7. Bölüm

1379 Words
--- **Yazardan…** Kadınlara pay edilmişti acı. En sert ayazda bile, yüreklerindeki ateşle ısıtırlardı buz gibi bedenlerini. Önce ilmek ilmek işlerdi bazı kadınlar acıyı, sonra da bir kaftan diye geçirirlerdi üzerlerine. Bazılarına her mevsim kara kıştı; onları güneş ısıtmazdı, sadece beyaz tenlerini yakardı. Hevi de onlardan biriydi. Daha on üçünde, babasının kumar borcu için satılmaya çalışılmıştı. Kaderden kaçılır sanmıştı küçük Hevi, daha neden kaçtığını bilmeden… Ama şimdi kaçtığı kader, yine onu başka bir hayata mahkûm ediyordu. Yıllar sonra bulduğu abisinin canı için kendini feda etmişti. Töre kaç canı, kaç genci kurban etmişti? Hejar ve Hevi, bunlardan sadece biriydi. Genç kadın aynadaki yüzüne baktı önce, sonra titreyen ellerine… İnsanlar yüzünün yanık olmadığını öğrendiklerinde, onlara ne diyecekti? Dili nasıl varacaktı? *"Babam beni satmaya çalıştı da, ben de kaçtım,"* diye . Can dostu zilşan tuttu kolundan , Küçük odadan salona geçtiler. Ev halkıyla vedalaştı. Doyamadığı anasına, yüreği burkularak veda etti. Ferman, abisi sarıldı ona. Biliyordu Hevi’sinin yaşadıklarını. Duymuştu annesini kardeşiyle gizli gizli konuşurken. Ses etmemişti. Daha küçüktü, koruyamazdı kardeşini. Sonra öldü sandı. Ama yıllar sonra ağanın kızına sevdalandı, ölümü göze almıştı. Aşktı işte; bir kalbe uğradı mı gitmek bilmezdi. Ama nereden bilsin genç adam, sevdası uğruna öldü sandığı kız kardeşi feda olacaktı. Herkesin gözünde yaş vardı, ama Hevi’nin yüreğinde koca bir ateş yanıyordu. Ferman, kardeşinin kolundan tuttu. Düğün merasiminin yapılacağı Merdo ağanın konağına doğru yol aldılar. Hejar Ağa bahçede bekliyordu, öfkeyle. Biraz sonra bu bahçeden Hevi girecekti. Sevdiği kadınla arasına giren Hevi… Acımıştı elbet Hevi’ye, lakin bunu belli etmezdi. Üzülmesin diye… Ama bu gün ona büyük acıyı yaşatacağına yemin etmişti genç adam . Sevdiği kadın onu reddetmişti: *"Ben kuma olmayı kabul etmem,"* demişti. *"Kaç yıldır evlenmedi, şimdi yüzü yanık bir kızla evlenir?"* diyenleri umursamıyordu Hejar Ağa. Devran Ağa koluna dokundu ve: *"Biliyorum zordur Hejar, ama yorma kendini. O kız da mecbur kaldı. Sakın ona eziyet etme. Yüzü yanık belki, ama sen kalbine bak. Kalbi güzel olsun,"* diyerek elini dostane bir şekilde arkadaşı Hejar Ağa’nın omzuna vurup konağı terk etti. Gelen seslerle evleneceği kadının geldiğini anladı, ama dönüp bakmadı bile genç adam. Ferman, kardeşinin kolundan narin bir şekilde tutup Hejar Ağa’nın yanına bıraktı. Hejar Ağa’nın yanında duran dicleyi aldı, içeride duran masaya geçip oturdu. Hejar Ağa, Hevi’ye baktı: *"Ne o, peçen gitti, şimdi bu duvağın altına mı saklanırsın?"* Hevi, duyduğu sözlerle bir damla göz yaşı döktü. Kulaklarında onun için söylenen sözler çınlıyordu: *"Boşa dememişler , Allah çirkin şansı versin."* *"Aman sanki ağayla evlendi de ne olacak? O yüzle Hejar Ağa koynuna alır mı?"* Ne kadar da acımasızdı bu insanlar… Hejar Ağa: *"Şimdi aç bu yüzünü, öyle girersin konağıma!"* Hevi, titrek elleriyle yüzündeki örtüyü tuttu, ama açmaya cesaret edemedi. Bunu anlayan Hejar Ağa, sert bir şekilde kırmızı duvağı çekti. Genç adam gördüğü sima karşısında elindeki duvağı yere düşürdü. Çünkü karşısında yüzü yanık bir kadın değil, ay bile kıskandıracak kadar güzel bir kadın duruyordu. Herkes şok içindeydi. Şaşkınlıkla genç kadının güzelliğine bakıyorlardı. Adeta bir peri kızı duruyordu karşılarında. Herkes ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Hevi başını öne eğdi, sanki gerçekten yüzü yanıkmış da insanlar onunla alay ediyormuş gibiydi. Başını usulca kaldırdı, karşısındaki bir çift öfkeli kara gözlere baktı. Ve biliyordu ki, onu çok zor günler bekliyordu. --- **Hevi’den…** Karşımda bana öfkeyle bakan Hejar Ağa’ya baktım. Kolumu öyle sert tutuyordu ki önce etrafına baktı, sonra dönüp bana dikti gözlerini. *"Bu da ne oluyor şimdi? Söylesene!"* Yüzümü sorduğunu biliyordum, ama ne diyecektim? *"Ne yaptın da saklanmak zorunda kaldın? Söyle!"* Kolumu çekmeye çalıştım, ama öyle sert tutuyordu ki canım çok acıyordu. *"Bunu bilmek zorunda değilsin. Sen ne kadar mecbur kaldıysan, ben de mecbur kaldım,"* dediğimde, Zilşan yanıma geldi. *"Hadi Hevi, geç otur,"* diyerek bana baktı. Bakışlarım Zilşan’ı bulduğunda, Hejar kulağıma eğilip fısıldadı: *"Çok pişman olacaksın. Ama her şey için çok geç."* Sonra kolumu bıraktı. Zilşan kolumdan tuttu ve Ferman abimlerin hemen yanına kurulan masaya oturttu beni. Düğün başlamıştı bile. Ne saçmaydı bu? Benim düğünümdü, ama sanki bir yabancının düğününe katılmış gibiydim. Gelin bendim, ama gözlerim buna inanmak istemiyordu. Üzerimdeki gelinlik, bazıları için gerçekten gelinlik olurdu; ben ve benim gibiler içinse sadece bir kefendi. *"Allah’ım, sen yardım et bana. Bir yol göster!"* Abime, Dicleye baktım. *"En azından onlar mutlu olsun,"* diye geçirdim içimden. Esme annemin gözyaşları bir türlü dinmiyordu. Zarife annem hemen yanımda oturmuştu, o da sadece acı içinde bana bakıyordu. İnsanların şaşkın bakışları beni o kadar rahatsız ediyordu ki başımı bile kaldırmak istemiyordum. Düğün böyle geçip gitti. En son çalınan halayla düğün son buldu. Abim Dicle, annemler ve diğer herkes konağı terk etti. Eyşan gelip kolumdan sert bir şekilde tuttu: *"Kalk, hadi eve gidiyoruz!"* Ayağa kalktım. Kimse yoktu, herkes gitmişti. Sadece Eyşan yanımdaydı, o da mecburiyetten kalmıştı. Merdo Ağa’nın konağından çıktık ve kapıda duran siyah arabaya bindik. Ağlamamamak için kendimi zor tutuyordum. *"Zaman dursun ve bu an hiç bitmesin,"* istedim. Ama konağın önünde duran arabaya baktığımda, gözlerim tekrar konağa döndü. *"Hadi in, ne bekliyorsun?"* Eyşan’ın sert sesiyle kapıyı açtım ve gelinliğin dar eteğinden dolayı biraz zorlansam da arabadan indim. Konaktan içeri girdim. Avluda oturmuştu herkes. Kadir Ağa, Ayşan’a bakıp: *"Hadi yengeni yukarı çıkar,"* diye konuştu. Ama Hazan yanım öyle sert bir şekilde ayağa kalktı ki: *"Sakın ola bu hizmetçi parçasını oğlumun odasına götürmeyin!"* diyerek Kadir Ağa’ya döndü. *"Bunu mu ? layık görürsün oğluna! Madem kan dökülmesin diye geldi bu eve, o zaman görevini yapsın. Önce neyse, yine o olacak!"* Kadir Ağa ayağa kalkıp: *"Bak Hazan Hanım, bu güne dek ne dediysen ses etmedim. Ama bundan sonra beni bulursun karşında. Ne dediysem o! Hadi Eyşan , yengeni odasına götür!"* Eyşan öfkeyle yanıma geldi ve kolumdan tuttu: *"Hadi!"* Onu takip ettim. Odanın önüne geldiğimizde kapıyı açıp sert bir şekilde beni içeri itti. *"Çok sevinme! Abim bir hizmetçiyi koynuna almaz. Alsada, koynuna almaktan öteye gitmez!"* Diyerek kapıyı sertçe üstüme kapattı. Evet, Eyşan sert biriydi, ama bu kadar öfkeli olduğunu ilk defa görüyordum. Belki de abisi içindi, bilemiyordum. **Ayakta Durmaktan Yorulduktan Sonra kahve ahşap işlemeli koltuğa geçip oturdum. Epey zaman geçtikten sonra …Odaya Zeynep geldi, elinde yiyecek bir şeyler vardı. "Sağ ol," dedim ama aç değildim. "Hadi ye Hevi, akşam oldu, açsındır." "Bana kızgın değil misin?" "Niye kızayım Hevi? Yüzünü bizden sakladın diye mi?" sen benim arkadaşımsın Hevi. Bu senin hayatın, senin sırrın. Ama bu kadar güzel olduğunu gerçekten bilmiyordum. Merak ettiğim şu: Bu kadar güzelsin, neden sakladın yüzünü? Ama bunu söylemek zorunda değilsin." Elini tuttum. "Belki zamanı geldiğinde, kendime itiraf ettiğimde, sana da söylerim. Ama şimdi değil." Zeynep elimi sıktı. "Hadi bir şeyler ye, ben gideyim. Gizlice geldim, Hazan Hanım kızmasın," diyerek odadan çıktı. Hiçbir şey yemek istemiyordum. Öylece oturdum. Saat kaçtı, onu bile bilmiyordum. Ayağa kalktım, elimi yıkamak için odadaki banyoya gidecektim ama odanın ortasında duran aynaya takıldı gözlerim. Yavaşça oraya gittim, yüzüme baktım. "Artık bu peçenin ardına saklanmayacaksın Hevi. Hep kurtulmak istemiştin, ama şimdi niye korkuyorsun Hevi? Niye? Söylesene! Şimdi herkes seni yalancı diye yargılayacak." Aynadaki yansımama dokundum, ama duyduğum sesle irkildim. "Ne o, çok mu güzel olduğunu sanıyorsun?" Arkama baktım, Hejar Ağa öfkeyle bana bakıyordu. Eline geçirdiği kül tabağını aynaya fırlattı. Ayna tuzla buz olurken, ben olduğum yerde korkuyla tiz bir çığlık attım. Bana yaklaşıp öfkeyle saçımı tuttu. "Bırak, canım acıyor!" dedim. Ama o dinlemiyordu. "Sana bırak dedim!" diyerek elini tuttum ve onu geri ittim. "Sana demiştim, pişman olacaksın." Kolumu tutup arkasında duran yatağa itti. Korku içinde ona baktım. Beni öyle bir itti ki sırtüstü yatağa düştüm. Üzerime eğilip, "Madem karım oldun, o zaman görevini yerine getir," diyerek yüzüme doğru eğildi. Sıcak nefesi yüzüme çarpıp geçiyirdu . benim Elimden gelen tek şey ağlamaktı. "Yapma bunu! Öldür beni ama yapma bunu! Bir insan bu kadar kötü olamazdı Hejar Ağa! Bu kadar kötü olamazsın!" "Ne o, güzelliğine çok mu güveniyorsun?" Onu ittim. "Uzak dur benden!" Gür bir kahkaha atarak geri çekildi. "Senin gibi birini bırak koynuma, yatağıma bile almam," diyerek beni sert bir şekilde yataktan çekip yere itti. Derin bir nefes aldım ve ona baktım. "Ben bu evliliğe mecbur kaldım ya sen? Bana eziyet etmek için neye mecbur kaldın Hejar Ağa?" Bu sözlerim onu öyle öfkelendirdi ki sinirle bana eğildi ve çenemi öyle sert tuttu ki bir an kırılacak sandım. "Emin ol ki bu daha hiçbir şey! Kaybettiğim şeyin bedelini sana ödeteceğim. Sen benden sevdiğimi aldın!" "Sen benden sevdiğimi aldın..." Duyduğum son cümleyle kalbime bıçak saplanmış gibi oldu. Ama bu nasıl olurdu? Hejar Ağa birini mi seviyordu.? Allah'ım, ben ne yapmıştım? Abimin canı için , bu evliliğe mecbur kalmıştım. Ama ben abim ve Dicle'yi kurtarmak isterken, Hejar'ı ve kendimi ateşe atmıştım. ---
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD