Ben bir şehzadeyim. Ama bugün bir kardeş, bir elçi, bir umut olacağım.”-Destan *** Sarayda zaman ağır, sessiz ve diken üstünde akıyordu. Şehinşah Derbet’in av köşkündeki odasının önünde nöbet tutan askerlerin bakışları, duvarlara kazınmış gibi donuktu. Derbet’in sol göğsüne saplanan ok, kalbinin yanına çok yakın bir yere isabet etmişti. Hekimbaşı onu ölümün eşiğinden döndürmek için gecelerce ter dökmüş, en usta ellerle dikişler atılmış, baharatlı buharlarla dolu odalarda nefesi diri tutulmuştu. Ancak hâlâ uyanmamıştı. O sabah, güneş doğarken odasına hafif bir loşluk hâkimdi. Kalın perdelerin arasından sızan ışık, Şehinşah’ın yüzüne vurduğunda, göz kapakları titredi. Önce kaşları çatıldı, ardından soluk bir iniltiyle dudakları aralandı. Bir yankı gibi odanın içinde şu kelimeler dolaştı.

