Küçüksün ✨

1048 Words
Cemre Hızla odamda ne bulduysam çantaya tıktım. Elim titriyordu ama duramazdım. Babamların horultusu koridora yayılmıştı. Ev sessizdi. Kaçmak için tam sırasıydı. Kalbim, korkudan mı heyecandan mı bilmiyorum parçalayacakmış gibi göğsümü dövüyordu. Pencereyi usulca açtım. Daha önce hazırladığım çarşafları birbirine bağladım. Aşağı baktım. Karanlık… ama özgürlük de oradaydı. Derin bir nefes alıp kendimi aşağı sarkıttım. Avuçlarım yandı. Dizlerim titredi ama yere bastığım an içimden bir çığlık koptu. Kaçıyordum. Gerçekten kaçıyordum. Bahçeden çıktım, dar sokağa girdim. Tam rahatlayacakken… gördüm. Ağa’nın evinin etrafı ışık içindeydi. Jandarma araçları. Üniformalar. Silahlar. Dizlerimin bağı çözüldü. Başka yol yoktu. O yoldan geçmek zorundaydım. " İnşAllah seni yakalamazlar Cemre..." dedim fısıltıyla. Şalımı hızla yüzüme çektim. Burnumdan aşağısı kapandı. Sadece gözlerim… o lanet olası yeşil gözlerim açıktaydı. Beni burada herkes yeşil gözlerimden tanırdı. Başımı eğdim, adımlarımı sıklaştırdım. Jandarmaya bakmadım. Bakarsam yakalanırdım, hissediyordum. “Geç… geç… geç…” diye sayıklıyordum içimden. Tam yanlarından sıyrıldım derken— Bir el kolumu yakaladı. Kaçamadım. Sırtım taş duvara çarptı. Nefesim kesildi. Başımı kaldırdım. Uzun. Sert. Üniformasıyla karanlığı yaran bir adam. “Gece vakti,” dedi. " Nereye böyle?" Ama ben cevap vermedim. Dilim tutulmuştu. “Yüzünü aç.” dedi şüpheyle. Şalımı biraz daha sıkı tuttum. “Nereye?” diye sordu. " Kaçıyor musun yoksa?" dedi gözlerime bakıp beni çözmeye çalışarak. Üzerimdeki çantaya, titreyen ellerime. Kaçtığımı anlamasından korktum. Bana yüzünü yaklaştırdı, nefesini hissettim. Yutkundum. Sanane? demek geldi içimden ama sustum. Sonra… Gülümsedim. Acı bir gülümsemeydi. “Evet,” dedim. “Kaçıyorum.” Kaşları hafifçe kalktı. Beklemiyordu. “Beni kurtaracak mısın,” dedim alayla, “yoksa kelepçeleyip teslim mi edeceksin Komutan?” Bir anlık sessizlik oldu. “Kimden kaçtığına bağlı,” dedi. Gözlerim gözlerine kilitlendi. “Hayatım boyunca,” dedim yavaşça, “aynı insanlardan.” Bir adım yaklaştı. “Kim?” diye sordu. Güldüm. Bu kez gerçekten güldüm ama boğazım yandı. “Ailemden.” Bakışı değişti. Sertleşti. “Küçüksün,” dedi. “Seni ailene teslim ederim. Dışarısı tehlikeli," dedi. İşte o an… İçimde bir şey koptu. Ailen dışarıdaki insanlardan daha tehlikeli diyemedim. " Ne olur beni pazarlarlar mı?" dedim acı bir gerçekle. Askerin yüzü sertleşti. Gözleri gözlerime hücum ediyordu. " Çok düşünme sen bunları. Yaşın bunlar için fazla küçük," dedi. Gözlerimi devirdim. " Yürüyüşe çıkmıştım komutan," dedim beni bir an önce bırakması için. " Hem sanane!" dedim. Kendimi tutamadım. Kaşları alaycı bir şekilde havalandı. " Askerim ben... Ortalıkta bu saatte tek başına yürüyen bir kızdan da sorumluyum," deyince gözlerimi devirdim. Erkeklerden değil kızlardan sorumlu anlaşılan. Dikkatli bir şekilde bana bakıyordu. " Benimle ilgilenme o zaman asker. Ben kendi halimde bir kızım," dedim artık beni bırakması için. Ama şüphelenmiş bir şekilde bana bakıyordu. Gözleri hangi renkti anlayamadım. " Çok fazla oyalanma," dedi. Bir an daha süzdü beni. Sonra kolumu bıraktı. Sanki nikahına alacak. O derece süzülür mü? “Git,” dedi. Tam adım atmıştım ki… “Cemre.” Kanım çekildi. O sesi tanıyordum. Ağa. Yüzünde o iğrenç sırıtış. Bir bakışıyla beni tanımıştı. Şalımın altındaki gözlerimden. " Senin yüzünden," dedim askere ama o duymadı. Ağa gelip koluma girdi. Asker biraz uzaklaşmıştı. Ağa'nın parmağı kolumu acıtacak kadar sıkıyordu. Eğilip kulağıma fısıldadı: “Ses edersen… annenle küçük kardeşini öldürürüm.” Dilim tutuldu. Bağırmak istedim. Ama sustum. Mecburdum. Yüzbaşı olduğunu sonradan öğreneceğim adam bize baktı. “Bu kız kim?” dedi sertçe. Ağa gülerek cevap verdi: “Müstakbel karım. Beni özlemiş.” Adamın yüzü bir an gerildi. Gözleri bana kaydı. “Zorla mı evlendiriliyorsun?” diye sordu sertçe. Sanki evet desem kolumdan tutup beni himayesi altına alabilecek gibiydi. Bir saniyem vardı. Bir tek kelime… “Hayır.” dedim. Kimse bana yardım edemezdi çünkü. O an adamın yüzü değişti. Sanki midesi bulanmış gibi baktı. Tiksintiyle başını çevirdi. Ben olsam bende tiksinirdim. Çünkü bu devirde para için kendinden büyük adamlarla evlenen insanlar vardı. “Zengin ya,” dedim sinirle. Sesim kendimden bile sert çıktı. Aslında ona değil… Ağaya sinirliydim. Beni satın almış olmasına. Ama asker yanlış anladı. Hiçbir şey demeden arkasını döndü. " Anladım küçük hanım," dedi küçüğü bastırıp. Benim orada başım eğilmedi koptu. Gidiyordu. İçimden çığlık attım: "Bırakma beni!" Daha yeni ailemle ilgili söylediklerimden yalan söylediğimi anlaması lazımdı. Nasıl bırakmıştı beni. " Gitme!" dedim fısıltıyla. Yüzbaşı bir an durdu. Adımlarını geri çevirdi. O birkaç saniye… hayatımın en uzun saniyeleriydi. Sanki sesimi duymuştu. Yanıma geldi. Ağa hâlâ kolumu bırakmıyordu. Parmakları etime gömülmüştü ama Yüzbaşı’nın bakışı artık ondaydı. “Bir şey soracağım,” dedi. Sesi düşüktü ama sertti. “Ailen seni… onlara sattı mı?” Kalbim göğsümden çıkacak sandım. Ağa kolumu biraz daha sıktı. Gülümsemesi yüzünde donmuştu. Fısıldadı, sesi zehirliydi: “Akıllı ol.” Gözümün önüne annem geldi. Kardeşim. O tehdit. Bir kelime etsem… bedelini onlar ödeyecekti. Yüzbaşı’nın gözleri gözlerime kilitlenmişti. Bekliyordu. Sanki “evet” desem, gerçekten kolumdan tutup beni oradan çıkaracak gibiydi. Ama yapamadım. “Hayır,” dedim yine. Bu sefer sesim daha netti. Daha soğuktu. Yüzbaşı’nın yüzü kapandı. Gözlerinde bir şey söndü. Artık bana değil, kendini zorla zengin yaşlı bir adama yamamış bir kıza bakıyordu. “Bak,” dedi, sesi yorgundu artık. “Zorla bir durum varsa, şimdi söylersin. Sonra geç olur.” " Hadi ya..." dedim sinirle bir an. Ağa kolumu sıkınca sustum ama içimden haykırdım: Şimdi zaten geç… Ama dudaklarım kıpırdamadı. “Yok,” dedim. “Ben istiyorum.” Ağa zafer kazanmış gibi güldü. “Duydun mu Komutan?” dedi. “Kız biraz inatçı ama gönlü bende.” dedi utanmadan. Adamın yüzü buruştu. Kusacak gibiydi. " Dede sevgisi görmemiştir belki Ağa." dedi adam sinirle. Bu sefer gerçekten güldüm. Resmen onun dedesi yaşında adamsın demişti adam. Yanımdaki Ağa kolumu öyle bir sıktı ki inlememek için kendimi zor tuttum. Mort olmuştu. Keşke sözler ağır gelip ölseydi de kurtulsaydım. Yüzbaşı bir an daha baktı bana. Uzun. Ölçer gibi. Sonra başını iki yana salladı. " Kaç yaşındasın," dedi gözlerime bakıp. Hala yüzümü görmemişti. " Yirmin Üç," dedim. “Reşit,” dedi kısa bir tonla. “Beyan var. Müdahale edemem.” İşte o an… İçimde bir şey öldü. Arkasını döndü. Bir adım attı. İkinci adımda boğazımdan bir ses çıktı sandım ama çıkmadı. Gitmişti. Beni bıraktığını o an anladım. Ağa kolumu çekti. “Gördün mü?” dedi alçak bir sesle. “Kimse seni kurtarmaz.” Gözlerim yandı. Ama ağlamadım. Beni en çok acıtan şey yakalanmak değil… Bir anlığına kurtulabileceğime inanmaktı. Yüzbaşı da umut vermişti resmen. " Pislik... Sanki reşit insanlar kendi kararlarını verebiliyor," diye arkasından sinirle bağırdım ama Ağa ağzımdan tutup sertçe konağa çekti. " Sen şimdi görürsün! Demek yüzbaşı ile cilveleşiyordun ha!"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD