Çarşaflar birbirine karışmış, yastıklar gelişigüzel dağılmıştı sabah güneşinin sarı ışığı kumaşın kıvrımları üzerinde oynaşıyordu. Fotoğrafın altında ise Sinan’ın o derin ve sahiplenici sesini duyar gibi olduğu bir yazı duruyordu "Seninle birlikte uyuyup uyandığım yatağım bugün gözüme ayrı güzel gelmeye başladı... Yatağımın en güzel dağınıklığısın Leyalim. Ve şimdi burayı toplayacağım, seninle yeniden dağıtmak için."
Leyal, mesajı okurken dudaklarının kenarında istemsiz, sıcacık bir gülümseme belirdi. Sinan’ın "Yeniden dağıtmak" vurgusu, karnındaki o sızıyı bir kez daha heyecanla tetikledi.
Parmakları klavyenin üzerinde hafifçe dans ederek cevap yazmaya başladı. Etrafındaki hiç kimseyi görmüyor, sadece o yatağın dağınıklığını ve Sinan'ın kollarını düşünüyordu. "O dağınıklığın bir parçası olmayı şimdiden özledim... Topla bakalım, ama ben geldiğimde her şeyin dün geceden daha ateşli olacağını bilerek topla," yazdı ve sonuna küçük, muzip bir öpücük emojisi ekleyip gönderdi.
Mesajı gönderdikten sonra telefonu göğsüne bastırdı. Metro bir sonraki istasyona yaklaşırken yavaşladı ışıklar vagonun içine sızarken Leyal, Sinan’a olan bu tutkusunun onu ne kadar ileri götürebileceğini henüz bilmiyordu. Ama o an, bu aşkın her türlü karanlığa bedel olduğunu hissetti.
Metro, yer altındaki tünellerin karanlığında süzülmeye devam ederken Leyal, telefonunu göğsünden ayırıp ekrana tekrar baktı. Sinan’ın cevabı saniyeler içinde gelmişti. Fotoğrafı açtığında, sabahın o puslu ışığında Sinan’ın aynadan çektiği bir kare belirdi. Üzeri hala çıplaktı sert hatlı karın kasları, o mükemmel "baklavaları" Fotoğrafın altındaki yazı kısa ama kışkırtıcıydı "Özlediğini biliyordum..."
Leyal, vagonun içindeki kalabalığa aldırmadan, alt dudağını hafifçe ısırarak klavyeye uzandı. Sinan’la bu şekilde flört etmek, ona dışarıdaki tüm o dehşeti unutturan tek şeydi. "En çok orada, o kasların üzerinde uyumayı özledim zaten," diye yazdı, parmakları heyecanla titreyerek. Ama sonra, oturduğu yerde pozisyonunu değiştirirken hissettiği o belirgin sızıyla yüzü hafifçe buruştu. "Ve Sinan... kasıklarımda bir ağrı var. Ne zaman geçer bilmiyorum, biraz canımı yakıyor."
Sinan’ın yazıyor olduğunu gösteren o üç nokta hemen belirdi. Bu kez sesi mesajın içinden daha yumuşak, daha mahcup geliyordu "Birkaç gün içinde geçer... Çok üzgünüm Leyal, sana acı verdiğim için kendimi suçlu hissediyorum."
Leyal, onun bu şefkatli halini hayal edince gülümsedi. Sinan’ın o sert görüntüsünün altındaki bu ince ruh, onu kendine daha çok bağlıyordu. "Tatlı bir acıydı, evet," diye yazdı, yüzünde muzip bir ifadeyle. "Ama yine de özür dilemelisin çünkü fazla hızlıydın. Bir an bile nefes almama izin vermedin."
Sinan’dan hemen cevap geldi "Elimde değildi güzelim, inan bana. Yılların özlemi ve o anki halin... Karşımda sen varken yavaşlamayı başaramadım." Leyal, mesajı okurken içini bir sıcaklık kapladı.
Ancak metronun anonsu, ineceği durağa yaklaştığını hatırlatınca gerçek dünyaya dönmesi gerektiğini anladı. İstasyonun beyaz, ruhsuz ışıkları pencerelerden içeri dolmaya başlamıştı. "Kapatmam gerekiyor, eve yaklaştım. Annemle yüzleşme vakti... Görüşürüz," yazdı ve telefonu hızla çantasına attı.
Metronun kapıları büyük bir gürültüyle açıldığında, Leyal ayağa kalktı. Karın kaslarındaki o ağrı, her adımında Sinan’ı ve dün geceyi ona hatırlatıyordu. Merdivenlerden yukarı, gün ışığına doğru çıkarken, bu "tatlı acı"nın üzerine çökecek olan anne sorgusu ve o karanlık sırların ağırlığıyla nasıl başa çıkacağını düşünüyordu.
Leyal, metronun yürüyen merdivenlerinden gün ışığına doğru çıkarken, son yazdığı mesajın kısalığı ve o anki aceleci tavrı içine sinmedi. Sinan’ın o sıcak, sahiplenici sesini duymadan eve, o gergin atmosfere girmek istemiyordu. Sokağın tenha bir köşesine, bir çınar ağacının gölgesine çekildi. Etrafı kontrol ettikten sonra rehberden Sinan’ın adına dokundu.
Telefon daha ilk çalışta açıldı. Sinan’ın sesi, kulağına sanki hemen yanındaymış gibi, yakıcı bir yakınlıkla doldu. "Leyal? Bir sorun mu var güzelim?"
"Hayır," dedi Leyal, sesi bir fısıltı gibi döküldü dudaklarından. "Sadece... mesajla söyleyemediklerim vardı. Sesini duymadan eve girmek istemedim."
Sinan’ın hattın diğer ucundaki nefes alışverişi ağırlaştı. "Az önce yazdığın o 'tatlı acı' meselesi... Hâlâ aklımı kurcalıyor. Yanında olup o ağrıyı ellerimle dindirmek için neler vermezdim."
Leyal, ağacın gövdesine yaslandı bacaklarının arasındaki o sızının Sinan’ın sesiyle nasıl bir arzu dalgasına dönüştüğünü hissetti. "Hızlıydın demiştin ya..." diye devam etti Sinan, sesi şimdi daha boğuk ve kışkırtıcıydı. "Aslında daha yapamadığım, içimde kalan o kadar çok şey var ki. Seni o duvarla aramda nefessiz bıraktığım anı hatırla... Dudaklarının tadı hâlâ damağımda. Teninin sıcaklığı ellerimden gitmiyor."
Leyal gözlerini yumdu, parmaklarını hırkasının yakasına götürdü. "Sinan, yapma... Şu an sokaktayım ve sesin... sesin vücudumda hiç iyi şeyler yapmıyor."
Sinan hafifçe, erkeksi bir tonda güldü. "Ne yapıyor mesela? Karnındaki o ağrıyı mı tetikliyor, yoksa beni daha çok mu istemeni sağlıyor? Keşke şu an karşımda olsaydın. Omuzlarını öperek başlayıp, seni titretmeden bırakmazdım. Dün gece sadece bir başlangıçtı Leyal. Seni her zerrene kadar hissetmeye doyamıyorum."
Leyal’in nefesi sıklaştı, kalbi göğüs kafesini zorluyordu. "Şu an... şu an yanımda olsaydın, o ağrıyı falan unuturdum sanırım. Beni nasıl bu kadar kolay avucunun içine alabiliyorsun?"
"Çünkü sen bana aitsin," dedi Sinan, her kelimeyi sanki Leyal’in boynuna birer öpücük bırakır gibi fısıldayarak. "Ve ben, sana ait olan her şeyi, o acıyı bile en büyük zevke dönüştürmeyi biliyorum. Bir dahaki sefere daha yavaş olacağıma söz vermiyorum, ama seni daha çok yakacağıma yemin edebilirim."
Leyal, vücudunun bu sözlerle nasıl gerildiğini hissederek, "Kapatmam lazım," dedi zorlukla. "Yoksa eve gidemeyeceğim, geri sana döneceğim."
"Git," dedi Sinan, sesi arzu dolu bir vaat gibiydi. "Git ama o ağrıyı her hissettiğinde, benim parmaklarımın izini düşün. Seni bekliyorum." Leyal telefonu hızla kapattı ve göğsüne bastırdı. Yanaklarının alev alev yandığını hissediyordu. Derin bir nefes alıp kendini toparladı ve annesinin evine giden son sokağa adımını attı.
Leyal, apartmanın basamaklarını çıkarken Sinan’ın sesinin kulaklarında bıraktığı o yakıcı yankıyı ve vücudundaki o tatlı yorgunluğu bastırmaya çalışıyordu. Kalbi hâlâ göğüs kafesinde düzensizce çarpıyordu. Anahtarı kilide soktuğunda ellerinin hafifçe titrediğini fark etti derin bir nefes alıp yüzündeki o mahrem gülümsemeyi sildi ve kapıyı araladı.
İçeri girdiğinde, evin o alışıldık sabun ve yemek kokusuyla karışık durağan havası yüzüne çarptı. Annesi Münevver Hanım, mutfak önlüğü üzerinde, elinde bir bezle koridorun başında belirdi. Bakışları doğrudan Leyal’in yorgun gözlerine ve hafifçe dağılmış saçlarına saplandı. "Neredesin sen Leyal?" dedi annesi, sesinde hem bir merak hem de hafif bir sitem vardı. "Sabah geleceğim dedin, güneş tepeye çıktı. Kahvaltı masada kurudu kaldı."
Leyal, annesinin delici bakışlarından kaçmak için hızla ayakkabılarını çıkarıp koridora yöneldi. Sırt çantasının sapını omuzunda düzeltirken sesi, hazırladığı yalanın etkisiyle her zamankinden biraz daha yüksek çıktı. "Metroya yetişemedim anne," dedi, sesine bir bıkkınlık katmaya çalışarak. "Bir sonrakini beklemek zorunda kaldım, o da arıza yaptı, tünelde bekledik biraz. Çok kalabalıktı, her yerim tutulmuş sanki."
Münevver Hanım tek kaşını kaldırıp kızını süzmeye devam etti. "Tünelde mi? İyi, neyse... Gel hadi, bir şeyler atıştır da yüzüne kan gelsin, bembeyaz olmuşsun."
Leyal, annesinin daha fazla soru sormasına fırsat vermeden apar topar odasına doğru yürümeye başladı. "Aç değilim anne, gerçekten," dedi, odasının kapısının koluna yapışırken. "Dışarısı çok sıcaktı, metronun o havasızlığı da eklenince kendimi çok kirli hissediyorum. Üzerimi değiştirip hemen duşa gireceğim. Çıkınca konuşuruz."
Kendini odasına atıp kapıyı arkasından kapattığında, sırtını ahşap kapıya yaslayıp gözlerini yumdu. Odanın sessizliğinde kendi nefes alışverişlerini duyabiliyordu. Karın kaslarındaki o sızı, annesiyle konuşurken kendini kasmaktan dolayı daha da belirginleşmişti.
Yavaşça yatağının kenarına oturdu. Sırt çantasını yere, halının üzerine bıraktı. Üzerindeki hırkayı çıkarırken omuzlarındaki Sinan’ın parmak izlerini, boynundaki o hayali dudak izlerini hala hissediyor gibiydi. Evin bu steril ve sorgulayıcı atmosferi, Sinan’ın odasındaki o özgür ve ateşli sığınağa ne kadar da uzaktı. Kendi kendine, "Sakin ol Leyal," diye fısıldadı. "Sadece bir duş... Sonra her şey normale dönecek."
Yerinden kalkıp dolabından temiz iç çamaşırlarını ve havlusunu alırken, zihni hala Sinan’ın "Seni daha çok yakacağıma yemin ederim" deyişindeydi. Banyoya gitmek üzere kapıyı tekrar araladığında, annesinin koridorda bir şeyler mırıldanarak yürüdüğünü duydu.
Leyal, annesinin koridorda uzaklaşan, belli belirsiz sitemkar mırıldanmalarını arkasında bırakarak banyonun kapısını kilitledi. İçerideki o yankılı sessizlik, dış dünyadan koptuğu tek andı. Musluğu çevirdi suyun önce borularda yankılanan o hırıltılı sesi, ardından fıskiyeden boşalan ritmik ve yatıştırıcı şırıltısı odayı doldurdu.
Banyonun küçük penceresinden sızan gün ışığı, buharla ağırlaşmaya başlayan havada huzmeli bir yol çiziyordu. Leyal, aynanın karşısına geçti. Üzerindeki her bir parçayı, sanki ağır bir yükten kurtulur gibi yavaşça çıkardı. Çıplak bedeni, banyonun hafif serin havasıyla buluştuğunda tüyleri diken diken oldu ama bu ürperti sadece soğuktan değildi.
Aynadaki aksine baktı. Gözleri daha parlak, teni ise dün geceki tutkunun iziyle daha canlı görünüyordu. Eli gayriihtiyari karnına, o sızının merkezine gitti. Parmaklarını teninde gezdirirken, Sinan’ın ellerinin o pürüzsüz dokunuşunu hayal etti. Yüzünde, daha önce hiç sahip olmadığı, olgun ve kendinden emin bir gülümseme belirdi.
Biliyordu; annesi Münevver Hanım yıllardır aynı şeyi söylerdi "Evlenmeden olmaz Leyal, namusun her şeyindir kızım." Bu öğütler zihnine bir mühür gibi basılmıştı.
Hatta yurt dışındayken, yıllarca süren ilişkisinde erkek arkadaşı her yaklaştığında, sanki görünmez bir el onu geri çekerdi. İçinde hep o kilitli kapı vardı aşılması imkansız, aşılırsa sonu felaket olacak sandığı o katı kural...
Ancak Sinan ile her şey başkaydı. Sinan sadece bir erkek değil, Leyal’in çocukluk masumiyeti ile kadınlık arzusu arasındaki köprüydü. Ona teslim olmak bir hata gibi değil, yıllardır tuttuğu nefesini nihayet bırakmak gibi gelmişti. Bedeni Sinan’ı öylesine bir açlıkla, öylesine derin bir istekle talep etmişti ki, o an ne annesinin katı kuralları ne de geçmişin hayaletleri aklına gelmişti. "Pişman değilim," diye fısıldadı aynadaki yansımasına. Sesi kararlıydı. "Asla olmayacağım."
Sıcak suyun buharı aynayı yavaş yavaş kapatmaya başlarken, Leyal duş kabinine girdi. Sıcak suyun vücudundan aşağı bir şelale gibi dökülmesine izin verdi. Su, omuzlarından süzülüp kasıklarındaki o "tatlı sızıya" değerken gözlerini yumdu. Suyun sıcaklığı Sinan'ın dokunuşlarını anımsatıyordu teninden akıp giden kir değil, sadece yorgunluktu.
Duşun altında, Sinan’ın dün geceki o yakıcı bakışlarını ve kulağına fısıldadığı her bir kelimeyi zihnine mühürledi. Annesinin dünyasında bu bir "günah" olabilirdi ama Leyal’in kalbinde bu, hayatında yaptığı en doğru, en gerçek şeydi.
~~~
Pazartesi Çarşamba ve Cuma Günleri Yeni Bölüm...