Olmaz dediğin ne varsa hepsi olur. Düşmem dersin düşersin, şaşmam dersin şaşarsın. Öldüm der durur, yine de yaşarsın.
Mevlana.
Ellerimi göğsüne bastırıp onu itmeye çalıştım. Bir milim bile kıpırdamadı. Çıldırmıştı kesinlikle, kucağına oturup yarışacakmışım. Kesinlikle bu adam zır delinin tekiydi.
Göğsünün üzerinde olan ellerimin üzerine ellerini koyup zorlanmadan beni kendine çekti. Başımı geri çekip, "Bırak," dedim dişlerimin arasından.
"Seninle anlaştığımızı sanıyordum."
"Sen çıldırmışsın. Kucağında oturup yarışacağımı söylüyorsun. Söylesene ailemin yanına cenazemi mi göndermek istiyorsun?"
Başını iki yana sallayıp yüzüme eğildi.
"Şu diline sahip çık. Sus ve yanımda dur."
Tam cevap vereceğim zaman sokağın başında iki adam gözüktü. Parmaklarını parmaklarıma dolayıp adamlara döndü.
"Hey, Makas yarış başlamak üzere ne yapıyorsun burada?"
"Geliyorum."
Adamlar başlarını sallayıp çığlık ve müzik sesinin geldiği yere doğru yürüdüler. Makas ise elimi bırakıp motorunu tuttu.
"Yarış başlasın."
Bacaklarım titriyordu. Aklına koyduğunu yapacaktı. Motoru yarışın olacağı yere sürerken yanında yürüyordum.
"Cesaretli ol. Korkma sana bir şey olmayacak."
"Eminim öyledir."
Kalabalık insanların arasına karışmaya başladığımızda herkes kenara çekilip ellerindeki içkileri yanımdaki adama kaldırıyordu. Hepsi, "bu gece senin şerefine Makas," diye bağırıyordu.
Bu şehirde polis yok mu?
Yüksek ses müzik, yüzden fazla insan kendilerine mekân kurmuş, İstanbul'un kullanılmayan sokaklarındaymışız gibiydi. Boş bir arazide çılgınlar gibi eğlenen insanlar vardı sadece.
Elini havaya kaldırdığında müziğin sesi bir anda kesildi. Kaşlarımı havaya kaldırıp yüzüne baktım.
"Bugün buraya kızımla geldim. Onunla birlikte yarışacağım."
Hep bir ağızdan, "oo, yee," diye tuhaf bağırış sesleri gelmeye başladı. Yüzümü buruşturup gözlerimi onların üzerinde gezdirdim.
"Kızımla bana rakip olacak olan var mı?"
Kızımmış. Nereden kızın oluyorum senin ben?
Beş kişi öne çıkıp, "Bu gece sana biz eşlik edeceğiz Makas," dediler biralarından yudum alırken. Hepsinin motorları en az Makas'ın motoru kadar güzeldi.
"Güzel," dedi dişleri arasından yanımdaki adam. "Bahisleri açalım."
Hep bir ağızdan çığlıklar yükselirken beş tane kız ellerindeki deri çantaları açıp insanların arasında dolaşmaya başladı. Bu insanların yaşadığı hayatsa benim bu zamana kadar yaşadığım hayat neydi öyle.
Motoruna binip kolumdan tuttu.
"Hadi."
"Ne?"
"Bana doğru dönerek otur. Bacaklarını belime dola."
"Ciddisin?"
"Hiçbir zaman şaka yapmam. Hadi, herkes bize bakıyor eğer tedirgin olduğunu hissederseler işimi batırırsın, eğer benim işimi batırırsan senin için iyi olmaz."
"Beni tehdit mi ediyorsun?"
"Hayır, sadece olacakları söylüyorum. Atla hadi."
Gözlerimi kapatıp açtım. Ondan başka güveneceğim kimse olmadığı için derin nefes alıp ellerimi omuzlarına bastırarak önüne oturdum. Ellerini ağır hareketlerle bacaklarıma sürterek beline doladı bacaklarımı.
"Benim olduğunu bilmeleri için seninle cesur hareketlerde bulunmamız lazım. Eğer kendini geri çekersen bütün planın içine edersin. Kasma kendini."
Kollarımı geri çekip bir adım geri gitmeye çalıştım. Başını bana yaklaştırıp, "Alina," dedi fısıldayarak.
"10,9,8,7,6,5,4,3,"
Benim kaskımla kendi kaskını taktı.
Kalbim korkudan durma noktasına gelmişti. Ne yapıyordum ben burada? Çıldırmış gibi bağıran insanların arasında ürkek bir güvercin gibiydim.
Üzerime eğilip, "boynuma sarıl," dedi. Yeteri kadar onunla yakınım, bir de boynuna mı sarılacağım? Çıldırmış bu adam.
"İnmek istiyorum, birazdan öleceğiz."
"Doğru, sen boynuma sarılmazsan birazdan öleceksin."
"Aptal!"
"Teşekkür ederim bu güzel iltifat için."
"Yarış başlasın..."
"Sarıl!"
Çığlık atıp kollarımı boynuna sıkı sıkı doladım. Bacaklarımı beline doladığım için resmen kucağında oturuyordum. Çığlık atmaktan boğazımdan kan gelecekti. Kalbim ağzımın içinden çıkacaktı. Sıkı sıkı yumduğum gözlerimi açma aptallığını yaptığımda küçük dilimi yutacaktım.
Uçuyorduk!
Hiçbir yer gözükmüyordu, sadece onun boynunu görebiliyordum. Motoru yan yatırdığında, "anne," diye bağırıp boynuna daha çok sarıldım. Refleksle onu kendime çekmiş olacağım ki belim arkaya gitmiş, o da üzerime eğilmişti. Gözlerini kısa bir süre yoldan çekip bana çevirdi. Göz kırpıp tekrar başını yola çevirdi.
Ruh hastası. Öleceğiz burada onun umurunda değildi. Bayılacaktım her an. Ben bisikleti bile yavaş kullanırdım, neyime motora binmek.
"Buradan ineyim senin ağzını burnunu kıracağım. Geri zekâlı züppe. Suratına maske takmışsın artistlik taslıyorsun. Lan oğlum sen Ağrı'ya gel bak bakalım kimin borusu ötüyor. Göt herif."
Oh be içimdekileri ona saydırdığım için birazda olsa rahattım. Ne de olsa beni duymuyordu.
Motor daha fazla hızlanınca gözlerimi kocaman açıp bedenimi onun bedenine yapıştırdım.
Allah'ım, nefesim kesiliyor. Başımdaki kask çıkınca gözbebeklerim yuvalarından fırladı resmen.
"Ne yapıyorsun?" diye çığlık attım. Kendi kaskını da çıkarıp bedenimi arkaya yatırdı. Tüm gücümle çığlık atarken ona tutunmak için tırnaklarımı derisine geçirmiştim resmen.
Üzerime eğildiğinde motor dönerek durdu. Etrafımızı dumanlar sarmışken ikimiz de nefes nefese kalmış bir şekilde gözlerimizin içine bakıyorduk.
Maskeyi indirmeden dudaklarını dudaklarıma yapıştırdığında omuzlarındaki ellerim iki yana düştü.
O beni öpmüştü.
Saçını çekeceğim an kendiyle birlikte beni de ayağa kaldırdı.
Ne yapıyorsun dememe fırsat vermeden tekrar dudaklarını dudağıma bastırdı.
Lanet olsun. Ne yapıyordu bu adam. Her ne kadar maske olsa da sıcak dudaklarını resmen hissediyordum. Dokunmayacağım demişti ama öpüyordu. Gözlerim dolduğunda başını geri çekip ellerini saçlarımın arasından geçirdi.
"Üzgünüm, bunu yapmak zorundaydım. Selma ve adamları burada."
O an boşluktan çıkıp bakışlarımı etrafa çevirdim. Bağırarak eğlenen insanların çığlıkları, yüksek seste çalan yabancı müzikte dans eden kızların görüntüleri aklıma uçuştu. Beynim az önce donmuştu ve ben nerede olduğumu yeni kavrıyordum.
Benim bu insanların içinde ne işim vardı?
Selma gözüme çarptığında kaşlarımı çatıp onu öldürecek gibi baktım. Siyah deri kısa bir etekle, kırmızı askılı parlak badi giymişti. Bu soğukta!
Bize doğru gelirken bedenim kasıldı. Makas, "Sakin ol," deyip elini belimin üzerinde gezdirdi. Fırsattan istifade benimi elliyor anlamadım gitti.
"Bu zamana kadar buraya hiçbir kızı getirmezdin Makas. Bizim köylü dün gece iyi performans gösterdi sanırım, onu buralara kadar getirdiğine göre yalnız kalmasını istemedin galiba?"
Yumruk yaptığım eli onun suratına geçireceğim zaman saçlarımın üzerinde makasın nefesini hissettim. Bu yakınlıktan ürpersem de geri çekilmedim. Selma'nın karşısında bilerek yakın oluyordu bana.
"Bu geceyi beraber geçirelim mi?"
"Neden işine gitmiyorsun? Şu an kollarımın arasında bir kadın var sana ihtiyacım yok."
Sanki komik bir şey söylemiş gibi gür sesiyle kahkaha attı Selma. Ruh hastası kadın.
"Bak bu kızı da uyuşturucuya alıştırma. Patron bu da ölürse bu sefer seninle kesin papaz olur."
Bedenimi titreme aldı. Söyledikleri doğru olamazdı, o kızların evlerine gittiğini söylemişti.
Nereden biliyorsun doğru söylediğini Alina. Besbelli seni de kandırıyor, aptalın tekisin ve öyle olma yolunda ilerliyorsun.
Kucağından inmek istediğimde elini belime bastırıp kıpırdamama izin vermedi. Selma küçümser bakışlarını üzerimizden çekip kalabalığın arasına doğru yürüdü.
"Evde konuşacağız, şimdi arkama geçip oturuyor musun, yoksa eve kadar böyle mi gidelim?"
"Eve gidince o maskeni aşağı indirip suratını tırmalayacağım. Bunu sakın unutma."
"Olur, unutmam."
Omuzlarından destek alarak arkasına geçtim. Öne doğru kaydığında motoru çalıştırdı. Eve gelinceye kadar aklımdan teoriler ürettim. Kızları uyuşturucu bağımlısı mı yapıyordu? Bir yanım yapmaz derken, diğer yanım yapar diyordu. Beynim patlamak üzereydi.
Salona girdiğimizde hırsla maskeyi çıkarıp ona doğru döndüm.
"Çok susadım. Ama sen yüzümü görürsün diye içemiyorum. İki dakika gözünü kapa da su içeyim."
"Zıkkım iç."
"Daha önce hiç içmedim, sen içtin sanırım, tadı nasıl?"
Sinirle sehpanın üzerinde duran kül tablasını alıp ona fırlattım. Karnına çarpan kül tablası canını hiç yakmamış gibi bakıyordu.
"Sen o kızların ailelerinin yanında olduğunu söylemiştin. Kızlar uyuşturucudan ölmüş. Sen nasıl bir insansın? Ayrıca hiçbir kızı oraya götürmemişsin beni neden götürdün?"
Üzerime doğru gelmeye başladığında kollarımı göğsümün üzerinde birleştirip gelmesini bekledim. Karşıma geçtiğinde başını yüzüme doğru eğip parmağını alnıma vurdu.
"Senin suçun ne biliyor musun? İnsanlara hemen güveniyorsun. Sana onca kötülüğü yapmalarına rağmen hâlâ onlardan medet umuyorsun..." Alnımda dolaşan parmağı durdu. Gözlerini gözlerime çevirdi. "Bir bana güvenmiyorsun."
Yutkunup, "Ben onlardan medet ummuyorum," dedim. "Bir kere o kıza inandım bir daha inanmam. Sana gelecek olursak bir inanıyorum bir inanmıyorum. Daha doğrusu neyin ne olduğunu bilmediğim için kendimi aptal gibi hissediyorum."
"Kızlar ailelerinin yanına gittiğinde hiçbir şey olmamış gibi o evden çıkıp gitmediler. Zamanı geldiğinde sen de onlar gibi evine gideceksin."
"Cenaze arabasında mı?"
"Hayır otobüsle."
Dudağımı ısırdım. Benimle dalga geçerek konuşmasından nefret ediyordum.
"Bak arkadaşım, anladım kızlara yardım ediyorsun, söyler misin diğer kızlar evde otururken neden beni yarışlara götürdün? İnsanlara senin olduğumu neden gösterdin?"
"Uzun zamandır sevgilim yok sanıyorlar, sen de güzel olunca götüreyim dedim."
Arkasını dönüp mutfağa gitti. Yalancı pislik. Ayağımı yere vurup peşinden gittim. Arkası dönük su içiyordu. Yüzünü görmem için büyük fırsattı.
Ayağımı kaldırıp yavaşça adım attım. Ses çıkarmamaya dikkat ederek arkasından ona yaklaştım. Yanağındaki sakalları gördüğümde hızla başımı öne doğru uzattım. Ve birden ortalık karardı.
Pislik...
Üç gündür Makas'ı görmeden koskoca evin içinde vakit geçirdim. Yemek yedim, oturdum, ağladım, uyudum ama o gelmedi. Belki geldi ama ben duymadım. Varlığıyla yokluğu belli olmuyordu. Evde yok sanıyorken mutfaktan çıkıyordu, odada sanıyorken dış kapıdan içeri giriyordu. Hayaletten farkı yoktu. O gün tam yüzünü gördüm derken eliyle gözümü kapatıp onu görmemi izin vermemişti. Ne kadar sessiz olsam da varlığımı her türlü hissediyordu.
Yarın cumartesiydi ve biz sabahtan o bataklığa gidecektik. Deli gibi korkuyordum. Burada kendimi güvende hissetsem de o evde güvende olmayacağımı biliyorum. Gerilen bedenimi rahatlatmak için pencereye doğru yürüdüm. Kış ayını sevmeme rağmen bu şehirde sevmiyordum. Kara bulutlar bir türlü gitmiyordu şehrin üstünden.
Pencereyi açıp elimi dışarı uzattım. Yağmur suyu avuçlarımın arasına akarken bedenimle beraber ruhumda yıkanıyordu.
"İntihar edeceksen çatıya çık."
Elimi geri çekip pencereyi kapadım. Gelmişti. Arkamı usulca döndüğümde koltuğa yayılmış haline sinirle baktım.
"Kaç gündür neredesin?"
"İşlerim vardı karıcım."
Gözlerimi devirip, "Düzgün konuş," dedim. "Beni burada tek başıma bırakıp gittin, ya başıma bir şey gelseydi?"
"Benim evime girmeye kimsenin gücü yetmez. Ayrıca sen gece uyurken ben eve geliyordum. Top patlasa duymazsın."
"Buradan anladığım kadarıyla kilitli olan odanın kapısını açıp içeri girdiğini itiraf ediyorsun."
"Kapının kilidi bozuk yoksa ben de yedek anahtar yok."
"Ah, kesin öyledir."
Karşısındaki koltuğa oturup ellerimi dizlerimin üzerinde birleştirdim.
"Madem kimse sana dokunamıyor bu gece beni ailemin yanına bırakır mısın? O eve gitmek istemiyorum."
Sıkıntıyla iç çekip yattığı yerden doğruldu. Bacaklarını iki yana açıp öne doğru hafif eğildi.
"Gücümün yetmediği yerler var. Şimdi seni ailene bıraksam sabah annenle babanı öldürdüler seni de alıp o bataklığa getirirler. Hepsinin yüzünü gördün."
Başımı hafif kaldırıp gözlerine hapsettim gözlerimi. Gözlerimde ölmekten korkmadığımı görsün istedim. Ailem için duruyordum yoksa kaç kez kesmiştim bıçakla bileklerimi, kaç kez atlamıştım pencereden aşağı. Her zaman gözümün önüne annemle babam geliyordu. Onlar için sabrediyordum.
"Biliyor musun ölmekten korkmuyorum ama yarın o eve gitmekten korkuyorum. Bana neler yapacaklar?"
"Selma sana takmış durumda. Kadının suratını nasıl çizdiysen iz kalmış yüzünde."
"O benim kalbimde iz bıraktı ben onun yanağını çizmişim çok mu?"
"Onun için çok. Korkma sana bir şey yapamazlar, bir ay boyunca benimle olduğun için kimse sana dokunamaz. Sadece seni köşeye sıkıştırıp benimle ilgili soru sorarlar. Yüzümü görüp görmediğini sürekli sorarlar mesela."
"Bu zamana kadar yüzünü kimse görmedi mi?"
Başını iki yana salladı.
"Ailen yok mu?"
"Çok soru soruyorsun?"
"Yoo, sadece sen bu haldeyken ailen nasıl bir şey demiyor anlamıyorum."
"Yaşasalardı eminim derlerdi."
"Üzgünüm," dedim kısık sesle. Belki ailesi yaşasaydı böyle bir adam olmazdı. Herkes gibi düzgün hayatı olurdu.
"Hayatın yarışlardan ibaret sanırım. Parayı buradan kazandığına göre bir işin de yok."
Başını aşağı yukarı salladı.
"En fazla otuz yaşındasın. Keşke düzgün bir hayatın olsaydı..."
"Düzgün hayat babamı bir kurşunla benden aldıklarında rayından çıktı. Annemin acı çekerek öldüğünü gördükten sonra da tamamen bitti. Hayatım böyle. Bu yolun sonunun olmadığını biliyorum. O kızları o evden kurtardığımı öğrendiklerinde öleceğimi de biliyorum ama korkmuyorum. En azından ben ölürken bir genç kız ailesinin yanında güvende olur."
Yanağıma bulaşan gözyaşımı silip derin nefes aldım.
"Ailen için çok üzgünüm. Umarım hayatın yoluna girer."
"Ailenin yanına gidince annenin ülkesine gidip bir süre orada kalın. Yaşadıklarını unutman zor olur ama alışırsın."
"Hayatımı biliyorsun, değil mi?"
Başını yana yatırıp, "Akıllı kızım," dedi yumuşak sesiyle.
"Almanya'ndan Türkiye'ye gelen annen Ağrı da babanı görür görmez âşık olur. Annen Hıristiyan olduğu için iki tarafta onların evlenmelerine izin vermez. Annenle baban birbirini o kadar çok sever ki gizli gizli evlenip kendilerine bir dünya kurarlar. Onların evlendiğini öğrenen aileleri ikisini ret edip bir başlarına bırakırlar onları. Bu durum ikisini bir süre üzse de kısa bir süre öğrendikleri bilgiyle mutlu olurlar. Kadın hamiledir. Yalnızlıklarını ortak olmaya gelen sarışın bir kız çocukları olacaktır. Alina Kara, Naim ve Feyza'nın kızı."
Güldüm.
"Annemin ilk ismini öğrenememişsin."
"Öğrendim ama söylemedim. Sonuçta Müslüman olup Türk vatandaşına geçmiş."
"Vay be, bence sen istihbarata çalışıyorsun."
"Aslında ben Polat Alemdarım."
"Ha ha çok güldüm, gideyim de su içeyim karnım ağrıdı gülmekten."
"Bana da getirsene. Dilim damağım kurudu şu maske yüzünden."
"Maskeyi yüzünden çıkarabilirsin ben kimseye yüzünü gördüğümü söylemem."
"Yüzümü görürsen bana âşık olursun. Sonra yanımdan ayrılmazsın başıma bela almayayım."
"Kendini beğenmiş ukala."
"Ne güzel iltifat bunlar. Omuzlarım kabardı."
"Omuzların kopsun inşallah."
"Tövbe de bak Allah çarpar seni. Benim gibi yakışıklı bir adama beddua ettiğin için ağzın burnun yamulur."
İçimden söylenerek mutfağa girdim. Beş gün sonra dudaklarımda tebessüm oluştu. Umarım onun hayatı da düzelirdi, sever, sevilir bir ailesi olurdu. Yaşadıkları onu kötü bir insan yapmamıştı aksine kötü insanlarla savaşmayı öğretmişti ona.
Elimi tezgâhın üzerine koyup cama vuran yağmur damlarını izledim.
Bir zamanlar o da annesinin bir tanecik oğluydu. Onun da saçları sevilmiş, ailesi tarafından öpüp koklanmıştı. Dolan gözlerimi kapatıp, kalbime saplanan acının geçmesini bekledim.
Neden hep iyi insanlar acı çekiyor?
Yatakta uzanırken dış kapının kapanma sesi geldi. Yine gidiyordu. Yataktan aşağı inip kapıya doğru yürüdüm. Kapıyı araladığımda başımı koridora uzattım. Gitmişti. Uzun zamandır yapmak istediğim bir şeyi yapacaktım. Odasına doğru ilerleyip kapının kolunu tuttum. Kalbim küt küt atıyordu.
Kapıyı içeri ittiğimde aralık olan kısımdan içeriyi görmeye çalıştım. Karanlık olduğu için bir şey görünmese de, içeride yoktu, eminim. Nefes sesi bile gelmiyordu. Cesaret gösterip içeri girdim. Işığı yaktığımda gözlerimi odanın içinde gezdirdim.
Yerle birleşik olan yuvarlak yatak, duvardan duvara montelenmiş rafların üzerinde kitap ve motor maketleri vardı.
Başkasının odasında dolaşmak ne kadar yanlış olsa da içimdeki hırs odayı karıştırmamı söylüyordu. Elimi hiçbir yere sürmeden rafların üzerine dizili olan kitapları kontrol ettim. Polisiye ve korku kitapları doluydu. Ondan romantik kitap okumasını beklemek aptallık olurdu zaten. Arkamı döndüğümde yatağın üzerinde duran cüzdan gözüme çarptı.
Bunu burada yanlışlıkla unutacak kadar aptal bir adam değildi o. Benim bu odaya gireceğimi bildiği için bilerek bu cüzdanı burada bırakmıştı. Eminim ben cüzdanı elime aldığımda kapalı kapıların ardından çıkacaktı.
Yatağa yaklaşıp elime siyah cüzdanı aldım. Etrafımda dönüp, "Neredesin?" dedim. "Eğer buraya gelmezsen cüzdanını karıştırırım." Ses gelmeyince kaşlarım yukarı kalktı. Ne yani gerçekten unuttu mu bu cüzdanı?
Madem öyle eve gelmeden kontrol etmem lazımdı.
Cüzdanın içini açtığımda ilk dikkatimi çeken hiçbir şekilde paranın olmayışı, aynı zamanda kredi kartlarında. İyi de bu cüzdan boştu. Bir dakika... Cüzdanın arka bölümünde gizli bir cep vardı ve içinde kimlik. Gülümseyip kimliği zorlanarak o ince yerden çıkardım. Fotoğraf yoktu üzerinde.
Adı: Ömer
Soyadı: Aslan.
Anne adı: Azra.
Baba adı: Talha
"Demek adın, Ömer Aslan. Zalim Ömer..."
"Ailen seni başkalarının eşyalarını karıştırmaman konusunda uyarmadı mı?"
Arkamda sesini duyunca korkuyla sıçrayıp elimdeki cüzdanı yatağa fırlattım.
"Konuşsana!"
Eşofmanımı sıkıp gözlerimi kaçırdım ondan. İlk defa bu kadar sinirliydi.
Üzerime doğru gelirken geri çekilmeye çalıştım. Bacaklarım yatağa değdiğinde, yatağın üzerine oturup korkulu gözlerle yüzüne baktım. Beni öldürecek gibi bakıyordu.
"Konuşsana!"
"Konuşamam, eğer konuşursam dilimi keseceğinizi söylemiştiniz..."
"Lanet olsun kızım sana. Sana seni kurtaracağımı söylüyorum, ne bok yemeye oturmuyorsun yerinde? Bok mu vardı karıştırdın cüzdanı mı?"
Üzerime eğilirken sırtım yatağa değdi. Korkuyla ağlarken ellerimi omuzlarına koydum üstüme eğilmesin diye.
"Lütfen bir şey yapma. Yemin ederim kimseye bir şey söylemem. Gördüklerimi unuturum, ne olursun bir şey yapma."
"Sana inanmıyorum. Kalk gidiyoruz, bundan sonra o bataklıkta kal da aklın başına gelsin."
Başımı hızla iki yana sallayıp, "ne olursun beni bırakma oraya," diye yalvardım. "Söz veriyorum kimseye bir şey söylemeyeceğim."
Omzunda duran elimi sert bir şekilde tutup beni ayağa kaldırdı. Ağlayışıma, bağrışıma umursamadı. Ayakkabıları bile giymeme izin vermeden beni dışarı çıkardı.
Kolunu tutup, "Dur," dedim. Yemin ediyorum kimseye bir şey söylemeyeceğim.
"Hele bir söyle bak bakalım ortalıkta ailen kalıyor mu?"
"Sen kötü biri değilsin, lütfen dur."
Asansör durduğunda beni dışarı itip iri yarı adımın üzerine fırlattı. Yere düştüğümde geri kaçmaya çalıştım. Adamlar kollarımdan tutup ayağa kaldırdılar.
"Götürün bunu."
"Hayır hayır yalvarırım bırakma beni. Makas ne olursun bırakma, söz veriyorum sözünden çıkmayacağım. Ne olursun bırakma beni."
Adamlar zorla beni arabaya bindirdiklerinde camı yumrukluyordum. "Ne olur bırakma beni. Sana güvendim ben. Yemin ederim güvendim."
Genç kız çığlıklar eşliğinde evin önünden ayrılırken genç adam yumruk yaptığı elini bacağına vuruyordu.
"Abi bu ağır olmadı mı?"
"Eğer bunu yapmasaydım kendi başını da benim başıma da yakacaktı."
"İyi de abi sen zaten ailen hakkında ona yalan söyledin. Onları öldü biliyor, neden kimliğini cüzdanın içinde bırakıp yatağın üstünde bıraktın ki?"
Genç adam omzunu silkip arkasını döndü.
"Bana güvendiğini söylerken bile güvenmiyor. Onun benden başka kurtuluşu yok, bunu anlaması için bu gece olanlar yaşanmalıydı. Bir saat sonra eve getirin."
"Peki abi."
Binaya girip asansör yerine merdivenleri çıkmaya başladı. Beşinci kata kadar merdivenleri çıktığında evine girip banyoya doru yöneldi. Aynanın karşısına geçtiğinde ilk önce maskeyi yüzünden çıkarıp lavabonun içine attı. Sonra gözlerindeki lensi çıkardı. Mavi gözlerine bakarken elini aynaya vurdu.
"Ne zaman bitecek bu işkence?"