“Gözler önünde çöken tahtlar, ancak gözlerden ırak akıllarla kurtarılır.”-Zihin Meclisi *** Lumar ülkesinin Hanı Şahin Han’a Babür tarafından biçilen mühlet günbegün eriyordu. Geriye sadece üç ay kalmıştı. Eğer Şahin Han, Babür’ün kudretli Şehinşahı Derbet’ten özür dilemezse, savaş kaçınılmaz olacaktı. Oysa Lumar’ın sarp dağlarında ve bereketli vadilerinde konuşulan her kelam, özür dilemenin değil, aksine sabrın sonuna gelindiğinin habercisiydi. Onlar istiyordu ki, barışı bozan taraf Babür görünsün; böylece kendi halklarını haklı çıkaracaklardı. Olan biten tüm bu hesapların ötesinde, görünürde sessiz, görünürde kapalı bir ülke vardı: Seravya. Seravya, kıtanın derinliklerinde, puslu dağların ardında saklı duran bir kudretti. Kapılarını yabancılara kapatmış gibi görünseler de, her taşın

