Helin ve Baran merdivenlerden yavaşça yukarı çıktılar. Koridor sessizdi. Kapıya geldiklerinde Baran kapıyı açtı ve Helin’in içeri girmesi için kenara çekildi.
Helin odaya girdi. Oda loş ışıklarla aydınlanıyordu. Yatak hâlâ çiçeklerle süslenmişti. Helin biraz heyecanlıydı, ellerini birbirine kenetledi.
Baran kapıyı kapattı ve Helin’e doğru birkaç adım yaklaştı.
Bir süre ikisi de konuşmadı.
Baran yumuşak bir sesle konuştu:
— “Korkuyor musun?”
Helin başını hafifçe salladı.
— “Biraz…”
Baran nazikçe gülümsedi.
— “Korkmana gerek yok. Sana zarar verecek son kişi bile olmam.”
Helin yavaşça başını kaldırıp Baran’a baktı. Gözlerinde ilk kez gerçek bir güven vardı.
Baran elini uzattı ve Helin’in ellerini tuttu.
— “Çok güzel görünüyorsun.”
Helin utangaçça gülümsedi.
Baran yavaşça Helin’e yaklaştı. Ardından gelinliğin arkasındaki düğmeleri nazikçe açmaya başladı.
Helin biraz gerildi ama Baran’ın hareketleri çok yavaştı, çok dikkatliydi.
Gelinlik yavaşça omuzlarından aşağı indi.
Tam o sırada Baran’ın bakışları durdu.
Helin’in sırtında morluklar vardı… bazıları yeni, bazıları eskiydi.
Baran’ın yüzü bir anda ciddileşti.
— “Helin…”
Helin hemen arkasını dönmemeye çalıştı.
— “Bir şey yok… ben—”
Baran nazikçe omzundan tutup onu kendine çevirdi.
Helin’in kolunda da morluklar vardı.
Baran’ın gözleri öfkeyle doldu ama sesini yumuşak tuttu.
— “Bunu kim yaptı?”
Helin gözlerini kaçırdı.
— “Önemli değil…”
Baran yavaşça elini Helin’in kolundaki morluğun üzerine koydu. Sonra çok nazik bir şekilde yaraların üzerine eğilip küçük bir öpücük bıraktı.
Helin şaşkınlıkla ona baktı.
Baran fısıldadı:
— “Bunları hak etmiyorsun.”
Sonra tekrar yaraların olduğu yerlere nazikçe dokundu.
— “Artık kimse sana böyle davranamayacak.”
Helin’in gözleri doldu.
— “Gerçekten mi?”
Baran hiç düşünmeden cevap verdi.
— “Söz veriyorum.”
Helin bir anda Baran’a sarıldı. Sanki yıllardır içinde tuttuğu bütün korkular o anda çıkmıştı.
Baran da onu sıkıca sardı.
— “Artık yalnız değilsin Helin… ben varım.”
Helin gözlerini kapattı.
O gece ilk kez kendini gerçekten güvende hissediyordu. Bunu açık ve detaylı şekilde yazamam. Ama romantik ve duygusal bir şekilde, aralarındaki yakınlaşmayı anlatabilirim.
Devam edelim:
Helin Baran’ın göğsüne yaslanmıştı. Baran onun saçlarını yavaşça okşuyordu. Odanın içinde sadece onların nefesleri duyuluyordu.
Bir süre sonra Baran Helin’in yüzüne baktı.
— “Helin…”
Helin başını kaldırdı.
— “Efendim?”
Baran elini Helin’in yanağına koydu.
— “Eğer istemezsen hiçbir şey yapmak zorunda değilsin. Seni asla zorlamam.”
Helin birkaç saniye Baran’ın gözlerine baktı. Sonra utangaç bir gülümsemeyle konuştu.
— “Ben… korkmuyorum.”
Baran hafifçe gülümsedi.
— “Emin misin?”
Helin başını yavaşça salladı.
Baran nazikçe Helin’i kendine doğru çekti. Aralarındaki mesafe yavaşça kayboldu. Baran Helin’in alnına küçük bir öpücük kondurdu.
Helin’in kalbi çok hızlı atıyordu.
Baran sonra yanağını, ardından dudaklarını öptü. Bu öpücük uzun ve çok nazikti.
Helin de yavaşça Baran’a sarıldı.
Baran onu dikkatlice yatağa doğru götürdü. Helin’in saçlarını okşadı ve tekrar alnını öptü.
O gece birbirlerine çok nazik davrandılar. Helin ilk kez birinin ona sevgiyle dokunduğunu hissediyordu.
Baran ise Helin’i kırılacak bir şeymiş gibi dikkatle sarıyordu.
Gece ilerledikçe birbirlerine daha da yakınlaştılar.
Helin Baran’ın kulağına fısıldadı:
— “Artık gerçekten seninleyim.”
Baran onu daha sıkı sarıp cevap verdi:
— “Ve ben seni hep koruyacağım.”
O gece uzun süre birbirlerinin kollarında kaldılar.
Helin hayatında ilk kez kendini güvende ve seviliyor hissediyordu. Gece yavaş yavaş sona ermişti. Odanın içi sessizdi. Helin, Baran’ın kolunun arasında uyuyordu. Başını Baran’ın göğsüne koymuştu. Baran da kolunu onun etrafına sarmıştı.
Sabahın ilk ışıkları perdelerin arasından odaya girmeye başladı.
Helin yavaşça gözlerini açtı.
Bir an nerede olduğunu anlamaya çalıştı. Sonra Baran’ın göğsüne yaslandığını fark etti. Dün gece olan her şey aklına gelince yüzü hafifçe kızardı.
Başını kaldırıp Baran’a baktı.
Baran hâlâ uyuyordu.
Helin onu izlemeye başladı. İlk kez bu kadar yakından bakıyordu. Sonra istemsizce gülümsedi.
Tam o sırada Baran gözlerini açtı.
Helin hemen gözlerini kaçırdı.
Baran hafifçe gülerek konuştu:
— “Ne zamandır beni izliyorsun?”
Helin utandı.
— “İzlemiyordum…”
Baran hafifçe kaşını kaldırdı.
— “Öyle mi?”
Helin gülmemek için kendini zor tuttu.
Baran elini uzatıp Helin’i tekrar kendine çekti.
— “Biraz daha kal.”
Helin başını tekrar onun omzuna yasladı.
— “Aşağı inmemiz gerekmiyor mu?”
Baran rahat bir şekilde cevap verdi:
— “Gerekir… ama birazdan.”
Helin ilk kez böyle huzurlu hissediyordu.
Bir süre sonra Baran yavaşça doğruldu.
— “Hadi gelin hanım… artık aşağı inmemiz lazım. Annem kesin bizi bekliyordur.”
Helin hemen heyecanlandı.
— “Çok utanıyorum…”
Baran gülerek konuştu:
— “Neden?”
Helin fısıldadı:
— “Yeni gelinim ya…”
Baran ayağa kalktı ve elini Helin’e uzattı.
— “O zaman Karabey gelinine yakışır şekilde aşağı ineceğiz.”
Helin onun elini tuttu.
Bir süre sonra hazırlanıp odadan çıktılar. Merdivenlerden aşağı inerlerken Helin’in kalbi yine hızlı hızlı atıyordu.
Salonda Baran’ın annesi ve birkaç kişi kahvaltı hazırlıyordu.
Baran’ın annesi onları görünce gülümsedi.
— “Günaydın.”
Helin utangaç bir şekilde başını eğdi.
— “Günaydın.”
Baran sandalyeye otururken annesi Helin’e baktı.
— “Gel kızım… artık bu evin gelinisin.”
Helin yavaşça masaya oturdu.
İçinde hâlâ biraz çekingenlik vardı ama artık yalnız olmadığını biliyordu.
Baran masanın altında Helin’in elini tuttu.
Helin ona baktı.
Baran göz kırptı.
Helin istemsizce gülümsedi.
Yeni hayatı gerçekten başlamıştı. Kahvaltıdan sonra Baran saatine baktı. Yüzündeki ifade biraz değişti.
Helin bunu fark etti.
— “Bir şey mi oldu?”
Baran hafifçe iç çekti.
— “İşe gitmem gerekiyor.”
Helin’in yüzü bir anda düştü.
— “Şimdi mi?”
Baran başını salladı.
— “Maalesef. Şirkette halletmem gereken işler var.”
Helin biraz üzgün bir şekilde ona baktı.
— “Gitmesen olmaz mı?”
Baran Helin’in bu haline gülümsedi. Sandalyeden kalktı ve Helin’in yanına geldi.
Nazikçe eğilip onun ellerini tuttu.
— “Güzelim… hemen gelicem.”
Helin sessizce ona baktı.
Baran parmağıyla Helin’in çenesini hafifçe kaldırdı.
— “Bu kadar özleyecek misin beni?”
Helin utangaç bir şekilde gülümsedi.
— “Daha yeni evlendik…”
Baran gülerek Helin’i kendine çekti ve kısa bir süre sarıldı.
— “Merak etme. İşimi bitirir bitirmez eve geleceğim.”
Sonra Helin’in alnına küçük bir öpücük kondurdu.
— “Söz veriyorum.”
Helin başını salladı ama hâlâ biraz üzgündü.
Baran kapıya doğru yürüdü. Tam çıkacakken Helin arkasından seslendi:
— “Baran…”
Baran dönüp ona baktı.
— “Efendim?”
Helin yavaşça konuştu:
— “Dikkatli git.”
Baran gülümsedi.
— “Her zaman.”
Sonra evden çıktı.
Helin kapının yanında bir süre öylece durdu.
İlk kez birinin gitmesini istememişti.
Ama artık biliyordu…
Baran geri dönecekti. Baran arabasına binip konaktan ayrıldı. Helin kapının önünde bir süre onu izledi. Araba gözden kaybolunca içeri döndü.
Konağın içinde hâlâ sabahın sakinliği vardı.
Baran’ın annesi mutfakta çalışanlara bir şeyler söylüyordu. Helin yavaşça yanına geldi.
— “Anne… bir şey yapmamı ister misiniz?”
Baran’ın annesi Helin’e baktı ve gülümsedi.
— “Daha dün gelin geldin kızım. Bugün dinlen.”
Helin hafifçe gülümsedi ama boş boş durmak istemiyordu.
— “Yardım etmek isterim.”
Kadın başını salladı.
— “Peki gel, kahve içelim.”
Birlikte oturdular. Helin biraz çekingen olsa da yavaş yavaş konuşmaya başladılar.
Bir süre sonra Helin izin isteyip yukarı çıktı.
Odasına girdiğinde yatağa oturdu. Oda bir anda çok sessiz gelmişti.
Helin elini yastığa koydu. Dün gece Baran’ın yanında uyuduğu yerdi.
Hafifçe gülümsedi.
Tam o sırada kapı çaldı.
Helin kapıya baktı.
— “Gel.”
Kapıyı konakta çalışan genç bir kız açtı.
— “Gelin hanım, biri sizi görmek için geldi.”
Helin şaşırdı.
— “Beni mi?”
— “Evet… aşağıda bekliyor.”
Helin biraz meraklandı ve aşağı indi.
Salona girdiği anda bir anda durdu.
Kapının yanında biri duruyordu.
Helin’in yüzü bir anda soldu.
Gelen kişi babasıydı.
Adam sert gözlerle Helin’e bakıyordu.
— “Demek burada yaşıyorsun.”
Helin korkuyla bir adım geri attı.
Tam o anda dışarıdan bir araba sesi geldi.
Kapı açıldı.
Baran içeri girdi.
Helin hemen Baran’a baktı.
Baran salona girer girmez ortamın gerginliğini fark etti.
Sonra Helin’in babasını gördü.
Kaşları çatıldı.
— “Burada ne işin var?”
Helin’in babası sert bir sesle konuştu.
— “Kızımla konuşmaya geldim.”
Baran Helin’e baktı.
Helin’in gözleri korkuyla dolmuştu.
Baran hemen Helin’in yanına gidip onun önünde durdu.
— “Artık o senin evinde değil.”
Salonda bir anda ağır bir sessizlik oluştu…Kapı kapandıktan sonra salonda ağır bir sessizlik oluştu. Helin olduğu yerde donup kalmıştı.
Babası sert bakışlarla konuştu:
— “Kızımı görmeye geldim.”
Helin’in kalbi hızla atmaya başladı. O ses… çocukluğundan beri korktuğu o sert ses yine karşısındaydı.
Helin istemsizce Baran’a doğru yaklaştı. Elini uzatıp Baran’ın elini tuttu.
Baran bunu fark etti.
Helin neredeyse onun arkasına saklanmıştı.
Baran başını hafifçe yana çevirip Helin’e baktı. Helin’in gözlerinde korku vardı.
Baran’ın yüzü bir anda sertleşti.
Tekrar Helin’in babasına döndü.
— “Görmeye gelmiş olabilirsin.”
Adam kaşlarını çattı.
— “Evet. Kızımla konuşacağım.”
Baran bir adım öne çıktı.
— “Artık o senin evinde değil.”
Adam sinirle konuştu:
— “Ben onun babasıyım!”
Baran’ın sesi soğuklaştı.
— “Ve ben de onun kocasıyım.”
Helin Baran’ın arkasında duruyor, elini sıkı sıkı tutuyordu.
Baran sert bir şekilde devam etti:
— “Buraya gelip onu korkutamazsın.”
Adam sinirle Helin’e bakmaya çalıştı.
— “Helin! Gel buraya!”
Helin korkuyla Baran’ın arkasına daha da saklandı.
Baran bunu görünce tamamen öfkelendi.
Bir adım daha yaklaştı.
— “Onun adını ağzına alırken dikkat et.”
Salondaki herkes sessizce onları izliyordu.
Baran kapıyı gösterdi.
— “Şimdi buradan çıkıyorsun.”
Helin’in babası sinirle güldü.
— “Beni kovamazsın.”
Baran gözlerini kısmıştı.
— “Bir daha söylüyorum.”
Sesi çok sertti.
— “Git.”
Adam birkaç saniye Baran’a baktı. Ama Helin’in Baran’ın arkasında korkuyla durduğunu görünce daha da sinirlendi.
Sonunda sert bir şekilde döndü.
— “Bu daha bitmedi.”
Baran hiç cevap vermedi.
Adam kapıyı sertçe çarpıp konaktan çıktı.
Kapı kapanır kapanmaz Helin’in tuttuğu el titremeye başladı.
Baran hemen arkasını döndü.
— “Helin…”
Helin’in gözleri dolmuştu.
Baran yumuşakça onun yüzünü tuttu.
— “Korkmana gerek yok.”
Helin’in sesi titriyordu.
— “Tekrar gelir mi?”
Baran hiç düşünmeden cevap verdi:
— “Gelirse karşısında beni bulur.”
Sonra Helin’i kendine çekip sıkıca sarıldı.
— “Artık sana kimse zarar veremez.”
Helin başını Baran’ın göğsüne yasladı.
İlk kez biri gerçekten onu koruyordu. Baran Helin’i kollarının arasında tutuyordu. Helin hâlâ biraz titriyordu.
Baran yumuşak bir sesle konuştu:
— “Helin… bana bak.”
Helin yavaşça başını kaldırdı.
Baran onun gözyaşlarını parmağıyla sildi.
— “Artık burası senin evin. Ve ben buradayım.”
Helin sessizce başını salladı ama hâlâ korku içindeydi.
Baran onun ellerini tuttu.
— “Hiçbir şey olmayacak. Söz veriyorum.”
Sonra onu tekrar kendine çekip kısa bir süre sarıldı.
Bir süre sonra Baran hafifçe gülümsedi.
— “Hadi… biraz temiz hava alalım. Sonra akşam yemeği yiyeceğiz.”
Helin derin bir nefes aldı.
— “Tamam…”
Akşam olduğunda konakta büyük yemek masası hazırlanmıştı. Masada Baran’ın annesi ve evdeki birkaç kişi vardı.
Helin ve Baran yan yana oturdular.
Herkes konuşuyor, yemek yiyordu ama Helin oldukça sessizdi.
Elindeki çatalı tabağında yavaşça hareket ettiriyordu ama neredeyse hiçbir şey yememişti.
Baran bunu hemen fark etti.
Helin’in yüzüne baktı.
— “Helin…”
Helin dalgın bir şekilde başını kaldırdı.
— “Efendim?”
Baran kaşlarını hafifçe çattı.
— “Hiçbir şey yemiyorsun.”
Helin küçük bir gülümseme yaptı.
— “Yiyorum…”
Ama Baran bunun doğru olmadığını biliyordu.
Masadaki herkes konuşmaya devam ederken Baran masanın altında Helin’in elini tuttu.
Helin bir anda ona baktı.
Baran yavaşça fısıldadı:
— “Hâlâ onu mu düşünüyorsun?”
Helin birkaç saniye sustu.
Sonra çok hafif başını salladı.
Baran onun elini biraz daha sıktı.
— “Geçmiş bitti.”
Helin sessizce ona baktı.
Baran yumuşak bir şekilde devam etti:
— “Artık yalnız değilsin.”
Helin’in gözleri biraz doldu ama bu sefer gülümsedi.
Baran da ona küçük bir gülümseme verdi.
O akşam Helin hâlâ biraz dalgındı ama Baran’ın yanında olduğunu bilmek ona güç veriyordu.