağ bırakırsam adam değilim. '' O anda ince bir ses duydum. Kapı sonuna kadar açıktı. Esra elinde iki fincan kahveyle, korku dolu gözlerle bir bana bir de yerdeki kırık eşyalara, yırtılmış kâğıtlara bakıyordu. “H–Hakan Bey…ben—” Sinirimi kızdan çıkardım. Siktiğimin orospusu her delikten çıkıyor... Yeter lannn... “SİKTİR GİT, ESRA... HINCIMI SENDEN ÇIKARMAYAYIM” diye bağırdım. Bağırınca tepsi elinden düştü. Yüzü kül rengine döndü, korkuyla geriye doğru bir adım attı. Kıpırdamayınca masaya sertçe yumruk attım. “NE BAKIYORSUN LAN? SENİ BANA SAYIYLA MI VERDİLER...SİKTİR GİT, İŞİNİ YAP!” Kontrolümü kaybediyorum, bu hiç iyi değil. Sakinleşmem lazım. Kız korkuyla geri geri gidip çıktı. Beni deliliğimle odanın için de yalnız bıraktı. “Bana ait,” dedim içimden. “Eda bana ait, evim de akşam gittiğim de kapıyı yine açacak. Ben de içeri girip benim için yaptığı yemeği yiyeceğim. Her eşy yolun da sakin olmalıyım. Sakin... Eda benim, kimse… dokunamaz.” Gülümsedim. Masamın üstünde küçük ayna da kedimi gördüm, gördüğüm yüzden ben bile korktum.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD