Cemre
“Ben onunla aynı arabaya binmek istiyorum,” dedi Naz, çenesini kaldırıp Sungur’a bakarak. Sesindeki sakinlik… Fırtına öncesi sessizlikti. Sungur aynadan ona baktı. Dudak kenarı o bildik sinir bozucu şekilde kıvrıldı.
“Ben de çok keyifli değilim seninle aynı arabaya binmeye, maviş,” dedi umursamaz bir tonla.
Arabada hava bir anda buz kesti. Naz’ın göğsü kalktı, indi. Solukları sertleşti.
“Bana,” dedi dişlerini sıkarak, “öyle seslenme dedim.”
Yüzbaşı direksiyonu biraz daha sıktı. Savran başını camdan çevirdi. Zerda gözlerini devirdi.
“Tamam maviş,” dedi Sungur, sırıtarak. İnadına. Bilerek. Naz kemerini çözüyordu yemin ederim. O an gerçekten arabanın içinde bir asker boğulabilir diye düşündüm.
“Sungur,” dedi Yüzbaşı, sesi net ve tartışmasızdı. “Sen diğer arabaya.”
Sungur itiraz edecek gibi oldu. Yüzbaşı aynadan baktı. O bakış… oldukça sertti. Sungur dudaklarını birbirine bastırdı.
“Emredersiniz,” dedi kısa bir selamla. Naz yüzünü camdan çevirdi. Kazandığını belli etmemeye çalışıyordu ama omuzları bile “oh be” diyordu.
---
İki araba yola çıktık. Bizim arabada: Ben, Yüzbaşı, Naz, Savran ve Zerda.
Diğer arabada kaos ekibi: Nefes, Gece, İlyas, Çınar ve mecburen Sungur.
Araba hareket ettiğinde içimde garip bir his vardı. Bir yandan gergin… Bir yandan “bu gece kesin bir şeyler olacak” hissi.
Yüzbaşı gözlerini yoldan ayırmıyordu. Ama ben onu inceliyordum. Kaşlarının arasındaki çizgi. Direksiyonu tutuşu. Omuzlarının sertliği. Bir noktada iç çekti.
“Bana bakmayı kes,” dedi aniden.
“Niye?” dedim masum masum. “Bakmak yasak mı?”
Savran arkadan kıkırdadı. Zerda ona ters ters baktı.
“Cemre,” dedi Yüzbaşı dişlerinin arasından. “Ciddiyim.”
“Belki nikâhıma alacağım,” dedim gülerek. “İncelemek hakkım.”
Araba… Gerçekten bir saniyeliğine sessizliğe gömüldü. Yüzbaşı frene basacak sandım. Bir anda bana döndü. Gözleri kocaman. Şaşırmıştı. Hayret. İnsanı duyguları vardı demekki.
“Ne dedin sen?”
Savran kahkahayı patlattı. Zerda homurdandı Savranın gülüşüne.
“Yenge baya esprili yaa,” dedi. “Ben sevdim.”
" Kimi seviyorsun lan sen?" dedi Yüzbaşı sinirle. Savran ellerini kaldırdı korkuyla.
" Yenge olarak..." dedi. Yüzbaşı sabır çekti. Gözlerimi devirdim.
" Görmeyen aşık bir Yüzbaşı sanacak," dedim alayla.
" Sadece gavat değilim. Sahte de olsa karım olacaksın. Yerini bilsinler!" dedi sertçe. İçimden " vay ve sert erkek " dedim hayretle.
“Bak sen şu işe,” dedim sakin bir tonla dışarıdan. “Rolüne fazla kaptırma kendini Yüzbaşı.”
Direksiyon biraz daha sıkıldı. Parmaklarının boğumları beyazladı.
“Rol,” dedi yavaşça. “ Ben kaptırmam Cemre ama sen dikkat et. Nikahıma aldıktan sonra aşık falan olma," dedi alayla.
Savran arkadan lafa girecek gibi oldu ama Zerda dirseğiyle dürttü. Sustular. Akıllı hamle.
" Çok beklersin!" dedim sinirle.
" Beklemem..." dedi. Sonra araba lojmandan giriş yaptı. Yüzbaşıyı görünce askerler hemen yolu açmışlardı. Baya ev vardı. Merakla etrafa bakınıyordum. Sonunda durduk.
" Geldik bizim fakirhaneye," dedi Savran.
" Çok güzel," dedim etrafa bakarak. Çok güvenilir duruyordu.
" Burada kadınlar ve çocuklar çok mutludur," dedim neşeyle.
" Nasıl yani yenge?" dedi Savran denen asker.
" Ee her yerde asker var. Kimse kadınları dövemez. Çocuk evlendiremez," dedim etrafa hayranlıkla bakarak. Yüzbaşı bana bakıyordu.
Savran bir an afalladı. Zerda’nın bakışıyla susmayı seçti ama yüzündeki ifade “bu kız başka bir yerden bakıyor hayata” der gibiydi. Öyleydi. Bizim oralarla burası arasında dağlar kadar fark vardı.
Yüzbaşı… Bir anda freni çekmiş gibi durdu. Bana döndü. Bu sefer alay yoktu yüzünde. Kaşlarının arasındaki çizgi derinleşmişti.
“Burada,” dedi yavaşça, “kimse kimseye el kaldırmaz. Ama bu senin sandığın kadar masal gibi bir yer değil.”
“Bilmem,” dedim omuz silkerek. “Masal olmasa da koruyucu var. Hemde çok fazla,” dedim askerleri kastedip.
" Gerçi sen beni ilk gece koruyamadın ama..." diye laf çaktım imayla. Çok bile tutmuştum içimde.
Bu cevap onu hazırlıksız yakaladı. Bir saniye sustu. Sonra kapıyı açtı.
“Hadi,” dedi kısa bir tonla. “İn.”
Arabadan indiğimiz anda hava değişti. Lojmanın içi sessizdi ama o sessizlik… güvenliydi. Ayak seslerimiz bile yankı yapıyordu. Işıklar loştu. Bahçede insanlar oturmuş çay içiyordu. Yüzbaşıyı gören adamlar ayağa kalktı. Yüzbaşı " oturun" dedi. Kadınların gözü bize çevrilmişti.
“Bakıyorlar,” dedim fısıldar gibi.
“Bakacaklar,” dedi Yüzbaşı. “Bugünden sonra sen benim sahte değil, resmî problemimsin.”
“Ne romantik,” dedim. “Beni problem ilan ettiğin için gurur duydum.”
Savran kahkahayı zor tuttu.
“Yenge, Yüzbaşı’nın problemi olmak… terfi gibi bir şey,” dedi.
“Savran,” dedi Yüzbaşı hiç dönmeden.
“Tamam tamam sustum,” diye geri adım attı.
Binaya girdik. Merdivenlerden çıkarken bir çocuk sesi duydum. Üst kattan gelen ince bir gülüş. Ardından bir kadının “yavaş koş” diyen sesi. Durup yukarı baktım.
“Bak,” dedim Yüzbaşı’ya. “Tam da dediğim gibi.”
O da durdu. Kısa bir an. Sanki o da dinledi. Sonra başını başka yöne çevirdi.
“Bazı şeyleri fazla büyütme Cemre,” dedi. “Bu duvarların ardında da karanlık var.”
“Biliyorum,” dedim yumuşak bir sesle. “Ama burada karanlıkla savaşan insanlar da var.”
Göz göze geldik. Bu sefer kaçmadı bakışlarından. Sanki bir şey diyecek gibiydi ama kapının kilidini açtı.
“Hoş geldin,” dedi kısa ve net. “Şimdilik.”
İçeri girdim. Ev… sade ama düzenliydi. Asker evi olduğu her halinden belliydi. Fazla eşya yoktu. Fazla renk yoktu. Ama tertip vardı.
“Fakirhane dediğin burası mı?” dedim etrafa bakarak. “Ben bunu sevdim.”
“Alışma,” dedi ceketini çıkarırken. “Geçici.”
“Her şey geçici zaten Yüzbaşı,” dedim ayakkabılarımı çıkarırken. “Ama bazı şeyler iz bırakır.”
Savran kapıyı kapatırken mırıldandı:
“ Saray olmasa da idare eder," dedi. Zerda gözlerini devirdi.
Ben koltuğa oturdum. Yüzbaşı karşıma geçti. Ayakta. Ellerini beline koymuştu. O an… bir komutan değil de bir adam gibi duruyordu. Yorgun ama tetikte.
“Kuralları konuşalım,” dedi. Sonra diğerlerine döndü.
" Savran onlara diğer oturma odasını göster," dedi. Kızlar bana baktı.
" Sorun yok siz dinlenin geliyorum bende," dedim. Sonra onlar gitti.
" Konuşalım," dedi tekrar Yüzbaşı.
“Harika,” dedim gülümseyerek. “Ben de konuşmayı severim.”
“Bir,” dedi. “Bu evde kimse seni incitemez. Buna ben de dahilim.”
Kaşlarımı kaldırdım.
“Ne centilmenlik.”
“İki,” dedi devam etti. “Dışarıda rolümüz neyse, içeride de o. Tutarsızlık istemiyorum.”
“Yani?” dedim.
“Yani,” dedi gözlerimi kilitleyerek, “nikâhlıysan… nikâhlısın. Bekar takılmayı unut. Karşı cinsle samimiyeti unut."
" Sende aynı şekilde," dedim.
" Saygı..." dedi direk " karşılıklı," diye devam ettim. Başını onaylar anlamda salladı. Kalbim… saçma bir şekilde bir anlık hızlandı. Bunu ona belli etmedim.
" Karşı cinsle gerekmedikçe konuşma!" deyince güldüm.
“Merak etme,” dedim rahat bir tonla. “ Nerede nasıl davranacağımı biliyorum.”
" İyi." dedi durdu. " Ha bir de !" diye devam etti. "Rol yaparken yakınlaşma olursa yanlış anlama. Rol icabı," dedi. Güldüm.
" Sana aşık olmayacağım Yüzbaşı. Merak etme!" dedim sinirle. Sanki sanırsın Mehmet Akif Alakurt. Bir an sustu. Sonra dudak kenarı çok hafif kıvrıldı.
" Hem ben değil sen aşık olursan ne olacak?" dedim sinirle.
“ Emin ol ben aşık olmam!" dedi gayet rahat bir şekilde.
" Niye gay..." deyip durdum. " Top musun?" dedim. Hızla bana doğru gelince korkuyla ayağa kalktım.
" Bana bak kızım. Kaç kere şundan vazgeç dedim. Gay olmadığımı illa seni sikerek mi göstereyim!?" deyince ağzım açık ona bakakaldım. Cevap çok hızlı ve fazla sapıkçaydı.
" Aaaa... Hoşt!" dedim bağırarak. Ağzı açıldı kaldı.
" Ne?" dedi anlık şokla. Beklemiyordu.
" Sapıksın. Vallahaa sapık. Hemde büyüğünden. Evlenmem seninle," dedim hızlı hızlı.
" Evleneceksin!" dedi kendinden emin bir şekilde ama oldukça şaşkın duruyordu. Kalakalmıştı. Gözleri kocaman açılmıştı. Bir askerî operasyonda pusuya düşmüş gibi… hazırlıksız, afallamış, kontrolsüz.
Ben bağırınca kapı bir anda açıldı. İlk Savran daldı içeri.
“Ne oluyor komutanım?!” dedi refleksle. Ardından Zerda, Nefes ve Gece…Askerleri... Hepsi bir anda salonun ortasına üşüştü. Ben parmağımla Yüzbaşı’nı işaret ediyordum.
“Bu!” dedim nefes nefese. “Bu adam az önce bana—” Duraksadım. Kelimeyi yüksek sesle söylemeye utanmıştım resmen.
“—acayip bir şey söyledi!” diye toparladım. Nefes kaşlarını kaldırdı.
“Acayip derken…"
" Şey..." dedim ama utandım. Ne diyecektim? Yüzbaşı sırıtmaya başladı.
" Üstüne alındı." deyince kaşlarım çatıldı.
" Neyi üstüne alındı? Kıza ne söyledin Yüzbaşı?" dedi Naz Yüzbaşının üzerine yürüyerek. Sungur onu durdurdu eliyle ama naz o eli itti hızlıca.
" Gay olduğumu iddia edeni sikerim dedim atarlı kız," deyince Naz kıpkırmızı oldu.
" İyi askerlerin iddia etmiş. Artık onları sikersin Yüzbaşı," dedi öfkeyle. " Tabi gay değilsen sikemezsin orası ayrı!" deyip göz kırptı. Tim bir anda gülmeye başladı. Onlar gülünce kızlar da güldü. Ben ağzım açık onlara bakıyordum.
" OHA AMA..." dedim şaşkın şaşkın. " ÇOK AYIP KONUŞUYORSUNUZ GÜNAH!" dedim. Yüzbaşı bana döndü. Sinirliydi ama güldü.
" Ayıp yatakta olur küçük," dedi. Ağzım daha çok açıldı. Hemen konuyu değiştirdim.
" Aaa komutanım hiç yakışmıyor size!" dedi İlyas.
" Çok ayıp komutanım," dedi Çınar denen asker.
" Günah günah..." dedi gülerek Sungur.
" Baya isteklisiniz komutanım günaha sanki," deyince Savran. Kafasına bir tane şaplak yedi.
" İstek mistek ne oluyor koçum günah günah konuşma," dedi Sungur. Yüzbaşı gözlerini devirdi.
" İctimaa istemiyorsanız boş yapmayın," deyince hepsi sustu.
" O ne?" dedim merakla.
" Çok merak etme. Yakında öğrenirsin!" dedi Yüzbaşı göz kırpıp. Beklemiyordum. Hakan olmasın biraz ( fazla) karizmatik olmuştu.
" Kelimesini bilmediğim şeyler genellikle tehlikeli çıktı ama..." dedim gülüp gay kelimesine vurgu yaparak Yüzbaşı yine bozuldu. Tim alttan alttan gülüyordu. Yüzbaşı onlara döndü.
" Bu gece uyku yok. Sabaha kadar dışarıda bekliyorsunuz. Yiyorsa uyuyun!" dedi sertçe.
" Biz nerede kalacağız? Gitseniz mi artık?" dedim kaçacak yer arıyordum. Dilim uzundur ama bunların konuşması bana yabancıydı. Küfür ediyorlardı ama dalga geçer gibi. Daha o kıvama gelmemiştim. Bana göre ayıptı günahtı.
" Şimdiden bıktıysan yenge hanım komutanımla nasıl yaşayacaksın?" dedi Sungur.
" Yengeniz değilim," dedim.
" Olacaksın!" dedi net bir ifade ile.
" Daha olmadım," dedim. Omuz silkti.
" Artık yengemsin!"
" Çok meraklıymışsınız sizde yengeniz olmasına," dedim daha fazla karşı çıkmayarak. Güldüler.
" Sıra bize geldi." dedi Çınar.
" Komutanım bekar hiç çekilmiyor," dedi Savran.
" Artık onu yumuşatacak biri lazımdı," dedi İlyas.
" Allah'tan önceden yumuşak değil," diyen Sungurdu.
" Sungur... Ulan sizin benden başka konuşacak konunuz yok mu?" dedi öfkeyle Yüzbaşı. Hepimiz kendimizi tutuyorduk. Gay muhabbetine gönderme yapıyordu. Harbi işleri güçleri Yüzbaşıya bulaşmak gibiydi.
" Yooook..." dediler hep bir ağızdan pişkin pişkin. Güldüm istemsizce Yüzbaşı direk bana döndü.
" Komik mi?" dedi.
" Evet..." dedim gülerek. Sabır çekip time döndü.
" DAĞILIN LAN!" dedi öfkeyle. Hepsi gülerek kaçtı. Sonra durdu. " Sungur bekle," dedi güldüler.
" Efendim komutanım," dedi pişkin pişkin.
" Anahtar," dedi.
" Neyin komutanım? Kalbinizin mi?" dedi sırıtarak.
" Evin lan!" dedi artık sabrı kalmamıştı. Sungur gülerek cebinden çıkardığı anahtarı verdi.
" Ev müsait mi?" dedi Yüzbaşı.
" Emin değilim komutanım," dedi. Az sonra eve girdiğimiz de kesinlikle göreceğimiz manzara beklediğimiz şey bu değildi. İçeride üç tane kız yatıyordu. Hemde soyunuk.
" Oha!" dedi Nefes ve Zerda aynı anda.
" Çüş..." dedi Gece.
" Ne oluyor lan?" dedi Naz şaşkın bir şekilde.
" Oha! Oha! Kapat gözünü Yüzbaşı! Çıplak karılar. Kadınlar... çıplak... ohaa!" dedim telaşla onun gözünü ve kendi gözümü kapatmaya çalışırken.
" ALFA TİMİ!" diye bağıran kesinlikle Yüzbaşından başkası değildi. Sesi göğü inletti. Az sonra ictimaa ve askeri cezaları öğrenmeye başlayacaktım. Tim bir anda içeri doluştu.
" Oha bu ne lan!" dedi İlyas.
" Karı..." dedi Çınar denen çocuk.
" Oha kim bu çıplak kadınlar?" dedi Savran denen çocuk gözünü kapatmıştı.
" Komutanım eve kadın mı attınız?" dedi Sungur şaşkın bir şekilde. Hepsi gözünü kapatmıştı. Gülsem mi ağlasam mı bilemedim. Kadınlar bizim bağırışla kalkmış. Hızla üzerlerini örtmüşlerdi.
" Siz de kimsiniz? Grup mu yapacağız? Ona göre para alırız!" dedi biri. Ağzım açık kaldı. Yüzbaşı o sinirine rağmen bana bakmış ve elleriyle gözünü indirmeye çalışırken gülüyordu.
" Hösst..." dedi Naz ağzı açık şekilde. O bile beklemiyordu anlaşılan.
" Grup ne?" dedim ağzım açık şok olmuş şekilde.
" BOŞ VER!" dedi kızlar ve erkekler aynı anda.
" Cemre bırak," dedi gülerek Yüzbaşı yarı sinir yarı gülümseme ile.
" Ayıp ayıp! Siz de hiç edep yok mu? Onlar çıplak," dedim kendim bile bakmaya utanıyordum.
" Sanki hiç çıplak kadın görmedim," deyince daha çok şaşırdım.
" NE?"
O tek kelime ağzımdan dökülürken Yüzbaşı bir anlığına sustu.
" Komutanım... Biz çağırmadık!" dedi İlyas ama iş işten geçmişti. Onların evine kim çağıracaktı.
Yüzbaşı sanki o anki kaosu bir operasyona çevirir gibi omuzlarını dikleştirdi. Gülüşü gitti. Komutan modu tak diye yerine oturdu.
“Kes!” dedi tok bir sesle. “Herkes gözünü yere indirsin.”
Tim refleksle kafaları eğdi. Kadınlar örtülere daha sıkı sarıldı. Ortam hâlâ karmakarışıktı ama o ses… Herkesi hizaya sokmuştu.
“Bu ev,” dedi Yüzbaşı, “asker lojmanı. Burada izinsiz kimse barınamaz. İçeri nasıl girdiniz?"
Kadınlardan biri, uzun sarı saçlı olan, örtüyü omzuna çekip gözlerini devirdi.
“Ne bağırıyorsun be adam? Sungur çağırdı bizi. Parasını da peşin verdi.”
Bir anda tüm gözler Sungur’a döndü.
“LAN—” dedi Sungur, eli havada kaldı. “Yemin ederim benim haberim yok!”
Naz kollarını bağladı. Kaşı tek kalkık. Sinirden zangır zangır titriyordu.
“Nasıl yani?” dedi buz gibi. “Anahtarı sende olan evde üç yarı çıplak kadın var ama senin haberin yok? Üstelik senin çağırdığını söylüyorlar." dedi açıklama ister gibi.
Sungur panikledi.
“Yeminle!” dedi. “Anahtarı Çınar aldı benden en son. Gelmeden önce geri aldım," dedi.”
“NE?” diye bağırdı Çınar. “Ben mi? Savran aldı lan anahtarı!”
Savran ellerini kaldırdı.
“Dur dur dur!” dedi. “Ben sadece ‘ev boş’ dedim. Kimseye kadın getirin demedim. Bizim çömezler okey oynayacaktı.”
İlyas kafasını kaşıdı.
“Komutanım…” dedi temkinli. “Galiba anahtar elden ele dolaşmış.”
Ben bir koltuğun kenarına çökmüştüm. Kollarımı göğsümde birleştirmiş, dudaklarımı büzmüştüm. İçimde bir şey kaynıyordu. Ama bağırmıyordum. Bu… tehlikeli sessizlikti.
Yüzbaşı bana baktı. O bakış… “Şimdi patlayacak” bakışıydı. Kadınlardan biri ayağa kalktı.
“Eee?” dedi umursamazca. “Kovacak mısınız? Parayı da geri isteriz.”
O an öfkeyle fırladım.
“BİR DAKİKA!” dedim. Herkes bana döndü.
“Burası asker evi,” dedim parmağımla yeri göstererek. “Siz de utanmadan—” durdum, kelimeyi yuttum. “—bu halde buradasınız!”
Kadın kaşını kaldırdı.
“Hanımefendi, biz davet edildik.”
“Davetiye mi bastırmıştınız?” dedim sinirle. “Bir de grup mu diyordunuz az önce? O ne be...”
" Grupça sek..." dedi Yüzbaşı durdurdu sertçe kadını.
" YETER!"
Nefes ağzını kapatıp gülmemek için kendini zor tutuyordu.
Yüzbaşı derin bir nefes aldı.
“Toparlanıyorsunuz,” dedi kadınlara. “Beş dakika. Sonra bu evden çıkıyorsunuz.”
“Parayı—”
“SONRA,” dedi sertçe. Tartışma bitmişti.
Kadınlar söylene söylene odalara dağıldı. Tim hâlâ kafası yerde bekliyordu. Ben Yüzbaşı’ya döndüm.
“Bu mu?” dedim. “Bu mu senin dediğin güvenli yer?”
Yüzbaşı bir an sustu. Sonra bana yaklaştı.
“Bu,” dedi alçak ama net bir sesle, “benim hatam değil.”
“Değil mi?” dedim. “Ama senin timin.”
“Ve ben düzelteceğim.”
" Allah belanı versin!" dedi Naz Sungura dönüp.
" Maviş..." dedi Sungur ona doğru adım atıp. Naz ellerini kaldırıp durdurdu onu.
" Sakın benimle bir daha muhatap olma asker."
" Ama..." demişti ki Yüzbaşı ona döndü.
" Eve kadın attın ve hatırlamıyor musun?" dedi Yüzbaşı sertçe.
" Komutanım sizce eve üç kadın atsam hatırlamaz mıyım?" dedi Sungur sitemle.
" Senin adını söylediklerine göre... Bilmem hatırlar mısın Sungur?" dedi Yüzbaşı.
" Komutanım yapmayın yaa... Vallaha ben getirmedim. Hem ben dün evde bile kalmadım," dedi Sungur. Naz ona bakıyordu öfkeyle.
" Nerede kaldın peki!?" dedi soru Yüzbaşıdan değil Nazdan gelmişti.
" Söyleyemem," dedi ama Yüzbaşıya döndü.
"Hem daha önce hiç kadınlarla işim oldu mu?" dedi Sungur alınarak. Yüzbaşı durdu.
" Olmadı." dedi durup. " Eee o zaman bu kadınları kim eve çağırdı?" dedi Yüzbaşı sertçe. Hepsi elleri havada biz yapmadık der gibiydi.
" Daha önce olmamış ama demekki artık işin olmuş Sungur," dedi Naz öfkeyle.
Kadınlar odadan üstü giyik çıktı. Kadınlar çıkarken Naz kapıyı açtı.
" Ha bu arada," dedi kadın. Sungur dediğim bu değildi. Başka Sungurdu. Onu bulursanız paramızı yollasın. IBAN biliyor zaten," deyince Sungur derin bir nefes aldı.
" Valla bakın ben değilim," dedi elleri havada suçsuz olduğunu belirterek.
" Maviş..." dedi Naza dönüp ama Naz sertçe" KES!" dedi. Sungur uzatmadı.
" Yine de isterseniz numaramı odaya bıraktım," dedi kadın gülerek erkekleri süzüp. Yüzüm buruştu. Sonra bana döndü.
" Grup yapmayı öğrenmek istersen sen de ara tatlım," deyince Yüzbaşı öfkeyle " ÇIKIN DERHAL!" dedi.
" Oros..." dedim ama Yüzbaşı eliyle ağzımı kapattı. Kadınlar Hepsi aceleyle, surat asarak, ama hâlâ laf sokmadan duramayarak dışarı süzüldü. Kapı kapandı. Sessizlik..
" Sakin da..." dedi gülerek. Morelim çok bozulmuştu.
" Sakin falan olamam. Bu ne? Sahte de olsa evleniyoruz sonuçta. Ben bu manzaraları görmek zorunda mıyım?" dedim sinirle.
" Ben..." demişti ki susturdum.
" Daha evinize kim girip çıkıyor belli değil. Sen mi beni koruyacaksın Yüzbaşı," dedim sinirle.
" Ben binbaşı falan demeliydim Albay amcaya," deyince Yüzbaşı kıpkırmızı oldu.
" Öyle mi? Gel benimle!" dedi öfkeyle kolumu tutup.
" Gelmiyorum," dedim sinirle. Kızlar hareketlenmişti ki askerlere işareti ile timi kızları tuttu. Yüzbaşı kolumu tutup hızla karşı daireye götürdü beni.
" Bırak beni!"
" Hayır..." dedi sertçe. Kapıyı kapatıp kapıyla arasına sıkıştırdı.
" Ne yapıyorsun? Bırak!" dedim.
" Bana bak kızım. Ben öyle kadınlara giden adamlardan değilim. Başkalarının yaptığı şeylerden beni sorumlu tutarsan zaten bu evlilik başlamadan biter ki!" dedi sinirle.
" Hani çıplak kadın görmüştün," dedim öfkeyle. Yüzbaşı güldü.
" Kadın gördüm. Eski hayatımı şuan açacak değilim. Ama şunu bil tanımadığım kimseyle birlikte olacak biri değilim," dedi sinirle. Kaşlarım çatıldı. İstemsizce gözlerim doldu.
" Bırak kolumu!" dedim gözlerim dolu dolu.
" Cemre..." demişti ki dolu gözlerime baktı.
" Bırak Yüzbaşı," dedim burnumu çekerek. Bu görüntüler bana fazlasıyla yabancıydı.
“Şu an konuşmak istemiyorum,” dedim. “O yüzden git Yüzbaşı.”
Derin bir nefes aldı.
" Şimdilik seni bırakıyorum. Ama bu mesele yarına kadar çözülmüş olacak. Böyle bir durumla karşı karşıya kalmanı istemezdim ama bende her şeyi kontrol edemem. Görevden seninle döndüm," dedi.
Sonra çekilip kapıyı açtı ve çıktı. Kızlar da kapıda bekliyordu.
Kapıyı sert ama çarpmadan kapattım. Kızlarda geldikten sonra tabiki. Kanepeye oturup derin bir nefes aldım. Kalbim hâlâ hızlıydı. Dışarıdan Yüzbaşı’nın sesi geldi.
“ALFA TİMİ!”
Bir saniye sonra:
“DERHAL AÇIKLAMA BEKLİYORUM!”