En güzel akşam

1349 Words
Araba yavaşça Kandemir Konağı’nın önünde durdu. Helin kapıya bakarken biraz tedirgindi. Baran bunu fark etti. “İstersen kapıya kadar gelirim,” dedi. Helin hemen başını salladı. “Yok… gerek yok. Babam görürse kızar.” Baran başını salladı. “Tamam.” Helin arabadan inerken Baran ona seslendi: “Helin.” Helin dönüp baktı. Baran kısa bir an durdu, sonra yumuşak bir sesle konuştu: “Bir şey olursa bana yaz.” Helin elindeki küçük telefon kutusuna baktı. “Yazarım… Baran.” Baran hafifçe gülümsedi. Helin sonra hızla konağın kapısından içeri girdi. Kimseye görünmeden merdivenleri çıktı ve odasına gitti. Kapıyı kapattıktan sonra derin bir nefes aldı. Elindeki kutuyu yavaşça açtı. İçinden yeni telefonu çıkardı. Sonra çekmecesini açtı ve telefonu dikkatlice içine sakladı. “Kimse görmemeli…” diye fısıldadı. Akşam saatleri gelmişti. Konağın içinde herkes kendi işindeydi. Helin odasında yalnızdı. Yavaşça çekmeceyi açtı ve telefonu çıkardı. Telefonu açtı. Bir süre ekrana baktı. Kalbi hızlı hızlı atıyordu. Sonra mesajlar kısmını açtı. Orada tek bir numara vardı. Baran. Helin utana utana yazdı: “Merhaba…” Mesaj gönderildi. Helin heyecanla ekrana bakıyordu. Birkaç saniye sonra telefon titredi. Baran cevap yazmıştı: “Merhaba Helin.” Helin istemsizce gülümsedi. Baran tekrar yazdı: “Eve sağ salim ulaştın mı?” Helin yazdı: “Evet. Kimse telefonu görmedi.” Bir süre sonra yeni mesaj geldi: “İyi. Ama artık yalnız değilsin.” Helin o mesajı okuyunca kalbi ısındı. İlk defa biri ona böyle bir şey söylüyordu. Sonra Baran bir mesaj daha gönderdi: “Bu arada… bugün ilk defa güldüğünü gördüm.” Helin utandı. “Gerçekten mi?” Baran cevapladı: “Evet.” Bir süre sonra Helin yazdı: “Bugün için teşekkür ederim… Baran.” Baran’ın cevabı kısa ama anlamlıydı: “Her zaman.” Helin telefonu elinde tutarak yatağa uzandı. Yüzünde küçük bir gülümseme vardı. Ertesi sabah Kandemir Konağı çok erken saatlerde hareketlenmişti. Salonda kadınlar konuşuyor, mutfakta hazırlıklar yapılıyordu. Çünkü artık herkes biliyordu ki Helin ile Baran’ın nişanı çok yakındı. Helin odasında sessizce hazırlanıyordu. Dün aldığı telefonu yine kimse görmesin diye çekmecesine saklamıştı. Kapı çalındı. İçeri annesi girdi. “Helin kızım, hazırlan,” dedi. “Baran’ın annesi geldi. Seni almaya geldiler.” Helin şaşkınlıkla baktı. “Nereye?” Annesi gülümsedi. “Nişanlık, kınalık ve gelinlik bakmaya.” Helin’in kalbi hızlandı. Bir süre sonra konağın avlusunda araba hazırdı. Baran, annesi ve Helin’in annesi birlikte şehre doğru yola çıktılar. Helin de onların yanındaydı. Bir gelinlik mağazasının önünde durdular. İçeri girdiklerinde her yerde beyaz gelinlikler, parlak nişanlıklar ve kırmızı kınalıklar vardı. Helin hayatında ilk kez böyle bir yerde bulunuyordu. Baran’ın annesi gülümseyerek konuştu: “Helin kızım, önce nişanlığı seçelim.” Satıcı birkaç elbise getirdi. Helin utangaç bir şekilde kabine girdi. Bir süre sonra kabinin perdesi açıldı. Helin açık renk, zarif bir nişanlık giymişti. Annesi gözleri dolarak baktı. “Çok güzel olmuş kızım…” Baran da birkaç adım ileriden Helin’e bakıyordu. Gözlerini ondan alamıyordu. Sonra kınalık ve gelinlik de denendi. Helin her seferinde biraz daha heyecanlanıyordu. Baran’ın annesi sonunda gülümseyerek dedi: “Tamam. Bunları alıyoruz.” Alışveriş bittikten sonra herkes tekrar arabaya bindi ve konağa döndüler. Akşam olduğunda konağın içinde büyük bir hazırlık başlamıştı. Işıklar asılıyor, masa ve sandalyeler hazırlanıyordu. Çünkü ertesi gün nişan günüydü. Gece olduğunda Helin odasına çıktı. Yine gizlice telefonunu aldı. Baran’a mesaj yazdı: “Yarın nişan…” Telefon birkaç saniye sonra titredi. Baran yazmıştı: “Evet. Hazır mısın?” Helin bir süre düşündü. Sonra yazdı: “Biraz heyecanlıyım.” Baran’ın cevabı hemen geldi: “Merak etme.” Helin ekrana baktı. Sonra Baran’dan bir mesaj daha geldi: “Yarın sana yakıştığını herkes görecek.” Helin telefonu tutarken utangaç bir şekilde gülümsedi.Sabah Kandemir Konağı her zamankinden daha erken uyanmıştı. Avluda hazırlıklar devam ediyor, mutfaktan tatlı ve kahve kokuları geliyordu. Bugün Helin ile Baran’ın nişan günüydü. Helin ise odasında sessizce oturuyordu. Kalbi hızlı hızlı atıyordu. Bir süre sonra kapı çalındı. İçeri annesi girdi. “Helin kızım, kuaför geldi,” dedi. Helin ayağa kalktı. Biraz heyecanlıydı. Bir süre sonra iki kuaför kadını odaya girdi. Makyaj çantalarını ve saç malzemelerini masaya koydular. “Bugün seni prenses gibi yapacağız,” dedi kuaför gülerek. Helin utangaç bir şekilde gülümsedi. Önce saçlarını hazırlamaya başladılar. Helin’in uzun koyu saçlarını yumuşak dalgalar halinde şekillendirdiler. Saçlarının bir kısmını arkada zarif bir tokayla topladılar. Sonra makyaj yapıldı. Hafif ama çok zarif bir makyajdı. Helin’in büyük gözleri daha da belirginleşmişti. Hazırlık bittikten sonra annesi dolaptan nişan elbisesini çıkardı. Elbise çok zarifti. Açık krem renginde, uzun ve akıcı bir elbiseydi. Üst kısmı ince dantel işlemelerle süslenmişti. Omuzları zarif bir şekilde ortaya çıkaran bir kesimi vardı. Bel kısmı ince bir kemerle vurgulanmıştı ve etekleri yere kadar dökülüyordu. Elbise hareket ettikçe hafifçe dalgalanıyordu. Helin elbiseyi giydiğinde odadaki herkes birkaç saniye sessiz kaldı. Annesinin gözleri doldu. “Maşallah… kızım çok güzel olmuşsun.” Kuaför de gülerek dedi: “Bugün herkes seni konuşacak.” Helin aynaya baktı. Kendini ilk defa böyle görüyordu. Tam o sırada aşağıdan müzik sesleri gelmeye başladı. Misafirler yavaş yavaş konağa geliyordu. Annesi Helin’in elini tuttu. “Hadi kızım,” dedi. “Herkes seni bekliyor.” Helin derin bir nefes aldı. Çünkü birkaç dakika sonra… Baran ile nişanlanacaktı. Sabahın erken saatlerinden beri evde tatlı bir telaş vardı. Kuaför Helin’i hazırlamış, saçlarını zarif bir şekilde toplamış, yüzüne çok hafif ama ışıltılı bir makyaj yapmıştı. Şimdi sıra nişan elbisesini giymeye gelmişti. Helin’in nişan elbisesi çok zarifti. Açık krem rengi, ipek gibi parlayan bir kumaştan yapılmıştı. Omuzları hafifçe açık, ince askılı bir modeldi. Bel kısmı tam oturuyor, aşağı doğru zarifçe genişleyen tül katmanlarla devam ediyordu. Tüllerin üzerinde küçük inci işlemeleri vardı; Helin hareket ettikçe ışıklar onların üzerinde parlıyordu. Elbisenin sırt kısmı ise ince bir dantel ile kaplıydı. Helin aynaya baktığında kendini tanımakta bile zorlandı. İlk defa bu kadar özel hissediyordu. Annesi gözleri dolarak ona baktı. “Maşallah kızım… Çok güzel olmuşsun.” dedi. Helin heyecanla derin bir nefes aldı. Kalbi o kadar hızlı atıyordu ki sanki herkes duyacak gibiydi. Sonra yavaşça merdivenlere doğru yürüdü. Aşağıda Baran ve misafirler konuşuyordu. Baran siyah bir takım elbise giymişti. Ama gözleri sürekli merdivenlere kayıyordu. Helin’i beklediği belliydi. Tam o sırada Helin merdivenlerin başında göründü. Ev bir anda sessizleşti. Helin yavaş yavaş merdivenlerden inmeye başladı. Elbisenin tülleri her adımında hafifçe dalgalanıyordu. Baran başını kaldırıp Helin’e baktığı anda adeta donup kaldı. Gözlerini ondan alamıyordu. İçinden sadece tek bir şey geçti: “Bu kız… gerçekten benimle nişanlanacak mı?” Helin merdivenlerden tamamen indiğinde Baran birkaç adım ona doğru yaklaştı. Gözlerinde hayranlık vardı. Yavaşça gülümseyerek fısıldadı: “Helin… sen… inanılmaz güzelsin.” Helin utangaç bir şekilde gözlerini kaçırdı. Kalbi daha da hızlı atıyordu. Baran elini uzattı. “Hazır mısın?” Helin Baran’ın eline baktı, sonra gözlerine. Küçük bir gülümsemeyle elini onun eline bıraktı. “Hazırım…” dedi. Ve ikisi birlikte nişan töreninin yapılacağı salona doğru yürüdüler… Helin ve Baran el ele salona girdiklerinde herkes onları alkışlarla karşıladı. Salon ışıklarla süslenmişti, masaların üzerinde beyaz çiçekler vardı. Herkesin yüzünde bir gülümseme vardı çünkü bu akşam Helin için çok özel bir akşamdı. Bir süre sonra nişan tepsisi getirildi. Tepsinin üzerinde kırmızı kurdeleyle bağlanmış iki yüzük duruyordu. Herkes heyecanla onları izliyordu. Baran Helin’e baktı. Helin’in elleri heyecandan biraz titriyordu. Baran hafifçe gülümsedi ve yavaşça fısıldadı: “Heyecanlanma… ben buradayım.” Helin de gülümseyip başını salladı. Sonra Baran yüzüğü aldı ve Helin’in parmağına taktı. Alkışlar bir anda yükseldi. Ardından Helin de Baran’ın yüzüğünü taktı. Kurdeleyi kesen kişi gülümseyerek, “Hayırlı olsun!” dedi. Salon alkış ve sevinç sesleriyle doldu. Bir süre sonra müzik başladı. Davul ve zurna sesi salona yayıldı. Herkes eğlenmeye başlamıştı. Baran Helin’e döndü ve elini uzattı. “Benimle oynar mısın?” dedi. Helin önce biraz utandı ama sonra gülerek elini Baran’a verdi. Müzik hızlandı ve Reyhani başladı. Baran ve Helin karşılıklı oynamaya başladılar. Baran çok güzel oynuyordu, Helin de ona uyum sağlamaya çalışıyordu. Helin güldükçe Baran’ın yüzünde daha büyük bir gülümseme oluşuyordu. Bir süre sonra herkes onları izlemeye başladı. Alkışlar ritim tutuyordu. Helin o an etrafına baktı. Ailesi, misafirler, müzik, kahkahalar… Her şey çok güzeldi. O an içinden bir şey geçti: “Belki de hayatımın en güzel akşamı…” Baran oynarken Helin’e doğru eğildi ve gülerek dedi ki: “Bugün çok güzelsin ama… en güzel şey gülüşün.” Helin utandı ama gülmeye devam etti. O gece Helin için gerçekten çok güzel bir akşamdı. Eğlence, müzik ve mutlulukla saatler geçti…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD