Alya'dan devam
Hiçbir cümle.
Hiçbir özür.
Hiçbir para.
Bunu biliyordum.
Ama yine de buradaydım.
Çünkü gidecek başka bir yerim yoktu.
Bu gerçek, diğer bütün korkularımdan daha ağırdı.
Ertesi sabah kapım hafifçe tıklatıldığında yerimden sıçradım.
— Alya? Benim, Handan.
Cevap vermek için ağzımı açtım ama sesim çıkmadı.
Kapının ardından yeniden konuştu.
— İçeri girmemi ister misin?
İster misin?
Bana ilk kez biri böyle bir soru soruyordu sanki. Bir şey yapmadan önce benim isteyip istemediğimi öğrenmek…
Yutkundum.
— Evet, dedim güçlükle.
Kapı açıldı. Handan Hanım içeri girdiğinde elinde bir tepsi vardı. Tepsiyi masaya bıraktıktan sonra bana yaklaşmadı. Karşımdaki koltuğa oturup bekledi.
— Biraz bir şeyler yemen gerekiyor, kızım.
Kızım.
Bu kelime içimde beklemediğim bir yere dokundu. Başımı çevirdim. Gözlerimin yeniden dolmasına engel olamadım.
Handan Hanım bunu fark etti ama ağlamamı durdurmaya çalışmadı.
— Bugün senden hiçbir şey beklemiyorum, dedi. Dinlenebilirsin. İstersen bahçeye çıkarsın. İstersen odanda kalırsın. Burada ne yapacağına kendin karar vereceksin.
Kendin karar vereceksin.
Bu kez gözlerimi ona çevirdim.
— Gerçekten mi?
Sesim öylesine küçüktü ki duyup duymadığından emin olamadım.
Ama duydu.
— Gerçekten.
Dudaklarımı birbirine bastırdım. Ona inanmak istiyordum. Bir yandan da inanırsam yine yanılmaktan korkuyordum.
— Ben burada sonsuza kadar kalmayacağım, dedim.
Handan Hanım şaşırmadı.
— Kalmak zorunda değilsin.
— Biraz çalışırım. Paramı biriktiririm. Sonra giderim.
Bunu söylerken ellerime baktım. Tırnaklarımın kenarları yıpranmıştı. Parmaklarımın üzerinde yıllardır yaptığım işlerin izleri vardı.
— Nereye gideceğimi bilmiyorum, diye devam ettim. Ama bir yolunu bulurum.
Handan Hanım bir süre sustu.
— Okumak istiyordun, değil mi?
Boğazım düğümlendi.
— İstiyordum.
Geçmiş zamanda söylemiştim.
Çünkü insanın hayalleri de bazen kendini korumak için küçülüyordu. Bir zamanlar bütün hayatımı değiştireceğine inandığım şey, şimdi uzaktan bakmaya bile korktuğum bir ihtimale dönüşmüştü.
— Hâlâ istiyor musun? diye sordu.
Cevap vermek istedim.
Elbette istiyordum.
Bir sınıfta oturmayı, kitaplarımı kendim seçmeyi, bir sınavdan iyi not aldığımda bunu yalnızca kendim için başarmış olmayı istiyordum. Kimsenin iznine ihtiyaç duymadan bir yere gidebilmeyi, kazandığım parayı kimseye vermeden kendim için harcamayı istiyordum.
Ama bunları istersem, sanki başıma gelenleri unutmuşum gibi olacaktı.
Sanki hayatımın devam etmesini istemek, yaşadıklarımın o kadar da kötü olmadığını söylemekti.
Oysa ben hiçbir şeyi unutmuş değildim.
— Bilmiyorum, diye fısıldadım.
Handan Hanım başını salladı.
— Şimdi bilmek zorunda değilsin.
Bunu söylerken sesinde acıma vardı ama beni küçülten bir acıma değildi. Yine de içim rahatlamadı.
Çünkü birinin bana iyi davranması, onun yarın da iyi davranacağının garantisi değildi.
Handan Hanım kalkarken kapının yanında durdu.
— Bir şeye ihtiyacın olursa bana söyleyebilirsin.
Başımı salladım.
Kapı kapandığında yine yalnız kaldım.
Ama bu kez ağlamanın arasında başka bir düşünce de vardı.
Gitmek istiyordum.
Buradan, bu konaktan, bu ailenin gölgesinden… Bir gün kendi anahtarımı cebimde taşıyacağım bir eve gitmek istiyordum. Sabah uyandığımda kimin yüzünü göreceğimden korkmadığım, kapı çalındığında irkilmediğim, kimsenin bana dokunmak için izin istemeyi bile gereksiz görmediği bir hayata…
Kendime ait bir hayata.
Bunun için para gerekiyordu.
Bir iş gerekiyordu.
Belki yeniden okuyabilmek için cesaret de.
Benimse şu an elimde yalnızca korkum vardı.
Ama belki korkarken de yürümeyi öğrenebilirdim.
Yatağın yanındaki küçük çantamı açtım. İçinde birkaç parça kıyafetim, eski bir defterim ve yıllar önce biriktirmeye çalıştığım birkaç banknot vardı. Hepsini yatağın üzerine çıkardım.
Parayı saydım.
Sonra yeniden saydım.
Yetmiyordu.
Gülümsediğimi fark ettim. Acı bir gülümsemeydi bu.
Elbette yetmiyordu.
Hayatım boyunca başkalarının verdiğiyle yetinmem beklenmişti. Şimdi kendi hayatımı kurmak için biriktirdiğim para, bir otobüs biletine ve birkaç günlük yemeğe bile zor yetecekti.
Ama bu kez parayı kimseye vermeyecektim.
Kimse için harcamayacaktım.
Kimseye, kendi geleceğimin önemsiz olduğunu söyleme fırsatı tanımayacaktım.
Banknotları dikkatlice katlayıp defterimin arasına koydum.
Henüz gidemiyordum.
Bunu kabul etmek zorundaydım.
Biraz çalışacaktım. Kendimi toparlamaya çalışacaktım. Ne kadar kalacağımı bilmiyordum ama burada sonsuza kadar yaşamayacaktım. Handan Hanım'ın sözlerine güvenip bütün geleceğimi onun ellerine bırakmayacaktım.
Yardımını kabul edebilirdim.
Ama hayatımı ona teslim etmeyecektim.
Pencereye yürüdüm. Bahçede çalışanları gördüm. Birileri çiçekleri suluyor, birileri masaları düzenliyordu. Konağın içinde herkesin bir işi, bir yeri, bir görevi vardı.
Benim de bir yerim olacaktı.
Ama bir gün, birilerinin bana uygun gördüğü yerde değil.
Kendi seçtiğim yerde.
Camdaki yansımama baktım. Gözlerim şişmişti, yüzüm solgundu. Hâlâ korkuyordum. Bundan birkaç gün sonra nasıl hissedeceğimi bile bilmiyordum.
Belki yarın yine kapı sesinden irkilecektim.
Belki geceleri uyuyamayacaktım.
Belki kalabalık bir sokakta yürürken insanların bakışlarından kaçacaktım.
Korkum bir anda geçmeyecekti.
Ama hayatım boyunca başkalarının değişmesini beklemiştim. Halamın bir gün merhametli olmasını, babamın bir gün geri dönmesini, insanların bir gün beni görmesini…
Artık onların değişmesini bekleyerek yaşayamazdım.
Beni kurtaracak birinin gelmesini beklemekten yorulmuştum.
Belki de kendim için ilk kez bir şey yapmanın zamanı gelmişti.
Çantamı kapattım.
Sonra yatağın üzerine oturup ellerime baktım.
Bu ellerle yıllarca başkalarının evini temizlemiştim. Başkalarının sofrasını hazırlamış, başkalarının çamaşırlarını yıkamış, başkalarının hayatını kolaylaştırmıştım.
Bir gün bu ellerle kendi hayatımı kuracaktım.
Ne zaman olacağını bilmiyordum.
Nasıl olacağını da.
Ama gidecektim.
Bir gün, kimseye hesap vermeden, kimsenin iznini almadan, arkamdan birinin gelip beni yeniden çaresiz bırakacağından korkmadan gidecektim.
O güne kadar korkacaktım belki.
Ama bu kez korkumun benim yerime karar vermesine izin vermeyecektim.