Tutuklayın 🚨

1885 Words
Cemre " Kızım askerler niye peşinde!" dedi içlerinden biri. Diğeri omzuna yapıştırdı bir tane. " Önce tanışalım. Ben Naz Asilhan." dedi bana sarılıp. Bende sarıldım. Sırayla diğerleri de kendini tanıttı. " Zerda Demirel." " Nefes Yılmaz." " Gece Bolat." Hepsi tek tek sarılmıştı. Çok samimiydiler. " Cemre Aşiyan." dedim çekinerek. Normalde çekinmem ama kendimi kimsesiz ve çok yalnız hissetmiştim şuan. Sonra kızlara durumu anlattım. Çünkü yapacak hiçbir şeyim yoktu. Onlara güvenmiştim. Başladım ailemin beni zorla yaşlı ağa ile evlenmeye zorlamasından, kına anında Ağa'nın beni başkasına satacağını öğrenmem, üstüne insan kaçakçılığı, silah, Yüzbaşından sonra uçağı da anlatıp bitirdim. " Yüzbaşı beni onlara yardım etmekle suçluyor olmalı." dedim en son omuz silkip. Hiçbir suçum yoktu ama o beni dinlemiyordu. Dinlemeyen anlamazdı. O yüzden elimden hiçbir şey gelmiyordu. Nefes’in sesi boğuklaştı. Gözlerim dolunca daha fazla tutamadım. Dudaklarımı ısırdım ama nafileydi, bir damla yaş yanağımdan süzüldü. Naz anında ayağa fırladı. “Ulan Allahsızlar,” dedi dişlerini sıkarak. “İnsan evladına bunu yapar mı?” Zerda koluma girdi. Sert değil, tam kararında. “Buradasın artık,” dedi net bir sesle. “Kimse seni geri gönderemez. Kurtuldun onlardan.” Gece başını salladı. “Burada kimse kimseyi satamaz. Nokta. ” O an ilk defa… kaçmadığımı hissettim. Saklanmıyordum. Bir yere sığınmamıştım. Birilerinin arasına girmiştim. Naz bir anda yüzüme baktı. “Üzerindekiler…” dedi. “Lens, peruk… bunları sen mi taktın?” Başımı iki yana salladım. “Hayır. Ben… bilmiyorum bile nasıl takıldıklarını.” Dört çift göz aynı anda açıldı. “Nasıl yani?” dedi Nefes. “Oradaki bir arkadaşım yaptı. Ben sadece oturdum.” Naz derin bir nefes aldı. “Tamam. Sıkıntı yok. Hadi gel,” dedi kolumdan tutup. “Önce seni bir kendi haline getirelim.” Odaya girdik. Kapı kapanır kapanmaz Naz saçlarıma uzandı. “Dur,” dedim refleksle. “Rahat ol,” dedi. “Bu bir operasyon.” Güldüler. Peruğu çıkarırken kafam hafifledi sanki. Saçlarım omuzlarıma döküldü. Ardından lensler… Gözlerim yandı ama aynaya baktığımda… kendimi gördüm. “Asker yeşili,” dedi Zerda sessizce. “Ne?” dedim. “Bir şey yok,” deyip konuyu kapattı ama bakışları anlamlıydı. Naz havluyu omzuma attı. “Duş al. Sıcak su var. Kimse rahatsız etmez.” Duşta su omuzlarımdan akarken dizlerimin bağı çözüldü. Fayanslara tutundum. İlk defa ağladım. Sessiz, kimsenin duymadığı türden. Kaçarken değil… durunca gelen ağlama. Çıktığımda yatakta temiz kıyafetler vardı. Eşofman. Tişört. İç çamaşırı. Nefes gülümsedi. “Bedenlerimiz tutuyor. Kısmet.” Üstümü giydim. Aynaya baktım. Altın yoktu. Kına yoktu. Yabancı bir gelin yoktu. Sadece… Cemre vardı. Sonra tur başladı. Çamaşırhane. “Burada sıra kavgası olur,” dedi Gece. “Ama Naz çözüyor.” Kantin. “En iyi tost buradan,” dedi Zerda. “Ama gece üçten sonra.” Koridorlar. “Şu kapı kör nokta,” dedi Naz alçak sesle. “Kamera görmez.” Kalbim hızlandı. “Güvenlik…?” dedim. Naz dudak büktü. “Onu ben hallettim.” Geri döndüğümüzde Naz güvenliğin yanına gitti. Ben birkaç adım geride durdum. Kadınla konuşmasını duydum. “Abla,” dedi Naz sakin ama ciddi bir tonla. “Kızın durumu hassas. Ailesi falan… anlatamayız ama devlet işi gibi düşün.” Kadın bir an durdu. Sonra başını salladı. “Gördüm ben,” dedi. “Merak etmeyin. Kayıt falan yok bugün.” Naz gülümsedi. “Sağ ol abla.” İçimden bir yük daha indi. Sonra… tuvalet. “Ben bir lavaboya gideyim,” dedim. “Duştan sonra başım döndü biraz.” Naz kaşlarını kaldırdı. “Yalnız gitme.” “Kapının önü,” dedim. “Kaçmıyorum.” Lavaboya girdim. Kapılar vardı. Birini ittim. Elimi yıkarken başımı kaldırdım. Derin bir nefes aldım. Kalbim nedensizce hızlanmıştı. " Sakin ol Cemre. Sorun yok." diye kendimi rahatlatmaya çalıştım. Sonra çıktım. Kızlar beni kantinde bekleyeceklerdi. Çok sıkmak istemiyorlardı. Sevmiştim onları. Halden anlayan insanlardı. Naz anladığım kadarıyla deli dolu biriydi. Oldukça cesur ve inatçı duruyordu. Çok güzel bir kızdı. Mavi gözlü, sarı saçlı, bembeyaz tenli dupduru bir kızdı. Nefesin açık tonlarda yeşil gözleri vardı. Saçları karamel tonlarıydı. Gece ise tam ismi gibi koyu kahve göz ve saç. Beyaz ten. Zerda ise daha farklıydı. Ela gözleri vardı. Sarıya çalıyordu. Buğday tenli ve açık kahve saç tonlarına sahipti. Hepsi birbirinden güzeldi. Onları düşünürken tam güvenliğin o taraftan geçiyordum. Sonra bir anlık hisle güvenliğe baktım. Bakmaz olaydım. Gördüğüm yüzle hemen arkamı döndüm. Diğer kapının arkasına saklandım. Kafamı kaldıramadım o anlık korkuyla. Yüzbaşı buradaydı. Hemde arkasında başkaları da vardı. Beni bulmuşlardı. Ama nasıl? Kalbim boğazıma fırladı. Nefes alamadım. Gerçekten alamadım. Kapının arkasına yapıştım. Avuç içlerim terledi, dizlerim titredi. Kulaklarım uğulduyordu. Yüzbaşı… buradaydı. Sadece o da değil. Arkasında başkaları vardı. Sert adımlar, askeri disiplinle yürüyen gövdeler. Yanlış değildi. Hayal değildi. Beni bulmuşlardı. Hayır… daha yeni… kurtulmuştum. Şimdi tekrar eline düşemezdim. Bir saniye. Sadece bir saniye toparlanmam lazımdı. Naz. Aklıma ilk gelen oydu. Kapının kenarından çok hafifçe baktım. Güvenlik masasının önündeydi. Omuzları geniş, duruşu dimdik. Üniforma ona ait değilmiş gibi değil… sanki üniforma ona göre dikilmişti. Yüzbaşı. Bakışları etrafı tarıyordu. Arayan bir adamın bakışı değildi bu. Bulacağını bilen birinin bakışıydı. Bir adım attı. Refleksle geri çekildim. Ayağım kovaya çarptı. TAK. Ses… bu kadar küçük bir şey nasıl bu kadar büyük ses çıkarabilirdi? Zaman yavaşladı. “Orada biri var,” dedi biri. Ses onun değildi ama komut bekler gibiydi herkes. Yüzbaşı başını çok az çevirdi. Karşı tarafın kapısının yansımasından görmüştüm. “İlyas,” dedi sakin ama keskin. “Sağa bak.” İlyas dediği hemen yön değiştirdi. “Koridor temiz değil komutanım,” dedi. “Bir hareket var.” Tam o anda tekrar kovaya çarpan ses yankılandı. TAK. Sakarlığım tutmuştu. Biri ( Çınar) refleksle elini silahına götürdü. “Kaçıyor,” dedi net bir tonla. “Dur!” Yüzbaşının sesi yükselmedi ama tüm koridoru doldurdu. Kapıyı itip koridora fırladım. Terliklerim zeminde kaydı. Saçlarım hâlâ nemliydi. Kalbim kulaklarımda atıyordu. “Cemre!” Naz’ın sesi. Koşuyordu. Koridor bir anda kaosa döndü. Kapılar açıldı, kızlar kafalarını uzattı, birileri bağırdı. “Dur!” diye bir ses yankılandı. Yüzbaşının sesi. Net. Sert. Kaçmaya izin vermeyen türden. Naz kolumdan yakaladı. “Koş!” dedi. “Merdiven!” Merdiven kapısına yöneldik. Naz kapıyı itti ama… İki asker. Bir anda önümüzde belirdiler. Biri ( İlyas) gözlerimin içine bir an baktı. “Hanımefendi—” Naz hiç durmadı. Dirseğini adamın göğsüne geçirdi. “ÇEKİL!” Adam beklemiyordu Nazdan bu hareketi afalladı. Ben arkasındaydım. “Geri dönün,” dedi biri. Zerda ve Gece yan koridordan fırladı. “Bu taraftan!” diye bağırdı Gece. Kantinin oraya yöneldik. Masalar devrildi. Bir tabak kırıldı. İnsanlar çığlık attı. Diğer asker ( Savran) hızlıca masaların önüne geçti. “Herkes geri çekilsin!” diye bağırdı. “Kimse yaklaşmasın!” Biri bağırıyordu. Yüzbaşına sesleri geliyordu. “Kaçış yönü daralıyor komutanım.” Onun bakışı sabitti. Görmüştüm. “Bırak daralsın.” “Cemre!” diye yine bağırdı Naz. Elim elinden kaydı. Bir an. Sadece bir an. Biri bileğimden yakaladı. Sıcak. Sert. Kaçışı bilen bir tutuş. Donakaldım. Sertçe bir bedene çarptım. Arkamı döndüm ve kafamı kaldırdım. Yüzbaşı. Göz göze geldik. Gerçekti. Bakışı… kızgın değildi. Öfkeli hiç değildi. Tehlikeliydi. “Bırak onu!” diye bağırdı Naz ve üzerime atıldı. Yüzbaşı hiç bakmadan diğer eliyle Naz’ı durdurdu. “Çekin şunları başımdan,” dedi timine. Naz çırpındı. “Bırak lan! Suçu yok!” “Sungur.” dedi Yüzbaşı ona bakmadan. Tek kelime. Naz bir anda durdu. Göz göze geldiler. Sungur’un kaşları hafifçe çatıldı. “…” Bir anlık duraksama. “Naz?” Naz’ın gözleri büyüdü. “Sen—” “Şimdi değil,” dedi Sungur düşük sesle. Kolunu tuttu ama sert değildi. “Yapma.” Naz hırladı. “Bırak beni!” Sungur dişlerini sıktı. “Komutan buradayken yapma.” “Onu ben dinleyeceğim,” dedi Yüzbaşı sakin ama tartışmaya kapalı bir tonla. Beni kendine daha çok çekti. Kaçmaya çalıştım. Olmadı. Gücü… beklediğimden fazlaydı. “Beni kaçırmaya çalışmadı kızlar,” dedim titreyerek. “Ben kaçtım.” Gözleri bir anlığına kısıldı. “Biliyorum,” dedi. Bu tek kelime… içimi daha çok korkuttu. " Yalan söyleme. Suçun yok Cemre," dedi Naz. Beni kurtarmak için. “Naz!” diye bağırdım. “Sorun yok—” “Yok!” diye kükredi Naz. “Sorun var! Siz—” Yüzbaşı bakışını Naz’a çevirdi. “Bir adım daha atarsan,” dedi sakince, “Hepinizi tutuklarım.” Zerda ve Gece donup kaldı. Ama Naz durmadı. " Al bakalım. Tüm Ankaradaki avukatları kapıya yığmazsam namerdim," dedi öfkeyle. " İlyas, Sungur alın hepsini..." dedi Naz çırpınmaya devam edince. Biri etrafı kapattı. Herkes bize bakıyordu. Utanmıştım. Kızları soktuğum duruma bakınca gözlerim dolu dolu Yüzbaşıya döndüm. Kaçış bitmişti. Yüzbaşı bileğimi bırakmadı ama sıktığını da hissettirmedi. Bilerek. Kontrol için. Eğilip kulağıma yaklaştı. “ Kaçmayı bırak,” dedi alçak sesle. “Daha kötü yapıyorsun.” Gözlerim doldu. “Ben suçlu değilim.” Başını hafifçe yana eğdi. “Neden kaçıyorsun o zaman? ” dedi. Sustum Sonra yüksek sesle konuştu. “Gidiyoruz.” Naz’ın çığlığı arkamdan geldi. Sungur denilen asker onu ne kadar tutmaya çalışsa da o çırpınmaya devam ediyordu. Yutkunamadım. Saatler önce tanıştığım kızlar beni koruyordu. “CEMRE!” Başımı çevirdim. Göz göze geldik. Beni kurtarmaya çalıştılar ama olmadı. Ailemden çok çabaladılar ama demek bu kadarmış. Gerçekten. Ama bu adam… kaçılacak biri değildi. Beni yanına aldı. Çıkışa doğru yürüttü. Adımlarım ağırdı. Ama asıl ağırlık… şimdi başlıyordu. " Kızları ve güvenliği alın," dedi Yüzbaşı. Koluna yapıştım. Bakışları bana döndü. Dolu gözlerimle başımı iki yana salladım. " Onların bir suçu yok. Lütfen..." demiştim ki susturdu. " Sus... Konuşma hakkını kaybettin..." dedi sertçe. Başımı eğdim. Ne zaman konuşma hakkım olmuştu ki! Yine de Naz ve kızlar için çırpınmaya başlamıştım. Kaçmaya çalıştım. Yüzbaşı ofladı. " Rahat dur!" dedi sinirle. Durmadım. Ne kolumda hissettiğim güce, ne etrafımızı saran askerlere, ne de üzerimize yapışan bakışlara… Hiçbirine aldırmadım. Naz’ın sesi hâlâ kulaklarımdaydı. Zerda’nın donup kalan yüzü. Nefes’in titreyen dudakları. Gece’nin gözlerindeki öfke. “Bırakın onları!” diye çırpındım. “Benim yüzümden—” Bir an oldu. Her şey… bir anda oldu. Ayağım sendeledi. Merdivenlerde. Yüzbaşı derin bir nefes verdi. Sabırla değil. Tükenmişlikle. “Yeter,” dedi alçak ama keskin bir sesle. Bir sonraki saniye ayaklarım yerden kesildi. Ne olduğunu anlayamadan, güçlü bir kol belime, diğeri dizlerimin altına girdi. Sert, kararlı bir hareketle beni kucağına aldı. Nefesim kesildi. Refleksle üniformasına tutundum. Kalbim deli gibi atıyordu. “Ne— ne yapıyorsun?” diyebildim sadece. “Düşüyordun,” dedi kısa bir tonla. “Taşıyorum.” " Komutanım..." demişti içlerinden biri Yüzbaşı onu susturdu. " Açın yolu!" İlyas dediği hemen öne geçti. " Herkes kenara!" Taşıyordu. Gerçekten. Çevrede bir uğultu koptu. Kızların çığlığı yükseldi. “CEMRE!” “İNDİR ONU!” “LAN BIRAK!” " SUNGUR BIRAK BENİ!" dedi kendini tutan askere sinirle. " Kızım sus. Rahat dur," dedi asker sinirle Naza. Naz kendini öne attı ama Sungur kolundan tuttu. İlyas ve Çınar etrafı tamamen kapatmıştı. Onların isimlerini yüzbaşıdan öğrenmiştim. Güvenlik görevlisi şaşkınlıkla izliyordu. Kimse böyle bir sahne beklemiyordu. Ben… ben kımıldayamadım. Omuzları sertti. Göğsü sıcak. Adımları netti. Sanki üzerimdeki bütün kaosu, korkuyu, çırpınışı umursamıyordu. Sanki… bu yük onun için yeni değildi. “Beni indir,” dedim fısıltıyla. Sesim titriyordu. Bakmadı. “Sus,” dedi sadece. “Daha fazla dikkat çekiyorsun.” Başımı istemsizce göğsüne gömdüm. Çünkü başka bakacak yerim yoktu. Çünkü etraf… bana ait değildi artık. Tüm yurt dışarı çıkmış bana bakıyordu. Yüzbaşı homurdandı. Memnun değildi ama kucağına alıyorsa katlanacaktı. Utanıyordum. Kapıya doğru ilerlerken Naz’ın sesi son kez yükseldi. Utandığımı anlamış olmalıydı. “Cemre! Yalnız değilsin! Sakın—” Kapı açıldı. Soğuk hava yüzüme çarptı. Gece karanlıktı. Siren yoktu ama araç hazırdı. Her şey… planlıydı. Çoktan. Yüzbaşı beni araca doğru götürürken kulağıma eğildi. “Bu kadar kaçış yeter,” dedi. “Şimdi sıra bende.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD