Bende Zenginim Merak Etme ⁉️

720 Words
Cemre Dudaklarım adamın dudağındaydı ama neden öptüğümü bir saniyeliğine bile hatırlamıyordum. Beynim kilitlenmişti. Refleks miydi, panik mi, yoksa yıllardır içime kazınmış o lanet savunma mekanizması mı… bilmiyorum. Ya da ilk öpücük ahmaklığı... Bildigim tek şey, adamın eli belime indiği anda içgüdülerimin alarm verdiğiydi. Bir asker gibi. Sertçe kavradı, kendine çekti. Aynı anda ayrıldık. Nefeslerimiz çarpıştı. Sonra sertçe itti beni. Ben daha planımı uygulamadan ağzımın payını aldım. " NE YAPTIĞINI SANIYORSUN SEN?" diye kükredi. Bir kaç kişi bize bakınca yerimde küçükdüm. Tepki verecektim ama korkmuştum. Planım onu tacizci gibi gösterip yanımdan uzaklaştırmaktı ama Yüzbaşı benden önce davranmıştı. Sertçe kolumu sıktı. Kimse duymadan resmen fısıldayarak aşağıladı. " Beni öpünce seni beğenip suçunu örtbas edeceğimi mi düşündün!" dedi bana orospu muamelesi yaparak ama ben sadece ona bakıyordum. Afallamıştım. " Ya da seni satın alacağımı... Senin için erkeğin zengin olması mı önemliydi? Bende zenginim merak etme!" Sesi sinirliydi. Zorla yutkundum. Elektrik verilmiş gibi kolumu ondan kurtardım. Tokadı basacaktım elimi sertçe tuttu. Göz göze geldik. İkimizde sinirden hızlı hızlı nefes alıp veriyorduk. Gözlerime bakıp yüzünü buruşturdu. Benden tiksiniyordu. Bende tiksinerek ona baktım. Duygularımız karşılıklıydı. " Haddini bil!" dedim. Bende sinirlenmiştim. " Asıl sen haddini bil! Beni öperek ne yapmaya çalışıyorsun? Ben öyle öperek ayartacağın biri değilim. Git bu oyunlarınla yaşlı kocanı kandır," demişti. " Kocam değil," diyemeden susturdu dinlemedi. “Şimdi anlat her şeyi… Yoksa uçaktan indirip seni kendi memleketinde yargılarım,” dediğinde boğazıma bir düğüm oturdu. Urfa. O kelime zihnimde bir tokat gibi patladı. Nefesim kesildi. Gözlerim istemsizce doldu ama ağlamadım. Ağlayamazdım. Burada ağlamak, teslim olmak demekti. Bu adam teslim aldıklarını ezerek geçen cinstendi, hissediyordum. Elimi hâlâ bırakmıyordu. Parmakları bileğimdeydi. Sert. Acıtan cinsten. Ama acıdan çok aşağılanmak yakıyordu içimi. “Beni… korkutamazsın,” dedim ama sesim titredi. Lanet olsun, titredi. Kaşı seğirdi. Biraz daha yaklaştı. Omzuyla önümdeki alanı kapattı. Uçak bir anda daraldı, hava ağırlaştı. Sanki herkes susmuştu. Sanki sadece biz vardık. “Korkmuyorsan,” dedi alçak bir sesle, “niye gözlerin dolu?” Bu sefer gerçekten sinirlendim. Korku yerini öfkeye bıraktı. O an içimde bir şey koptu. Bir bok anladığı yoktu. “Çek elini!” dedim dişlerimi sıkarak. “Bana dokunma.” Gülmedi. Alay etmedi. Daha kötüsü oldu. “Dokundum bile,” dedi soğukkanlılıkla. “Hem de sen isterken. Sonuçta beni öpüp dokunuşu başlatan sensin.” Beynime kan sıçradı. “Elini çek!” diye fısıldadım bu sefer. “Şimdi. Yoksa bağırırım.” Gözleri anlık karardı. Bir saniye… sadece bir saniye tereddüt etti. Sonra eğildi, dudakları kulağıma değecek kadar yaklaştı. “Bağır,” dedi. “Herkes duysun. Bakalım kimi inandıracaksın… bir yüzbaşıya mı, yoksa uçağın ortasında adam öpen sana mı inanacaklar?” Nefesim kesildi. İşte buydu. Planımın tersine döndüğü an. Biraz geri çekildim ama kaçacak yer yoktu. Arkam küçük cama dayanmıştı. O ise hâlâ önümdeydi. Duvar gibiydi. Sert. Soğuk. Acımasız. “Ben seni öpmedim,” dedim. “Refleksti.” “Refleks?” Kaşlarını kaldırdı. “Demek refleksin erkek öpmek.” Tokadı yapıştıracaktım. Yemin ederim yapacaktım. Bu beni ne sanıyordu? Önüne geleni öpüp kendimi parayla sattığımı mı? Gerçekleri anlatsam sanki inanacaktı da konuşuyordu bir de utanmadan. Elim havaya kalktı ama bileğimi havadayken yakaladı. Bu sefer canım yandı. Gerçekten. “Bir daha,” dedi dişlerinin arasından, “bana el kaldırmayı dene… Dene ve gör...” Göz göze geldik. Ben nefretle. O… kontrolle. O an fark ettim. Bu adam sinirli değildi. Tehlikeliydi. “Bırak beni,” dedim bu sefer daha sakin. Tehlikeli insanlara bağırılmazdı. “Yanlış anladın.” “Yanlış anlayacak bir şey yok,” dedi. “Ne olduğun ortada.” Kalbim göğsümü yumrukluyordu. Ama geri adım atmayacaktım. Neydim ki ben? “Ben senin sandığın kadın değilim,” dedim. Bir an sustu. Beni baştan aşağı süzdü. Sanki üzerimdeki her şeyi söküp atıyordu bakışlarıyla. “En tehlikelileri hep öyle der,” dedi. “Masum rolünü iyi oynuyorsun.” Tam o anda arkamızdan bir hostes sesi duyuldu. “Bir sorun mu var?” Yüzbaşı anında geri çekildi. Elimi bıraktı. Omuzlarını düzeltti. Yüzüne askeri bir maske indi. Soğuk, disiplinli, kusursuz. “Hayır,” dedi sakin bir sesle. Ben hâlâ titriyordum. Hostes bana baktı. Gözlerimdeki yaşları gördü. “Hanımefendi?” dedi. Ağzımı açtım ama kelimeler çıkmadı. Yüzbaşı yanımda bilerek elimi tuttu sonra hostese gülümsedi. " Sevgilimin ilk uçağa binişi de sorun yok," dedi. Hostes gülümseyerek uzaklaştı. Midem bulanıyordu. Hemen elini bıraktım. Yüzbaşı Alçak sesle, sadece benim duyacağım şekilde fısıldadı: “Bu daha bitmedi, Cemre. Ankara'ya iner inmez yargılanacaksın. Demiştim... Benden kaçamazsın..."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD