bc

GÖRÜCÜ USULÜ AŞK+21

book_age18+
242
FOLLOW
1.5K
READ
dark
family
HE
time-travel
fated
opposites attract
friends to lovers
arranged marriage
curse
badboy
mafia
heir/heiress
drama
tragedy
sweet
serious
kicking
werewolves
city
mythology
office/work place
cheating
lies
rejected
addiction
actor
like
intro-logo
Blurb

Ben Helin Kandemir. Kandemir aşiretinin kızıyım.

Küçüklüğümden beri babamın sertliğiyle büyüdüm. Evimizin içinde çoğu zaman korku vardı. Ama annem… annem benim tek sığınağımdı. Her zaman yanımda olur, beni korumaya çalışırdı.

Bir gün köyde büyük bir haber yayıldı. Mardin’in güçlü ailelerinden biri bana görücü gelecekti.

O günden sonra Kandemir Konağı’nda hazırlıklar başladı. Avluda kadınlar telaşla dolaşıyor, mutfaktan yemek kokuları yükseliyordu. Hizmetçiler oradan oraya koşuyor, herkes büyük bir misafir gelecekmiş gibi heyecanla çalışıyordu. Evde neredeyse herkes mutluydu.

Ama o kalabalığın içinde mutlu olmayan tek kişi bendim.

Odamın penceresinden avluya bakıyordum. Herkes gülüyor, konuşuyor, hazırlık yapıyordu. Benim içimde ise garip bir sıkıntı vardı. Kalbim sanki istemediğim bir yola sürükleniyormuş gibi ağırlaşıyordu.

Annem odama gelip saçlarımı okşadı. Gözlerime baktı ama bir şey söylemedi. Belki de içimdeki isteksizliği o da görüyordu.

O gün Kandemir Konağı’nda herkes mutluydu…

Ama Helin Kandemir değildi.

Çünkü ben içten içe hissediyordum…

Bu görücü gelişi, hayatımı tamamen değiştirecekti.

Kandemir Konağı’nda hazırlıklar bitmişti.

Akşam güneşi avlunun taşlarına vururken herkes kapıya doğru bakıyordu. Bir süre sonra uzaktan gelen araba sesleri duyuldu. Konağın önünde siyah arabalar durdu.

Arabalardan Mardin’in güçlü ailelerinden biri indi. Erkekler ağır adımlarla yürürken kadınlar da arkalarından geliyordu. Konağın avlusunda bir anda derin bir sessizlik oldu.

Babam onları büyük bir gururla karşıladı. Tokalaşmalar, saygılı selamlaşmalar oldu. Herkes birbirine dikkatle bakıyordu.

O sırada ben odamda oturuyordum. Ellerim titriyordu. Annem yanımda duruyordu. Bana hazırladıkları elbiseyi giymiştim ama kalbim hiç bu anı istemiyordu.

Annem yavaşça yüzümü tuttu.

“Korkma kızım,” dedi sessizce.

Ama ben korkuyordum. Çünkü hayatım hakkında verilecek kararın benim elimde olmadığını biliyordum.

Biraz sonra kapı çalındı. İçeri bir kadın girdi.

“Helin kızım, misafirler seni görmek istiyor,” dedi.

Kalbim hızla atmaya başladı. Ayağa kalktım. Annem elimden tuttu ve birlikte odadan çıktık.

Konağın büyük salonuna doğru yürürken herkesin gözlerinin bana çevrileceğini biliyordum.

O salona girdiğimde kaderimle ilk kez yüz yüze gelecektim…

İstersen bir sonraki bölümde:

Helin’in salona girip görücülerin karşısına çıkmasını

Mardinli ailenin oğlunun Helin’i ilk kez görmesini

Salonda konuşmalar devam ediyordu.

Büyükler birbirleriyle sohbet ediyor, kahveler ikram ediliyordu. Ama Helin’in içindeki gerginlik hiç azalmıyordu.

Bir an babasının sert bakışlarını üzerinde hissetti. Helin hemen başını eğdi. Babasının öfkesini çok iyi tanıyordu. En küçük bir hareketinde bile sinirlenebilirdi.

Mardin’den gelen genç adam ise hâlâ ara sıra Helin’e bakıyordu. Sanki onun sessizliğini anlamaya çalışıyordu.

Bir süre sonra Helin’in babası konuştu:

“Kızım utangaçtır biraz,” dedi sert bir sesle.

Helin hiçbir şey söylemedi. Sadece ellerini sıkıca birbirine kenetledi.

Mardinli genç adam sakin bir şekilde cevap verdi:

“Utangaç olmak kötü bir şey değil.”

Salonda kısa bir sessizlik oldu. Helin o anda ilk kez başını kaldırıp ona baktı. Genç adamın sesi sert değildi… aksine sakin ve saygılıydı.

Biraz sonra kadınlar Helin’i mutfağa götürdü. Gelenek gereği kahve hazırlaması gerekiyordu.

Helin mutfağa girdiği anda derin bir nefes aldı. Ellerinin titrediğini fark etti.

Annesi yanına gelip yavaşça fısıldadı:

“Korkma kızım.”

Helin kahveleri hazırlarken içinden tek bir şey geçiriyordu:

Acaba bu evlilik gerçekten kaderimi değiştirecek miydi… yoksa beni başka bir bilinmezliğe mi sürükleyecekti?

Birkaç dakika sonra kahve tepsisini eline aldı ve tekrar salona doğru yürümeye başladı…

Ama birazdan olacak şey, Kandemir Konağı’ndaki herkesin kaderini değiştirecekti.

İstersen bir sonraki bölümde çok daha dizi gibi bir olay yazabilirim. Mesela:

Helin kahveyi verirken babası sert bir şey yapıyor

Helin kahve tepsisini titreyen elleriyle salona getirdi.

Salon yine sessizleşti. Herkes onun tepsiyi nasıl tutacağını, kahveleri nasıl dağıtacağını izliyordu. Bu, yıllardır süren bir gelenekti.

Helin önce büyüklerin önüne kahveleri koydu. Sonra yavaş adımlarla Mardin’den gelen genç adamın önüne geldi. Başını kaldırmadan fincanı uzattı.

O anda genç adam sakin bir sesle konuştu:

“Teşekkür ederim, Helin.”

Helin kısa bir an başını kaldırdı. Göz göze geldiler. Genç adamın bakışlarında sertlik değil, garip bir sakinlik vardı.

Tam o sırada babasının sert sesi salonda yankılandı:

“Düzgün ver kahveyi!”

Helin irkildi. Eli hafifçe titredi. Fincanın içindeki kahve biraz taşarak tabağa döküldü. Salonda kısa bir gerginlik oluştu.

Helin hemen geri çekildi ve başını eğdi.

chap-preview
Free preview
Kimse seni zorlayamaz
Baran Karabey… Mardin’in en güçlü ailelerinden biri olan Karabey ailesinin büyük oğluydu. Uzun boylu, sert bakışlı ve ağır duruşlu bir adamdı. İnsanlar onu gördüğünde hemen saygı duyardı. Çünkü Karabey soyadı bölgede güç ve söz sahibi olmak demekti. Baran küçük yaşlardan beri sorumlulukla büyümüştü. Ailesini, adını ve onurunu korumayı öğrenmişti. Sert görünürdü ama adaletsizliğe asla tahammül edemezdi. O gün Kandemir Konağı’na geldiğinde aklında sadece bir evlilik meselesi vardı. Ama Helin’i gördüğü anda bir şey fark etti. Helin’in gözlerinde bir korku vardı… sessiz ama derin bir korku. Baran bunu fark eden tek kişiydi. Ve o an içinden bir düşünce geçti: “Bu kızın hayatında bir şeyler doğru değil.” Baran Karabey… Mardin’in köklü ve güçlü ailelerinden biri olan Karabey ailesinin oğluydu. İnsanlar onun adını duyduğunda saygıyla konuşurdu. Çünkü Karabeyler sadece güçleriyle değil, sözlerinin ağırlığıyla da tanınırdı. Baran küçük yaşlardan beri bu sorumluluğun içinde büyümüştü. Sert görünürdü, fazla konuşmazdı ama haksızlığa asla göz yummazdı. Kandemir Konağı’na geldiği gün aslında bu evliliği sadece bir aile meselesi olarak görüyordu. Büyükler uygun görmüş, o da saygı duyup gelmişti. Ama Helin’i ilk gördüğü an bir şey değişti. Helin’in başını sürekli eğmesi, ellerinin titremesi ve konuşurken gözlerinde beliren o korku… Baran’ın dikkatinden kaçmamıştı. Avluda onunla konuşurken bunu daha net hissetti. Helin sanki bir şey söylemek istiyor ama söyleyemiyordu. Baran birkaç saniye sessiz kaldı. Sonra Helin’e baktı ve sakin bir sesle konuştu: “Eğer bu evliliği istemiyorsan, kimse seni zorlayamaz.” Helin şaşkınlıkla ona baktı. Hayatında ilk kez biri böyle bir şey söylüyordu. Baran ise içinden bir karar vermeye başlamıştı.Helin birkaç saniye Baran’a baktı ama konuşamadı. Dudakları titredi, sonra yine başını eğdi. Baran onun bu halini görünce daha da emin oldu. Helin’in içinde sakladığı bir korku vardı. “Korkmana gerek yok,” dedi Baran sakin bir sesle. Helin yavaşça konuştu: “Ben… alışığım.” Bu iki kelime Baran’ın dikkatini çekti. “Neye alışkınsın?” diye sordu. Helin hemen cevap vermedi. Gözleri avlunun taşlarına takıldı. Sanki söylemek istediği şeyler vardı ama kelimeler çıkmıyordu. Tam o sırada konağın kapısı açıldı. İçeriden Helin’in babasının sert sesi duyuldu: “Helin!” Helin irkildi. Baran bunu fark etti. Bir insanın sadece bir sesle bu kadar korkması normal değildi. Helin hemen başını eğdi. “Babam çağırıyor,” dedi sessizce. İkisi tekrar salona doğru yürümeye başladı. Salona girdiklerinde herkes onların yüzüne baktı. Büyükler çoktan kendi aralarında konuşmaya başlamıştı bile. Mardin’den gelen ailenin büyüğü gülümseyerek konuştu: “Gençler birbirini görmüş oldu.” Helin’in babası ise sertçe başını salladı. “Nişanı fazla uzatmayız,” dedi. Bu söz Helin’in kalbini sıkıştırdı. Ama o anda Baran sessizce Helin’e baktı. Çünkü artık aklında tek bir soru vardı: Helin gerçekten bu evliliği istiyor muydu… yoksa bir şeylerden mi kaçıyordu? Salona geri döndüklerinde herkes yerini almıştı. Büyükler kendi aralarında konuşuyor, kararlar neredeyse verilmiş gibi görünüyordu. Helin sessizce annesinin yanına oturdu. Başını yine eğmişti. İçindeki sıkıntı giderek büyüyordu. Bir süre sonra Baran’ın babası konuştu: “Biz kızınızı oğlumuz Baran’a istemeye geldik. Eğer siz de uygun görürseniz bu işi hayırlısıyla tamamlayalım.” Salonda derin bir sessizlik oldu. Helin’in babası ağır ağır başını kaldırdı. Sert bakışlarını önce Helin’e, sonra Baran’a çevirdi. “Kızım bizim sözümüzden çıkmaz,” dedi. Bu söz Helin’in kalbine ağır bir taş gibi oturdu. Çünkü yine kimse ona ne istediğini sormamıştı. Ama o sırada Baran dikkatle Helin’e baktı. Onun gözlerinde saklanan üzüntüyü açıkça görüyordu. Birkaç saniye düşündü. Sonra beklenmedik bir şekilde konuştu: “Ben de bir şey söylemek istiyorum.” Salondaki herkes ona döndü. Baran sakin ama kararlı bir sesle devam etti: “Bu evlilik olacaksa, Helin de bunu istemeli.” Bu söz salonda kısa bir şaşkınlık yarattı. Helin’in babasının yüzü sertleşti. Ama Baran gözlerini Helin’den ayırmadan konuştu: “Çünkü zorla kurulan bir yuva kimseye mutluluk getirmez.” O anda Helin ilk kez başını kaldırıp Baran’a baktı. Belki de hayatında ilk defa biri onun tarafında duruyordu… Ben Helin Kandemir. Kandemir aşiretinin kızıyım. Küçüklüğümden beri babamın sertliğiyle büyüdüm. Evimizin içinde çoğu zaman korku vardı. Ama annem… annem benim tek sığınağımdı. Her zaman yanımda olur, beni korumaya çalışırdı. Bir gün köyde büyük bir haber yayıldı. Mardin’in güçlü ailelerinden biri bana görücü gelecekti. O günden sonra Kandemir Konağı’nda hazırlıklar başladı. Avluda kadınlar telaşla dolaşıyor, mutfaktan yemek kokuları yükseliyordu. Hizmetçiler oradan oraya koşuyor, herkes büyük bir misafir gelecekmiş gibi heyecanla çalışıyordu. Evde neredeyse herkes mutluydu. Ama o kalabalığın içinde mutlu olmayan tek kişi bendim. Odamın penceresinden avluya bakıyordum. Herkes gülüyor, konuşuyor, hazırlık yapıyordu. Benim içimde ise garip bir sıkıntı vardı. Kalbim sanki istemediğim bir yola sürükleniyormuş gibi ağırlaşıyordu. Annem odama gelip saçlarımı okşadı. Gözlerime baktı ama bir şey söylemedi. Belki de içimdeki isteksizliği o da görüyordu. O gün Kandemir Konağı’nda herkes mutluydu… Ama Helin Kandemir değildi. Çünkü ben içten içe hissediyordum… Bu görücü gelişi, hayatımı tamamen değiştirecekti. Kandemir Konağı’nda hazırlıklar bitmişti. Akşam güneşi avlunun taşlarına vururken herkes kapıya doğru bakıyordu. Bir süre sonra uzaktan gelen araba sesleri duyuldu. Konağın önünde siyah arabalar durdu. Arabalardan Mardin’in güçlü ailelerinden biri indi. Erkekler ağır adımlarla yürürken kadınlar da arkalarından geliyordu. Konağın avlusunda bir anda derin bir sessizlik oldu. Babam onları büyük bir gururla karşıladı. Tokalaşmalar, saygılı selamlaşmalar oldu. Herkes birbirine dikkatle bakıyordu. O sırada ben odamda oturuyordum. Ellerim titriyordu. Annem yanımda duruyordu. Bana hazırladıkları elbiseyi giymiştim ama kalbim hiç bu anı istemiyordu. Annem yavaşça yüzümü tuttu. “Korkma kızım,” dedi sessizce. Ama ben korkuyordum. Çünkü hayatım hakkında verilecek kararın benim elimde olmadığını biliyordum. Biraz sonra kapı çalındı. İçeri bir kadın girdi. “Helin kızım, misafirler seni görmek istiyor,” dedi. Kalbim hızla atmaya başladı. Ayağa kalktım. Annem elimden tuttu ve birlikte odadan çıktık. Konağın büyük salonuna doğru yürürken herkesin gözlerinin bana çevrileceğini biliyordum. O salona girdiğimde kaderimle ilk kez yüz yüze gelecektim… Helin derin bir nefes aldı ve salonun kapısı yavaşça açıldı. Kandemir Konağı’nın büyük salonunda herkes oturmuş onu bekliyordu. Helin içeri girdiği anda bütün gözler ona döndü. Salon bir anda sessizleşti. Helin başını hafifçe eğerek yürüdü. Kalbi o kadar hızlı atıyordu ki sanki herkes duyacak gibiydi. Annesi hemen arkasındaydı. Babası gururlu bir ifadeyle misafirlere baktı. “Kızım Helin,” dedi. Helin usulca selam verdi ve oturdu. Gözlerini kaldırmaya cesaret edemiyordu. Ama bir an dayanamadı ve karşısına baktı. Karşısında oturan genç adamın bakışları doğrudan ona çevrilmişti. Mardin’den gelen ailenin oğlu… sessizce Helin’i izliyordu. O an salonda herkes konuşurken Helin ve o genç adamın arasında garip bir sessizlik vardı. Genç adam ilk kez konuştu: “Adın Helin, değil mi?” Helin başını hafifçe salladı. “Evet.” Genç adamın gözlerinde sert ama aynı zamanda anlayan bir ifade vardı. Sanki Helin’in içindeki korkuyu fark etmiş gibiydi. O anda Helin ilk kez farklı bir şey hissetti. Belki de kaderi sandığı kadar karanlık değildi… Salonda konuşmalar devam ediyordu. Büyükler birbirleriyle sohbet ediyor, kahveler ikram ediliyordu. Ama Helin’in içindeki gerginlik hiç azalmıyordu. Bir an babasının sert bakışlarını üzerinde hissetti. Helin hemen başını eğdi. Babasının öfkesini çok iyi tanıyordu. En küçük bir hareketinde bile sinirlenebilirdi. Mardin’den gelen genç adam ise hâlâ ara sıra Helin’e bakıyordu. Sanki onun sessizliğini anlamaya çalışıyordu. Bir süre sonra Helin’in babası konuştu: “Kızım utangaçtır biraz,” dedi sert bir sesle. Helin hiçbir şey söylemedi. Sadece ellerini sıkıca birbirine kenetledi. Mardinli genç adam sakin bir şekilde cevap verdi: “Utangaç olmak kötü bir şey değil.” Salonda kısa bir sessizlik oldu. Helin o anda ilk kez başını kaldırıp ona baktı. Genç adamın sesi sert değildi… aksine sakin ve saygılıydı. Biraz sonra kadınlar Helin’i mutfağa götürdü. Gelenek gereği kahve hazırlaması gerekiyordu. Helin mutfağa girdiği anda derin bir nefes aldı. Ellerinin titrediğini fark etti. Annesi yanına gelip yavaşça fısıldadı: “Korkma kızım.” Helin kahveleri hazırlarken içinden tek bir şey geçiriyordu: Acaba bu evlilik gerçekten kaderimi değiştirecek miydi… yoksa beni başka bir bilinmezliğe mi sürükleyecekti? Birkaç dakika sonra kahve tepsisini eline aldı ve tekrar salona doğru yürümeye başladı… Ama birazdan olacak şey, Kandemir Konağı’ndaki herkesin kaderini değiştirecekti. Helin kahve tepsisini titreyen elleriyle salona getirdi. Salon yine sessizleşti. Herkes onun tepsiyi nasıl tutacağını, kahveleri nasıl dağıtacağını izliyordu. Bu, yıllardır süren bir gelenekti. Helin önce büyüklerin önüne kahveleri koydu. Sonra yavaş adımlarla Mardin’den gelen genç adamın önüne geldi. Başını kaldırmadan fincanı uzattı. O anda genç adam sakin bir sesle konuştu: “Teşekkür ederim, Helin.” Helin kısa bir an başını kaldırdı. Göz göze geldiler. Genç adamın bakışlarında sertlik değil, garip bir sakinlik vardı. Tam o sırada babasının sert sesi salonda yankılandı: “Düzgün ver kahveyi!” Helin irkildi. Eli hafifçe titredi. Fincanın içindeki kahve biraz taşarak tabağa döküldü. Salonda kısa bir gerginlik oluştu. Helin hemen geri çekildi ve başını eğdi. Babasının öfkesinin büyümesinden korkuyordu. Ama o anda beklenmeyen bir şey oldu. Mardinli genç adam fincanı masaya koydu ve sakin bir şekilde konuştu: “Sorun değil.” Sonra Helin’e bakarak ekledi: “Gayet güzel.” Salonda yine sessizlik oldu. Helin ilk kez biri tarafından bu şekilde korunuyormuş gibi hissetti. Bir süre sonra büyükler birbirlerine baktı. Sohbet artık asıl konuya gelmişti. Mardin’den gelen ailenin büyüğü konuştu: “Biz kızınızı oğlumuz için istemeye geldik.” Helin’in kalbi bir anda hızlandı. O an herkesin gözü babasına çevrildi. Çünkü son söz ona aitti… Ve babasının vereceği cevap Helin’in kaderini belirleyecekti.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
55.6K
bc

EFSUN: AĞANIN GELİNİ

read
25.9K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
86.3K
bc

AŞKLA BERDEL

read
91.1K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
545.2K
bc

HÜKÜM

read
229.9K
bc

Bal dudaklım (Ağır bedeller)+18

read
35.2K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook