Babür sarayında günlerdir hüküm süren sessizlik, yerini yavaş yavaş uğultulu bir öfkeye bırakıyordu. Şehinşah Derbet’in taht salonunun kapıları sabahın erken saatlerinde büyük bir gürültüyle açılmıştı. Bir görevli koşarak içeri girmiş, eğilip şehinşaha bir küçük mektup uzatmıştı. Küçük parşömeni açtı. Gözleri birkaç satırda sabitlendi. Kaşları çatıldı, yüzü kasıldı. Mektubu katlayıp tahtın yanındaki sehpanın üzerine bıraktı. Gözlerinin içindeki öfke, çağlayan bir nehir gibi kabarıyordu. Gözleri yanıyordu âdeta. Uraz... ölmemişti. Yaşıyordu. Hatta Ayda da onunlaydı. Onu kaçıranın da kim olduğu belliydi artık ama Derbet, kimden öfkesini çıkaracağını çok iyi biliyordu. Oğlundan. Destan’dan. O gün, sarayın en geniş avlusunda herkes toplanmıştı. Sultanın huzurunda bir araya gelmek nadir b

