2. bölüm

964 Words
--- Hevi "Efendim, Esme Anne?" "Gel kızım, şunu Zümra teyzelerine götür gel. Hem Zilşan’ı da görmüş olursun. Nişanlandığında gidemedik." Esme anneme sarıldım, yanağına iki koca öpücük bıraktım ve elindeki nişan bohçasını aldım. "Hadi deli kız, dikkat et! İnsanların laflarına aldırış etme." "Tamam ana. Serhat Baba’nın yanına da uğrar, sonra beraber geliriz." "Heh, yine göğsü kabarır 'Kızım geldi' diye." Gülümsedim ve küçük ama sevgi dolu evimizden dışarı çıktım. Derin bir nefes aldım. Alıştım diyordum ama insanların o bakışlarına her seferinde yeniden katlanmak zor geliyordu. Elimdeki bohçayı sıkıca tuttum. Biraz ilerideki Zilşan’ların evi gözüktü. Ah, benim güzel ama talihsiz arkadaşım… Yüzü güzel, kaderi kötü Zilşan’ım. Yüreğinde başkasının sevgisi varken, yaşça büyük birine verilmişti. Bahçeden içeri girdim, kapıyı çaldım. Zümra Teyze açtı. "Hoş geldin Hevi!" "Hoş bulduk Zümra Teyze. Esme Annem bunları gönderdi." "Niye zahmet ettin? Geç içeri." "Ne zahmeti? Zaten nişanına gelemedik, kusura bakmayın. Zilşan nerede?" "Ne kusuru? Zilşan odasında, istersen yanına çık." "Tamam," diyerek bohçayı uzattım ve merdivenleri tırmandım. Kapıyı çaldım, ses gelmedi. "Zilşan!" diye seslendim, yine cevap yoktu. Kapı kolunu çevirip hafifçe araladım. Gördüğüm manzara karşısında çığlık attım: "ZİLŞAN!" Koşarak ayaklarına yapıştım, onu yukarı çekmeye çalıştım. "Zümra Teyze!" diye bağırdım, sonra bir kez daha: "ZÜMRA TEEYZE!" Zümra Teyze koşarak geldi ve dehşetle çığlık attı: "Zilşan! Kızım!" "Yardım et Zümra Teyze! Tut ayaklarını, ben ipi çözeceğim!" Zümra Teyze ağlayarak Zilşan'ın ayaklarından tuttu. Ben sandalyeye çıkıp düğümü çözmeye çalıştım, ama Zilşan'ın ağırlığıyla sıkılaşmıştı. Hemen aşağı atlayıp masadaki makası kaptım. Sandalyeye tekrar çıktım ve ipi kestim. İp kesilir kesilmez, Zümra Teyze Zilşan’ı tutamadı, ikisi birden yere yığıldı. Sandalyeden atlayıp Zilşan’a sarıldım: "Zilşan, uyan! Kardeşim, uyan!" Zilşan öksürerek kendine geldi. İlk sözü, "Neden yaptın bunu Hevi?" oldu ve hıçkırarak ağlamaya başladı. Ben de ağladım. Zilşan’ı yerden kaldırıp yatağa yatırdım. Zümra Teyze, "Neden yaparsın bunu Zilşan?" diye ağlıyordu. Zilşan gözyaşları içinde, "Ben ne yaptım ana? Asıl siz ne yaptığınızı biliyor musunuz? Beni diri diri gömdünüz!" Zümra Teyze daha çok ağladı. Ona baktım ve odadan çıkması için işaret ettim. Zümra Teyze ağlayarak çıktı. Zilşan’ın saçlarını okşadım: "Yapma kardeşim! Kendine niye kıydın? Allah’ın verdiği cana kıymak olur mu?" "Ben çoktan öldüm Hevi. Yüreğimde Adar’ın sevdası varken beni Ali’ye verdiler. O nişan gecesi öldüm; sadece üstüme toprak atmayı unuttular." Gözlerinden akan yaşları sildim ama kendi gözyaşlarımı tutamadım. "Yapma kardeşim, canına kıymak çözüm değil." "Ne yapayım Hevi? Ne gidebiliyorum, ne de kalabiliyorum. Tek çare ölüm… Eskiden ölmekten korkardım ama şimdi, tek kurtuluşum bu." "Zilşan, canına kıyarsan kimin umurunda olacak? Sadece sen yok olacaksın." "Daha ne olacak Hevi? Söyle bana! Nefes alamıyorum artık. Bu duvarlar üstüme çöküyor. Kalsam Adar’a ihanet, gitsem aileme… Beni bile bile yaktılar, ama yine de onları düşünüyorum. Kanadımı kıran abimdi, biliyorum. O da istemezdi böyle olsun ama babam hepimizi yaktı." "Sabret kardeşim, sabret! Rabbimizin bir bildiği vardır. Bazen şer gibi görünen hayır, hayır gibi görünen şer olur." "Kaçamıyorum Hevi… Kaderden kaçtığını sanıyorsun, ama aslında sadece çırpındığını anlıyorsun. Bana bak, ben kaçtım da ne oldu? Bir peçeye mahkûm oldum, insanların acıyan bakışlarına..." Elini tuttum, diğer elimle kara saçlarını okşadım: "Yapma bunu. Benden tek dostumu alma. Sen benim sırdaşımsın, gidersen bana ihanet etmiş olursun. Belki zamanla Ali’yi seversin, o seni çok seviyor." "Ben sevmedikten sonra ne fark eder Hevi? Beni bile bile bu ateşe atanları asla affetmeyeceğim." "Affetme kardeşim, ama kendine kıyma." "Hadi biraz dinlen," diyerek başını dizime koydum. Zilşan o kadar çok ağladı ki sonunda yorgun düşüp uykuya daldı. Yavaşça kalktım, üstünü örttüm ve odadan çıktım. Zümra Teyze hâlâ kapıda ağlıyordu. "Yazık ettiniz Zümra Teyze, Zilşan’a yazık ettiniz. Allah sabır versin," dedim ve evden ayrıldım. Göğsümde bir acı vardı. Zilşan bunu hak etmemişti. Düşüncelere dalmış yürürken, sert bir bedene çarptım. Geriye sendelediğimde karşımda Hejar Ağa’yı gördüm — Kadir Ağa’nın büyük oğlu, konağında çalıştığımız Hejar Ağa. Sert bir ifadeyle bana bağırdı: "Önüne bakmaz mısın sen?" "Kusura bakmayın ağam, fark etmedim," dedim. Bana tepeden baktı ve yanındakilerle geçip gitti. Arkamdan duyduğum alaycı sözler kulaklarımda yankılandı: "Bu kızın yüzünde değil, gözlerinde de sorun var Hejar Ağa!" Koşarak uzaklaştım ve babamın tarlasına gittim. Serhat Baba beni görünce işçilerden ayrılıp yanıma geldi: "Benim güzel kızım babasını görmeye gelmiş!" Yaklaştıkça yüzündeki gülümseme soldu. Avuçlarıyla yüzümü tuttu: "Ne oldu sana gül goncam?" "Yok bir şey baba," dedim, ama kendime kızdım. Yine üzmüştüm onu. Ona sıkıca sarıldım, kokusunu içime çektim. Aramızda kan bağı yoktu ama can bağı vardı — ve kocaman bir sevgi. Babam geri çekildi: "Kızım, az iş kaldı. Bitsin, sonra birlikte gideriz, olur mu?" Başımı olumlu anlamda salladım. Babam, Hejar Ağaların tarlalarını yönetiyordu. Kadir Ağa babamı çok severdi; bu işleri ona emanet etmişti. Akşam eve birlikte döndük. Esme Annem yine mis gibi yemekler hazırlamıştı. Peçemi çıkardım, sofrayı kurmaya yardım ettim. Hazar yanıma gelip saçlarımı kokladı, sonra yanağıma bir öpücük kondurdu. Benden dört yaş küçüktü. Ben de onun yanağına bir öpücük bıraktım. Esme Anne ve Serhat Baba’nın her zamanki sevgi dolu bakışları altında yemeğimizi yedik. Ertesi sabah erkenden Kadir Ağa’nın konağında olmamız gerekiyordu. Büyük kızı Ayşan’ın nişanı vardı. Sofrayı topladık, çayı demledik. En sevdiğim an gelmişti: Babam her gece bize masal anlatırdı. Esme Annem güldü: "Koca kız oldun Hevi, hâlâ masal dinliyorsun!" Omuzlarımı silktim: "Babam çok güzel anlatıyor ana!" Babam gülerek araya girdi: "Karışma gül goncama! Hevi ne zaman isterse anlatacağım bu masalı." Ve "Güzel ile Çirkin" masalını anlatmaya başladı. --- Sabahın erken saatlerinde kalktık. Esme Annem’le birlikte Bedirhanlı konağına gittik. Nişan için günlerdir hazırlık yapıyorduk. Akşam olduğunda, Azra’yla birlikte avluya çıktık. Yorulmuştuk. Onlar konakta kalıyordu, biz ise sabah gelip akşam dönüyorduk. Azra bana döndü: "Hevi, hele bir türkü söylesene!" "Olmaz Azra, evde misafir var. Duyan olur." "Yok be, kimse duymaz. Herkes aşağıda. Hadi, bir türkü söyle de kulaklarımızın pası silinsin!" Derin bir nefes aldım ve "Ne ağlarsın divane bülbül?" türküsünü söylemeye başladım. Hafif rüzgâr sarı saçlarımın arasından geçiyor, saçlarımdan gelen gül kokusu burnuma doluyordu. Türkü bittiğinde bir alkış sesi duydum. İrkilerek arkamı döndüm ve gördüğüm kişiler karşısında hem şok oldum, hem de utançtan yerin dibine geçmek istedim…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD