İKİNCİ BÖLÜM

3289 Words
Anneler her şeyi görmeseler bile, kalpleriyle duyarlar.   Alekseyeviç Ostrovski.   Anne, bugün canımı çok yaktılar, saçlarımı çektiler, bakmaya kıyamadığın yüzüme tokat attılar.   Anne, bugün bedenimi çıplak gördüler. Beş insan utanmadan gözlerini üzerimde gezdirdi. Başkasının vücudunu izlerken yanakları bile kızarmadı anne. Ben çok utanıyorum, insanlardan nefret ediyorum anne.   Dokunmaya kıyamadığın kızının tenine dokundular anne.   Hissediyor musun çektiğim acıyı? Şu an ağlıyor musun kızım nerede diye?   Ah annem, keşke gitme dediğinde gitmeseydim, keşke sen safsın seni kandırırlar dediğinde dizinin dibine oturup sözünü dinleseydim.   Keşke şu an evimizde olup akşam yemeğimizi yiyor olsaydık. Biliyorum, ben yanınızda olmadığım için babamla birlikte jandarmanın kapısında bekliyorsunuzdur bir haber gelir diye. Belki babam çoktan İstanbul yoluna çıkmıştır. Koskoca şehirde kızını aramaya geliyordur. Dikkat etsin babam kendine. Bu şehir çok tehlikeli anne...   Arabanın camına vuran yağmur damlası gibi akıp gitmek istiyordum. Nereye gidiyordum bilmiyordum. Kaç saattir yoldayız fikrim yoktu. Arabanın içi sıcaktı, yanımda oturan adam başını cama yaslamış sürekli tekrar eden şarkıyı dinliyordu. Ona nereye gittiğimizi sormak istesem de içimdeki ses susmamı söylüyordu.   Bana zarar vermeyeceğini söylemişti. Ona ne kadar güvenmek istesem de kendimden başka kimseye güvenmeyeceğimi bugün öğrenmiştim. Gözümden akan yaşı silip çaktırmadan ona baktım. Gözleri kapalıydı ama şarkının sözlerini kısık sesle mırıldanıyordu. Başımı pencereye yaslayıp onu dinledim.   Yüzlerce soğuk namlu üzerime çevrildi   Yüzlerce demir tetik aynı anda gerildi   Anne, beni söğüdün gölgesinde vurdular   Öpmeye kıyamadığın oğlun yere serildi.   Gözyaşlarım hızını artırmış, yanaklarımı sırılsıklam etmişti. Anne, belin çok ağrıyordu, kalbinde ağrıyor mu benden haber alamadıkça?   Üşüştü birer birer çakallar üzerime,   Üşüştü her bir yandan göğsüme, ciğerime.   Anne, beni leş gibi yiyip talan ettiler,   Teşhis edilmek için savurdular önüne.   "Susar mısın," diye bağırdım. Kalbim patlayacak kadar ağrıyordu. Annem, babam kim bilir şu an nasıl acı çekiyorlardı. Benden haber alamadıkları için perişan haldelerdir. Birbirine sarılmış ağlıyorlardır.   Ellerimle yüzümü kapatıp, hıçkırarak ağladım. Onun sesine karışan hıçkırığım onda bir etki etmiyordu. Gözleri kapalı şarkıyı söylemeye devam ediyordu.   Yeryüzündeki acıların   Hepsini, hepsini tattım   Heder oldum, ekmeğime tütün kattım   Beni milyon kere yaktılar üst üste   Bir Anka kuşu gibi anne   Kendimi külümden yarattım.   "Lütfen sus!" diye hıçkırdım. "Dayanamıyorum anlasana. Annemi, babamı istiyorum ben. Ne olur beni onlara götür."   Şarkı bittiğinde o da sustu. Ellerimi yüzümden çektiğimde başımı ona çevirdim. Gözlerini açmış düz bir şekilde bana bakıyordu. Başımı yana eğip, "Lütfen," dedim. "Lütfen aileme gitmeme izin ver."   "Durdur arabayı."   Arabayı kullanan adam hiçbir şey demeden arabayı durdurdu. Bırakıyor muydu beni? Çenesiyle kapıyı gösterip, "İn," dedi duygusuz sesiyle. Yutkunup kilidi açılan kapının kolunu tuttum.   "Aşağı indiğin an seni alıp tekrar o eve götürecekler. Önce bir güzel yıkayıp seni temizleyecekler, sonra saçını şekil verecekler, yüzüne makyaj yapacaklar ağladığın belli olmasın diye. Sonra iki adam koluna girecek senin için para ödemiş adamın yanına getirecekler. Adam 40 ya da 50 yaşlarındadır. O yaşlardaki adamlar çok nazik olur diye duydum. Önce saçlarından tutacak, çok güzelsin diyecek, sonra boynunu öpüp çok güzel kokuyorsun diyecek."   "Sus," diye bağırdım. Bunlar çok kötü şeylerdi.   "Sonra sana giydirdikleri elbiseyi nazik bir şekilde çıkaracak. Bir daha giyebileceğini sanmıyorum o elbiseyi, çünkü nazik bir şekilde çıkardığı için kullanılmayacak duruma gelecek elbise. Sonra seni yatağa yatıracak o kadar yavaş hareket edecek ki sen kemiklerin kırılmış gibi hissedeceksin."   Ellerimi kulaklarıma bastırıp, "Sus," diye bağırdım. "Ne olursun sus!"   "Sonra sana sahip olacak. Merak etme yine nazik olacak ama sen ertesi gün tuvalete gidip her zaman gördüğün ihtiyaçlarını göremeyeceksin. Yürürken bacakların birbirine dolanacak, otururken kadınlığına iğneler batacak gibi hissedeceksin. Hadi git. Dışarıda seni bekliyorlar. Git ve onların istediğini ver."   Kapının üzerinde duran elimi çekip başımı iki yana salladım.   "Sen bana bunları yapmayacak mısın? Beni bunun için yanına almadın mı?"   "Sana dokunmayacağımı söyledim. Bir ay boyunca benim dediklerimi yaparsan seni ailene sağ salim teslim ederim. Ama başına buyruk olursan o zaman senin için hiçbir şey yapamam. Yaşadığın hayatı sen seçmiş olursun."   "Sana güvenemiyorum."   Parmaklarını ağır ağır alnına vurup başını iki yana salladı.   "Ben de kendime güvenemiyorum. Senin benden başka şansın yok ama. Ya şimdi git o berbat hayatı yaşa, ya da benimle kal bir ay sonra ailene kavuş."   Sırtımı koltuğa yaslayıp gözlerimi ellerime çevirdim. Ona güvenmekten başka çarem yoktu. Eğer inersem o insanlar beni satacaktı, bu adam bana aileme kavuşacağımı söylüyordu. Sonunda aileme kavuşacaksam onun sözünü dinlemem lazımdı.   Araba hareket ettiğinde gitmeyeceğimi anlamış gibi soluğunu dışarı bıraktı. Belki gitmeyeceğimi biliyordu. Başımı kaldırmadan yüzüne bakmaya çalıştım. O siyah maskenin altında terlemiyor muydu? Yüzünde yara mı vardı?   Sana ne Alina. Ne varsa var. Her ne kadar onun yanında kalmayı seçtiysen de yine de kendini koru, ondan uzak dur.   Bir süre daha süren yolculuğun ardından yan yana olan binaların önünde araba durdu. Battaniyeyi bedenime sarıp etrafı izlemeye çalıştım. Kapı açıldığında irkilip geri kaçtım.   "Korkma, sana zarar vermeyeceğimi söylemiştim. Ayakların çıplak olduğu için yere basmana müsaade edemem. Seni kucağıma alacağım sakın yanlış düşünme."   Başımı iki yana salladım, geri çekileceğim zaman arabanın içine eğilip beni kucağına aldı. "Korkmamanı söyledim sana. Dinle sözümü."   "Bırak beni, kucağına almanı istemiyorum."   "Susar mısın, insanları başımıza toplayacaksın. Sen de ne kadar sorunlu çıktın, diğer kızlar uysaldı."   "Pislik seni, bir de bana güven diyordun. Adi, kim bilir o kızlara neler yaptın."   Bedenimi eşya atar gibi yere bırakıp önden hızlı yürüdü.   "Sinan abi, bir zahmet."   "Sen git kardeşim, hallederim ben."   Battaniyeyi kollarıma sarıp başımı iki yana salladım. Arabayı kullanan adam üzerime doğru geleceği an arkamı dönüp Makas denilen adamın peşinden koştum.   Asla o eve dönemezdim. Koşarken ayaklarımın altına taşlar batsa da, ona yetişip yanında yürüdüm nefes nefese. Elleri belinde, ben peşimden geleceğini biliyordum der gibi başı dik yürüyordu. Eminim o maskesinin altından gülüyordur.   Binanın içine girmek için demir kapıyı açıp başıyla içeriyi gösterdi. Korkudan ölmek üzere olsam da mecbur içeri girdim. Arkamdan kapı kapandığında ben de gözlerimi kapattım.   Asansör sesini duyduğumda gözlerimi açıp sağ tarafıma baktım. Asansörün kapısını tutmuş içeri geçmemi bekliyordu. Sıkı sıkı sarındığım battaniyenin açılmamasına dikkat ederek ağır adımlarla yürüdüm. Asansöre bindiğimde o da yanıma geldi. Beşinci kata bastı.   Çığlık atsam binada oturan insanlar bana yardımcı olur muydu?   "İlk iki katta seni kaçıran adamlar oturuyor."   Korkuyla başımı ona çevirdim.   "Ortanca katta polis oturuyor, ondan boşuna yardım isteme o da onların içinde."   Kimlerin eline düşmüştüm? Polis bile bu işin içindeyse kime güvenecektim ben?   Yere düşeceğim zaman kolumu tuttu.   "Sadece bana güven, yanımdan asla ayrılma. Ben nereye gidiyorsam sen de oraya geleceksin."   "Söz verdiğin gibi be-."   "Şşt. Evde konuşuruz."   Kaşlarım çatalı yüzüne bakarken kolumu geri çektim. Bana dokunmasından tiksiniyordum.   Asansör durduğunda dışarı çıktık. Beni sol tarafa yönlendirdi. A1T2U3A4M5 şifresini girince evin kapısı açıldı. Şifreyi hemen hafızama kazıdım. İçeri adım attığında içeri girmem için bekledi. Yutkunup bir adım geri gittim.   "Korkma, gel hadi."   "Bana bir şey yapmayacağına yemin et."   "Seninle buraya sevişmeye geldik. İçeri gel."   "Adi herif." Arkamı dönüp kaçacakken belinden tutup içeri soktu beni.   "Bırak beni, sana inandım. Bırak."   Kapıyı kapatıp elini ağzıma bastırdı.   "Sus kızım sus, ne inatçı çıktın sen."   "Bırak beni."   "Ulan var ya, bak söyleyeyim sen iki güne ölür gidersin bu dilinle. Kızım sana ne dedim, binada onların adamları var koridorda sana güvenmiştim diyorsun. Az akıllı ol, onlar seninle seviştiğimi düşünecek babamın hayrına getirdiğimi düşünmeyecekler her halde. Yürü içeri."   Başımı iki yana sallayıp kapıya baktığımda, "Lanet olsun," deyip beni omzuna attı. Omzuna vururken hiç rahatsız değil gibiydi. Geniş bir odaya girdiğimizde ışık yandı. Bedenimi geniş koltuğun üzerine bırakıp göğsümden aşağı inen battaniyeyi yukarı çekti. Bacaklarıma karnıma çektim hemen. Kollarımı da göğsümün üzerinde doladım.   "Terledim be. Bir dur kızım yeminle beynimi siktin bugün. Benimle beraber adım atacaksan benim kurallarıma uyacaksın. Başına bir şey gelmesin istiyorsan dediklerimi yap."   Hıçkırıklarımın arasında bakışlarımı ona çevirdim. "Sana inanmam için ailemi aramama izin ver. Onların sesini duymak istiyorum."   "Bak. Aileni ararsan onları hemen öldürürler. Bir ay onlar olmadan yaşamaya bak sonra onların yanına gideceksin sana söz veriyorum."   Burnumu çekip, "Diğer kızlara ne oldu?" dedim hıçkırırken.   "Benimle olanlar ailelerin yanında. Benim kurallarıma uymayanlar o bataklığın içinde. İki seçeneğin var ben ya da onlar."   "Korkuyorum."   "Biliyorum. Emin ol senin gibi olan bütün kadınlar bu durumdayken korkar. Senden sadece bana uymanı istiyorum. Söz veriyorum ailene kavuşacaksın."   Gözyaşlarımı silip gözlerine dikkatle baktım. Gözleri ona inanmamı söylüyordu ama inanamıyordum. Değil mi ki arkadaşım sanıp inandığım kişi bana tuzak kurmuştu. Kime güvenecektim ben? Başımı dizlerime bastırıp sessizce ağladım.   Ailemi istiyordum. Onlarla uyumak istiyordum.   "Ayaklarını uzatır mısın?"   Bacaklarımı biraz daha kendime çektim. "Lütfen dokunmabana."   "Tamam, al bu kremi ayaklarına sür acısı geçer. Koridorun sonundaki oda senin, dolapta kadın kıyafetleri var bol ya da dar gelir mi bilmiyorum. Daha önce gelen kadınlar içindi. Yatarken kapını kilitleyebilirsin. Odanda banyoda var rahat rahat duş al. Hava kararmak üzere eminim acıkmışsındır."   "Kimsin sen? Polis misin?"   Maskesini biraz çekiştirip kaşlarını havaya kaldırdı.   "Polis değilim. Sadece bakire kızları genelevden kurtaran gönüllü bir adamım."   "Nereden biliyorsun bakire olduğumu?"   "Ol ya da olma sonuçta oraya kendi isteğinle gelmedin. Neden beni sorguluyorsun? Sana yardım edeceğimi söylüyorum sen inatla o yere gitmek için çabalıyorsun."   Korkuyla gözlerimi açıp, "O yere gitmek istemiyorum," dedim. İstemiyordum da. O insanların yüzünü görmek asla istemiyordum.   "Git duş al. Gece on ikide yarışa gideceğiz."   "Ne yarışı?"   "Gidince görürsün. Bir ay boyunca benim kızımsın. Hadi git. Dolabın en üst rafındaki kıyafetleri giy."   "Hiçbir yere gitmek istemiyorum ben."   "Pekâlâ, bu gece senin için para kaybedeyim. Yarın gece gideceğiz. Şimdi git uyu. Yarın kızımı görenler ne kadar güzel olduğunu düşünsünler."   "Sen hastasın."   "Biliyorum..."    ** Konuşmamız bittiğinde ağır hareketlerle oturduğum yerden kalkıp gösterdiği odaya doğru yürüdüm. Daha fazla çıplak kalmak istemiyordum. Sıkı sıkı giyinip kimsenin tenime ulaşmamasını istiyordum.   Uzun koridoru yürürken gözyaşlarım usul usul yanaklarıma bulaşıyordu. Nefsime, inadıma kapılıp İstanbul yoluna düşmeseydim şimdi ailemin yanında olacaktım.   Her şey insanlar içindir sözü bugün benim için kullanılmış gibiydi. Her zaman ailemin yanında kendimi güvende hissederdim. Başıma hiçbir zaman kötü bir olay gelmeyeceğini düşünürdüm. Bugün yanıldım. Televizyonda gördüğüm o kötü haberlerden biri de benim başıma gelmişti.   Kandırılmıştım. İstanbul hayali uğruna bilmediğim insanların içine gelmiştim.   Belki yine kandırılıyorum, belki arkamda bıraktığım adam benim için işkenceler düşünüyordu, uyurken gece bana tecavüz edecekti. Onun aklından geçenleri bilmediğim gibi yaşayacaklarımı da bilmiyordum.   Keşke önceden ne yaşayacağımızı bilseydik...   Kapının kolunu avuçlarımın arasına aldığımda derin nefes aldım yanan içime.   Bu kapıyı benim gibi kimler tuttu? Kimler ailesini düşünerek bu odaya girdi? Ne acı başkasının evladına zarar vermek, ne acı senin öpüp koklayarak büyüttüğün evladına dokunmak.   Acımasız dünyanın kötü insanları ne kadar çoğaldı güzel ülkemde.   Odanın içine girdiğimde kapının yanında duran anahtara bastım. Beyaz ışık odayı aydınlattığında, kulaklarıma ağlayış sesleri geldi.   Pencere önünde duran sallanan sandalye, "sen de hoş geldin" dedi buruk bir şekilde. "Diğerleri gibi sana da kol açarım." Üstünde duran ince şal sessizce baktı bana, "senin de üstünü sararım. Korkma sana da yoldaş olurum" dedi.   Gözyaşlarımdan bulanıklaşan görüntümü düzeltmek için kolumla gözlerimi sildim. Yatağa baktığımda orada kaç kadının yastığa bulaşan gözyaşlarını gördüm.   Hepsinin sığınak yeri bana da gel diyordu. Korkma, bizler seni koruruz diyordu.   Başımı iki yana sallayıp kapıyı kapadım. Sırtımı kapıya yaslayarak yere oturdum.   Dili olsa da anlatsa bu odada olanları duvarlar. Kaç kadının çığlıklarını söylese de burada yalnız olmadığımı bilsem.   Acaba hepsi gerçekten ailesinin yanında mıydı? Ona inanmak istiyordum. Tek umudum oydu, aileme gitmem için ona güvenmem lazımdı.   Bugün 1. Günümdü, bedenim tecavüze uğramamıştı ama ruhumu defalarca kirlettiler.   Ya yarın bedenimi de kirletirseler?   Hızla oturduğum yerden doğrulup kapıyı kilitledim. Çaresiz olup her an yaşayacağım kötü anıları düşünürsem güçsüz olurdum. Kendimi korumam için ilk önce akıl sağlığımın yerinde olması gerekiyordu.   Battaniyeyi göğsüme bastırıp, yatağın karşısında olan beyaz dolaba doğru yürüdüm. Sürgülü kapıyı açtığımda karşıma dört raf çıktı. En üste siyah deri kumaştan oluşan kıyafetler vardı. Sanırım yarış için bahsettiği kıyafetler bunlardı.   Alt rafta eşofman takımlarıyla tişörtler vardı. Onun altında ise kot pantolon ve kazaklar doluydu.   Buraya kaç kadın gelmişti de burası bu kadar doluydu? Eğer bu adam dediği gibi bütün o kızları kurtarıyorsa o benim gözümde dünyanın en iyi insanıydı.   Dolabın yan tarafına baktığımda gece ve günlük giyilmesi için elbiseler vardı. Bedenleri olur mu bilmiyordum ama çıplak kalmamak için giyinmek istiyordum.   Raftan gri eşofman takımını aldım. En at çekmeceyi açıp paketlerinde olan iç çamaşırını ve çorabı aldım. Hızlı adımlarla yatağın sağ tarafında kalan kapıya doğru yürüdüm. Bahsettiği banyoydu sanırım.   İçeri girdiğimde ışığı yakıp kapıyı kilitledim. Battaniyeyi yere atıp duşa kabinin içine girdim. Hızlı acele hareket ederek suyun altına girdim. Su ilk başta soğuk aktığı için tenimi ürpertse de umursamadım. Hızla duş alıp banyo dolabının içinden havlu aldım. Hareketlerim o kadar hızlıydı ki elim kolum sağa sola çarpıyordu. Her an banyoda beni basacaklarmış gibi hissediyordum.   Üstümü giyindiğimde banyodan çıkıp yatağa doğru yürüdüm. Şu an ne yapacaktım bilmiyorum. Kaçsam yakalanma ihtimalim fazlaydı. Arabada anlattığı şeylerin birini yaşamak istemiyordum. Belki ölümüm bu adamın elinden olurdu ama tecavüze uğramazdım. Bunun bile garantisi yokken o adama güvenmek zorundaydım.   Dün akşamdan beri hiçbir şey yemediğim için başım ağrıyordu. Ne kadar yemek yememi söylese de başkasının evinde, üstelik beni genelevden alan bir adamın evinde yemek yiyemezdim.   Kapının kilitli olmasına güvenerek başımı yastığa koydum. Bedenim bu anı bekliyormuş gibi kendini saldı. Gözlerim ağır ağır kapanırken annemle babamı düşündüm.   "Rüyanızda iyi olduğumu görün. Başka türlü size iyi olduğumu söyleyemiyorum."   Gözlerim karanlığı daldığında kendimi uykunun kollarına bıraktım.   Gök gürültüsünün sesiyle gözlerimi kocaman açıp yataktan hızla kalktım. Yastığı göğsüme bastırıp sersem halde etrafa bakındım. Yalnızdım, kimse yoktu. Sadece dışarıda yağmur yağıyordu.   Nefesimi kontrol altına alıp yastığı yatağa bıraktım. Kapıya doğru yürürken sessiz olmaya dikkat ediyordum. Kapının kolunu tutup kendime doğru çektim. Kaşlarım çatıldı. Dün akşam kilitlediğime eminim.   Adımımı koridora attığımda, onu aradı gözlerim. Ortalıkta yoktu, çıt sesi bile çıkmıyordu. Sadece dışarıda felaket bir yağmur yağıyor, gök gürlüyordu.   Salona geldiğimde masanın üzerindeki kahvaltı tabağı dikkatimi çekti. Adımlarımı masaya ilerlettim.   Kahvaltı hazırlamıştı. Kendi neredeydi?   Servis tabağının yanına sıkışan kâğıdı elime alıp açtım.   Kahvaltını yap, akşama kadar evde tek olacaksın. Dolapta dolu, aç kalıp kendini halsiz bırakma. Saat dokuza doğru seni almaya geleceğim, dediğim kıyafetleri giy. Bu arada güvendesin, kimse eve giremez.   Şifre A1T2U3A4M5 şimdi çıksam evden kurtulabilir miydim? Bu fırsat bir daha elime geçmezdi.   Kâğıdı masaya bırakıp odaya koştum. Dün akşam gördüğüm botları dolabın altından alıp ayağıma geçirdim. Ayağıma büyük gelse de idare edecektim. Bu fırsatı tepemezdim.   Lacivert kabanı alıp giydim. Koşar adım odadan çıktığımda kapının önüne geldim. İlk önce gözetleme düğmesinden merdiven dairesini baktım. Karanlık olduğu için gözükmüyordu. Kapıyı aralayıp baktım, boştu. İlk hitapta şans benden yanaydı. Dışarı çıkıp merdivene doğru yürüdüm. Asansörü kullanamazdım. Her an biriyle karşılaşmam mümkündü.   Merdivenleri ağır ağır inerken katlarda yavaş hareket ediyordum. 4. Katı geçince derin nefes aldım. 3.kata geldiğimde bir kadının çocuğuna bağırdığını duydum. Durmadım, indim merdiveni. 2. Katta kalbim sıkıştı, iki takım elbiseli adam konuşuyordu. Adımımı geri atıp ses çıkarmamaya çalıştım.   "Hayır, anlamıyorum, herif kızları 1 ay alıyor sanki sevgilisi gibi davranıyor. Ulan bıktım burada beklemekten, şeytan diyor git al kızı götür."   "Tilki mahveder bizi. Biliyorsun Makas'ı seviyor, onu yanına çekmek için sesini çıkarmıyor bu duruma."   "O herif bizimle çalışmaz, patron sanıyor ki gücünü onunla birleştirecek ama hayatta yapmaz."   "Az kaldı bence yakında o da bizim tarafa geçecek."   Adamlardan biri benim olduğum yere bakınca başımı hızla geri çektim. Adım seslerini duyunca korkuyla merdivenleri çıkmaya başladım. Ses yapmamaya dikkat etsem de ayak seslerim ister istemez çıkıyordu. Arkama baktığımda peşimden geldiklerini gördüm.   Gözlerim kocaman oldu. Nefesimin duracağını bilsem de merdivenleri üçer üçer çıkıp beşinci kata geldim. Hızla şifreyi girip bedenimi evin içine attım. Karşımda Makas denilen adamı gördüğümde ise çığlığı basıp dizlerimin üzerine çöktüm.   O evde yoktu.   Bacaklarımı karnıma çekerken bana doğru gelip yere çömeldi. Parmaklarını saçlarımın üzerine getireceği zaman başımı yana eğdim.   "Çok akıllısın, bu şifreyi bu zamana kadar kimse öğrenmedi. Gözlerin o kadar keskin ki dün akşam ağlamana rağmen yine şifreyi çözmüşsün." Yüzüme eğildiğinde başımı kapıya yasladım. "Biliyor musun akıllı kadınları severim. Ama bana güvenmeyen kadınları sevmem."   Bana oyun oynamıştı. Gidip gitmeyeceğimi denemişti. Ve ilk denemede kaybeden ben olmuştum.   "Güven yoksa aile de yok."   Ayağa kalktığında peşinden baktım. Bu adam nasıl bir adamdı?   ***   Akşam olduğunda bahsettiği yarışa gitmek için siyah deriden oluşan tayt, triko siyah kazak aynı şekilde siyah deri ceket giydim. Bu muhteşem kombine uyacak siyah botlarımda ayaklarımdaki yerini aldı.   Beni kendine benzetmişti. Baştan aşağı simsiyahtım. Sadece ağzımda siyah maske yoktu.   Nereye gideceğimizi bilmeden odadan çıktım. Salona girdiğimde gözlerini üzerime çevirdi. Beni baştan aşağı inceleyip önüne döndü. Aklından geçenleri bir bilsem.   Oturduğu yerden kalkıp gerildi. Ağzındaki maskeyi düzelttikten sonra bana doğru yürüdü. Geri adım atmak istesem de bugün yaşanan olaydan sonra ona güvendiğimi belli etmek için geri kaçmadım.   Elinde tuttuğu maskeyi ağzıma doğru getireceği zaman, "Ne yapıyorsun?" dedim.   "Bir ay sonra evine gittiğinde, tesadüfen markette biriyle karşılaştın diyelim, sen şu Makas'ın genelevden aldığı kız mısın demelerini ister misin?"   Başımı iki yana salladım.   "O zaman ağzını kapatalım."   Elinden maskeyi alıp taktım. Gözbebeklerinin parladığını gördüm. Kaşlarımı çatıp geri çekildim.   "Orada sana ne söylerse söylesinler başını salla. Sakın karşılık verip kimseyle papaz olma."   Eğer bana hakaret ederlerse sessiz kalacağımı sanmıyordum.   Evden çıktığımızda binanın yan tarafına doğru ilerledik. Garaj gibi bir yere geldiğimizde, "Bekle," dedi. Arkamda beni izleyen adamların varlığını hissetmesem beklerdim ama onlardan korktuğum için peşinden yürüdüm. Başını iki yana sallayıp garajın içine girdi.   Aman Allah'ım, gözlerim kocaman oldu. Yirmiye yakın motor vardı. Hiçbirinin markasını bilmiyordum ama hepsi ben pahalıyım diye bağırıyordu. Eliyle işaret edip, "Seç," dedi.   Şaşkın bakışlarımı ona çevirip, "Ben mi seçeyim?" dedim. Sorumun aptallığını cümle bittiğinde anladım.   Arkasını dönüp, "İkimizden başka kimse yok," dedi dalga geçen sesiyle. "Seç hadi."   "Ben motorlardan anlamam."   "Beğendiğini göster, sana markasını söyle demedim."   Bakışlarımı motorların üzerinde gezdirip, siyah olanı gösterdim.   "O güzel."   "Zevkini de sevdim. Hadi atla yarış bizi bekliyor."   Yarıştan kastı motor yarışı mıydı?   Motora doğru ilerlediğinde olduğum yerde durdum. Daha önce bir kere bile binmemiştim. Hayatımda ilk kez bir motorla yan yana geliyordum. Motorun arka kasasından kas çıkarıp bana uzattı.   "Hadi."   Tırnaklarımı avuç içime bastırıp ona doğru yürüdüm. Yanına geldiğimde tek kaşını kaldırıp, "Ne?" dedi garip bir ses tonuyla.   "Yüzünü neden saklıyorsun?"   "Çirkinim."   "Çirkin mi? Bu yüzden yüzünü sakladığına inanmamı bekleme benden."   "Daha önce söylemiştim değil mi, sen çok akıllı bir kızsın."   "Evet."   "Ve çokta kendini beğenmiş."   Omzumu silkip başımı kaldırdım. Parmağını burnumun ucuna vurup başını iki yana salladı.   "Sana ilk soracakları soru, onunla sevişirken yüzünü gördün mü?"   Yanaklarım yanmaya başlayınca başımı eğdim. Allah'tan maske vardı yüzümde. Yanaklarımı görmüyordu.   "Eminim yanakların pancara dönmüştür. Neyse, onlara sevişirken maskeyi çıkarmadığımı söyle."   "Onlara sevişmediğimizi söylesem."   "O zaman ne bok yemeye yanıma aldım seni? Kızım bu adamlar her yerde. Dünkü ağlayan kız olarak durma onların karşısında. Güçlü dur, benim yanındaysan cesaretli ol."   "Pardon, bir gecede mi senin yanındaki kadınlar cesaretleniyor?"   "Evet."   "Vay canına, sen harikasın."   "Biliyorum."   "Ve küstahsın."   "Biliyorum."   "Kendini beğenmiş."   "Gidelim mi?"   "Evet!"   Başıma kaskı takıp motora bindi. Kendi kaskını taktıktan sonra başını bana çevirdi. Oflayıp arkasındaki yerimi aldım.   "Baştan söyleyeyim kenara tutunur giderim dersen boşuna heveslenme. Rüzgârla dans edeceğiz o yüzden belime sıkı sıkı sarıl."   "Yavaş gitsen olmuyor mu?"   "Bu hayatta en nefret ettiğim şey yavaş olmak. Hızı seven adamın yanındasın, alış."   "Bir ay sonra gideceğim, alışmama gerek yok."   "Aynı zamanda nankörsün. Şurada seni kurtaracak adamın az huyuna gitsen ne olur?"   "Komik misin sen?"   "Normalde değilim ama sen benden korkma diye komik olmaya çalışıyorum. Sıkı tutun."   Bir anda öne doğru savrulmamla çığlık attım. Manyaktı bu adam. Beline sıkı sıkı sarılıp gözlerimi kapadım. Dediği gibi uçuyorduk rüzgârla beraber. Kollarımı karnına dolayıp başımı eğdim. Midem bulanıyordu. Kaskın içine kusacaktım.   Derin derin nefes alırken gözlerimi sımsıkı kapatmaya devam ediyordum. Hızını yavaşlatmadan sağa sola kayarak arabaların aralarından geçiyordu. Eğer arabaların arasında bu kadar hız yapıyorsa yarışı düşünemiyordum.   "Midem bulanıyor," diye bağırdım. "Ve başım dönüyor."   Beni duymadığına emindim. Kendi sesimi duymakla zorluk çekiyordum, onun beni duyması imkânsız. Elimi karnına sürtüp yavaşlamasını istedim. Kısa bir süre başını arkaya çevirip önüne döndü. Elimin üzerinde elini hissettiğimde gözlerim kocaman oldu.   Korktuğumu düşünmüş, elimi tutarak destek oluyordu. Elimi çekmeye çalıştığımda sıkı sıkı tuttu. Tek eliyle motoru kullanıyordu. Bu gece ölmezsek iyiydi.   Motor yavaşladığında gözlerimi açıp etrafa baktım. Kalabalık insanların arasına doğru gidiyorduk. Her yerde motorlar vardı. Hava buz gibi olmasına rağmen kızlar yarı çıplaktı resmen. Allah aşkına onların bacakları üşümüyor mu?   Motor dar bir alana girdiğinde durdu. Hızla aşağı inip kaskı çıkardım. Maskeyi aşağı çekip yere kustum.   "Ne güzel bir manzara."   Onu duymazdan gelip kusmaya devam ettim. Lanet gece, şu yaşadıklarıma inanamıyorum.   "Henüz bu hiçbir şey. Sen kucağımda otururken yarışacağız. O zaman nasıl dayanacaksın?"   Gözlerimi kocaman açıp ayağa kalktım.   "Sen deli misin? Ne demek kucağımda oturup yarışacağız?"   "Buraya kızımı göstermeye geldim. İnsanlar senin yüzüne değil cesaretine hayran kalacak."   "B- ben yapamam."   Maskeyi dudaklarımın üzerine getirip, "Yapacaksın," dedi fısıldar gibi.   "Hazır mısın?"   "N- neye?"   "Makas'ın kolları arasında uçmaya..."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD