Başlangıç

1275 Words
  Başlangıç         “Cehennem’e giden yollar, çoğu zaman iyi niyet taşları ile döşenmiştir.” (Karl Marx) GERÇEK   Yeraltından Gelen Cehennem Sesleri ve Kola Derin Sondajı Gerçeği (Cehennem Yerin Altında mı?)       1980’lerin sonlarında Avrupa’da yayılmaya başlayan bir efsane, Rusya’da geçmesine karşın, ilk olarak Finlandiya’daki Ammennusatia gazetesinde yayınlanmıştı. Daha sonra dünyanın her tarafına yayıldı. 1989’da Sovyet Birliğinin dağılmasından sonra, KGB’ye ait birçok dosya Amerika ve İngiltere istihbarat timleri tarafından incelemeye alınmıştır. 1990’da bu dosyalardan bir tanesi Londra Whitehall D11 departmanına fakslanmıştı. Dosyada anlatılanlar öylesine olağandışıydı ki, çok zaman geçmeden basına sızdı. Rusya’nın uçsuz bucaksız ıssız bir step bölgesinde, büyük ve geniş bir çukur bulunmuştu. Rusya Federasyonu’nun kuzeyinde, Murmansk Oblastı sınırları içinde kalan bir toprak parçası olan Kola Yarımadası’nda. Bunun binlerce yıl evvel dünyaya düşen bir meteordan dolayı mı, yoksa yeraltı katmanlarında meydana gelen bir çökmeden mi meydana geldiği bilinmiyordu. Hem çukurun nasıl açıldığını öğrenmek ve hem de dünyanın nasıl oluştuğuyla ilgili ipuçları elde etmek ve yerkabuğunu mümkün olduğunca derine inerek incelemek için, jeologlardan oluşan bir grup bilim adamı görevlendirildi.       Böylece, Kola derin sondajı Sovyetler Birliği tarafından Kola Yarımadası’nda yapılan bilimsel sondaj kuyusu olarak tanımlandı.  Malzemelerini alıp bölgeye gelen bilim adamları çukurun yakınlarında bir kamp kurup araştırmaya başladılar. Çukur oldukça genişti ve dünyanın katmanları hakkında detaylı bilgi edinebilmek ve detaylı veri elde etmek için, daha önce hiç ulaşılmamış bir derinliğe inen bir çukur açmaya karar verdiler. İlk sondaj faaliyetleri 24 Mayıs 1970 tarihinde başlamıştı. En derin sondaj ise, 1989 yılında 12.262 metreye ulaşmıştı. Bu, o dönemde delinen dünyadaki en derin sondaj olma özelliğini kazanmıştı. Proje kapsamında ilk başta planlanan derinlik 15.000 metreydi. 6 Haziran 1979 tarihinde, o zamana kadar delinen en derin sondaj kuyusu olma ünvanı ABD’deki Bertha Rogers sondaj kuyusuna aitti. 1983 yılında sondaj 12.000 metre derinliğini geçse de çalışmalar bir süre askıya alındıktan sonra devam ederken, 27 Eylül 1984 tarihinde 12.066 metrede delme ekipmanı kırılacaktı. Sondaj 7.000 metreden yeniden başlatılacak ve 1989 yılında 12.262 metre derinliğe ulaşılacaktır. Ancak bu derinlikte beklenen 100 °C (212 °F) sıcaklık yerine 180 °C (356 °F) gibi değerlerle karşılaşıldığı ve çalışmanın güçlüklerinin artması nedeniyle, proje 1992 yılında durdurulmuştu. Proje boyunca ana arterden dallanan birkaç yan kanal açılmıştı ve bunlardan en derini 12.262 metre derinlikteki SG-3 çukuruydu. Resmi raporların halka yansıyan verilerinde bu kadar bilgi verilmekteydi. Oysa gerçek başkaydı.       Bu iş için kullanılan dev bir matkaba benzeyen sondaj makinesi çukurun tabanına yerleştirilerek delme işlemi başlatıldı. Yaklaşık 50 santim çapındaki delik aşağıya doğru ilerledikçe çıkartılan toprak, kaya parçaları, mineraller ve bazı madenler kamp yerindeki seyyar labaratuarda inceleniyor, notlar alınıyordu. Sondajın gidebileceği en ileri noktaya kadar gitmesini istiyorlardı. Bu sayede daha önce keşfedilmemiş bilgilere ulaşabileceklerdi. Uzun bir çalışmanın ardından, deliğin boyu 12 kilometreye ulaşmıştı. Bu, yer kabuğunda açılan en derin kuyulardan biri demekti. Biraz daha deldiler ve dev matkabın ucu inanılmaz bir hızda dönmeye başladı. Bilim adamları ve teknisyenler çok şaşırmışlardı. Bilim adamları bir yeraltı mağarasına gelmiş olacaklarını tahmin ediyorlardı. Başka ekip üyeleri ise, dünyanın merkezine ulaştıklarını düşünmeye başlamışlardı. Her nereye denk gelmişse, matkap boşa dönüyordu, kırılacak, delinecek bir şey yoktu. Sondaj aleti dikkatlice çıkartıldı ve deliğin ulaştığı yer hakkında bilgi edinebilmek için bazı incelemeler yapılmaya başlandı. Bu arada delikten sıcak hava ve uğuldamalar gelmeye başlamıştı. Ekibin tamamı merak içinde bekleşirken küçük bir grup sıradaki işlem için hazırlık yapıyordu. İlk olarak sıcaklık ölçülecekti. Dünyanın merkezine yaklaştıkça yüksek ısı bekleniyordu ama deliğe indirilen hassas ısı ölçü aletlerine göre aşağısı 1200 dereceydi! Gözlerine inanamadılar, bu bekledikleri ısının çok üzerinde bir değerdi! Aletin bozuk olabileceğini düşünülerek başka cihaz indirildi ve yine aynı sonuç elde edildi. Bazıları devam etmemelerine söylüyordu, ancak bilimsel merak ağır basmıştı. Grupta bulunan yer kabuğu konusunda Dünyanın en yetkin ismi olan Dr. Dimitri Azzakov olay mahalline bir grup uzmanla sondaja devam etmesi amacıyla gönderilmişti. Dr. Dimitri şöyle demişti:   “Bir anda matkap deli gibi dönmeye başladı, bu bir mağaraya ve boşluğa geldiğimizin göstergesiydi. Termometreler 1200 derece gibi inanılmaz bir sıcaklığı gösteriyordu. Bu beklediğimizden de fazlaydı. Sanki, dünyanın merkezinde Cehennem ateşi vardı.”   Azzakov, sondaj çalışmalarının durdurulmasını ve kendisine ısıya dayanıklı elektrik kabloları verilmesini istedi. Bu kabloların ucuna uzay araçlarında kullanılan ısı kalkanlı hassas mikrofonlar yerleştirerek kuyudan aşağı sarkıttı. Bir saat kadar sonra, kayıtta parazitler oluşmaya başlamasıyla Azzakov mikrofona bağlı hoparlörü açtı. Bu sayede erimiş kayaların oluşturduğu basıncın ve gerginliği duymayı bekliyordu. Ama kendisiyle beraber beş kişilik ekibinin duyduğu tek şey yüzlerce, binlerce belki de milyonlarca insanın çığlıklarına benzer seslerdi. Azzakov, şöyle devam ediyor:   “Şaftın altındaki plakaların seslerini iletmek üzere dizayn edilmiş mikrofonu daha da derine indirdik. Ama plaka sesleri yerine duyduğumuz sadece acı içinde çığlık atan insanların sesiydi. Önce, sesin ekipmanlarımızdan gelebiliyor olduğunu düşündük. Gerekli ayarlamaları yaptıktan sonra gelen sesler şüphelerimizi doğruladı. Çığlıklar tek bir kişiye ait değildi, milyonlarca insanın çığlığı gibiydi. Bu gelişmeden sonra bilim adamları projeye devam etmekten korktular. Kuyudan çıkabilen yer hareketlerinin seslerini belli aralıklarla süper hassas mikrofonlarla dinlemeye çalıştık. Duyduklarımız biz mantıklı bilim adamlarını bile korkudan titretti. Kulaklarımıza inanamıyorduk. Bir çığlık daha belirgin duyulabilmesine rağmen, binlerce belki de milyonlarca insanın çığlığı geliyordu..”   Azzakov, sesleri kayıt altına aldı ve görünen o ki, duydukları yüzünden şaşkın bir haldeydi. Olay yerine tetkike gelen bir emekli subaya Azzakov şunları söylemiştir:   “Sanki yerin altında insanlar, belki minyonlarca, milyarlarcası vardı ama açıkçası bu mümkün değil. İlk başta tüm bunlara inanmak istemedik.”   Ekipten birisi, en azından hali hazırda birisi, herkesin aklındakini dile getirmişti:   “Eğer ateist olmasaydım, Cehennem’in seslerini duyduğumu söyleyebilirdim.”   Azzakov adamın söylediklerine gergin bir biçimde güldü. Duyduklarından dolayı o da korkmuştu ama bir bilim adamı olarak olayları açıklamak onun işiydi. Bu yüzden, Baikonur uzay merkezinden ısıya dayanıklı bir kamera getirilmesini istedi. Azzakov saygı gören bir bilim adamı olduğu için, Venüs gezegenini gözlemlemede kullanılan kameranın bir benzeri 3 gün içinde askeri bir helikopterle kendisine gönderildi. Kamera şaftlardan aşağı sarkıtıldı ve bir saat süreyle açık bırakıldı. Azzakov ve uzay merkezinden gelen mühendisin de imzaladığı belgeye göre, kayaların yüzeyinde titrek, yanar/döner birtakım insan silüetleri gözlemleniyordu. Figürler hareketsizdi ve parlak kayaların üzerinde yatıyorlardı. Her birkaç dakikada bir parlak bir ışık aralarından geçiyor. Bu ışık akıllı biri tarafından kontrol edilen odaklanılamayan bir ışığı andırıyordu. Rahatsız edici bu görüntüler, iddia edildiğine göre videoya alındı fakat üç dakikası kayıt edilmişti ki, kamera birden bozuldu ve mikrofon eridi. Kuyudan şiddetli bir buhar yükseldi ve kötü kokulu sülfür ve boğucu gazlar çıktı. Sondaj ekipmanları mekanik ve üstesinden gelinemez sorunlar yüzünden bağlantısı koptu ve Sibirya’da başka bir bölgede kuyu açmak üzere gönderildi. Bu olaya tanıklık edenlerin hükümet tarafından şok tedavisi olarak kısa dönem hafızalarının silindiği iddia edilenler arasındadır. Azzakov ve ekibi, olanların hiç kimseye anlatılmaması ve sızdırılmaması için uzay merkezi tarafından uyarıldığı belirtiliyor. Sondaj sahası bugün, Rusya Federasyonu jeoloji laboratuarları kapsamında kamu mülkiyetindedir. 2003 yılı itibarıyla 8.578 metredeki 214 mm çapındaki sondaj aktif konumda olmasına rağmen, 2005 yılında kaynak yetersizliğinden kapatılan işletme 2008 yılından itibaren terkedilmiş, teknik malzemeler hurda olarak satılmıştır. Söz konusu derin sondaj deliğinin ise dinamitle patlatılıp, kapatıldığı söylenmektedir. Ülke o zamanlar dağılan bir komünist rejimin kontrolü altında olduğundan ve ateizm iktidarın resmi söylemini oluşturduğu için hiçbir yerde paylaşılmadı. Bu olanların bilinmesi birçokları tarafından Cehennem’e ait bir delil gibi görülebilirdi. Bu yüzden, çoğu veri ve belge imha edildi. Bu olaylardan sonra, Jeologlar ve diğer ekip üyeleri malzemeleri geride bırakarak oradan kaçtılar. Daha sonra, pek çoğu işlerinden istifa ederek kendini dine verdi.       Sonraki yıllarda, Cehennem’den gelen ses tartışması pek çok soruyu ve spekülasyonu da peşinden sürükledi. Gerek din, gerek bilim adamları yıllarca bu soruya cevap aradılar. Rus bilim adamları birer yalancı değilse, kaydedilen seslerin gerçek olması bilimsel olarak mümkündü. Peki, o sesler gerçekte kime ait olabilirdi? Rus bilim adamları doğru söylediklerini belirterek seslerin gerçek olduğu konusunda yeminler ediyorlardı. Bilimse onları haklı çıkardı, fakat bu sesler gerçek bir felakete ait olabilir miydi? Konularında uzman üç farklı isme bu konu sorulduğunda net bir yanıt alınamadı. Ancak yanıtlar “seslerin ne olabileceği” konusunda bir beyin fırtınası için gerekli ipuçlarını içeriyordu. Kimi akademik çevreler bunun bir frekans karışıklığı olabileceğini ileri sürmüş, ilahiyatçı bir yazar magmanın çıkardığı seslerin bu şekilde olabileceğini belirtmiş ve Ünlü bir Medyum da metafizik açıdan seslerin “Cinlere” ait olabileceğini ileri sürmüştü. Peki, aslında Gerçek neydi?   İşte, O Cehennem Sesleri Videosu:  
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD