
Ben Helin Kandemir. Kandemir aşiretinin kızıyım.
Küçüklüğümden beri babamın sertliğiyle büyüdüm. Evimizin içinde çoğu zaman korku vardı. Ama annem… annem benim tek sığınağımdı. Her zaman yanımda olur, beni korumaya çalışırdı.
Bir gün köyde büyük bir haber yayıldı. Mardin’in güçlü ailelerinden biri bana görücü gelecekti.
O günden sonra Kandemir Konağı’nda hazırlıklar başladı. Avluda kadınlar telaşla dolaşıyor, mutfaktan yemek kokuları yükseliyordu. Hizmetçiler oradan oraya koşuyor, herkes büyük bir misafir gelecekmiş gibi heyecanla çalışıyordu. Evde neredeyse herkes mutluydu.
Ama o kalabalığın içinde mutlu olmayan tek kişi bendim.
Odamın penceresinden avluya bakıyordum. Herkes gülüyor, konuşuyor, hazırlık yapıyordu. Benim içimde ise garip bir sıkıntı vardı. Kalbim sanki istemediğim bir yola sürükleniyormuş gibi ağırlaşıyordu.
Annem odama gelip saçlarımı okşadı. Gözlerime baktı ama bir şey söylemedi. Belki de içimdeki isteksizliği o da görüyordu.
O gün Kandemir Konağı’nda herkes mutluydu…
Ama Helin Kandemir değildi.
Çünkü ben içten içe hissediyordum…
Bu görücü gelişi, hayatımı tamamen değiştirecekti.
Kandemir Konağı’nda hazırlıklar bitmişti.
Akşam güneşi avlunun taşlarına vururken herkes kapıya doğru bakıyordu. Bir süre sonra uzaktan gelen araba sesleri duyuldu. Konağın önünde siyah arabalar durdu.
Arabalardan Mardin’in güçlü ailelerinden biri indi. Erkekler ağır adımlarla yürürken kadınlar da arkalarından geliyordu. Konağın avlusunda bir anda derin bir sessizlik oldu.
Babam onları büyük bir gururla karşıladı. Tokalaşmalar, saygılı selamlaşmalar oldu. Herkes birbirine dikkatle bakıyordu.
O sırada ben odamda oturuyordum. Ellerim titriyordu. Annem yanımda duruyordu. Bana hazırladıkları elbiseyi giymiştim ama kalbim hiç bu anı istemiyordu.
Annem yavaşça yüzümü tuttu.
“Korkma kızım,” dedi sessizce.
Ama ben korkuyordum. Çünkü hayatım hakkında verilecek kararın benim elimde olmadığını biliyordum.
Biraz sonra kapı çalındı. İçeri bir kadın girdi.
“Helin kızım, misafirler seni görmek istiyor,” dedi.
Kalbim hızla atmaya başladı. Ayağa kalktım. Annem elimden tuttu ve birlikte odadan çıktık.
Konağın büyük salonuna doğru yürürken herkesin gözlerinin bana çevrileceğini biliyordum.
O salona girdiğimde kaderimle ilk kez yüz yüze gelecektim…
İstersen bir sonraki bölümde:
Helin’in salona girip görücülerin karşısına çıkmasını
Mardinli ailenin oğlunun Helin’i ilk kez görmesini
Salonda konuşmalar devam ediyordu.
Büyükler birbirleriyle sohbet ediyor, kahveler ikram ediliyordu. Ama Helin’in içindeki gerginlik hiç azalmıyordu.
Bir an babasının sert bakışlarını üzerinde hissetti. Helin hemen başını eğdi. Babasının öfkesini çok iyi tanıyordu. En küçük bir hareketinde bile sinirlenebilirdi.
Mardin’den gelen genç adam ise hâlâ ara sıra Helin’e bakıyordu. Sanki onun sessizliğini anlamaya çalışıyordu.
Bir süre sonra Helin’in babası konuştu:
“Kızım utangaçtır biraz,” dedi sert bir sesle.
Helin hiçbir şey söylemedi. Sadece ellerini sıkıca birbirine kenetledi.
Mardinli genç adam sakin bir şekilde cevap verdi:
“Utangaç olmak kötü bir şey değil.”
Salonda kısa bir sessizlik oldu. Helin o anda ilk kez başını kaldırıp ona baktı. Genç adamın sesi sert değildi… aksine sakin ve saygılıydı.
Biraz sonra kadınlar Helin’i mutfağa götürdü. Gelenek gereği kahve hazırlaması gerekiyordu.
Helin mutfağa girdiği anda derin bir nefes aldı. Ellerinin titrediğini fark etti.
Annesi yanına gelip yavaşça fısıldadı:
“Korkma kızım.”
Helin kahveleri hazırlarken içinden tek bir şey geçiriyordu:
Acaba bu evlilik gerçekten kaderimi değiştirecek miydi… yoksa beni başka bir bilinmezliğe mi sürükleyecekti?
Birkaç dakika sonra kahve tepsisini eline aldı ve tekrar salona doğru yürümeye başladı…
Ama birazdan olacak şey, Kandemir Konağı’ndaki herkesin kaderini değiştirecekti.
İstersen bir sonraki bölümde çok daha dizi gibi bir olay yazabilirim. Mesela:
Helin kahveyi verirken babası sert bir şey yapıyor
Helin kahve tepsisini titreyen elleriyle salona getirdi.
Salon yine sessizleşti. Herkes onun tepsiyi nasıl tutacağını, kahveleri nasıl dağıtacağını izliyordu. Bu, yıllardır süren bir gelenekti.
Helin önce büyüklerin önüne kahveleri koydu. Sonra yavaş adımlarla Mardin’den gelen genç adamın önüne geldi. Başını kaldırmadan fincanı uzattı.
O anda genç adam sakin bir sesle konuştu:
“Teşekkür ederim, Helin.”
Helin kısa bir an başını kaldırdı. Göz göze geldiler. Genç adamın bakışlarında sertlik değil, garip bir sakinlik vardı.
Tam o sırada babasının sert sesi salonda yankılandı:
“Düzgün ver kahveyi!”
Helin irkildi. Eli hafifçe titredi. Fincanın içindeki kahve biraz taşarak tabağa döküldü. Salonda kısa bir gerginlik oluştu.
Helin hemen geri çekildi ve başını eğdi.

