Alarm

1612 Words
Çilem'den "Beni çağırmışsın ağa" dedim. Bana göz ucuyla bakıp "İlk gününüz nasıl geçti?" diye sordu. "Alışmaya çalışıyoruz, iyi diyebilirim" Beni her dakika peşinden koşturduğunu saymazsak iyi sayılırdı. Bana alışmaya mı çalışıyordu yoksa yeni bir plan mı yapıyordu bilmiyorum ama bugün aramız iyi gibiydi. Belki de babaannesi sürekli bizi izlediği için bana iyi davranıyordu bilemiyorum. "1 hafta sonra okula başlayacak. Sende ona eşlik edeceksin" dediği zaman kaşlarım çatıldı. Aynı sıraya mı oturacaktık? "Ben bu konuyu anlamadım" dedim. Sanki uzun cümle kurarsa incileri dökülürmüş gibi bana ters bir bakış attı. Bu adam sadece ters bakmakta 10 yıl yatarı vardı. Bu kadar suratsız bir mendebur herif görmemiştim. "Onun ihtiyaçları için okul bahçesinde bekleyeceksin" vay anasını. Adama yükleniyorum falan ama oğlunu düşünüyormuş. "Özel okul dimi?" Sadece başını salladı. Merak ettiğim bir kaç soru vardı aslında ama daha ilk günden sormak istemedim. Bu çocuğun annesine ne olmuştu? Bilip ona göre davranmak istiyordum. Ayla ablaya soracaktım. Yağız ile iletişim kurmak için bence önemliydi. " 1 hafta içinde neler sevdiğini öğren. Yiyecekleri her gün konaktan okula gidecek. Mecbur kalmadıkça dışardan yemeyecek. Dışardan yemek zorunda kalırsa, canı çekerse falan yemekleri önce sen kontrol edeceksin. Ona zarar gelirse seni gebertirim" dedi. Aklım karıştı. Şimdi yemeklerin ilk tadına benim bakmam gerektiğini anlamıştım. Ya zehirli çıkarda ben ölürsem? Adama bak ya. Her türlü öleceksem neden seni tercih edeyim? En azından karnım tok ölürüm. Sanki bizim canımız can değildi. "Anladım, ölürüm" dedim. Her düşündüğümü kolayca söylemem yüzünden bir gün kafam fena halde derde girecekti ama bakalım ne zaman? Sert soluğu çenemi kapatmamı söylerken "Sana yeni kıyafetler alınacak. Etek, gömlek ceket şeklinde giyeceksin." oğlunun yanına yakışmam için takım giymem gerekiyormuş bunu da anladım. "Bedenini Ayla hanıma söyle o halleder" dedi. Başımı salladım. "Annemin sözünden çıkma. Yağız'ı en iyi o tanır. Sana ne anlatıyorsa dikkatle dinle. Başımı salladım. "Çekilebilirsin" dediği zaman emredersiniz padişahım dememek için dilimi ısırdım. Çalışma odasından çıkıp mutfağa indim. Ben Yağız'ı yedirirken herkesten geç yemeye başlamıştım. "Yemekler sıcak Çilem" dedi Ayla abla. Başımı sallayıp ocağa yöneldim. "Abla" dedim yanlızlığı fırsat bilerek. Ona biraz yaklaşıp "Yağız'ın annesi nerde?" diye sordum. Beni o kara kuyuya şikayet etmezdi umarım. Ama Ayla abla yapmazdı ya. Panikle etrafına bakıp bana döndü. "Aman diyim bunu ağanın yanında sorma" dedi. Şaşırmıştım. "Niye?" "Çok büyük bir kavga ile ayrıldı bu konaktan. Han ağa adını bir daha duyarsam kim olursa olsun kovarım dedi. Bir kaç hizmetçi dedikodu yüzünden kovuldu bile" kaşlarım havalandı. Biri yatağa attığı için hizmetçiler kovuluyor, diğeri de kaçırttığı karısının ismini duyarsa. Zenginlikte böyle bir şey herhalde haklı yada haksız olman sorun değil. Zarar görenler onlar olmuyordu hiç bir zaman. "Özel değilse sorun neydi?" "İsmi lazım değil, hiç bir zaman ağamızı sevmedi. Çocuğu da bu yüzden istemedi. Bunları benden duymuş olma, ağzını sıkı tut" Beni anında uyarıp uzaklaştı. Bizim kör kuyunun demek düşündüğümden fazla sırrı vardı. Kalbi kırık bir adam mıydı? Karısının gidişini bu kadar umursamış mıydı? Acaba önceden nasıl bir adamdı? Huy sonradan değişmezdi ki. Bence hep böyleydi. Belki kaçan karısının da bunda biraz etkisi vardı. Kendime yemek doldurdum. Açlıktan karnım sırtıma yapışmıştı. 10 bin fazla almak tek tesellimdi. Hem daha az yoruluyordum. Yağız tuhaf bir çocuk olsa da büyümüştü. Oyunlarla aklı dağılıyordu. Yemeğimi yerken mutfağa Hasibe abla girdi. Bana bakıp yanıma doğru yürüdü. Ne diyeceğini bekledim. "Han ağa Yağız'ı uyutman gerektiğini söyledi Çilem. Yarım saat içinde uyuması gerekiyormuş" yediğim lokma boğazıma tıkandı. Bir kaç kez öksürüp kendimi toparladım. "Tamam Hasibe abla" dedim. Uyutma meselesini hiç düşünmemiştim. Yemeğimi yedikten sonra bulaşıkları mı yıkadım. Odasını bildiğim için zorlanmadan odanın önüne geldim. Kapıyı tıklattım. Kapıyı açınca hanımağa ile göz göze geldik. Yağız'ın üzerini değiştirmişti. "İyi geceler Zahide hanım" diyerek odaya doğru ilerledim. "Hanımağam demen yeterli" dedi. Bunların havası da ne bileyim. THY ile yarışıyorlar herhalde. Başımı salladım ne diyim? "Hikaye kitapları raflarda. Her gece mutlaka okumalısın. Odanı yan tarafa taşıdık, orada kalacaksın." dedi. Bunu neden daha önce söylemiyorlardı? Eşyam pek yoktu ama yine de bilmek hakkımdı. "Sen tuvalet ihtiyacını gör ve gel güzel torunum" dedi nazik sesiyle. Yağız banyoya geçerken hanımağa bana döndü. "İlk geldiğin gece fark etmiş olmalısın uyurgezerliği var. O yüzden dikkatli olmak zorundasın. Yağız'ın kapısı herhangi bir şekilde açılırsa senin odanda alarm çalacak. Bu şekilde ona zarar gelmesinin önüne geçeceksin. Bu iş için uygun musun bilmiyorum ama sorumluluğun gece gündüz bitmeyecek. Kendini ona göre ayarla" dedi. Ağzından bal damlıyordu. Yağız'ın annesi olmam bekleniyordu. Onu ben koruyup kollayacaktım. Besleyip uyutacaktım. Mecburdum. Ağa bozuntusuna 1 milyon borcum vardı. Bunu bir şekilde ödemem gerekiyordu. Başımı salladım mecbur. Yağız odaya gelince babaannesi yatırdı onu. Üzerini örtüp torununa bir öpücük kondurdu. Daha sonra bana dönerek "Dikkatli ol" dedi. Kapıya yönelirken endişeli görünüyordu. Bana güvenmediğini biliyordum. Zaten bir kaç günlük birine kim güvenirdi? Haklıydı. Yağız ile baş başa kalınca kitaplara yöneldim. Yağız'a bir kaç tane gösterdim. Eliyle işaret ettiğini elime alıp okumaya başladım. Okudum ama uyumadı. Tek kişilik yatağın kenarına oturup elimle sırtını ovmaya başladım. "Çocuk şarkısı bilmem" dedim. Öyle bir beklentisi varsa unutsa iyi ederdi. Gözlerini kapattı. Esmerdi. Tatlı bir yüzü vardı. Kara gözlerini babasından almıştı. Temas istediği belliydi. Belki annesini özlüyordu. Her hangi bir sebebi olabilirdi. Dakikalarca tepesinde bekledim. Dakikalar bir saati aştı. Sonunda uyuduğuna emin olunca yavaşça yataktan kalktım. Gece lambası açıktı. Sessizce kapıya yöneldim. Kapıyı açıp çıkarken bile tekrar tekrar onu kontrol ettim. Düzenli nefes alışverişi uyuduğunu gösteriyordu. Kapıyı sessizce kapatıp önüme döndüm. Birini varlığını hissederek sedire doğru baktı. Han ağa oradaydı ve sigara içiyordu. Dalgın görünüyordu. Yada bana öyle gelmişti bilmiyorum. Neden düşünüyorsam? Yan odaya geçtim. Işığı yakıp etrafı inceledim. Oda haddinden fazla büyük ve lükstü. Yağız bey sayesinde böyle bir odada kalma imkanım olacaktı. Odanın içinde banyo da dahil her şey vardı. Bu benim için büyük bir şanstı. Yazmamı çıkarıp bir kenara koydum. Yorgun hissediyordum. Duş alıp almama arasında kaldım. Ya Yağız kalkarsa? Babası dışarıda olduğu için kısa bir zamanım vardı o yüzden değerlendirdim. Kısa bir duş aldıktan sonra Ayla ablanın bana verdiği bol pijama takımını giydim. En kısa sürede almam gerekecekti. Okula gidip gelmek bana da iyi gelecekti. Kısa süre sonra uykuya daldım. Yeni hayatıma yavaş yavaş alışıyordum. Bir alarm sesi duyana kadar gayet güzel uyuyordum. Alarm sesiyle önce savaş mı çıktı diye düşündüm. Sonra aklıma hanımağanın alarm dediği geldi. Uçarak yataktan atladım. Kapıyı açar açmaz merdivenlere yönelen Yağız'ı fark ettim. Daha ilk günden başımı belaya sokacaktı. Koşar adım "Yağız" diye bağırdım. Tuna Han ağa da sedirde doğruldu. Orada mı uyumuştu? Yağız bana döndü. Neyse ki uyumuyordu. Önüne giderek "Nereye gidiyorsun?" diye sordum. Omuz silkip önüne döndü. Sabah sabah aksiliği üzerindeydi. Babasının yanına doğru yürüyüp karşısına oturdu. Mecbur peşinden gittim. Tuna Han ağa ile göz göze geldik. Kaşları çatılmış bana bakıyordu. Bir an duraksadım. Güllü pijama takımı ile tuhaf göründüğüme emindim sarı saçlarım karışık bir halde omuzlarıma ve yüzüme dökülüyordu. Boğazımı temizledim Yağız'a döndüm. "Bir şeye mi ihtiyacın var Yağız?" sert sesi sessizliği böldü. Yağız cevap vermedi. Sadece kendi istediği zaman konuşuyordu. Ben ayakta kalmıştım. Han ağa bana güvenmemiş olacak ki burda uyumuştu. "Üzerini değiştir gel" dedi. Kimsenin beni böyle görmesini istemezdim. Odaya doğru yöneldim. Hizmetçi olunca daha geç kalkıyordum sanki. Ah bu çocuk başımı yakacaktı. Üzerimi değiştirip geri döndüm. İkisi de bıraktığım yerdeydi. Ağa beni görünce ayaklandı. Yağız'ı bana bırakıp gitmişti. Yağız'ın yanına oturdum. Sessizlik hakimdi. Günler geçip gidiyor ben iyice alışıyordum. Yağız ile aramız iyiydi. Bana alışıyordu. Az önce hikayesini dinleyip yine benim ona temas etmemi bekliyordu. Her gece yaptığım gibi sırtına minik minik vurdum. Bu gece sanki daha huzursuz gibiydi. Uyuması 11i bulmuştu. Onu izlerken bende uyukluyordum. Sonunda ayağa kalkmayı başardım. Yağız'a baktım uyuyordu. Kapıya yöneldim. "Gitme" dedi. Şaşkın bakışlarla arkama döndüm. Sayıklıyordu. Geri dönüp bir süre daha oturdum. Sorun olmadığını düşününce odama geçtim. Üzerimi değiştirip yatağa girdim. Bir saat uyudum yada uyumadım alarmın sesiyle sıçradım. Düşünmeye fırsat bulamadan odamdan çıktım. Yağız tam karşımda duruyordu. Gözleri kapalıydı. Bu bana korku filmlerini hatırlatsa da sakinliği mi korudum. Han ağaya haber vermem gerekiyordu. Böyle zamanlarda ona haber vermeliymişim. Neyse ki odası bizimle aynı kattaydı. Koşar adım Yağız'ın diğer yanında ki odanın kapısını çaldım. Yağız'a bakıp tekrar tekrar çalarken kapı açıldı. "Yağız" dememle üstsüz ağanın göğsü ile burun buruna geldim. Ağzım açık göğsüne ve ay ışığının aydınlattığı kaslarına baktım. Seksiydi. Omuzuma dokunan bir el beni kendime getirdi. Tuna Han ağa beni kenara çekip yanımdan geçip gitti. Arkamı dönüp baktım. Yağız'ı kucağına alıp odasına doğru yürümeye başladı. Bende peşinden yürüdüm. Yağız'ı yatağına yerleştirip üzerini örttü. Bir süre oğlunu izledi. Ben ise nereye bakmam gerektiğini bilmiyordum. Üstü neden çıplaktı? Öyle yatıyor olmalıydı. Bana döndü. Yüzüm kızarmıştı. Canlı ve kaslı bir adam görmemiştim hiç. Kaslarını ellemek isterdim. Ben ne diyorum ya? "Dikkatli ol" dedi. Yüzüne bakıp "Şimdi ne olacak?" diye sordum. Yağız'ın yükü ağırdı ve bu beni korkutuyordu. "Sabaha kadar deliksiz uyuyacağını düşünüyorum. Yine de tetikte olman lazım" dedi. Nefesim titredi. İlk defa uyurgezer gördüğüm için korkuyordum. "Ya yine uyanırsa?" korkumu söyleyemiyordum. Belki bana iyi gelecek bir seçenek sunardı. "Odamı biliyorsun" dedi ve gitti. Derin bir nefes alıp çocuğa baktım. Uyurken huzurlu görünmüyordu. İçim el vermedi yanlız bırakmaya. Kapıyı kapatıp yanına döndüm. Yatağın kenarına oturup bir süre onu izledim. Bir süre sonra oturmaktan tutulduğu mu hissedip yanına uzandım. Yatağı genişti. Yüzünü izlerken üzgün hissediyordum. Nedense haline acımıştım. Göz kapaklarım yavaş yavaş ağırlaştı. Uykuya direndim ama başaramadım. Güzel rüyamın ortasında bir kapı sesi aldı kulağıma. İrkilerek gözlerimi açtım. Yanımda birinin kıpırdandığını hatta bir elin yakamda olduğunu hissedince yana döndüm. Yağız ile göz göze geldik. Bu çocuğun yakamla ne sorunu vardı? Gece burda mı uyuyup kalmıştım? Daha sonra aklıma kapı geldi. Tuna Han ağa çatık kaşlarla bize bakıyordu. "Gece burda mı uyudun?" sert sesiyle tüylerim diken diken oldu. Yataktan inmek için yakamı kurtardım. "Dalmışım" dedi. Yüzü yumuşadı. Odada ki saate baktım. Saatin 8:15 olduğunu görünce kaşlarım çatıldı. Kahvaltı saati 08 'di. Hadi ben endişeli olduğum için uyuyamadım ya Yağız, o neden uyuyup kalmıştı? "Yağız'ı hazırla kahvaltıya inin" dedi. Odadan çıkınca rahat bir nefes aldım. Bir normal günüm olmayacak mıydı benim? Bence olmayacaktı...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD