BEBEKLER

1316 Words
Telefon kapandıktan sonra Baran’ın içindeki öfke büyüyordu. Gözleri kararmıştı. Masaya sertçe vurdu. — “Helin…” Hemen ceketini aldı ve dışarı çıktı. Konağın bahçesinde arabalar hazırdı. Adamları çoktan toplanmıştı. Baran arabaya binerken sert bir sesle konuştu: — “Helin’e bir şey olursa… o konağı başlarına yıkarım.” Adamlarından biri sordu: — “Yerini biliyor muyuz ağabey?” Baran dişlerini sıktı. — “Bulacağız.” O sırada Helin, eski konağın arka tarafındaki bir odaya götürülmüştü. Elleri bağlanmamıştı ama kapı kilitliydi. Helin sandalyede oturuyordu. Eli karnındaydı. Fısıldadı: — “Korkma… baban gelecek.” Ama gözlerinden yaşlar akıyordu. Kapı açıldı. İçeri iki adam girdi. Bir tanesi masaya oturdu. — “Kocan parayı getirecek mi bakalım?” Helin titreyen bir sesle konuştu. — “Baran sizi bulur.” Adam güldü. — “O gelene kadar biz de bekleriz.” Helin başını eğdi. İçinden sürekli dua ediyordu. Bu sırada Baran arabada sürekli telefonla konuşuyordu. — “Her yeri kontrol edin.” — “Eski depoları, çiftlikleri, boş evleri… hepsini.” Bir süre sonra telefon çaldı. Baran hemen açtı. — “Söyle!” Karşı taraftaki adam konuştu. — “Ağabey… Kandemir konağının arkasındaki eski taş evde hareket var.” Baran’ın gözleri sertleşti. — “Oradalar.” Direksiyondaki adama bağırdı. — “Hızlan!” Arabalar tozu dumana katarak yola çıktı. O sırada Helin odada yalnız kalmıştı. Ayağa kalktı. Kapıya yaklaştı. Kapı kilitliydi. Pencereye baktı. Pencere küçük ve demir parmaklıklıydı. Helin karnını tutarak yavaşça yere oturdu. — “Baran…” Tam o sırada dışarıdan araba sesleri geldi. Helin başını kaldırdı. Kalbi hızla atmaya başladı. Dışarıda bağırışlar duyuluyordu. — “Kapıyı açın!” Bu ses… Baran’dı. Helin ayağa fırladı. — “Baran!” Dışarıda büyük bir gürültü oldu. Adamlar bağırıyordu. — “Silahı al!” Bir anda kapı sertçe kırıldı. Kapı açıldığında içeri Baran girdi. Yüzü öfke doluydu. Helin’i görünce dondu. — “Helin…” Helin ağlayarak ona doğru koştu. Baran hemen onu kollarının arasına aldı. — “İyisin değil mi?” Helin başını salladı ama ağlıyordu. — “Baran…” Baran onun yüzünü tuttu. — “Korkma. Buradayım.” Tam o sırada Baran’ın adamları içeri girdi. — “Ağabey adamları yakaladık.” Baran’ın gözleri karardı. — “Hepsini.” Helin Baran’ın ceketine tutundu. — “Baran…” Baran hemen yumuşadı. Helin’in karnına baktı. — “Bebeğimiz iyi mi?” Helin başını salladı. Baran derin bir nefes aldı. Sonra Helin’i kucağına aldı. — “Seni eve götürüyorum.” Helin başını onun omzuna koydu. — “Çok korktum…” Baran saçlarını okşadı. — “Bir daha kimse sana dokunamayacak.” Ama Baran’ın bilmediği bir şey vardı… Helin’in babası çoktan kaçmıştı. Ve bu iş henüz bitmemişti. Baran Helin’i kucağında arabaya taşıdı. Helin hâlâ titriyordu. Başını Baran’ın göğsüne yaslamıştı. Baran arabaya binerken sertçe konuştu: — “Hemen konağa gidiyoruz.” Arabalar peş peşe yola çıktı. Helin yavaşça fısıldadı: — “Baran…” Baran onun saçlarını okşadı. — “Buradayım güzelim.” Helin’in gözlerinden yaş akıyordu. — “Çok korktum…” Baran onun elini sıkıca tuttu. — “Bir daha kimse sana dokunamayacak.” Sonra gözleri sertleşti. — “Buna söz veriyorum.” Bir süre sonra Karabey konağına geldiler. Kapıda herkes onları bekliyordu. Baran’ın annesi, babası, kardeşleri… Helin’i görünce hepsi korktu. Baran’ın annesi hemen koştu. — “Helin kızım! Ne oldu sana?” Helin cevap veremedi. Hâlâ korkudan titriyordu. Baran sakin bir sesle konuştu. — “Bir şey yok anne. Helin sadece korktu.” Ama gözleri öfkeyle doluydu. Baran Helin’i kucağında yukarı çıkardı. Odaya girince onu yatağa oturttu. Helin hemen Baran’ın elini tuttu. — “Gitme…” Baran yumuşadı. — “Hiçbir yere gitmiyorum.” Helin başını onun omzuna koydu. Baran yavaşça onun yüzünü kaldırdı. — “Bana bak.” Helin gözlerini kaldırdı. — “Sana bir şey yaptılar mı?” Helin başını salladı. — “Hayır…” Baran derin bir nefes aldı. Sonra Helin’in karnına baktı. Elini yavaşça koydu. — “Ya bebeğimiz?” Helin fısıldadı: — “İyi…” Baran rahatladı. Ama Helin’in gözlerinde hâlâ korku vardı. Baran bunu fark etti. — “Bir şey var. Söyle bana.” Helin gözlerini kapattı. — “Babam…” Baran’ın yüzü bir anda karardı. — “Ne yaptı o?” Helin yavaşça konuştu. — “Beni tuzağa düşürdü.” Baran’ın yumrukları sıkıldı. — “Yeter artık.” Helin hemen onun kolunu tuttu. — “Baran… ne yapacaksın?” Baran sakin ama çok sert bir sesle konuştu. — “Baban bu sefer sınırı geçti.” Helin korktu. — “Baran…” Baran onun yüzünü tuttu. — “Korkma. Sana söz veriyorum… ona bir daha sana yaklaşamayacağını öğreteceğim.” Helin başını salladı. — “Ben kavga istemiyorum.” Baran bir süre sustu. Sonra Helin’i kendine çekip sarıldı. — “Sen istemiyorsan… ben de istemem.” Helin biraz rahatladı. Ama o sırada aşağıdan bir ses geldi. Baran’ın adamlarından biri kapıyı çaldı. — “Ağabey.” Baran kapıyı açtı. Adam ciddi bir sesle konuştu. — “Helin’in babasını bulduk.” Baran’ın gözleri karardı. — “Nerede?” Adam cevap verdi. — “Şehirden kaçmaya çalışıyor.” Baran bir saniye düşündü. Sonra arkasına dönüp Helin’e baktı. Helin’in gözleri korkuyla doldu. — “Baran…” Baran yavaşça yanına geldi. Alnından öptü. — “Hemen döneceğim.” Helin onun elini tuttu. — “Lütfen dikkat et.” Baran gülümsedi. — “Artık kimse seni incitemez.” Sonra kapıya yöneldi. Ama o sırada… Helin birden karnını tuttu. Yüzü bembeyaz oldu. — “Baran…” Baran hemen döndü. — “Ne oldu?!” Helin acıyla fısıldadı. — “Karnım…” Baran’ın kalbi duracak gibi oldu. — “Helin?!” Helin bir anda yere yığıldı. Baran panikle onu kollarına aldı. — “Helin! Bana bak!” Helin’in gözleri kapanıyordu. Baran bağırdı: — “Arabayı hazırlayın! Hemen hastaneye gidiyoruz!” Baran’ın dünyası bir anda alt üst olmuştu. Bir yanda kaçan baba, bir yanda bayılan Helin, ve en önemlisi… karnındaki bebek. Baran Helin’i kucağında hastaneye getirdiğinde panik içindeydi. — “Doktor! Yardım edin!” Helin hemen sedyeye alındı ve içeri götürüldü. Baran kapının önünde çaresizce bekliyordu. Dakikalar geçtikçe sabrı tükeniyordu. Bir süre sonra doktor kapıdan çıktı. Baran hemen yanına gitti. — “Doktor… Helin nasıl?” Doktor sakin bir sesle konuştu. — “Korktuğunuz kadar kötü bir durum yok. Bayılmasının sebebi stres ve korku.” Baran biraz rahatladı. — “Peki bebek?” Doktor gülümsedi. — “Bebekler iyi.” Baran bir an durdu. — “Bebekler mi?” Doktor başını salladı. — “Evet. Helin hanım ikiz bebeklere hamile.” Baran şaşkınlıkla gülümsedi. — “İkiz…” Doktor devam etti. — “Ultrasonla tekrar bakacağız. İsterseniz siz de gelin.” Baran odaya girdiğinde Helin yatağın üzerinde yatıyordu. Helin onu görünce hemen elini uzattı. — “Baran…” Baran elini tuttu. — “Buradayım güzelim.” Helin endişeyle sordu. — “Bebeğimiz iyi mi?” Baran gülümsedi. — “Sadece biri değil.” Helin şaşırdı. — “Ne demek?” Doktor ultrason cihazını hazırladı. Helin’in karnına jel sürdü ve cihazı koydu. Ekranda iki küçük hareket görünüyordu. Doktor ekrana işaret etti. — “Bakın… burada iki bebek var.” Helin’in gözleri doldu. — “İkiz…” Baran da ekrana bakıyordu. Doktor biraz daha dikkatle baktı. Sonra gülümsedi. — “Cinsiyetleri de görünüyor.” Baran merakla sordu. — “Ne?” Doktor söyledi: — “Bir tanesi kız, diğer bebeğiniz ise erkek.” Helin ağlayarak gülümsedi. — “Bir kız… bir erkek…” Baran’ın gözleri doldu. Elini Helin’in karnına koydu. — “Bir oğlum… bir kızım olacak.” Helin fısıldadı. — “Ailemiz…” Baran eğilip Helin’in alnını öptü. — “En güzel aile.” Helin gülerek ağladı. Ama tam o sırada Baran’ın telefonu çaldı. Baran telefona baktı. Arayan adamlarından biriydi. Baran telefonu açtı. — “Söyle.” Adam konuştu. — “Ağabey… Helin’in babasını yakaladık. Kaçmaya çalışıyordu.” Baran’ın yüzü bir anda sertleşti. Helin korkuyla Baran’a baktı. Baran telefonu kapattı. Helin’in elini tuttu. — “Korkma.” Sonra çok sakin ama kararlı bir sesle söyledi: — “Bu sefer… her şey bitecek.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD