DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

2243 Words
Sabır, kurtuluşun anahtarıdır. Mevlana.   Yüreğim patlama noktasına gelmişti artık. Arabanın içinde bağıra bağıra ağlarken önde oturan adamlar derin nefes alıp birbirlerine bakıyorlardı. İkisi de ne yapacağını bilmiyormuş gibilerdi. Evet, konuşmuyorlardı ama benim için üzüldüklerini yüzlerinden görebiliyordum.   Karnıma çektiğim bacaklarımı yere indirip öne doğru eğildim. Titreyerek iç çekişimden sonra, "lütfen," dedim. Bu kelimi kaç kez söylediğimi hatırlamıyorum.   "Lütfen beni oraya götürmeyin, korkuyorum. Ne olur beni bırakın ya da öldürün. Yalvarırım bana dokunmalarına izin vermeyin. Sizin anneniz yok mu? Kardeşiniz yok mu? Ne olur bırakın beni."   "İn hadi."   Şoför koltuğunda oturan adamın yumuşak sesiyle başımı dışarı çevirdim korkuyla.   "Ama? Ama burası Makas'ın evinin önü."   "Hadi in, evde seni bekliyor. Onun üzerine fazla gitme. Sana zarar vermeyeceğim dediyse vermez. Özel hayatını fazla sorgulama bundan sen zararlı çıkarsın."   O, o beni yine denemişti. Gözlerimi kapatıp dudaklarımı ısırdım. Artık ağlamaktan yanaklarım su içinde kalmıştı.   Hiçbir şey demeden arabadan inip eve doğru ağır ağır yürüdüm. Az önce korkuyla durma noktasına gelen kalbim sakinleşmişti.   Bu adam olmasa başıma gelecekleri bu gece çok iyi anlamıştım. Bana çok iyi göstermişti. Beni kurtaracağını söylüyordu, ona inanmak zorundaydım. Onun hayatını kurcalayıp kendi özgürlüğümden olacağımı açık açık gösterdi bana bu gece.   Beni yanına aldığı günden beri bir kere bile beni rahatsız edecek bir harekette bulunmamıştı. Dokunması gerektiği zaman mecbur olduğunu söyleyip incitmeden dokunmuştu. Saçlarımı çekmemiş, beni çırılçıplak soymamıştı.   Ben bir haftadır kendi evimdeymiş gibi o evin içinde rahat bir şekilde dolaşıyordum. Yemek yiyor, duş alıyor, televizyon izliyordum. Kimse hiçbir şekilde beni rahatsız etmiyordu.   Eğer bu adam olmasaydı ben o bataklığın içinde tecavüze uğrayacaktım. Bir hafta boyunca kaç kişi tarafından kirletilip dövülecektim. Aç kalacaktım, duş almayacaktım.   Aileme kavuşacağım günü beklemek varken o adamın hayatını kurcalıyordum. Haklıydı, onun adını ailesini öğrenmiştim. Beni sorguya çektiklerinde ya ağzımdan kaçırırsam, ya onun başını belaya sokarsam. Merak iyi bir şey değildir diyen babamın sözünü yine dinlemediğim için kendime kızdım. Ne zamandır sorumsuz bir kız olmuştum ben? Ne zamandır başkalarının özel eşyalarını karıştıracak kadar yoldan çıkmıştım.   Başımı iki yana sallayıp nefesimi içime çektim. Evin önündeydim. Şifreyi biliyordum ama parmaklarım oraya gitmiyordu. Onun yüzüne bakmaya utanıyordum. Titreyen elimi yumruk yapıp duvara sırtımı dayadım.   Sabah o eve gidecektim. Bir gece daha rahat uyku çekebilecektim. Burada kapının önünde bile olsam bana yeterdi.   Yere çökeceğim zaman kapı açıldı. İrkilip hemen dikildim. Kendisi yoktu. İçeri girmem için kapıyı açıp gitmişti.   Ayaklarımın altı pis olmasına rağmen yapacak bir şeyim olmadığı için içeri girip kapıyı kapadım. Karanlıktı, koridoru hızlı yürüyüp odanın içine attım bedenimi. Onunla yüz yüze gelmeye çekiniyordum.   Ayaklarımı suyun altında yıkadıktan sonra yatağın içine girip ellerimi yanağımın altına aldım. Gözyaşlarım sanki hiç akmamış gibi usul usul akarken uyumaya çalıştım. Uyuyamıyordum, o evde yaşayacaklarımı düşündükçe nefesim kesiliyordu.   Odanın kapısı açıldığında nefesimi kontrol altına alıp uyuyormuş gibi yaptım.   Saçlarımın üzerinde kalın parmaklarını hissettiğim an sakin atan kalbim yine hızlanmıştı. Ama bu seferki hızı korktuğu için değil heyecandandı. Yanıma oturduğunda derin bir nefes aldı.   "Sabırlı ve kararlı olan insanlar, amaçlarını elde etmeye en yakın insanlardır. Aceleci ve kararsız kişiler ise başarısızlığa mahkûmdur. Bu söz çok güzel değil mi? Peygamberimiz şöyle buyurur: Sizden biriniz başına gelen bir beladan dolayı ölmeyi istemesin. Eğer mutlaka ölmeyi isteyecekse şöyle dua etsin: Allah'ım! Yaşam benim için hayırlı olduğu müddetçe beni yaşat; eğer ölüm benim için hayırlıysa benim canımı al.' Sabırsız, meraklı, isyankârsın Alina. Sana bu zamana kadar zarar verdim mi?"   Gözlerimi açtım. Vermemişti. Varlığıyla bile beni huzursuz etmemişti.   "Ben bu zamana kadar o evden dört kız kurtardım. Onlardan hariç İki kişi parayı tatlı bulduğu için o eve gitmeyi tercih ettiler."   "Senin onları kurtaracağını söylemediler mi oradakilere?"   "Söylesinler. Makas canı ne isterse onu yapar."   "Peki, Ömer?"   Başını bana çevirip parmağını dudağıma bastırdı.   "Bu ismi her yerde söyleme. Yerin kulağı vardır."   "Özür dilerim."   "Bir önemi yok, öğrendin sonuçta. Senden başka kimliğimi bilen biri yok. Eğer adımı soyadımı birine söylersen Makas ölür. Makas ölürse seni kimse kurtaramaz. Sabırla bekle, beklemezsen kendi mezarını kendin hazırlamış olursun. Hadi uyu, sabah o eve gideceksin."   Yataktan kalktığında arkasından üzgün halde baktım. Bana güvenmiyordu, onun başına bela olacağımı düşünüyordu. Belki yarın beni o eve bırakacak ve bir daha gelip almayacaktı.   Her ne kadar kötü düşünmek istemesem de aklıma gelen bütün düşünceler kötüydü.   **   Sabah uyandığımda masanın üzerinde duran kahvaltıyı sessizce yedim. Her sabah kahvaltıyı hazırlayıp ben uyanmadan kahvaltısını yapıyordu. Benim yüzümden evin içinde maskeyle dolaştığı için eminim yüzü terden isilik olmuştur. Bugün gidiyordum, iki gün boyunca evin içinde rahat hareket ederdi.   Kahvaltımı bitirdikten sonra bulaşıkları yıkayıp odaya girdim. Dün akşam ayarladığım kıyafetleri çantanın içine koyup fermuarı kapadım. Orada saldırıya uğrama ihtimalim yüksek olduğu için pantolonumun altına siyah tayt, yün kazağın içine ince uzun kollu badi giyindim. Ayaklarıma da iki tane çorap geçirdim. Üstüm ne kadar kalın olursa onların bana ulaşması zor olurdu.   Çantayı alıp odadan çıktım. Pencerenin önünde sigara içiyordu. Arkası dönük olduğu için yüzünü görmüyordum. Hoş artık görmek istediğimi de sanmıyordum. Burada üç hafta daha kalacaktım ve ondan sonra evime gidecektim. Böyle olmasını istiyordum.   Maskeyi ağzına çekip sigarasını kül tablasında söndürdü. Gitme vakti gelince gözyaşlarım pıt pıt akmaya başladı. Titreyen dudaklarımı ısırmaktan kanatmıştım.   Elimdeki çantayı alıp kapıya doğru yürüdü. Ayaklarımı ileri adım atması için zorladım. Kapıdan dışarı çıktığımızda parmaklarını parmaklarıma dolayıp asansörün düğmesine bastı.   Uzun zaman sonra ilk kez farklı bir şey yaptım. Onu inceledim.   Oldukça uzun bir boyu vardı. Omuzları geniş, kollarındaki pazuları deri ceketinin altında belli oluyordu. Bacaklarını saran siyah pantolonu olduğundan daha uzun gösteriyordu onu. Kumral saçları gürdü.   Asansörün içine bindiğimizde onu incelemeyi bırakıp başımı öne çevirdim. Aynadan göz göze gelince bakışlarımı çekmedim. Ne o, ne de ben konuşmadan birbirimizin gözlerine baktık.   Asansör durduğunda gözlerimiz de birbirinden ayrıldı. Birlikte asansörün içinden çıkıp dışarı doğru yürüdük. Kapının önünde beni buraya getirdikleri arabayı görünce ürperdim. Yine aynı duyguları hissediyordum, içimde ferahlama adına hiçbir şey yoktu. Kasvetle kapalıydı ruhum.   Arka koltukta yan yana oturup yolu izledik. Onun düşüncelerini bilmiyorum ama kendi düşüncelerim hiç sağlıklı değildi. Şiddet olacaktı orada biliyorum. Belki bu sefer o evden cesedim çıkacaktı.   Yanaklarıma bulaşan ıslaklığı silip iç çektim rahat nefes almak için. Boğuluyordum yol yaklaştıkça. Ormanlık alana girdiğimizde başımı iki yana salladım. O zaman yol yavaş akıyor sanıyorken şimdi hızlı bir şekilde ilerliyordu. Ağaçlar sıklaştıkça o eve yaklaştığımı biliyordum. Kaçma imkânım olsa bu ormanın içinde beni bulmaları zor olmazdı onlar için. Eminim her köşeyi, gizli yerleri biliyorlardır.   Artık sessiz değil hıçkırarak ağlıyordum. Tırnaklarımı bacağıma bastırıp Allah'ım yardım et diye dua ediyordum.   "Arabayı durdur."   Araba durunca bakışlarımı ona çevirdim. Şoför koltuğunda oturan adam konuşmadan arabadan indi. İçeride sadece o ve ben vardık.   "Korktuğunu biliyorum ama cesur olmalısın. Onların karşısında korktuğunu belli edersen üzerine daha fazla gelirler."   "Ben gitmek istemiyorum. Sen iki gün boyunca yanımda olmayacaksın, koskoca iki gün. Tecavüz etseler duymazsın bile."   Bana doğru dönüp ellerini yanağıma koydu.   "Saçının teline dokunursalar parmaklarını kırarım onların. Sana söz veriyorum kılına zarar gelmeyecek. Ben senin alıp verdiğin nefesi bileceğim."   Çaresiz hissettiğinde sığınacak bir liman ararsın kendine. O benim limanımdı. Boynuna sarılıp, "lütfen bırakma beni," diye yalvardım. Bedeni gerilse de kendini geri çekmedi. Kollarını ince belime dolayıp, "kurtaracağım seni," dedi boğuk sesiyle. "Söz veriyorum kurtaracağım. Oraya gitmen lazım, içeride adamım var merak etme sana zarar gelmesine izin vermeyecek."   "Ben sadece sana güveniyorum. Senin yanında olmak istiyorum. Bırakma beni."   "Sen böyle yaparsan, ben seni hiç bırakamam."  ** Ondan zor ayrıldığımda gözyaşlarımı silip sakin olmaya çalıştım. Evde adamı olduğuna göre başıma bir olay gelmeyecekti. Ona güveniyordum. Neden bilmiyorum ama o sanki hayatım boyunca her zaman yanımdaymış gibi hissediyorum. Sanki çocukluğumun kahramanı gibi.   Çocukluğumun kahramanı olmasına da gerek yok aslında. O benim kurtarıcımdı, aileme kavuşacağımı söyleyen kahramanım.   Evin önüne geldiğimizde derin nefes alıp kapının kolunu tuttum. Aşağı inmeden başımı ona çevirdim. Benden önce aşağı inmişti, ne yani benimle beraber mi gelecekti?   Arabadan inip onun yanına gittim. Birlikte bahçenin içine girdiğimizde içimi huzursuzluk kapladı. Bu ev korku filmi gibiydi, zengin görünüme sahip mezardı.   Biz bahçede yürürken korumalar başlarını öne eğmiş duruyordu. Biri de bize bakmıyordu. Ondan bu kadar çok korktuklarına göre Makas patronları için çok önemliydi sanırım. Onu yanıma almak için her şeye göz yumduğuna göre Makas'ın bu işlerde olmasını fazlasıyla istiyordu anladığım kadarıyla. Umarım hiçbir zaman o adama kanıp onlar gibi kötü olmazdı.   Evin kapısı açıldığında başımı kaldırıp karşımdaki kadına küçümser gibi baktım.   Gözyaşı bitti, korkaklık bitti, güçlü olacaktım. Onlara korktuğumu belli etmeyecektim.   "Ceylan yuvasına döndü."   "Kıza elinizi sürmeyeceksiniz, diğerlerindeki gibi kurallar aynı."   "Biliyoruz canım, geçsin içeri."   Canımmış, canın çıksın inşallah. Başımı Makas'a çevirdiğimde Selma'ya baktığını gördüm. Bana bakarsa aramızdaki iş birliği anlaşılırdı. Onu zor duruma sokmamak için içeri adım attım. Bir yanım ona sarılıp beni bırakma diye yalvarsa da diğer yanım mantıklı olup kurallara uymamı söylüyordu.   Selma onunla kapıda konuşurken bir adamın önceliğinde alt kata inen merdivenlere doğru yürüdüm. İçimi korku sardı, ellerimi kabanımın cebine sokup yumruk yaptım. Merdivenleri inerken iki demir kapının önünde duran korumalarla göz göze geldim. Büyük bir ihtimal kadınları orada saklıyorlardı.   İri yarı olan adam demir kapıyı açtığında yavaş adım atarak ilerledim.   "Acele et."   İrkilip kapıdan içeri girdim. Demir kapı kapandığı an bakışlarımı yataklarında oturan kadınların üzerinde gezdirdim. Beş ranza vardı, odada neredeyse on kadın vardı. Hepsi perişan halde gözüküyorlardı. Kiminin gözleri, kimin kolları, kiminin de bacakları mordu. Eğer Makas beni yanına almasaydı ben de onlar gibi olacaktım.   Ne yapacağımı bilmeden olduğum yerde dikiliyordum. Otuz beş yaşlarında olan esmer kadın duvar kenarında olan tekli yatağı gösterdi.   "Senin yatağın orası, Makas'ın kadınları orada yatıyor."   Adımlarımı yatağa doğru çevirdim. Zemin katta olduğumuz için pencere yoktu, sadece küçük bir delikten içeri hava giriyordu. İçerisini ışık aydınlatıyordu.   Yatağa oturduğumda ellerimi cebimden çıkarıp yatağın yanlarına koydum. Konuşmam gerekiyor muydu? Onların bakışları altında ne yapmam gerekiyordu bilmiyordum.   Az önce yatağı gösteren kadın yanıma gelip oturdu. Başımı ona çevirdiğimde tebessüm ettim. Saçlarımı okşayıp, "Kaç yaşındasın?" dedi yumuşak sesiyle.   Yirmi üç.   "Çok küçüksün kızım. Temiz bir hayat yaşamak varken seni buraya hangi şartlar attı?"   Başımı eğip, "Selma'ya inandım" dedim.   "Ah o kadın. Yılandan bile tehlikeli."   Kadın susunca gözlerimi üzerinde gezdirdim. Kolları jiletle çizilmiş, dudağının kenarındaki kan kurumuştu. Burnumun ucu sızlayınca gözlerimi sımsıkı kapadım.   "Sen kaç yaşındasın abla?"   Sesim titrediği için kendime kızsam da elimde değildi. Gördüğüm manzaralar içimi boğuyordu.   "Kırk yaşındayım, on yıldır buradayım."   "Buraya nasıl geldin?"   Güldü, ruhsuz bir şekilde.   "Ben gelmedim, kocam sattı beni buraya. Kendi cebi dolsun diye karısını sattı âşık olduğum adam."   İnsan karısına nasıl böyle bir şey yapabilir? Gözlerim kocaman olmuş bir şekilde yüzüne bakıyordum. Elimi sıkıp nefesini dışarı verdi.   "Burada gördüğün kadınların hiçbiri isteyerek burada değil. Kendi isteğiyle gelenler yukarıdaki odalarda kalıyor, onlar en özel parçalar. İsteyerek seks yaptıkları için altın değerindeler onların gözünde. Bizler ise zorla satılan kadınlarız. İstemiyoruz diye dövülen, kesilen, yakılan kadınlarız. On yıldır buradayım, bir adamın koynuna girmektense diri diri ölmeye razıyım."   Ellerim ağzımda şaşkınlıkla dinliyordum onu. Anlattıklarının biri başıma gelse ölürdüm. Başını iki yana salladı. "Onlar ölmene de izin vermiyor, ilk satıldığımda adamın biri bana tecavüz ederken diğeri kaçmayım diye elini boğazıma bastırmıştı."   Tırnaklarımı etime geçirdim.   "Ben o zaman ölmedim ya, bir daha ölmem. Sen Makas'ın yanında olarak çok şanslısın. Makas ne yapıyor bilmiyorum ama onun yanından gelen kadınlar zarar görmemiş oluyor. Umarım kurtulursun."   Ya kurtulamazsam, ya Makas'ın gücü beni kurtarmaya yetmezse. Başımı iki yana sallayıp olumsuz düşünmeyeceğim dedim içimden. Her şey güzel olacak.   Demir kapı açıldığında kadınlar korkuyla içeri giren iki iri adama baktılar.   "Kalkın, hazırlanacaksınız."   Kadınlar itiraz etmeye başladıklarında ellerindeki kemeri yataklara vuran adamlar "Kalkın" diye bağırdılar.   Ellerimi kulaklarıma bastırıp gözlerimi yumdum. Görmesem ya da duymasam ne olacaktı ki, o kadınlar acı çekeceklerdi. Çığlıklar, yapmayın diyen bağırışlar kulaklarıma gelirken gözlerimden yaşlar usul usul akıyordu.   Yanımda oturan abla bacağıma vurup ayağa kalktı. Elini tutup gitme dememek için kendimi zor tuttum. O çok yaralıydı, canını yakmasınlar daha fazla.   Hepsi dışarı çıkınca odada tek başıma kaldım. Kapı kilitlendiğinde bacaklarımı karnıma çekip sırtımı duvara yasladım. Burası berbat bir yerdi. Bu insanların mutlu olmaya, herkes gibi gülüp eğlenmeye hakkı varken birileri tarafından zorla satılıyorlardı.   Bu dünyada adalet yok mu?   Bir süre yatağın üzerinde oturduktan sonra ayağa kalktım. Odanın içini gezmek için adım attığımda demir kapı açıldı. Arkamı dönüp kapıya baktım. Selma ve iki adam içeri girdi. Çok korkuyordum ama belli etmiyordum. Vücudumun titrememesi için kendimi fazlasıyla sıkıyordum.   "Evet, konuş bakalım Alina, Makas'ın yüzünü gördün mü? Sana işlerinden bahsetti mi?"   Başımı dik tutup, "Hayır" dedim.   Parmağını dudağına vurup cık cık diye söylendi. Yanıma geldiğinde saçıma dokunmak istedi ama geri çekildim.   "Seni yarışa getirdiğine göre senden etkilenmiş anlaşılan. Gel seninle bir plan yapalım. Sen bize onun hakkında bilgi getir, biz de senin yaşlı adamlarla yatmana izin vermeyelim. Olur mu? Genç erkekler her zaman iyidir, sen de güzelsin eminim senin kıymetini bilen birileri çıkar karşına. Acıtmadan s*k*ler seni."   "Neden kendini s*tirmiyorsun? Bu konuda oldukça tecrübeli gözüküyorsun."   Suratıma tokat atacağı zaman arkasında duran adam ani bir hareketle elini tuttu. Çatık kaşlarını ona çevirip "Bırak" diye bağırdı.   "Makas burayı başımıza mı yıksın?"   "Lanet olsun. Yemek vermeyin bu sürtüğe."   Arkasını dönüp adamlarla dışarı çıktı.   "Hayatımda gördüğüm en kötü kadınsın. Umarım acı çekerek ölürsün."   Odanın içinde gezerken yatakların yanına ilişen oyuncak ayı ve bebekler dikkatimi çekmişti. Kim bilir hangisinindi? Buraya geldiklerinde belki çok küçüktüler.   Dudağımı ısırıp Makas'ı düşündüm. Bizi kurtaracak söz verdi. Hepimiz bu yerden gideceğiz.   Yatağa oturduğumda başımı duvara yaslayıp ailemi düşündüm. Onlarla geçirdiğim anları düşünürken uyuya kalmışım. Gürültüyle kapı açıldığında yerimden sıçrayarak kalktım. Kadınlar perişan halde, adamların kollarında sürünerek yataklarına getiriliyordu. Geri çekilip üzerimden çıkarmadığım kabanıma sarıldım.   Saat oldukça geç olmuştu sanırım. Delikten dışarının karanlık olduğu gözüküyordu.   Sabah yanımda oturan abla iki adamın kolları arasında yatağın üzerine bırakıldı. Hızla ona koşup, "Abla" dedim. Yüzü kan içindeydi.   "Abla iyi misin?"   "Tam sekiz kişi. Bugün sekiz kişi tecavüz etti bana."   Dudaklarımın arasından hıçkırık kaçtığında olduğum yere çöktüm.   "Abla, çok üzgünüm."   "Annesi onu çok severmiş, öpermiş. Babası onu çok severmiş öpermiş. Okula gidermiş..."   "Abla?"   "Bırak onu, sabaha kadar kendine gelmez. Oğlunu düşünerek acılarını unutmaya çalışır ama o acılar hiçbir zaman geçmez."   Perişan halde kadınların üzerinde gözlerimi gezdirirken hıçkırarak ağlıyordum.   Makas ne olursun bizi bu bataklıktan kurtar...   Yaşamak hepimizin hakkı.  
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD