1. bölüm
**Köyden Kaçtığım Geceyi Asla Unutamam**
Ay ışığı bile saklanmıştı sanki o gece. Annemin eli elimdeydi, ama sesi titriyordu. *“Sakın ses çıkarma, kızım,”* dedi fısıltıyla. O gece, annemin ayakları hiç bu kadar hızlı yürümemişti; elleri hiç bu kadar sıkı tutmamıştı beni. O an anlamıştım: **Annem korkuyordu… Hem de çok korkuyordu.**
Babamın sesi kulaklarımda çınlıyordu:
*"Bu kız benim borcumun kefareti!"*
**Benim hayatım, bir borcun bedeliydi.** Bir adamın parmakları arasında sıkışmış bir kâğıt parçası kadar değersizdim onun için. Annem bunu asla kabul etmedi.
Gece boyunca yürüdük. Ayaklarım kanıyor, ciğerlerim yanıyordu. Ama korkum, yorgunluğumdan büyüktü. Gün doğarken, annemin *"dost"* bildiği bir kadının kapısına vardık. Kapıyı açan kadın önce şaşkın, sonra endişeliydi. Annem, **"Kızımı sakla. Onu öldürmelerine izin verme,"** dedi. Kadının gözleri doldu, ama başını salladı.
O andan sonra, **benim adım, benim yüzüm, benim geçmişim silindi.**
Artık **"yüzü yanık bir kız"**dım.
---
**Aradan Yıllar Geçti…**
Diyarbekir’in dar sokaklarında büyüdüm. Kalabalık içinde, **sessiz bir gölge** gibi. Çarşafımın ardında meraklı bakışlar vardı, ama kimse *"Ne oldu sana?"* diye sormadı. Çünkü herkes, **konuşulmaması gerekenleri bilmemeyi tercih ederdi.**
Konağa gelişim de böyle oldu. **Hejar Ağa’nın konağına** gittiğimde on altı yaşındaydım. Küçük bir hizmetçiydim. Ne göz önündeydim, ne de tamamen saklı. Zamanla konağın insanlarını öğrendim; **içimdeki korkuyla büyüdüm.**
Şimdi on dokuz yaşındayım. **Yıllardır kaçtığım geçmişim, bu konağın kapısından içeri giriyor.** Annem, babam, abim… Hepsi burada.
Ve **Hejar Ağa…**
Hakkında çok şey duymuştum: **Sert, acımasız ve güçlü.** Ama kimse onun **içini** bilmiyordu. Ben de bilmiyordum. Tek bildiğim, **geçmişin benden kaçmadığıydı.**
Ve burası, artık benim de **sürgün yerimdi.**
Köyden kaçtığım gece, annem bana **"Artık senin yüzün yanık"** dediğinde, anlamamıştım. O zamanlar küçüktüm, sadece korkuyla başımı salladım. **"Böyle daha güvende olacaksın"** diye ekledi. Sonra, o soğuk sabah, **yanık izi taklidi yapmak için** esme anne yüzme bitkilerle yaptığı bir karışım sürdü
**"Kimse yüzüne bakmayacak, kimse seni tanımayacak,"** dedi. **"Böylece baban bile seni bulamaz."**
Yıllarca bu yalanı taşıdım. Diyarbekir’in dar sokaklarında, **"Yüzü yanık Hevi"** diye tanındım
**"Yanık Olmayan Yüzümü Yakıyorlardı"**
Yıllar geçtikçe, **kendi yalanıma inanmaya başlamıştım.** Sabahları aynaya baktığımda, **gerçekten yanık görmeyi bekliyordum.** Çünkü insanlar öyle görmek istiyordu.
*"Vah zavallı, gç yüzü mahvolmuş..."*
*"Allah kimseyi böyle yakmasın."*
Her bakış, her fısıltı, **tenime işliyordu.** **Gerçek yüzümü saklamak için sürdüğüm o karışım , ruhuma da sızmıştı.**
**Ama en acısı, bana acıyanlardı.**
O küçümseyen gözler, o "merhamet" maskesi altındaki iğrenç tatmin... **Beni "yanık" diye ezberlemişlerdi, öyle görmek istiyorlardı.
**Sanki bir canavarmışım gibi baktılar.**
O an anladım: **Asıl yanık, onların bakışlarıydı.** **Gerçek bir yara olsaydı, bu lafların ateşi altında eriyip giderdim.**