Toplantı

742 Words
Toplantı saati yaklaştıkça katın havası değişti. Telefonlar sustu, ayak sesleri hızlandı. Hande saatine baktı. Son kez dosyaları toparladı, düzenlenmiş notları koltuğunun altına aldı. “Ben bunları bırakıp geliyorum,” dedi Aylaya. “Toplantıya girmeden önce göz gezdirsin.” Ayla başını salladı. Kalbi hızlandı. Hande, Akın Beyin odasına girdi. Dosyaları masanın köşesine bıraktı. Akın hızlıca göz gezdirdi. Sayfaları çevirdi. Duruşu sakindi. Hande odadan çıktığında kendi içinde bir karar vermişti. Nedenini tam koyamıyordu ama bu yeni kızı—Ayla’yı—kendine rakip gibi hissetmişti. Saçma, dedi içinden. İlk günü. Yine de gözleri birkaç saniye kapının ardında kaldı. Üç, bilemedin üç buçuk dakika… Akın Beyin yüzünde hiçbir şey yakalayamadı. Koridorda durdu. Diplomatça davranmaya karar verdi. Ayla’ya döndü. “Toplantıya sen gireceksin,” dedi sakin bir sesle. “Yazman iyidir umarım. Kayıtları sen alacaksın. Toplantı bitince notları temize çekersin. Sonra çıkabilirsin.” Aylanın boğazı kurudu. “Ben… tamam,” diyebildi. Hande çantasını aldı, hazırlandı ve çıktı. Ayla, bir anda kurtların arasına bırakıldığını hissetti. Toplantı odası büyüktü. Masanın etrafında isimler, unvanlar, alışkanlıklar vardı. Ayla en kenara oturdu. Defterini açtı, kalemini eline aldı. Başta kelimeler üstüne üstüne geldi. Konular hızla değişiyordu. Elinin ayağının birbirine dolaştığını hissetti. Yazamadı. Kaçırdı. Kalemi durdu. Akın bunu fark etti. Konuşmayı kesti. “Bir saniye,” dedi. Sesi sakindi. “Şu başlığı tekrar alalım.” Bakışları Aylaya kaydı ama kısa sürdü. Kendine gelmesi için, diye düşündü. Bir nefes. Cümleleri daha net, daha aralıklı kurdu. Ayla yeniden yazmaya başladı. Elinin ritmi oturdu. Notlar toparlandı. Kendine geldi. Toplantı devam etti. Bittiğinde herkes ayağa kalktı. Ayla, defterini kapattı. Parmakları titriyordu ama yazdıkları yerindeydi. Ayla masasına döndü. Notları temize çekmeye başladı. Başlıklar, maddeler, kararlar… Saat ilerledi. Akın odasından çıkmadı. Ayla bunu bilmiyordu. Sadece odanın ışığının hâlâ yandığını fark etti. Geç toplantı, diye düşündü. İşini bitirdi. Dosyayı kaydetti. Çekmecesini kilitledi. Montunu aldı, çantasını omzuna taktı ve çıktı. Akın birkaç dakika sonra ayağa kalktı. Ayla binadan çıktığında hava serinlemişti. Durağa doğru yürüdü. Otobüse bindi. Cam kenarına oturdu. Bir durak sonra, Akının arabası trafiğin içinde aynı yönde ilerliyordu. Mesafeyi korudu. Görünmeden. Eve kadar, dedi içinden. Sadece bu akşam. Ayla camdan yansımasına baktı. Yorgundu ama başarmıştı. Bilmiyordu. Bu şehirde, ilk kez biri onu sadece izlemiyor; aynı zamanda kolluyordu. Ayla’nın eve dönüşü, sabahki cesaret konuşmalarının bedelini ister gibiydi. Şirketten çıkıp tramvay durağına yürürken omuzları düşmüş, ayakları ağırlaşmıştı. Eve gidebilmek için iki aktarma yapması gerekiyordu. Şirketin hemen yakınındaki tramvay bir nimetti belki ama oradan sonra dolmuş… Kendi küçük gecekondu mahallesine varana kadar geçen süre, bazen bir saat kırk dakika, bazen iki saati buluyordu. Bugün o günlerden biriydi. Tramvaya bindiğinde kalabalığın arasına karıştı. Çantasını önüne çekti, başını hafifçe cama yasladı. Günün ağırlığı yavaş yavaş üstüne çökerken, farkında olmadan içini bir tedirginlik kapladı. Sanki biri onu izliyormuş gibiydi. Ama büyük şehirde bu his hep vardı; Ayla bunu korkuya yormamayı öğrenmişti. Oysa Akın oradaydı. Kıyafetini değiştirmişti. Üzerindeki pahalı takım yoktu artık; sade bir mont, sıradan bir pantolon, dikkat çekmeyen ayakkabılar… Kalabalığın içinde kaybolabilecek bir adamdı şimdi. Aylanın birkaç adım arkasında durdu. Gözleri onun saçlarına, omuzlarına, yorgun yürüyüşüne takılı kaldı ama bakışlarını fazla sabitlememeye özen gösterdi. Tanınmamak için değil; fark edilmemek için. Tramvaydan birlikte indiler. Ayla, dolmuş durağına doğru yürürken Akın da aynı yolu tuttu. Dolmuşa bindiklerinde bu kez birkaç koltuk geride durdu. Aylanın başını cama yaslayışını, gözlerinin yorgunlukla kapanıp açılışını gördü. İçinde bir şey sıkıştı. Bu kızcağız her gün bunu mu yaşayacaktı? Ayla indikten bir durak sonra Akın da indi. Birkaç dakika bekledi. Sokağın köşesinde, farları kapalı duran arabaya doğru yürüdü. Direksiyonda Hamdi vardı. Akın sessizce bindi. “Takipteyiz,” dedi sadece. Hamdi hiçbir şey sormadı. Araba, Aylanın mahallesine kadar ağır ağır ilerledi. Akın, uzaktan onun adımlarını izledi. Dar sokak, loş lambalar, akşamın karanlığı… Ayla küçük gecekondusunun kapısından içeri girene kadar gözlerini ayırmadı. Kapı kapandığında bile birkaç saniye daha bekledi. İçinde dönen sorular susturulamıyordu. Bu hep böyle mi olacak? Bu eziyeti bu kız mı çekecek? Sabah sekizde iş başı yapabilmek için altıda evden çıkması gerektiğini biliyordu. Yazı vardı bunun, kışı vardı. Karanlığı vardı. Yağmuru, soğuğu, korkusu… Akın, bugüne kadar onu herkesten sakınmıştı ama hayatın kendisinden nasıl sakınacaktı? Arabanın arka koltuğunda başını geriye yasladı. Gözlerini kapadı. Düşünceler birbiri ardına dizildi. Bir şeyler yapmak lazım. Bir şeyler… Gözlerini açtığında kararını vermişti. “Hamdi,” dedi sakin ama kesin bir sesle, “şirkete servis işi bakılacak. Sadece o kız için değil… bu durumda olan herkes için. Evlerine yakın noktalardan alınacaklar. Yarın başlasın bu iş.” Hamdi başını salladı. Akın, dışarıya bakarken dudaklarının kenarında belli belirsiz bir kararlılık belirdi. Ayla bunu bilmeyecekti. Belki hiç bilmeyecekti. Ama bazı yükler uzaktan da hafifletilebilirdi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD