Ayağının altında çıtırdayan her ne ise bakmaya korksa da gördüğü anda şok geçirmişti, bir çift solmuş kanadın üzerine bastığını gördüğünde bu pis kokulu ve sanki zamandan silinmeye yüz tutulmuş yerde çıtırdayarak ezilen kanatların son bir umutla solgun parıltısını gördü Chise. yutkunmakta bile zorlanıyordu.
"Bu kanatlar?"
sesi bu izbe yerde sanki eko etkisi yaratıyordu kısık olmasına rağmen her yeri kaplayan ölümün sesini bastırır gibi yüksek çıkıyordu. kanatlara eğildiğinde çürümeye yüz tutan minik bedeni o an fark etti.
"Aman Tanrım!" korku ile geri çekildiğinde her adımında ayaklarının altında bir şeyler eziliyordu. bakamadı, kalbi bir ıstırapla doluyordu bu yer sanki onun saf kalbini karartmak istiyordu, geri dönmek istedi bu bir görüyse olamazdı böyle bir yer olamazdı kendini sakinleştirmek istedi ama zihni çoktan engin bir okyanustan fırtına bulutları ile kaplanmış, kararmıştı. bilinçaltının bir oyunu olmalıydı.
korkuyordu, etrafı sadece sisle kaplıyken ayaklarının altı efsanelerde dinlediği minik kanatlı perilerin cesetleriyle doluydu.
"Hayır burada olmamalısın!"
etrafında bir kadının korku dolu sesini duyduğunda Chisenin bedeni titredi olduğu yerde kalakalırken sesin nereden geldiğini alamaya çalışıyordu. birden önündeki sis perdesi geriye doğru çekilerek kayboldu.
Chise gördükleri ile bacakları onu artık taşımayarak dizlerinin üzerine çöktü.
"Akademimiz."
Fioren Cadılar Akademisi tam karşısında duruyordu ama az önce ışıkların, canlılığın, neşenin olduğu yerle alakası yoktu. etrafını saran güller solmuş her biri sadece binanın taşlarını delip geçmek isteyen dikenlere dönüşmüştü, büyüsünün gitmesinden ötürü onu ayakta tutacak hiçbir şey kalmamıştı, binanın yarısı çökmüştü ama Chiseyi en çok korkutan akademinin her yanında yerde yatan ve çürümeye yüz tutan cesetlerdi, hayatında hiç görmediği, adını hiç duymadığı bir sürü ırktan, türden cesetler vardı, cadılar, büyücüler, periler, Elf rel ve dahasının türünü bile tespit edemeyecek kadar çürüyen cesetler. dudakları bu korkunç manzaranın etkisi ile aralandı, yere damlayan bir su sesi ile kendine geldiğinde ağladığını o an fark ediyordu Chise, üzerindeki korku artık bir üzüntüye dönüşmüştü ama hislerine karşılık gelen kelime bu da değildi.
ağlıyordu ama neden?
"Ölü ruhların pişmanlıkları kalbini ele geçirmeye çalışıyor!"
tam yanından gelen sesle ona döndüğünde dudakları daha da fazla aralandı. hayaletimsi formda, yerden biraz yüksekte süzülen kendi yaşlarında genç bir kızdı. sanki onu tanıyordu ama tanımıyordu da. her yeri şeffaftı ama saçları dalgalı, yüzü sevimli idi. üzerinde akademinin üniforması vardı. Chise ne yapacağını bilemiyordu ama kalbi her saniye daha da çok acımaya başladı. elini kalbine götürdüğünde etrafında dönmeye başladı.
"Burada olmamalısın! hadi geri dön, burası uğursuz ve kirletilmiş ruhlarla dolu. geri dön."
Chise kalbi acımasına rağmen karşısındaki hayalete baktı o zaman o da bir ruhtu.
"Nasıl döneceğimi bilmiyorum, burası neresi?"
hayaletimsi genç kız Chisenin etrafında hafifçe ama duradan dolaşıyordu yüzünde tedirgin bir ifade görüyordu.
"Burası artık kirletilmiş ruhlar ile dolu ölü bir yer, buraya geldin, geleceğini biliyordum fakat daha çok erken güçlerin tam olgunlaşmadan buraya gelmen çok tehlikeli, geri dön genç kahin eğer burada durmaya devam edersen ruhun zarar görecek."
Chise anlamıyordu, kendisini buraya geleceğini bildiğini söylüyordu kimdi bu? burası neresiydi?
Chise bunu öğrenmeliydi, kalbi acısa da onu bunu emrediyordu. hayalete döndü. kararlı bakışları ile kalbinin acısını umursamamaya çalışarak harabeye dönmüş akademiyi işaret etti.
"Burası neresi bana anlat, sen kimsin? benim buraya geleceğimi nereden biliyorsun? neler oluyor Tanrı aşkına!é
hayaletlerin yada ruhların duygularının olduğuna o an şahit oluyordu Chise gözyaşları sanki bulutlu günde yağan huzursuz damlalar gibi yanaklarından akıyordu. harabeye dönen akademiye baktı ruh ve tekrar genç cadı ile göz göze geldi.
"Adım Sora, Gökyüzü ejderlerinin soyundanım, burası gerçek Fioren cadılar Akademisi.
o an kime benzediğini anladı Chise Wendy'e benziyordu demek onunla aynı soydan geldiği için içinde bir tanıdık hissi oluşmuştu ama şaşkınlığı katlanıyordu bu harabe ve unutulmaya yüz tutmuş yer nasıl akademi olabilirdi, korkusu yavaş yavaş merakının tesiri ile kayboluyordu, etrafına daha dikkatli baktığında gerçekten kendisinin eğitim gördüğü akademiye çok benziyordu. karşısındaki ruh yanılıyordu.
"Benim eğitim gördüğüm akademi böyle bir yerden çok dah güzel, ayrıca periler gibi birçok tür de çok eski zamanlarda yok olmuşlar, hiçbir şey anlamıyorum lütfen bana burada ne olduğunu, buraya neden geldiğimi, en önemlisi buraya geleceğimi önceden nasıl bildiğini anlat"
Chise'nin bedeni hafifçe geriye doğru çekiliyordu o an geri dönmeye başladığını anladı Chise ama gitmek için can attığı bu yerde şu an kalıp neler olduğunu öğrenmek istiyordu. bedenine durması için emir veriyordu. hayalet de bunu fark ettiğinde Chiseye yaklaştı telaşla.
"Buraya gelmek senin on üç bin yıl önce kaderinde belirlendi, ben burada seni beklemekle görevlendirilen kirlenmemiş son ruhum. Chise gördüğün hiçbir gerçek, gerçek olduğu anlamına gelmez. burası gerçek olan ve her türü içinde bulunduran gerçek boyutumuz sana tüm gerçeği anlatmak için vakit yok sadece tüm gerçekleri bulacağın o yeri söyleyeceğim. geri döndüğünde akademinin arkasında bulunan arenaya git. orada sadece seçilmişlerin girebileceği yasak bir kütüphane bulacaksın, kütüphanede tek bir kitap var ve içerisinde tüm gerçekler yazıyor."
Chise anlamakta zorlanıyordu.
"Bekle, kitap oradaysa burası da yaşadığımız boyutla aynı yer olmalı."
ruh başını iki yana hayır anlamında salladı. bedeni geriye daha kuvvetle çekilirken Chise kendisini kalmak için daha da zorluyordu. hem bedenini burada tutmak için yere sağlam basmaya hem de ruhun anlattıklarına odaklanmaya çalışmak zordu.
"Hayır Chise, o kitap tüm boyutlarda bulunan bir anahtar, sana her şeyin nasıl olduğunu, nasıl bir yol izleyeceğini gösteren bir anahtar."
Chisenin bedeni artık tamamen çekilirken etrafını karanlıklar kaplamaya başlıyordu.
"Kütüphaneye girmek için kapısını ......."
son kelimesini duyamamıştı Chise. etraf tekrar zifiri karanlığa boyanırken tanıdık ışıklar önünde göründü. göz kapakları ardı ardına açılıp kapanırken Colettenin kucağında yatıyor olduğunu gördü. etrafında arkadaşlarının endişeli bakışlarını gördüğünde kalktı.
Colette: "Ah yıldızlar aşkına Chise ne oldu sana?
Wendy: "Çok korktuk Chise iyi misin?"
"İyiyim, çok özür dilerim ben sizi endişelendirmek istememiştim. birkaç kez böyle oldu aileminde dediği gibi galiba kahinim ve yeteneklerim arada beni yoklayıp geri gidiyor."
Gülümsediğinde arkadaşları rahatladı, ayağa kalktığında az etrafına baktı, her şey capcanlı ve huzurlu idi az önce kalbi ıstırapla acırken şu an o his yok olmuştu.
Freya Chisenin koluna girerek tüm ortamı neşelendiriyordu.
Freya: " Evet, kainimizde olduğuna göre hadi Chise bana bu geceki hayatımın aşkının kim olacağını söyle."
kızlar gülüşerek arenaya doğru ilerlemeye başladılar. Chise de gülüyordu ama içinde bir endişe, merak vardı. gördüklerinin anlamını öğrenmeliydi. zihni ona yine bir oyun mu oynuyordu yoksa gerçek mi idi gördükleri.
Freya tekrar onu olduğu ortama getirdiğinde daldığını fark etmedi.
Freya: "hadi kahinimiz bize aşklarımızı göster."
gülümsedi, şimdilik bu gecelik düşüncelerini geri plana atmalıydı tabii ne kadar yapabilirse.
"Falcı değilim Freya ama bu güzelliğinle zaten bir sürü aşk adayın olacağından şüphem yok."
Freya: "Değil mi? ah ya kalbim hepsine aşık olursa?"
Wendy: "Nasıl yani kaç tane kalbin var ki?"
hepsi gülüşmeye başladıklarında Arenanın kapısında Lindon Büyücülerinin öğrencileri girmeye başlıyordu. tüm genç cadılar onlara odaklanırken Chise etrafına bakıyordu, kalbinde atmaya çalıştığı endişeleri heyecanına engeldi, umursamaz bir şekilde kolunu dürten Freyanın yüzünden o da girişe bakmak zorunda kalmıştı. kapıdan girenlerin arasında birden Chise'nin göz bebeklerinde bir parıltı oluştu. kalbindeki endişe, huzursuzluk, merak her şey kaybolmuştu. o da kimdi, genç uzun boylu, siyah düz saçları alnına dökülüyordu. üzerine giydiği beyaz gömleği, üzerindeki takımının yeleği, fuları, uyumlu pantolonu ve üzerine giydiği siyah kapitone ceketi ile yaydığı enerji uzaktan bile hissedilecek cinste idi. Chise arenanın ortalarında idi gözlerini alamadığı genç etrafına bakarken Chise ile göz göze geldiklerinde aynı parıltı genç büyücünün de gözlerinde parladı ama çok uzun süre Chisenin gözlerinde oyalanmadı, birini arıyordu o anda Chisenin yanından hızla genç. bir cadı genç büyücüye doğru koşmaya başladı, Chise sadece arkadan gördüğü bu kızı tanımıyordu. genç kız, genç büyücünün kollarına atlayarak boynuna sımsıkı sarıldığında, ilk kalp kırıklığını o an yaşadı Chise aşktan habersiz....