Dokuz Adım - Giriş
Derin bir boşluğun içinde kaybolan kendisini izler gibiydi. Ufku olmayan bir okyanustan yansıyan ay ışığına bakmak, göğüs kafesindeki baskıyı arttırıyordu. Kanla kaplı ellerine baktı. Sanki bu vücut onun değilmiş gibi. Gözleri parmağında ki yüzüğe kilitlendi. Hafif kanlı alyansta gezdirdi parmak uçlarını. Üstündeki kirli gömleğine sildi çok bi etkisi olacakmış gibi. Derin bir nefes alarak gözlerini kaçırdı. Yavaşça ayağa kalktı kendinden habersiz. Adımları okyanusa doğru yürüdü bilinçsizce. Durdurmaya çalışıyordu kendini ama nafile.
Birinci adım. İkinci adım. Üçüncü adım. Ayak parmaklarında hissettiği soğukla aşağıya baktı. Su soğuktu. Çok soğuk.
Dördüncü adım. Beşinci adım. Durdu. Derin bir nefes aldı. Nefesini olabildiğince tuttu. 30 saniye. 40 saniye. 50 ve 60. saniyede, altıncı adım.
Yedinci adım. Sekizinci adım. Su artık boyun hizasındaydı. Bakışlarında ki hüzün tüm gökyüzünü kaplıyordu. Bu acıdan zevk alırmış gibi gülümsediğini düşündü Ay'ın. Buruk bir gülümsemeyle karşılık verdi.
Dokuzuncu ve son adım. Tuttuğu nefesini su altında vermeye başladı. Gittikçe derinleşen suda vücudunu serbest bıraktı. Gözlerini kapattı. Dudaklarının kenarında ki gülümsemeye engel olamıyordu. O anda kimse görmese de okyanusun en derin sularına karışan bir göz yaşı gösterdi kendini. Ama tabiki de bunu kimse görmemişti. Kendini ölümün kollarına bıraktı. Öyle ki ölüm bileğinden sıkıca tutmuş onu çekiyordu. Kaşlarını çattı. Bileğinde ki baskı da neydi. Gözlerini açacak gücü kendinde bulamadan çoktan bilinci kapanmıştı.
6 YIL ÖNCE
"Batu?" Dalgın gözlerini sesin geldiği tarafa çevirdi.
"İyi misin?" Gülümsedi. Kalbini hızlandıran gözler o kadar yakındı ki gözlerinde kendisini görebiliyordu. Küçük bir köpeğin iniltisi gibi kısık bir sesle konuştu.
"İyiyim, sen nasılsın Ecrin?" Karşısında ki güzelliğin tanımını bulamadığı kadın, tek kaşını kaldırarak gözlerini kıstı. Şüpheci bakışlarından gözlerini kaçırdı. Kaçırmazsa hapsolacağını hissediyordu.
"Yalancı." Ufak bi kıkırdamayla geri çekildi. Kendi bile fark etmeden tuttuğu nefesini geri bıraktı.
"Ateşin mi var?" Olumsuz şekilde kafasını sallamak üzereyken anlına dokunan soğuk parmaklarla durakladı. Gözleri kocaman açıldı. Kulaklarında kalbinin ritmini duyuyordu. Güm güm. Güm güm. Kendinden habersiz eli kalbini bulmuştu bile. Elinin altında hissettiği kuvvetli kalp atışını durdurmak istedi. Kalbine dur demek istiyordu. Dur da bitsin bu çile. Şaşkın gözlerini karşısında kendi alnını tutan kadına sabitledi. Altında binlerce anlam yatan hafif bir tebessümle;
"Ateşim yok." Dedi.
"Evet yokmuş. Neden yüzün kıpkırmızı?" Yüzünde gezinen nasırlı fakat bir o kadar narin eli tuttu.
"İyiyim." Atmosferi bozan bildirim sesiyle gözlerine kitlenmiş kuşkulu gözlerden kaçamak bir bakışla kurtuldu. Nazik elini tutan elini gevşetti ve bıraktı. Cebinden telefonunu çıkarıp ekrana baktı.
Annem: Babanla evden şimdi çıkıyoruz. Babannen evde kardeşine bakıyor. Okul çıkışı hemen eve gel ve kardeşine bakmayı unutma. - 14:53
Derin bir nefes soludu ve sakince bıraktı. Göz hizasına giren kafayla refleks olarak kendini geriye doğru çekti.
"Kimmiş kimmiş?" Heyecanlı sesine gülümseyerek ekranı kilitledi.
"Fazla merak zarar gibi sanki?" Karşısında ki şüpheli gözlere baktı.
"Ne saklıyorsun benden?" Omuzlarından tutarak arkasını çevirdi ve itmeye çalıştı. Tabi ne yazık ki itemedi.
"Hadi hadi Ecrin sınıfına." Zarar görmesinden korkarak zayıf bıraktığı gücünü belli etmeyerek pes eder gibi kollarını iki yana bıraktı. Sahte bir oflamadan sonra ona doğru dönen şüpheli bakışlara baktı. Gülümsemesini çaktırmamaya çalışarak gözlerini sağa sola kaçırdı.
"Elbet öğrenirim sonuçta." Gözlerinin içine bakan koyu kahverengi gözlere doğru çekildiğini hissediyordu. Gözleri gözlerine sabitlediğinde, fazlasıyla derin bir nefes çekti içine. İşte gene kalbinin durmasını istiyordu. Güzelliğine tanım bulamadığı kızın aurasından kaçmak ister gibi geriye doğru bir adım attı.
"Çıkışta beni eve bırak." Duyduğu cümleyle kendine geldi. Düştüğü hayal dünyasından yeni uyanmış bir çocuk gibi konuşmaya başladı.
"Yapamam. Hem ihtiyacın yok ki zaten." Eliyle ince kol kaslarını dürttü. Ecrin gülerek geriye adım attı.
"O zaman ben seni bırakayım eve?" Soru sorar şekilde bakan gözlerden kaçındı. Kendi ince ama onunkine nazaran daha kalın kollarını havaya kaldırıp olmayan kaslarını sıktı.
"Benimde ihtiyacım yok ki." Güldü. Karşısında ki kadının gülmesi kalbini tetikliyordu. Zorla kahkahasını durduran Ecrin'i hafifçe itti.
"Hadi yeter git sınıfına zil çalcak." Oflayarak arkasını dönen kıza gülümsedi. Kapıdan geçip gözlerden kaybolan kızdan sonra kendini sırasına atıp hızlı atan kalbini tuttu. Derin nefesler alarak sakinleşmeye çalıştı. Okulda yankılanan zil sesiyle kafasını sırasına koydu. Sınıfına yavaşça doluşan insan seslerinin aniden susmasıyla kafasını kaldırıp içeriye giren hocaya baktı. Sıkıntıyla nefes vererek odağını derse verdi.
"Günaydın çocuklar. Nasılsınız?" Sınıftaki sessizliğe ufak bi göz gezdiren hocaya baktı. Kafasını olumsuz anlamda sallayıp önüne döndü.
"Bugün ki konumuz-"
"İntegral." Kafasını sesin geldiği tarafa çevirip baktı. Göz göze geldikleri anda ders başlamadan hemen önce taktığı gözlüğünü gözüne doğru itti.
"Teşekkürler Batu." Arka sıralardan gelen kısık sesleri duymak istemese de duyuyordu.
'Konuştu gene inek.' 'İlla hocanın gözüne girmek için götünü yırtıcak.' 'EZİK.' Kafasını sağa sola sallayıp hocaya dikti gözlerini.
"Defterlerinizi çıkarıp hazırlayın. Hiç vakit kaybetmeden dersi anlatmayı düşünüyorum. Benimle eş değer hızda yazmaya çalışın." Elinde ki kalemle tahtaya yazılar yazmaya başlarken önünde ki defter sayfasına hocayla eş değer hızda yazmaya başladı. Yazmaya o kadar odaklanmıştı ki hocanın soru çözmeye geçtiğini bile fark etmemişti.
"Kim çözmek ister?" Atlas tereddütle el kaldırdı. Hoca gözlerinin içine baktı.
"Selin." Arkasında oturan kıza baktı. 'Off. Önümde el kaldıran ezik varken neden beni seçiyorsa.' göz göze geldi. 'ne bakıyosun?' önüne döndü. Tahtaya doğru yürüyen kızın sırtına delici bakışlarını gönderdi. Önüne dönüp defterini karalamaya başladı. Dersin çoktan yarım saati geçmişti. Çok çabuk bitmesini ve yorgunluğundan kaçmasını sağlayan kızı görmek istiyordu.
"Batu? Bu soruyu sen çözer misin?" Tahtaya yeni yazılmış soruya ufak bi göz gezdirdi. Ayağa kalkıp tahtaya doğru yürüdü. Hocanın uzattığı kalemi eline alıp soruyu kimse dinlemese de anlatarak çözmeye başladı.
"Teşekkürler Batu. Oturabilirsin." Kalemi hocanın oturduğu masaya bırakıp yerine doğru yürüdü. Sırasına oturmak üzereyken ayağına takılan çelmeyle kafasını sıraya çarparak yere düştü. Yere kafasını vurmamak için siper ettiği kollarını çekti. Kafası acıyordu. Etrafında ki puslu kahkaha seslerini duymamak için kulaklarını kapattı.
"Batu? İyi misin?" Elinde hissettiği sıvıyla eline baktı. Kırmızı sıvı elini kaplamıştı. Yavaşça ayağa kalktı. Hocaya döndü.
"Revire gidebilir miyim?" Başıyla onaylayan hocayı beklemeden adım attı. Yerde ki çıtırdama sesine ufak göz gezdirdi. Gözlüğünü ezmişti. Umursayamayacak kadar sinirliydi. Ufak duraksamanın ardından hızlı adımlarla sınıftan çıktı. Arkasından hâlâ kıkırdama seslerini duymak gururuna derin darbeler indiriyordu. Sırtını duvara yaslayıp yere çöktü. Dolan gözlerine engel olamadı. Kafasını arkaya yaslayarak derin bir nefes verdi. Eliyle sıkışan kalbini tuttu. Çevresinde ki kimsenin duyamayacağı bir sesle fısıldadı.
"Sakin ol. Sakin ol." Ağrıyan başını umursamadan kanlı eline baktı.
"Söz verdin." Dedi gülümseyerek. Derin derin alıp verdiği nefesleri sakinleşmeye başlamıştı. Son kez derin bir nefes alıp verdi ve duvardan destek alarak doğruldu. Fısıldadı.
"İyiyim. Her zaman olduğu gibi, iyiyim." Yavaş adımlarla revire doğru yürüdü. O esnada çalan zille sınıf kapıları açıldı. Yanından çarparak geçen insanları umursamadan ayakta durmaya devam etti. Dışardan zayıf gözükse de bir o kadar güçlü adımlarıyla revir kapısını çalabilecek kadar yakınlaştı. Titrek ellerini yumruk yaparak kapıyı tıklattı. İçeriden gelen girmesine izin veren sesle kapıyı açtı. Önünde ki kağıtlara yazı yazmakla uğraşan önlüklü kadına bakıp yatağa doğru yürümeye başladı.
"Neden geldin?" Arkasından gelen sesle dönüp baktı. Ona dönmesiyle kocaman açılan gözleri gördü. Kafasını hafif yana eğerek gülümsedi.
"Dinlenmek istiyorum." Cümlenin bitimiyle yatağa yığılması an meselesiydi. Hızla ona doğru koşan adımları umursamadan vücudunu yatağa bıraktı. Gözlerini kapattı. Sadece birazcık dinlenmek istiyordu.
.
.
.
.
.
.
Odaklanarak okuduğum kağıtlardan zihnimi ayırmama yardımcı olan kapı tıklatma sesiyle hafifçe irkildim. Anlık olarak gözlerimi kapıya çevirdim. Normalde kimse tıklatmaz içeriye dalardı.
"Girin." Gözlerimi kağıtlara çevirip müdürün yüklediği iş yükünü bitirmek için hırsla tekrardan çalışmaya başladım. Kulağıma gelen kapı açılma sesi gözlerimi kağıtlardan ayırmama yetmedi. Yanımdan yerde sürünerek geçen ayaklarla kafamı kaldırdım. Titreyen vücuduyla yatağa doğru yürüyordu. Kulağının arkasından omuzlarına doğru inen kırmızı sıvıya baktım.
"Neden geldin?" Şüpheli bakışlarım onun bana dönmesiyle şaşkın bakışlara döndü. Yüzünün sağ tarafından aşağıya doğru süzülen kan damlaları daha öncesinde kurumuş kanın çizdiği hizzadan gidiyordu. Kafasını hafifçe yana doğru eğdi. Gülümsedi.
"Dinlenmek istiyorum." Kapanmak üzere gibi gözüken gözlerini fark etmemle ona doğru koştum. Ben daha yetişemeden yatağa uzanmış vücuduna baktım. Dizleri hırpalanmış, üstü tozlanmış vücudunda başka bir yara aradım. Müdahale etmek için hızla malzemelere uzandım. Revirin kapısının hızla açılma sesini duydum ama ona dönecek fırsatım yoktu.
"Ambulansı ara." Ellerimle kafasından akan kanı silerek yarayı görmeye çalıştım. Okulda ki imkanlarla yapabilecek bir tedavim yoktu ki sarsıntı geçiriyor olabilirdi. Arkamdan hiçbir ses duymayınca kafamı kaldırıp ona döndüm. Hareketsiz şekilde yatakta uzanan çocuğa bakan kızı çoktan tanımıştım.
"Ecrin!" Bana dönen göz bebeklerine baktım.
"Hastanede bakılması gerek ambulans çağır." Başını sallayarak ceplerini karıştırdı. Önüme dönerek yaptığım işe devam etmeye başladım. Fazla kanıyordu. Ufak bir yarık olmadığı çok belliydi. Kanı temizledikce yenisi ekleniyor gibiydi. Kaçıncı pamuk olduğunu bilmeden kenara fırlatıp yenisini aldım. Buraya kadar nasıl gelmişti inanılır gibi değil.
"Aradım. Geliyorlar. O nasıl?"
"Yarasını göremiyorum ama bu kadar kanaması normal değil. Yarası büyük gibi." Saçlarının arasını açarak bakmaya çalıştım. Pamuklarla temizlemeye çalışan Ecrin'in yardımıyla yarayı bulabilmiştim sonunda.
"Kötü."
"Ne?"
"Nasıl yapmış bunu Allah aşkına."
"Dersteyken düşmüş. Sanırım kafasını sıraya çarpmış."
"Lanet. Kaç yıldır sıraları değiştirmeleri için dil döküyorum." Kafasının sağ tarafında uzun ve hafif derin yaraya baktım. Sıranın sivri kenarı düşmenin etkisiyle derin bir yarık açmıştı anlaşılan. Dışarıdan gelen siren sesleriyle Ecrin'e baktım.
"Buraya gelmelerine yardım et taşıyamayız. Sarsıntı geçiriyor olabilir." Başıyla onaylayarak koştu.
"Ah be sakar çocuk." İç çekerek yaranın çevresini temizlemeye çalıştım. Koridordan gelen koşma sesleriyle doğrularak kapıyı açtım. İçeriye giren sedyeye baktım.
"Düşerken kafasını sıraya çarpmış. Şiddetli çarpma sebebiyle uzun ve hafif derin yarası var. Sarsıntıdan şüpheleniyorum." Görevli başıyla onaylayarak döndü. Derin nefes alarak koltuğuma oturdum. Elimde ki eldivenleri çıkartarak masanın altında ki çöpe attım. Odadan çıkan görevlilerin peşinden gitmek üzere olan Ecrin'in kolundan hızla tuttum.
"Nereye gidiyorsun?"
"Hastaneye. Onu yalnız bırakamam."
"Okuldasın ve bir öğrencisin Ecrin. Biliyorum çok yakın arkadaşsınız ama buna izin veremem." Ellerimden kurtulmaya çalışan hırslı gözlerine baktım.
"Ama-"
"Aması yok. Bişeyi olmadığına eminim. Çıkışta gidersin o zamana tüm kontrolleri yapılır zaten." Bunu desem de kurduğum cümleye ben bile inanmıyordum.
"Peki."
"Gözüm üstünde okuldan adım attığın an anneni ararım." Oflayarak kafasını salladı.
"Tamam." Bileğini bıraktım. Kapıdan çıkmak üzereydi.
"Ecrin." Kafasını çevirip bana bakmasıyla, gözümün önüne çocuğun gülümsemesi geldi.
"Büşra abla?" Kafamı iki yana sallayarak Ecrin'e baktım.
"Lütfen derslerine odaklan."
"Tamam merak etme!" Gülümseyerek önüne dönüp kapıyı kapatarak odadan ayrıldı. Dalgın düşüncelerimin arasında tabiki de o çocuk vardı. Gözümden düşen yaşa engel olamadım. Çocuğun gülümsemesi, küçükken kaybettiğim oğlumun son görüntüsünü anımsatmıştı. Masanın üstünde duran fotoğrafa baktım. Çerçeveyi ellerimin arasına aldım. Fotoğrafta ki gülümsemesinin üstünde ellerimi gezdirdim. Göz yaşıma engel olamayarak çerçeveye sımsıkı sarıldım.
"Seni özledim bitanem."
.
.
.
.
.
.
Başında hissettiği derin ağrıyla gözlerini açmaya çalıştı. Bulanık görüşü yavaşça aydınlanmaya başladığı sırada, gözüne vuran ışığı engelemek için elini kaldırarak siper etti. Hissettiği ağrı şiddetlenince istemsizce ağzından çıkan iniltiye engel olamadı.
"Batu?" Kulaklarına ilişen ismiyle sağına doğru bakmaya çalıştı fakat kafasına saplanan şiddetli ağrı bunu engelledi.
"İyi misin? Beni duyuyor musun? Bekle hemşire çağırayım." Oturduğu yerden kalkan vücudu görmesiyle bileğinden tutmak için hızla kendini o tarafa doğru attı. Kafasına giren ağrıyla öbür eliyle kafasını tuttu.
"İyi misin?" Bileğinden tuttuğu elin sahibine baktı. Gülümsedi.
"İyiyim." Kurduğu cümleyle çatılan kaşlara baktı.
"Yalancı." Gülümseyerek kendini yatağa geri bıraktı.
"İyiyim gerçekten. Sadece başım çok kötü."
"Hey. Bu iyi olmadığını gösteriyor salak." Güldü. Kurulan cümleye karşı gülmemesi elde değildi. Omzuna vurulan hafif yumrukla daha çok gülmeye başladı. Başına saplanan ağrıyla kahkahası iniltiye döndü.
"Hey! İyi misin? Özür dilerim ben vurdum diye mi oldu?"
"Sorun yok Ecrin. Daha kaç kere iyiyim demem gerek acaba?" Omzunda duran eli tutmak için öbür elini uzatmak istedi ama ne yazık ki serum takılıydı.
"Noldu? Saat kaç? Ne zamandır hastanedeyim?"
"Düşüp kafanı yarmışsın aptal."
"Ah doğru. Öyle olmuştu dimi." Gülümseyerek gözlerinin içine baktı.
"Böyle gülümseme."
"Ne?"
"Acı çektiğin halde gülümseme." Karşısında ki gözlerin dolu dolu olduğunu, göz altlarında ıslaklıklar olduğunu fark ettiği an içinde ki kuşkuya engel olamamıştı.
"Noldu? Neden ağlıyorsun? Ufak bir kaza Ecrin az sonra ayağa kalkarım eve bırakırım seni olmaz mı?" Gözlerinden ayrılıp aşağıya doğru bakan gözlere bakmaya çalıştı. Olumsuz şekilde sallanan kafasını tutmak için elini uzatmak üzereydi ki hızla açılan kapıyla gözlerini o tarafa çevirdi.
"Senin yüzünden! Hepsi senin yüzünden oldu!" Üzerine doğru koşan annesinin hırçınlık dolu bağırış sesleri tüm hastaneyi inletiyordu. Anlamaz bakışlarla ona doğru baktı. Kapıdan ona doğru gelen babasını görmesiyle doğrulmaya çalıştı. Tam doğrulmuştu ki yanağına inen darbeyle vücudu yatağa yapıştı.
"Senin yüzünden oldu her şey!" Eliyle yanağını tuttu. Kafasında ki ağrıyı umursamadan babasına doğru baktı. Yakasından tutularak kaldırılmasıyla babasının yakasını tutan elini tutmaya çalıştı.
"Sana eve erken git demiştim! Ne bok yedin de erken gitmedin piç herif!" Anlamsız ve acı dolu bakışlarını annesi, babası ve babasını tutmaya çalışan Ecrin'in üzerinde gezdirdi. Yere yıkılıp çığlıklar atarak ağlayan annesine baktı. Öfkesini kendisine kusan ve yüzüne bir darbe daha atmak için yumruğunu hazırlayan babasına baktı. Onu çelimsiz vücudu ve olağan gücünü kullanarak durdurmaya çalışan Ecrin'e baktı. Kapıdan girmek üzere olan doktorlar ve güvenliğe doğru baktı. Her şey çok anlamsız geliyordu. Yüzüne yediği darbeyle kafası sağa doğru döndü. Eğer vücudu yakasından tutulmasaydı yediği darbenin gücünden dolayı emindi ki yeri boylayabilirdi. Sesler buğulaştı. Kafasına oldukça şiddetli bir ağrı saplandı. Gözleri karardı. Üzerinde hissettiği yükün kalkmasıyla babasının üstünden alındığını anlamıştı. Yanaklarını tutan elleri hissetti kısa bir süre.
"Batu!" Buğulu seslerin arasında ismini duydu. Gözlerini açamayacak kadar bitkin hissediyordu. Sesler netleşti.
"Sakın bir daha karşıma çıkma! Duydun mu lan beni şerefsiz!!"
"Batu!"
"Senin yüzünden öldü kızım!! Senin yüzünden!" Duyduğu cümlenin şokuyla açmakta zorlandığı gözlerini kocaman açtı. Karşısında ki Ecrin'e baktı. Gözleri yaşlarla dolu Ecrin'e baktı. Oldukça kısık bir sesle konuştu.
"Ne?" Derin nefesler almaya çalıştı.
"Kardeşim? Kardeşim mi öldü?" Derin nefesleri sık sık ve az alınan nefeslere döndü.
"Şş sakin ol." Vücuduna sarılan kollara baktı. Okşanan saçlarını kulağının yanında konuşan Ecrin'i dinlemek istedi. Bu bir şaka olmalıydı değil mi?
"Benim kardeşim? Öldü mü?" Odayı kaplayan sessizlikle koridordan gelen bağırış sesleri bir değildi. 'Kızım!! Sen öldürdün kızımı!!' annesinin attığı çığlıkları duymamak için kulaklarını kapatmak istedi.
"Senin suçun değildi." Kulağının hemen yanında söylenen sözleri dinlemek istedi. Beyninde iç savaş dönüyordu. Benim suçumdu! Benim suçum değildi!
"Senin suçun değildi." Kollarından tutarak kızı hızla kendinden ayırdı.
"Benim suçumdu." Kolunda ki serumu hızla çekerek ayağa kalkmaya çalıştı. Kolundan tutan gözü yaşlı kıza baktı.
"Senin suçun değildi Batu." Titreyen sesini dinlemek istedi.
"Her şey benim suçumdu." Kolunu tutan eli tutarak kolundan ayırdı. Güçsüz adımlarını kapıya doğru yöneltti. Odadan çıktı ve arkasında ki enkazı umursamadan koşmaya başladı. 'Her şey senin suçundu. Her şey senin suçundu. Her şey senin suçundu.' kafasının içinde yankılanan sesleri umursamadan hızını arttırdı. merdivenleri koşarak indi. Kafasında hissettiği ağrı umrunda değildi. çıkış kapısına koştu. Hastane çıkışından adımını atar atmaz duraksadı.
"Her şey benim suçumdu. Her şey, benim suçumdu."
Gözünden akan yaşları gözüne silerek karşısına baktı. Arkasından gelen adımları umursamadan koşmaya başladı. Olağan gücüyle. Her şeyin bir şaka olduğunu ümit eden tarafına güvenerek.
Verdiği iç savaşın galibini reddederek koşu hızını arttırdı.
"Batu dur!" Dinlemedi. Nefes nefese kalan vücudunu, dinlemedi. Her şeyin onun suçunun olduğunu söyleyen sesi, dinlemedi. Peşinden koşan sevdiği insanı, dinlemedi. Sadece koştu, koştu ve koştu. Nefes alamayacak hale gelene kadar. Vücudu ağrıyı unutana kadar ve adımları doğru yeri bulana kadar. Gözlerinin hizasına giren harabeyle durdu. Kocaman açılmış gözleriyle küle dönmüş, dumanlar çıkartan eve baktı. Artık vücudunu taşıyamayan bacakları büküldü. Yere oturdu. Gözleri sabit karşısında ki harabe evdeydi.
"Hayır. Hayır. Hayır." Elleriyle gözlerini kapattı. Sıkışan kalbini tuttu.
"Şaka. Sadece şaka." Yumruk yaptığı elini yere geçirdi. Kafasını kaldırıp tekrar karşısına baktı.
"Rüya? Bu bi rüya. Evet bu bir rüya." Saçlarını çekiştirdi.
"Uyan. Uyan." Kendisine attığı sert tokatla yüzü yana döndü.
"UYAN LANET OLSUN UYAN!" Öfkeyle bağırarak yeri yumruklamaya başladı. Gözlerinden düşen yaşa engel olamıyordu. Hırıltıyla beraber attığı çığlıkları, yere vurduğu yumruklar tamamlıyordu. Bu tanıdık his, vücudunu darmadağın ediyordu. Elleri kalbini söküp atmak istermişçesine göğsünü buldu. Yalvardı, acının bitmesi dileğiyle gökyüzüne haykırdı çığlıklarını. Çevresinde ki insanların garip bakışları bu sefer umrunda değildi. Farkında bile değildi. Hırıltı dolu çığlıklar atarken omuzlarından dolanan kollarla birlikte vücudunu geriye çekti.
"Geçicek." Nefes nefese sarılan vücudun omuzlarına gömdü yüzünü.
"Beraber atlatıcaz."
"Benim yüzümden! O benim yüzümden öldü!"
"Şş hayır."
"Benim suçum! Ecrin benim suçum!"
"Batu!!" Omuzlarından tutan ellerin sahibine baktı.
"Senin suçun değildi."
"Eğer vaktinde gelseydim-" kafasından tutulup çekilmesiyle sözlerini biteremeden kendini huzur bulduğu iki kolun arasında buldu. Saçlarını okşayan narin eller, ara ara buse konduran göz yaşlarıyla ıslanmış dudaklar, sık sık alınıp verilen nefesler, inip yükselen kafasını koyduğu göğsü ve huzur dolu sesi.
"Hiç bir şey senin suçun değildi. Rahatla. Ağla. Derin nefesler al. Sakinleş."
"Özür dilerim."
"Senin suçun değildi."
"Peşimde koşturduğum için özür dilerim." Yaşlı gözlerinin arasında geçirdiği krizin yok olduğunu hissetti.
"İyi misin?" Derin bir nefes vererek ondan ayrıldı. Gözlerinden akan yaşı koluna silerek karşısında ağlayan yüze baktı. Kafasını yana yatırdı. Gülümsedi.
"İyiyim." Dudağının kenarına dokunan elle sızlandı.
"İyiymiş hadi ordan." Eliyle dudağının kenarını sildi.
"Hastaneye gidelim. Hem kafanda ki dikişler de iyi değil gibi gözüküyor." Kolunun altından tutarak beline dolanan ele baktı.
"Yardım ediyim hadi."
"Hastaneye gitmeye gerek yok." Sinirli bakışlara baktı.
"Gidiceksin-"
"Seni eve bırakalım." Şaşırmış gözlere aldırmadan belinde ki eli tutarak gevşetti. Aralarına mesafe koydu. Yürümeye başladı.
"Hastane." Yanına gelen adımlara baktı.
"Ev." Gülümseyerek kıza baktı.
"Of tamam. İnat pislik." Yavaş ve sessiz bir yürüyüşten sonra adımları kızın evinin önünde durdu.
"İçeri gel." Omuzlarından tutarak kızı eve doğru döndürdü ve kilitli bahçe kapısını açarak onu içeri doğru itti. Kapıyı arkasından kapattı.
"Hey!" Gözlerinin en içine baktı. Hiç bir zaman bakamadığı gözlerin en içine baktı. Orada bulunan duvarları yıkmak istermişcesine ve kendi duvarlarını yıkmışcasına. Kafasını yana doğru eğdi. Gülümsedi.
"Seni seviyorum." Karşısında ki şaşkınlıktan büyümüş göz bebeklerine baktı. Kilidini tuttuğu kapının üstünden eğilerek elini tuttu.
"Seni kalbimi yok edermişçesine çok seviyorum. Sana her baktığımda kalbimi kaybedecek kadar. Fark edersin korkusuyla sana bakamayacak kadar. Ders bitse de onu görsem diyecek kadar. Görmediğim her gün zehir olup beni öldürecekmiş gibi hissedene kadar. Gözlerine şuan baktığım gibi hiç bakamayacakmış gibi seviyorum seni. Yediğin şekerin kabını saklayacak, sevdiğin içeceği her sabah erken kalkıp almak isteyecek kadar çok seviyorum. Sabahları seninle beraber yürüyebilmek için 1 saat evinize yürüyecek kadar çok seviyorum." Eline ufak bir buse kondurdu. Gülümsedi.
"Benim yüzümden acı çektiğin için özür dilerim."
"Batu-"
"Seni hep peşimde sürüklediğim için özür dilerim."
"Hey!-"
"Arkadaş olduğumuzu bilmeme rağmen seni sevdiğim için de özür dilerim. Yalan söylediğim, seni üzdüğüm için de özür dilerim. Senden sakladıklarım, sana söyleyemediklerim için özür dilerim. Umutsuzca kendimi sana bağladığım ve seni de kendime bağladığım için özür dilerim. Etrafında ki herkesin senden uzak durmasına sebep olduğum için de özür dilerim. Senden kaçtığım için özür dilerim. Bu kadar ezik bir insan olduğum, sana layık bir insan olamadığım için özür dilerim." Gözünden düşen yaşı hızla sildi. Elinin arasında ki nazik eli hafifçe sıktı. Yüzünde her zaman olan gülümsemesini suratına yerleştirdi.
"Mutlu olmana engel olduğum için, özür dilerim. Seni çok seviyorum." Gözlerini ondan ayırıp arkada açılan kapıya baktı. Gülümseyerek tekrar ona döndü.
"Gitme vaktin geldi. Seni sevdiğimi unutma. Hasta olmamaya dikkat et. Yemeklerini aksatma."
"Batu. Neden veda eder gibi-"
"Düzenli uyu. Hep baş ağrısı çekiyorsun bu yüzden. Şekeri az yemeye dikkat et. Voleybol oynarken dikkat et sakatlanma. Önüne gelen her insana güvenme. Güzel arkadaşlıklar kur. Mutluluğunu engelleyecek kimseyi hayatında barındırma. Başkasının iyiliği için kendinden feragat etme. Hep önce kendini düşün. Kimsenin seni üzmesine izin verme. Ağla ama çok ağlama olur mu? Düşen her yaşın hesabını sor ve lütfen dinlen. Fiziken değil, ruhen. Kendine çok yüklenme ve son olarak, birini sev. Kendine dikkat et Ecrin. Bu kadar geç kaldığım için özür dilerim." Ellerini bırakıp geriye doğru bir adım attı. Kafasını yana doğru eğip gülümsedi.
"Ecrin!" Kız sesin geldiği yere doğru döndü.
"Geliyorum anne." Annesi içeri girdi.
"Batu, yarın konuşsak-" arkasını dönmesiyle kocaman bir boşlukla karşılaştı. Demir kapıyı açıp dışarı çıktı. Gözleriyle etrafı taradı. Ondan hiç bir iz yoktu.
Sanki, hiç varolmamış gibi.
Giriş, tamamlandı.