Alex’in gitmesiyle öylece donup kalmıştım. Bu çok farklıydı. Dudaklarının, dudaklarımın üzerindeyken oluşturduğu büyülü histen sıyrılamıyordum. Sanki beni öpmesini istiyor gibiydim. Ama tüm bunları Paul’un önünde yaşamamızda ayrı bir üzücüydü. İçimde baskın gelen bir duygu arıyordum ve tek duyduğum iç sesimin sesi oluyordu. ‘Hislerinden mi korktun?’ diye dalga geçiyordu sanki benimle. Her şey çok karışıktı. Alex gittikten sonra Paul ilk defa iyi bir şey yaparak susmuştu ve yüzündeki yıkılmış ifadeyle yanımdan uzaklaşmıştı. Titrek adımlarla çadıra geldiğimde Hannah korkarak bana baktı. Endişe dolu sesini işittim. "Peri sen iyi misin? Rengin solmuş ne oldu sana?” Hannah’nın bunu söylemesiyle gözyaşlarım akmaya başladı. Bilmediğim sebeplerden dolayı delice ağlıyordum. Oturduğumda Hannah da

