Sırların Perdesi

1166 Words
İstanbul’un Ocak ayı, karlı bir sessizlikle kaplıydı. Boğaz’ın suları donuk gri, sokaklar beyaz bir örtüyle örtülüydü. Defne Yılmaz, hastanenin acil servisinde geçen uzun bir nöbetten sonra, Balat’taki dairesine dönüyordu. Cep telefonundaki mesaj, hâlâ zihnini meşgul ediyordu: Demir Aslan’dan gelen “Günaydın, Doktor. Dün gece eğlenceliydi. Bir kahve?” ve onun verdiği “Belki yarın” cevabı. Parti gecesi, kahkahaları, dansı, bol laflı sohbetleri… Hepsi, Defne’nin kalbinde bir fırtına yaratmıştı. Yıllardır böyle hissetmemişti; Kerem’in ihanetinden sonra, eğlence bir lüks gibi gelmişti. Ama şimdi, Kerem’in o tehditkar mesajı: “Konuşmamız lazım, geçmişimiz var.” Bu, bir hayaletin dönüşü gibiydi. Defne, mesajı silmişti, ama korku içindeydi. “Neden şimdi?” diye mırıldandı, pencereden karı izlerken. Geçmiş, sırlarla doluydu; Kerem, sadece bir aşk değil, ortak bir sır taşıyordu – üniversitede birlikte yazdıkları bir makale, şimdi Defne’nin kariyerini tehdit edebilecek bir yalan. Demir Aslan ise, Diyarbakır’a doğru bir uçağa binmişti. Babasının acil çağrısı, onu İstanbul’un konforundan koparmıştı. Taş konak, kar altında daha da heybetli görünüyordu. Hacı Mahir Aslan, oğlunu kapıda karşıladı, yüzü asıktı. “Oğlum, otur. Bu mesele ciddi,” dedi, geniş salonda. Demir, kahve fincanını eline aldı. “Ne oldu, baba? Miras davası mı?” Hacı Mahir, derin bir iç çekti. “Evet. Eski bir düşmanımız, toprak belgelerini karıştırdı. Ama asıl sır… Annenin ölümünden önce, bir vasiyet bıraktı. Gizli bir kardeşin var, Demir. Yarım kardeş.” Demir, şok oldu. “Ne? Kim?” Babası, “Annenin ilk evliliğinden, gizli tutulan bir oğul. Şimdi ortaya çıktı, miras istiyor.” Demir, kahvesini döktü neredeyse. “Bu nasıl olur? Yıllardır neden söylemediniz?” Hacı Mahir, “Koruma içindi. Ama şimdi, dava açacak. Sen avukat olarak, bunu hallet.” Demir’in zihni karıştı; aile sırları, babasının katı dünyası, şimdi bu bomba. Ama aklı, Defne’deydi. Onun partideki kahkahaları, o “belki”si… “Baba, bir kız var,” diye başladı, ama Hacı Mahir kesti. “Önce aile, oğlum. Evlen, mirası güvenceye al. O kız kim?” Diyarbakır’ın soğuk rüzgarı, Demir’i sarsıyordu. Konakta, kuzeni Leyla’ya anlattı. “Demir, bu sır seni yıkar mı?” dedi Leyla, çayını uzatarak. Demir, güldü acı acı. “Yıkmaz, ama değiştirir. Annem… Neden gizledi?” Leyla, “Ailelerimiz sırlarla dolu. Ama o kız? Anlat bakalım, eğlenceli mi?” Demir, partiyi anlattı; dansı, kahkahaları, Defne’nin zekâsını. “O, farklı Leyla. Hastanede dikiş attı, Diyarbakır’da kitap buldu, partide dans etti. Ama duvarları var.” Leyla, göz kırptı. “Duvarlar mı? Senin gibi bir avukat, onları yıkar! Ara onu, anlat sırrı. Belki paylaşmak, yakınlaştırır.” Demir, telefonunu çıkardı. “Belki,” dedi, ve mesaj attı: “Diyarbakır’dayım, aile meselesi. Sen nasılsın? Kahve teklifim hâlâ geçerli mi?” Defne, mesajı okuyunca gülümsedi, ama Kerem’in telefonu çaldı o anda. “Defne, konuşalım. O makale, benim adım olmadan yayınlandı. İntihal diye dava açarım!” Defne, öfkeyle kapattı. Kerem, geçmişin zehriydi; makale, onun fikriydi ama Defne yazmıştı. Şimdi tehdit mi? Arkadaşı Ece’yi aradı. “Ece, Kerem döndü. Ne yapayım?” Ece, “Avukat bul! Hem o tesadüf adamı, avukat değil mi?” Defne, güldü. “Demir mi? O, Diyarbakır’da.” Ama fikir aklına yattı. Cevap yazdı: “İyiyim, kahve belki. Ama bir sorunum var, hukuki. Yardım eder misin?” Demir, mesajı görünce heyecanlandı. “Tabii! Anlat, ben Diyarbakır’dayım ama uzaktan yardımcı olurum. Ya da gel buraya, taş konakta konuşuruz!” Defne, şaşırdı. “Gelmek mi? Ciddi misin?” Demir, “Ciddi. Uçak bileti yollarım. Hem sırlarımı anlatırım, seninkini dinlerim. Eğlenceli olur, halay çekeriz!” Defne, kahkaha attı mesajda. “Halay mı? Ben doktorum, dansı partide zor yaptım!” Demir, “Öğretirim. Gel, Defne. Tesadüf değil, davet bu sefer.” Defne, tereddüt etti, ama Kerem’in tehdidi ağır bastı. “Tamam, yarın gelirim.” Diyarbakır’a indiğinde, Demir havaalanında bekliyordu. “Hoş geldin, Doktor! Sır avına hazır mısın?” dedi, gülerek. Defne, “Senin sırların mı, benimkiler mi önce?” Demir, arabaya bindirdi. “Önce kahve, sonra sırlar. Konakta babam var, ama seni tanıştırmam.” Konakta, Hacı Mahir, Defne’yi görünce kaşlarını kaldırdı. “Oğlum, bu kim?” Demir, “Arkadaşım, Dr. Defne. Hukuki yardım istiyor.” Hacı Mahir, “Hoş geldin, kızım. Ama aile sırrımızı mı anlatacaksın?” Demir, “Baba, güven bana.” Akşam yemeğinde, bol laflı sohbet başladı. Leyla, “Defne, Demir senden bahsedip duruyor! Partide dans mı ettiniz?” Defne, utandı. “Evet, ama halay bilmiyorum!” Hacı Mahir, güldü. “Öğretiriz! Ama sırlar… Oğlum, anlattın mı yarım kardeşi?” Demir, anlattı; annenin vasiyeti, gizli kardeş. Defne, dinledi, etkilendi. “Zor olmalı,” dedi. Sonra kendi sırrını anlattı: Kerem’in tehdidi, makale. Demir, “Kolay, dava açamaz. Belgeleri gönder, hallederim.” Gece, avluda yürüdüler. “Teşekkürler, Demir,” dedi Defne. “Senin için geldim, ama eğlenceli oldu.” Demir, “Seninle her şey eğlenceli. Ama yavaş, tamam mı?” Defne, “Tamam.” Ama o gece, bir mesaj daha: Kerem’den, “Diyarbakır’da mısın? Takip ediyorum.” Diyarbakır’ın ocak karı, taş konakların çatılarında beyaz bir örtü gibi serilmişti. Defne Yılmaz, havaalanından Demir Aslan’ın arabasına binerken, kalbi karışık duygularla çarpıyordu. “Gerçekten geldim ha,” dedi, gülerek ama sesinde bir tedirginlik. Demir, direksiyona geçerken, “Evet, Doktor! Tesadüfleri bırakıp davet ettim seni. Ama merak etme, halay dersi bedava.” Defne, kahkaha attı. “Halay mı? Ben daha valsi zor yaptım partide! Senin ailen ne diyecek, bir İstanbul doktoru konakta?” Demir, göz kırptı. “Babam sert görünür, ama misafirperverdir. Leyla zaten seni bekliyor, ‘O meşhur dansçı kız mı?’ diye soruyor.” Konuşmaları, yolda devam etti; Demir’in çocukluk anıları, Defne’nin hastane dedikoduları. “Bir hasta, ameliyatta uyanık kaldı ve ‘Doktor, evlilik teklifi edeyim mi?’ dedi,” anlattı Defne. Demir, güldü. “Sen ne dedin?” Defne, “Uyut onu dedim! Ama senin babana evlilik baskısı yapıyorsa, belki teklif eder bana da!” Demir, “Dikkat et, ağa kızı olursun!” Konak, heybetli kapısıyla karşıladı onları. Hacı Mahir Aslan, avluda bekliyordu, sakalı karla kaplı gibi. “Hoş geldin, kızım,” dedi, sesi gür ama sıcak. Defne, eğildi hafifçe. “Teşekkürler, efendim. Demir anlattı, aile sırları…” Hacı Mahir, kaşlarını kaldırdı. “Oğlum sana mı anlattı? Gel, içeride konuşalım. Ama önce yemek, aç mısın?” İçeri girdiklerinde, Leyla koşarak geldi. “Defne! Nihayet! Demir senden bahsedip duruyor – parti, dans, tesadüfler… Sanki bir roman!” Defne, utandı ama güldü. “Roman mı? Umarım mutlu sonlu olur.” Leyla, koluna girdi. “Gel, odanı gösterelim. Ama sırlar önce; Demir’in yarım kardeşi, babamın vasiyeti… Dram dolu burası!” Yemek masası, Diyarbakır’ın zengin mutfağıyla doluydu: Etli dolma, kebap, baklava. Hacı Mahir, söze başladı. “Kızım, oğlum sana güvendiği için anlatacağım. Annem – rahmetli – ilk evliliğinden bir oğul doğurmuş. Gizli tutmuşuz, ama şimdi miras için çıktı ortaya. Adı Selim, İstanbul’da yaşıyor. Dava açacak.” Defne, dinledi dikkatle. “Zor olmalı, efendim. Ama Demir avukat, halleder.” Demir, “Evet, ama belgeleri inceledim. Selim’in elinde güçlü kanıt var – bir mektup, DNA testi isteyecek belki.” Leyla, araya girdi. “Ama eğlenceli kısım: Selim, gizlice Diyarbakır’a gelmiş olabilir! Babam şüpheleniyor.” Hacı Mahir, “Sus, Leyla! Korkutma kızı.” Defne, meraklandı. “Gizlice mi? Neden?” Demir, “Miras için. Ama senin sırın? Kerem’in tehdidi.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD