DEVAM ETMEK ZORUNDA OLMAK

1252 Words
KAÇMAK İÇİN BAHANELER Uçağa binmeden önce lavaboya girdim. Aynaya baktığımda karşımdaki adamı tanımakta zorlanmadım. Yirmi sekiz yaşındaydım. Uzun boylu, dikkat çeken bir yüz, kendime güvenmemi sağlayan bir beden… Girdiğim ortamda insanların dönüp baktığını bilirdim. Kadınların gözlerini üzerimde bir saniye fazla tuttuğunu, bazı erkeklerinse daha ben konuşmadan tavırlarını değiştirdiğini de. Bunu inkâr edecek kadar alçakgönüllü değildim. Çekici olduğumu biliyordum. Üstelik yıllardır bu gerçeğin sağladığı kolaylıklara alışmıştım. Bir davette, bir restoranda, bir iş toplantısında… İlgiyi üzerime çekmek için çaba göstermem gerekmiyordu. İnsanlar benimle tanışmak, benimle konuşmak, hayatımın bir parçası olmak istiyordu. Etrafımda kadınlar vardı. Bazen yalnızca bir akşam süren yakınlıklar, bazen birkaç hafta devam eden ilişkiler… Kimseye geleceğim hakkında söz vermediğim, kimsenin benden hesap sormasına izin vermediğim bir hayat kurmuştum. Keyfime düşkündüm. Özgürlüğümü seviyordum. Ve bir gün evleneceğimi biliyor, fakat o gün geldiğinde bile hayatımın bana ait kalacağına inanıyordum. Aynadaki adama baktım. — Madem bu kadar akıllısın, dün gece kendini nasıl durduramadın? Cevap yoktu. Yüzüme soğuk su çarptım. Ellerimi lavabonun kenarlarına dayadım. Alya’nın yüzü yeniden gözlerimin önüne geldi. O geceye ilişkin bazı anlar zihnimde bulanıktı. Ama onun korkusunu hatırlıyordum. Geri çekilişini, sesini, benden uzaklaşmaya çalışmasını… Ve sonrasında fark ettiğim şeyi. Bakireydi. "SİKTİR bakireydi" Bu düşünce, göğsümün ortasına sert bir yumruk gibi oturdu. Neden özellikle bu ayrıntı aklıma takılıyordu? Belki de onun hayatında geri dönüşü olmayan bir sınırı geçtiğimi o an daha keskin biçimde anlamıştım. Belki de daha önce hiç düşünmediğim bir gerçekle karşı karşıyaydım: Benim için berbat, sarhoş bir geceden ibaret olan şey, onun hafızasında ömrü boyunca taşıyacağı bir yaraya dönüşebilirdi. Ona ilkini, güvenini, seçme hakkını elinden almıştım. Bunun telafisi var mıydı? Bilmiyordum. Bildiğim tek şey, parayla her şeyi çözebileceğimi sanan insanların arasında büyüdüğümdü. Bir sorun çıkarsa avukat tutulur, bir anlaşmazlık yaşanırsa masaya para konur, bir kapı kapanırsa başka bir kapı satın alınırdı. Ama bir insanın zihninden bir geceyi silemezdim. Bunu yapamayacağımı biliyordum. Yine de kendimi avutmak için bir yol buldum. Annem. Handan Hanım, ne kadar sert olursa olsun, insanların ezilmesine göz yumacak biri değildi. Beni korumak için dünyayı karşısına alırdı belki ama Alya’yı da ortada bırakmazdı. Kızın ihtiyaçlarını karşılar, ona bir oda verir, para ayarlar, gerekirse başka bir yerde iş bulurdu. Annem bunu hallederdi. Bu düşünceye tutundum. Çünkü aksi hâlde, benim hiçbir şey yapmadan çekip gitmemin ne anlama geldiğini kabul etmem gerekecekti. Alya’nın hayatında bir enkaz bırakmıştım ve şimdi o enkazın başında durmak yerine başka bir şehre kaçıyordum. Bunu biliyordum. Yine de uçağa bindim. Şehir dışına çıktığım ilk gün kendimi işe verdim. Telefon görüşmeleri yaptım, sözleşmeleri inceledim, şirketin bekleyen dosyalarını önüme yığdım. İkinci gün bir toplantıya girdim. Üçüncü gün, sanki hiçbir şey olmamış gibi bir müvekkilin sorununu çözdüm. İnsanlar yine beni dinliyor, söylediklerimi not alıyor, kararlarımı bekliyordu. Düzenim yerindeydi. Dışarıdan bakıldığında Seraf Karadağ’ın hayatında hiçbir şey değişmemişti. Ama geceleri uyuyamıyordum. Her gözümü kapattığımda o odanın karanlığına dönüyordum. Bazen Alya’nın sesini duyuyor, bazen onun yüzünü hatırlıyor, bazen de kendi sesimle kendime bağırıyordum. Bir keresinde öfkeyle telefonu duvara fırlattım. Başka bir gece, sabaha kadar içki içtim. Sonra kendime geldim ve bir daha içmemeye karar verdim. Birkaç saat sonra bu kararın da yalnızca bir öfke anından ibaret olduğunu fark ettim. İnsan kendinden kaçmak için ne kadar yol giderse gitsin, vardığı yere kendini de götürüyordu. Bunu ilk kez gerçekten anlıyordum. Yine de pişmanlığımın beni iyi bir adama dönüştürdüğünü söyleyemezdim. Pişman olmakla sorumluluk almak aynı şey değildi. Ben hâlâ sorumluluğumu annemin omuzlarına bırakmış, kendi hayatıma dönmenin yolunu arıyordum. Alya için üzülüyordum. Bunu inkâr edemezdim. Ama onunla yüzleşmeye cesaret edemiyordum. Beni gördüğünde ne düşüneceğini, gözlerime bakıp bakamayacağını, sesimi duyduğunda o geceyi hatırlayıp hatırlamayacağını düşünmek istemiyordum. Daha kötüsü, bana ne söyleyeceğini duymaktan korkuyordum. Çünkü belki de ilk kez bir insanın gözünde kendimi savunamayacaktım. Dördüncü gün annem aradı. Telefonu açtığımda sesi her zamanki gibi sakindi. — Ne zaman dönüyorsun? — İşlerimi bitirince. — İşlerini bitirdin. Dön artık. Gözlerimi kapattım. — Anne… — Alya benim yanımda. Olduğum yerde donup kaldım. Bir an, çevremdeki bütün sesler kesildi. — Ne? — Beni duydun. Alya şu anda bizim evimizde. Boğazım kurudu. — Ne durumda? Bu soruyu sormamın bile ne anlama geldiğini bilmiyordum. İyi değildi. Elbette iyi değildi. Bir insanın yaşadıklarını birkaç gün içinde silmek mümkün değildi. Annem kısa bir sessizliğin ardından cevap verdi. — Çok korkmuş. Konuşmak istemiyor. Onu zorlamıyorum. Elimi masanın kenarına koydum. Parmaklarımın beyazladığını fark ettim. — Ona bir şey söyledin mi? — Söyledim. İsterse burada kalabileceğini, eğitimine devam etmesi için ona yardım edeceğimi, kendi hayatını kurabilmesi için önüne bir yol açacağımı söyledim. Başımı eğdim. Annemin bunu yapacağını biliyordum. Ama onun iyi bir şey yapıyor olması, benim yaptığım şeyi hafifletmiyordu. — Kabul etti mi? — Henüz bilmiyorum. Önce kendini güvende hissetmesi gerekiyor. Bir süre sustum. Sonra ağzımdan, duymaktan en çok korktuğum sorulardan biri çıktı. — Benden nefret ediyor mu? Annemin sesi değişti. — Seraf, şu anda onun ne hissettiğini öğrenmeye çalışmanın sırası değil. Senin kendinle ilgili ne düşündüğün de değil. O kızın yaşadıklarını anlamaya çalışman gerekiyor. Çenemi sıktım. Haklıydı. Bundan nefret ediyordum. — Biliyorum. — Hayır, henüz bilmiyorsun. Bilseydin şimdi bana kendini savunmaya çalışmazdın. Gözlerimi kapattım. Annem devam etti: — Onu koruyacağım. Okumak istiyorsa okuyacak. Bir meslek edinmek istiyorsa bunun için elinden tutacağım. Kimsenin onu yeniden bir yük gibi görmesine izin vermeyeceğim. Ama sen de yaptığın şeyin üzerini kapatıp hayatına kaldığın yerden devam edebileceğini sanma. O kızdan uzak duracaksın, sorumluluklarının gereğini yapacaksın. — Öyle sanmıyorum. Bu kez yalan söylemedim. En azından bütünüyle. — Peki, ne yapacaksın? diye sordu. Cevap veremedim. Çünkü ben hâlâ ne yapacağımı bilmiyordum. Bir yanım geri dönüp onun karşısına çıkmam, özür dilemem gerektiğini söylüyordu. Diğer yanım, Alya’nın beni görmek istemeyeceğini biliyordu. Kendimi affettirmek istiyor muydum? Belki. Ama bunu onun iyiliği için mi, yoksa kendi vicdanımdaki sesi susturmak için mi istiyordum, bundan bile emin değildim. — Biraz zamana ihtiyacım var, dedim sonunda. Annem derin bir nefes aldı. — Zamana ihtiyacı olan tek kişi sen değilsin. Teyzeni daha fazla idare edemem, malum nişanlı da var. Telefon kapandığında uzun süre yerimden kalkamadım. Pencerenin önüne geçtim. Şehir, akşamın ışıklarıyla parlıyordu. Birkaç gün önce bu manzaraya bakarken tek düşündüğüm şey, hayatımı kimsenin kontrol etmesine izin vermemekti. Şimdi ise kendi hayatımın içinde bile kendimden kaçıyordum. Teyzemin kızıyla evlenecektim. Bunu bir kez daha düşündüm. Evet, evlenecektim. Belki annemin ve teyzemin istediği gibi, şirketlerin geleceğini güvenceye alan o evliliği yapacaktım. Belki zamanla kendi düzenimi kuracak, işime devam edecek, davetlere katılacak, insanların karşısına aynı Seraf Karadağ olarak çıkacaktım. Hayat devam edecekti. Ben de devam edecektim. İnsanların beni tanıdığı adam olarak kalacaktım: başarılı, yakışıklı, kendinden emin, istediğini elde etmeye alışmış Seraf. Ama artık bütün bunların arkasında, kapalı bir kapının ardında korkuyla büzülmüş bir kızın yüzü olacaktı. O yüzü unutmayı deneyecektim. Belki başaramayacaktım. Yine de kendime bir söz verdim: Alya’yı bir daha incitmeyecektim. Onu var olmamış gibi unutacaktım. Annemin ona verdiği sözü tutmasını sağlayacaktım. Eğitimine devam etmek istiyorsa edecekti. Kendi hayatını kurmak istiyorsa kuracaktı. Benim yüzümden bir kez daha çaresiz kalmasına izin vermeyecektim. Bunun yeterli olmadığını biliyordum. Ama o gece, elimde tutabildiğim tek şey buydu. Telefonumu elime aldım. Annemin numarasını buldum. Aramak istedim. Sonra vazgeçtim. Alya’yı sormak istiyordum ama belki de onun hakkında bilgi edinerek kendi içimi rahatlatmaya çalışıyordum. Ona ulaşmak istiyordum ama belki de yalnızca beni nasıl hatırladığını öğrenmekten korkuyordum. Telefonu masaya bıraktım. Başımı kaldırıp karanlık camdaki yansımama baktım. — Benden bir bok olmaz, diye fısıldadım yeniden. Bir gecede siktimm attım herseyi. Bu kez kendimi savunmadım. Çünkü bir insanın kim olduğunu, başkalarının ona ne dediği değil, kimsenin görmediği yerde ne yaptığı belirliyordu. Ve ben, kimsenin görmediğini sandığım bir gecede, kendimden utanacağım bir adama dönüşmüştüm. Yine de hayatıma devam edecektim. Bunu kendime defalarca söyleyecektim. Çünkü bazen insan, yaptığının sonuçlarıyla yüzleşmek yerine aynı cümleyi tekrar ederek kaçmayı seçerdi. Ben de henüz kaçmayı bırakacak kadar cesur değildim. Hayatıma kaldığım yerden devam etmek zorundaydım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD