Baran telefonu kapattığında odada ağır bir sessizlik oluştu.
Helin Baran’ın yüzüne baktı. Baran’ın gözleri kararmıştı.
— “Baran…”
Baran hemen yumuşadı ve Helin’in elini tuttu.
— “Korkma güzelim.”
Helin yavaşça konuştu.
— “Babamı… ne yapacaksın?”
Baran derin bir nefes aldı.
— “Önce onunla konuşacağım.”
Helin başını salladı.
— “Ben de gelmek istiyorum.”
Baran hemen itiraz etti.
— “Hayır.”
Helin ısrar etti.
— “Baran… bu benim babam. Yıllarca ondan korktum.”
Gözleri doldu.
— “Ama artık korkmak istemiyorum.”
Baran bir süre sustu. Sonra Helin’in yüzünü tuttu.
— “Emin misin?”
Helin kararlı bir şekilde başını salladı.
— “Evet.”
Baran iç çekti.
— “Peki.”
Akşam olduğunda Baran ve Helin konağa döndüler.
Baran’ın adamları bahçede bekliyordu.
Helin arabadan inerken Baran onun elini tuttu.
— “Yanımdan ayrılma.”
Helin başını salladı.
Bahçenin ortasında bir sandalye vardı.
Sandalyeye Helin’in babası bağlanmıştı.
Helin onu görünce bir an durdu.
Kalbi hızla atıyordu.
Babası başını kaldırdı.
— “Helin…”
Helin’in gözlerinde artık korku yoktu.
Sadece yorgunluk vardı.
Baran sert bir sesle konuştu.
— “Karımı kaçırdın.”
Adam sinirli bir şekilde güldü.
— “Senin paran var. Ben de paramı almak istedim.”
Baran bir adım yaklaştı.
— “Onu tuzağa düşürdün.”
Adam omuz silkti.
— “Borçlarım var.”
Helin bir anda konuştu.
— “Yeter!”
Herkes Helin’e baktı.
Helin yavaşça babasına yaklaştı.
— “Ben senin kızınım.”
Adam başını çevirdi.
— “Kızım olduğun için seni öldürtmedim zaten.”
Bu söz Helin’i derinden yaraladı.
Ama bu sefer geri çekilmedi.
— “Hayatım boyunca senden korktum.”
Gözleri doldu.
— “Beni dövdün… sattın… kandırdın.”
Baran onun arkasında duruyordu.
Helin karnını tuttu.
— “Ama artık yalnız değilim.”
Babası küçümseyerek güldü.
— “O zengin adam seni kurtardı diye mi?”
Helin sakin bir şekilde konuştu.
— “Hayır.”
Sonra Baran’ın elini tuttu.
— “Ailem var.”
Babası sinirle bağırdı.
— “Ben senin babanım!”
Helin gözlerinin içine baktı.
— “Baba dediğin insan kızını satmaz.”
Bahçede sessizlik oldu.
Helin derin bir nefes aldı.
— “Artık hayatımda yoksun.”
Babası öfkeyle bağırdı ama kimse onu dinlemedi.
Baran adamlarına baktı.
— “Polisi arayın.”
Adam şaşırdı.
— “Beni polise mi vereceksin?!”
Baran sert bir şekilde cevap verdi.
— “Karımı kaçırdın.”
Sonra Helin’e baktı.
— “Karar senin.”
Helin birkaç saniye düşündü.
Sonra yavaşça söyledi.
— “Polis gelsin.”
Babası bağırmaya başladı.
Ama Helin arkasını döndü.
Baran onun omzuna kolunu doladı.
Helin karnına dokundu.
— “Artık her şey bitti.”
Baran gülümsedi.
— “Hayır.”
Helin şaşırdı.
— “Ne demek?”
Baran eğilip karnına dokundu.
— “Şimdi her şey başlıyor.”
Helin gülümsedi.
— “Bir kızımız… bir oğlumuz…”
Baran başını salladı.
— “En güzel aile.”
Polisler gittikten sonra konakta derin bir sessizlik vardı.
Helin bahçede birkaç saniye hareketsiz kaldı. Sanki yıllardır taşıdığı büyük bir yük omuzlarından kalkmıştı.
Baran onun yüzüne baktı.
— “İyi misin?”
Helin yavaşça başını salladı.
— “Evet…”
Sonra gözleri doldu.
— “Ama içim çok garip.”
Baran onu kendine çekip sarıldı.
— “Normal… yıllarca yaşadığın şeyler kolay değil.”
Helin başını Baran’ın göğsüne koydu.
— “Ama artık korkmuyorum.”
Baran hafifçe gülümsedi.
— “Çünkü artık yalnız değilsin.”
Helin karnını tuttu.
— “Hiç yalnız değilim.”
Baran eğilip karnına dokundu.
— “İki küçük Karabey bizimle.”
Helin gülümseyerek ağladı.
Bir süre sonra ikisi birlikte odalarına çıktılar.
Helin yavaşça yatağa oturdu.
Baran hemen yanına geldi.
— “Doktor dinlenmeni söyledi.”
Helin gülümsedi.
— “Ama çok mutluyum.”
Baran kaşlarını kaldırdı.
— “Neden?”
Helin karnını okşadı.
— “Bir kız… bir erkek…”
Baran hafifçe güldü.
— “Ben hâlâ inanamıyorum.”
Helin merakla sordu.
— “Ne düşünüyorsun?”
Baran biraz düşündü.
Sonra eğilip Helin’in karnına konuştu.
— “Kızım… babanı fazla üzme tamam mı?”
Helin güldü.
— “Ya oğlun?”
Baran gülerek söyledi.
— “O zaten annesi gibi sakin olur.”
Helin başını salladı.
— “Hiç sanmıyorum.”
İkisi birlikte güldüler.
Ertesi sabah güneş odaya vuruyordu.
Helin uyandığında Baran yanında yoktu.
Bir an korktu.
— “Baran?”
Tam o sırada kapı açıldı.
Baran içeri girdi.
Elinde büyük bir kutu vardı.
Helin şaşırdı.
— “O ne?”
Baran yatağın yanına geldi.
— “Bir sürpriz.”
Helin merakla kutuyu açtı.
İçinden iki tane küçük bebek tulumu çıktı.
Biri pembe, biri mavi.
Helin’in gözleri doldu.
— “Baran…”
Baran gülümsedi.
— “Kızımız ve oğlumuz için.”
Helin tulumları eline aldı.
— “Çok küçükler…”
Baran eğilip Helin’i öptü.
— “Ama kalplerimizi dolduracak kadar büyükler.”
Helin gözyaşlarını sildi.
— “Onlara isim düşünmeye başladın mı?”
Baran gülümsedi.
— “Çoktan.”
Helin meraklandı.
— “Ne?”
Baran yavaşça söyledi.
— “Kızımızın adı Elif olsun istiyorum.”
Helin gülümsedi.
— “Çok güzel…”
Baran devam etti.
— “Oğlumuzun adı da Mert.”
Helin gözlerini kapattı.
— “Elif ve Mert…”
Sonra Baran’a sarıldı.
— “Ben çok mutluyum.”
Baran fısıldadı.
— “Asıl hikâyemiz şimdi başlıyor.”
Ama o sırada aşağıdan bir ses geldi.
Baran’ın annesi bağırıyordu.
— “Baran! Helin!”
Baran kapıya baktı.
— “Bir şey oldu galiba.”
Helin meraklandı.
— “Ne oldu?”
Baran kapıyı açtı.
Aşağıdan telaşlı sesler geliyordu…
Ve bu sesler çok beklenmedik bir haberin geldiğini gösteriyordu.
Telefon kapandıktan kısa bir süre sonra konakta garip bir telaş başlamıştı.
Baran merdivenlerden hızla inerken Helin de arkasından geliyordu.
Salonda hizmetçi telaşla bekliyordu.
— “Helin hanım… az önce telefon geldi.”
Helin’in kalbi sıkıştı.
— “Kim aradı?”
Kadın çekinerek konuştu.
— “Mahalleden biri… annenizin durumu kötüleşmiş dediler.”
Helin’in yüzü bir anda bembeyaz oldu.
— “Ne demek kötüleşmiş?”
Kadın başını eğdi.
— “Hastaneye kaldırmışlar…”
Helin bir anda Baran’a döndü.
Gözleri korkuyla dolmuştu.
— “Baran… anneme bir şey olmasın…”
Baran hemen onun omuzlarını tuttu.
— “Hemen gidiyoruz.”
Yarım saat sonra hastanenin önüne geldiler.
Helin arabadan iner inmez koşmaya başladı.
Baran arkasından seslendi.
— “Helin yavaş!”
Ama Helin duymuyordu bile.
Hastanenin koridorunda bir hemşireyi yakaladı.
— “Fatma Yılmaz… annem… nerede?”
Hemşire üzgün bir ifadeyle baktı.
— “Siz kızı mısınız?”
Helin başını salladı.
Hemşire derin bir nefes aldı.
— “Doktorla konuşmanız gerekiyor.”
Helin’in içi daraldı.
Baran hemen yanına geldi.
Doktor odadan çıktı.
Helin titreyen bir sesle sordu.
— “Anneme ne oldu?”
Doktor üzgünce konuştu.
— “Kalp krizi geçirmiş.”
Helin’in dizleri titredi.
— “Peki… iyi mi?”
Doktor birkaç saniye sustu.
Sonra yavaşça söyledi.
— “Başımız sağ olsun.”
O an Helin’in dünyası durdu.
— “Hayır…”
Gözleri büyüdü.
— “Hayır… hayır…”
Baran hemen onu tuttu.
Ama Helin bir anda bağırarak ağlamaya başladı.
— “ANNEM!”
Koridorda yankılanan sesi herkesin içini parçaladı.
Helin Baran’ın kollarından kurtulup odanın kapısına koştu.
İçeri girdiğinde annesi beyaz çarşafların içinde hareketsiz yatıyordu.
Helin yavaşça yanına gitti.
Titreyen elleriyle annesinin elini tuttu.
— “Anne…”
Sessizlik.
— “Anne kalk… ben geldim…”
Gözyaşları yüzünden akıyordu.
— “Ben geldim… bak…”
Ama hiçbir cevap yoktu.
Helin annesinin yüzünü okşadı.
— “Beni bırakma…”
Baran kapıda duruyordu.
Helin’in o hali onun kalbini parçaladı.
Helin annesinin üzerine kapanıp ağladı.
— “Ben seni daha çok görmek istiyordum…”
— “Sana torunlarını gösterecektim…”
Bir eli karnına gitti.
— “Anne… iki tane bebeğim olacak…”
— “Neden gitttin…”
Baran gözlerini kapattı.
O an Helin’in acısını hissetti.
Ertesi gün cenaze vardı.
Gökyüzü griydi.
Sanki hava bile Helin’le birlikte yas tutuyordu.
Mezarlık insanlarla doluydu.
Helin siyah bir başörtüsü takmıştı.
Yüzü bembeyazdı.
Baran onun yanından bir an bile ayrılmıyordu.
İmam dua ederken Helin’in gözlerinden sessizce yaşlar akıyordu.
Tabut yavaşça mezarın yanına indirildi.
Helin dayanamadı.
Baran’ın kolunu tuttu.
— “Baran…”
Sesi çok zayıftı.
— “Annem gidiyor…”
Baran onun elini sıktı.
— “Ben buradayım.”
Helin mezara bakıyordu.
Toprak atılmaya başlandı.
Her kürek sesi Helin’in kalbine saplanıyordu.
— “Anne…”
Bir anda Helin dizlerinin üzerine çöktü.
Baran hemen eğildi.
— “Helin!”
Helin mezara bakarak ağlıyordu.
— “Ben sensiz ne yapacağım…”
Baran onu kaldırmaya çalıştı.
Ama Helin’in nefesi hızlanmıştı.
— “Baran… başım dönüyor…”
Baran endişelendi.
— “Helin iyi misin?”
Helin’in gözleri kararmaya başladı.
— “Ben…”
Bir anda vücudu gevşedi.
Helin bayıldı.
— “HELİN!”
Baran onu hemen kollarına aldı.
Etraftaki insanlar panikledi.
Baran bağırdı.
— “Su getirin!”
Helin’in yüzü bembeyazdı.
Baran korkuyla onun yüzünü tuttu.
— “Helin gözlerini aç!”
Bir kadın su getirdi.
Baran Helin’in yüzüne su serpti.
Ama Helin hâlâ baygındı.
Baran’ın kalbi deli gibi atıyordu.
— “Ambulans çağırın!”
Bir süre sonra Helin yavaşça gözlerini araladı.
— “Ba…ran…”
Baran rahatladı.
— “Şükürler olsun…”
Helin fısıldadı.
— “Annem…”
Baran onun saçlarını okşadı.
— “Sakin ol.”
Helin gözyaşları içinde konuştu.
— “Ben annemi kaybettim…”
Baran onu kendine çekti.
— “Ama sen yalnız değilsin.”
Helin karnına dokundu.
— “Bebeklerime bir şey olmadı değil mi?”
Baran hemen cevap verdi.
— “Hayır.”
Ama yine de içi rahat değildi.
— “Hemen hastaneye gidiyoruz.”
Helin zayıf bir şekilde başını salladı.
Baran onu kucağına aldı.
Herkes onlara bakarken Baran Helin’i arabaya götürdü.
Arabaya bindirirken Helin gözlerini kapattı.
Baran direksiyona oturdu.
Ama içinden tek bir şey geçiyordu:
“Helin’e ve bebeklere bir şey olursa… buna sebep olan herkes bedel öder.”
Ve o sırada kimsenin bilmediği bir şey vardı…
Helin’in annesinin ölümü doğal olmayabilir.