Sabah erkenden kalkıp mutfağa girdim. Koridorda ayağıma takılan bavula önce içimde küfretme hırsı oluşsa da sonra yine o puslu hüzün işgal etmişti yüreğimin odalarını. Kınalım gidiyordu. Bu gerçeğin canımı yakmasına engel olamıyordum bir türlü. Bir gün alışabilir miydim kocamı uzak diyarlara, sonu müphem görevlere göndermeye? Ben bunun alışılabilir bir duygu olduğunu sanmıyorum. Her defasında yine çizilecek kalbim, farkındayım. Her seferinde aynı endişeleri, aynı üzüntüleri yaşayacağım muhakkak. Bu benim kaderim ve buna en başından razı oldum. İsyan edemem, şikâyet edemem. Vuslat anını beklemek acı verse de türküde dediği gibi; 'bu sevdanın bağrında, ölümsüzlük uğrunda, yaşamak ölmek güzel...' di sonuçta. Dilime dolanan türküyü mırıldanırken boynuma değen ılık dudakların varlığı ile irkil

