Fırtınanın Gözü

1142 Words
Defne, anlattı: “Kerem, eski sevgilim. Üniversitede bir makale yazdık, fikir onundu ama ben yazdım. Adını koymadım, şimdi intihal diyor, dava açacak.” Hacı Mahir, güldü gür sesiyle. “Kolay dava! Oğlum, hallet. Ama kızım, neden böyle bir adam? Sen gibi akıllı biri…” Defne, “Gençlik hatası, efendim. Ama şimdi mesajları korkutucu – ‘Diyarbakır’da mısın?’ diye yazdı. Takip mi ediyor?” Demir’in yüzü değişti. “Ne? Göster mesajı!” Defne, telefonu çıkardı. Demir, okudu ve kaşlarını çattı. “Bu tehdit. Polise gidelim. Ama önce, eğlenelim mi? Yemekten sonra halay!” Yemek sonrası, avlu kar altında olmasına rağmen, müzik açıldı. Leyla, Defne’nin elini tuttu. “Gel, öğretelim! Sağ ayak, sol ayak, dön!” Defne, tökezledi önce, kahkahalar yükseldi. “Ben doktorum, ameliyat yaparım ama halay mı? Zor!” Demir, arkasından tuttu. “Benle dans et, vals gibi yaparız halayı!” Müzik hızlandı, aile katıldı; Hacı Mahir bile tempo tuttu. “Oğlum, bu kızı bırakma!” dedi, gülerek. Defne, yıllardır böyle eğlenmemişti; sırlar arka planda, ama kahkahalar ön plandaydı. “Senin ailen harika, Demir,” dedi, nefes nefese. Demir, “Sen de harikasın. Ama Kerem’i halletmeliyim.” Gece, odasında Defne, Demir’le balkonda konuştu. “Teşekkürler, buraya çağırmana. Ama sırlarınla uğraşırken, benimkini niye aldın?” Demir, “Çünkü seninle paylaşmak istiyorum. Yavaş dedin, ama bu sırlar bizi yakınlaştırır belki.” Defne, “Belki. Ama Kerem, tehlikeli olabilir.” O sırada, bir mesaj daha: Kerem’den, “Konakta mısın? Selim’le tanış.” Defne, soldu. “Selim mi? Kerem biliyor mu?” Demir, “Ne? Bu bağlantılı mı? Selim, Kerem’le mi çalışıyor?” Merak doruktaydı; sırlar iç içe geçmişti. Hacı Mahir, kapıda belirdi. “Oğlum, Selim aradı. Yarın geliyor. Hazır ol.” Defne, “Ben de kalayım mı?” Demir, “Kal, lütfen. Bu romanın en heyecanlı kısmı başlıyor.” Sabah, konak hareketlendi. Selim geldi; uzun boylu, Demir’e benzeyen bir adam. “Abi,” dedi, sesi titrek. Demir, şaşkın. “Selim? Neden gizli kaldın?” Selim, anlattı: “Annem korktu, miras kavgasından. Ama şimdi, hakkımı istiyorum.” Hacı Mahir, “Otur, konuşalım.” Ama Defne’nin telefonu çaldı; Kerem. “Selim’le ortağım, makaleni biliyorum. Miras davasında yardım et, yoksa ifşa ederim.” Defne, şok oldu. “Kerem, Selim’le mi? Bu nasıl?” Demir, aldı telefonu. “Kerem, ben avukat Demir Aslan. Tehditlerine son ver, yoksa dava açarım!” Kerem, güldü. “Senin kardeşinle çalışıyorum, ağa oğlu. Görüşürüz.” Sırlar patladı; Selim, Kerem’in ortağı mıydı? Leyla, “Bu bir tuzak!” dedi. Hacı Mahir, “Polis çağırın!” Ama Demir, Defne’ye döndü. “Birlikte çözeriz. Seninle, her şey mümkün.” Defne, elini sıktı. “Evet, belki.” Eğlence, gerilime dönüştü; Diyarbakır’ın taş konağı, sabahın erken saatlerinde bir savaş alanına dönmüştü. Kar, avluyu beyaz bir halı gibi kaplamış, ama içerideki hava sıcaktı – hem kelimenin tam anlamıyla, hem de gerilimle. Defne Yılmaz, kahvaltı masasında oturmuş, elinde bir fincan çay, gözlerini Selim’e dikmişti. Selim, Demir Aslan’ın yarım kardeşi, uzun boylu, Demir’e benzeyen ama daha sert bakışlı bir adamdı. Konakta, Hacı Mahir Aslan’ın karşısında oturuyordu, elleri masada kenetlenmiş. “Abi,” dedi Selim, sesi titrek ama kararlı. “Yıllardır gizli kaldım, ama hakkım var. Annemiz vasiyet bıraktı, toprakların yarısı benim.” Demir, yanında oturan Defne’ye bir bakış attı, sonra babasına döndü. “Baba, belgeleri gördüm. Ama neden şimdi? Ve Kerem’le ne alakan var?” Hacı Mahir, sakalını sıvazladı, gür sesiyle araya girdi. “Susun! Önce yemek yiyelim, sonra dava. Kızım Defne, sen doktor olarak söyle, bu stres kalbe zarar mı?” Defne, gülümsedi hafifçe. “Evet, efendim. Ama sırlar daha zararlı. Selim, Kerem’le nasıl tanıştın?” Selim, duraksadı, gözleri kaçtı. “Kerem? O… Bir avukat arkadaşı. İstanbul’da tanıştık, miras davası için yardım etti.” Demir, masaya vurdu hafifçe. “Yalan! Kerem, Defne’nin eski sevgilisi, tehdit ediyor onu. Makale meselesi, intihal. Seninle ortak mı?” Leyla, mutfaktan koşarak geldi, elinde taze ekmek. “Vay be! Bu roman gibi! Selim, sen casus musun yoksa?” Hacı Mahir, güldü ama sesi sertti. “Leyla, sus! Selim, doğruyu söyle.” Selim, derin bir nefes aldı. “Tamam… Kerem, beni buldu. Annemin mektubunu ona vermiş biri, miras için. O, dava açmamı istedi, karşılığında pay alacak. Ama ben sadece ailemi istiyorum, para değil.” Defne, şaşırdı. “Kerem seni kullanıyor mu? O adam yalancı, yıllardır peşimi bırakmıyor.” Demir, Defne’nin elini sıktı masanın altında, ama hemen bıraktı. “Anlıyorum. Selim, kanıtın var mı? DNA testi yapalım.” Hacı Mahir, “Oğlum, kabul ediyorum. Ama ailemize ihanet ederse, dışarı!” Konuşma, bol laflı bir tartışmaya döndü; Leyla’nın esprileri, Hacı Mahir’ın anıları. “Benim gençliğimde, sırlar böyle çözülmezdi, kılıçla!” dedi ağa, gülerek. Defne, “Şimdi avukatla, efendim. İyi ki Demir var.” Demir, göz kırptı. “Ve sen, Doktor. Sen olmasan, bu kadar eğlenceli olmazdı.” Öğleden sonra, Demir ve Defne, konağın bahçesinde yürüdüler. Kar yağıyordu hafifçe, ayak izleri beyaz zeminde iz bırakıyordu. “Teşekkürler, Defne. Geldiğin için,” dedi Demir, sesi yumuşak. Defne, “Ben teşekkür ederim. Kerem’in tehdidini halledeceksin değil mi?” Demir, “Tabii! Belgeleri gönder, dava açmayacak. Ama Selim… O gerçekten kardeşim mi?” Defne, omzuna dokundu. “DNA testiyle öğrenirsin. Ama ailen harika, Demir. Babam olsa, halay çekerdi belki!” Demir, güldü. “Halay mı? Dün geceki gibi mi? Sen harikaydın, tökezlesen de.” Defne, kızardı. “Sen öğrettin! Ama ciddi ol, Kerem tehlikeli. Mesajlarında ‘Selim’le tanış’ dedi, sanki planlı.” Demir, durdu, yüzü ciddileşti. “Belki casusluk var. Selim’i izleyelim.” Akşam, konak yeniden hareketlendi. Selim, DNA testi için numune verdi; Defne, doktor olarak yardımcı oldu. “Kolay, kan alayım,” dedi. Selim, “Teşekkürler, abla.” Defne, güldü. “Abla mı? Daha kardeşlik onaylanmadı!” Leyla, “Vay, aileye girdin bile! Demir, kıskanma!” Bol kahkaha arasında, akşam yemeği yendi. Hacı Mahir, eski hikâyeler anlattı: “Benim babam, bir sır için dağlara kaçmıştı. Ama aşk için döndü.” Demir, “Aşk mı, baba? Senin gibi sert biri?” Hacı Mahir, göz kırptı. “Anneni gördüğümde, taş kalbim eridi. Sen de o kızı bırakma, oğlum.” Defne, utandı, ama içten içe ısındı. “Efendim, biz sadece arkadaşız… Şimdilik.” Leyla, “Şimdilik mi? Vay, ilerleme var!” Gece, Demir ve Defne, balkonda çay içtiler. “Kerem’i ara, blöf yapayım,” dedi Demir. Defne, numarayı verdi. Demir aradı, hoparlöre koydu. “Kerem, Demir Aslan. Tehditlerine son ver, yoksa dava açarım. Selim’le ortaklığın bitti.” Kerem, güldü. “Ağa oğlu, senin kardeşin benim elimde. Makale, miras… Hepsi bağlı. Defne, konuş benimle.” Defne, “Hayır! Bitir bunu.” Kerem, “Yarın Diyarbakır’a geliyorum. Görüşürüz.” Telefon kapandı. Defne, titredi. “Geliyor mu? Ne yapacak?” Demir, sarıldı ona hafifçe. “Korkma, burası konağımız. Polis çağırırız.” Ama o an, Selim kapıda belirdi. “Abi, Kerem’i tanıyorum evet, ama tuzak kurmadım. O, beni kandırdı!” Leyla, koşarak geldi. “Dışarıda biri var, gizlice izliyor!” Merak doruktaydı; Kerem miydi dışarıdaki? Selim’in sadakati neydi? Demir, Defne’yi korurken, “Birlikte çözeriz,” dedi. Defne, “Evet,
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD