Helin bir anda yatağın kenarını sıkıca tuttu.
Yüzü bembeyaz kesildi.
— “Baran…”
Baran hemen yanına eğildi.
— “Ne oldu güzelim?”
Helin nefes almakta zorlanıyordu.
— “Karnım… çok acıyor…”
Tam o sırada Helin’in vücudu bir kez daha kasıldı.
Helin acıyla inledi.
— “Ahh…”
Baran panikle ayağa kalktı.
— “Doktor! Hemşire!”
Hemşireler hemen odaya koştu.
Helin artık daha güçlü sancılar çekiyordu.
Doktor hızla içeri girdi.
— “Ne oluyor?”
Hemşire konuştu.
— “Sancılar başladı.”
Doktor hemen Helin’i muayene etti.
Yüzü bir anda ciddileşti.
— “Doğum başlamış.”
Baran şaşkınlıkla baktı.
— “Ama daha erken değil mi?”
Doktor başını salladı.
— “Evet… erken doğum.”
Helin korkuyla Baran’ın elini tuttu.
— “Baran…”
Baran elini sıkıca tuttu.
— “Ben buradayım.”
Doktor hızla hemşirelere döndü.
— “Ameliyathaneyi hazırlayın.”
Baran panikle sordu.
— “Normal doğum olmaz mı?”
Doktor ciddi bir sesle cevap verdi.
— “Hayır. Riskli. Bebekleri hemen sezaryenle almamız gerekiyor.”
Helin’in gözlerinden yaşlar akmaya başladı.
— “Bebeklerime bir şey olur mu?”
Doktor sakin ama kararlı bir şekilde konuştu.
— “Hemen müdahale edersek hayır.”
Helin başını salladı.
— “Tamam…”
Hemşireler sedyeyi hazırladı.
Helin sedyeye alındı.
Baran onun elini bırakmıyordu.
Helin ağlayarak konuştu.
— “Baran… çok korkuyorum…”
Baran eğilip alnını öptü.
— “Korkma. Birazdan çocuklarımızı göreceğiz.”
Helin sedyeyle ameliyathaneye doğru götürülürken Baran kapıda kaldı.
Kapı kapandı.
Baran yalnız kaldı.
Ellerini yüzüne kapattı.
— “Allah’ım… ne olur onları bana bağışla…”
Dakikalar geçmek bilmiyordu.
Baran’ın annesi ve babası da hastaneye gelmişti.
Annesi Baran’ın omzuna dokundu.
— “Oğlum…”
Baran sadece başını salladı.
— “Bekliyorum.”
Ameliyathanenin kırmızı ışığı yanıyordu.
Dakikalar saat gibi geçti.
Sonunda…
Ameliyathaneden bir bebek ağlama sesi duyuldu.
Baran başını kaldırdı.
Sonra ikinci bir ağlama sesi daha duyuldu.
İki farklı ağlama…
Baran’ın gözleri doldu.
— “Bebekler…”
Kapı açıldı.
Doktor dışarı çıktı.
Baran hemen yanına koştu.
— “Doktor!”
Doktor gülümsedi.
— “Tebrik ederim.”
Baran nefesini tuttu.
— “Helin?”
Doktor başını salladı.
— “Helin iyi.”
Sonra devam etti.
— “Bir kızınız ve bir oğlunuz oldu.”
Baran’ın gözlerinden yaşlar aktı.
— “Görebilir miyim?”
Tam o sırada hemşire iki küçük bebek getirdi.
Biri pembe battaniyeye sarılıydı.
Diğeri mavi battaniyeye.
Baran titreyen ellerle baktı.
— “Ben baba oldum…”
Ama o anda doktor tekrar konuştu.
— “Baran bey… bir şey daha var.”
Baran’ın kalbi bir anda sıkıştı.
— “Ne oldu?”
Doktorun yüzü tekrar ciddileşti.
— “Helin ameliyatta çok kan kaybetti… şu anda onu uyutmak zorunda kaldık.”
Doktorun sözleri Baran’ın yüzündeki mutluluğu bir anda sildi.
Baran donup kaldı.
— “Ne demek… durumu kötü?”
Doktor ciddi bir şekilde konuştu.
— “Sezaryen sırasında Helin çok kan kaybetti. Şu an yoğun bakımda kontrol altında.”
Baran’ın kalbi hızla atmaya başladı.
— “Ama… iyi olacak değil mi?”
Doktor kısa bir an sustu.
— “Elimizden geleni yapıyoruz.”
Bu söz Baran’ı daha çok korkuttu.
— “Doktor… lütfen…”
Doktor omzuna dokundu.
— “Şu an en önemli şey dinlenmesi ve vücudunun toparlanması.”
Baran başını eğdi.
— “Onu görebilir miyim?”
— “Şu anda değil. Biraz beklemeniz gerekiyor.”
Baran bir sandalyeye oturdu. Ellerini yüzüne kapattı.
Az önce çocuklarının doğduğunu öğrenmişti… ama şimdi içi korkuyla doluydu.
Baran’ın annesi yanına geldi.
— “Oğlum güçlü ol.”
Baran’ın gözleri doldu.
— “Anne… Helin’e bir şey olursa ben ne yaparım?”
Kadın Baran’ın başını okşadı.
— “Allah büyük.”
Tam o sırada hemşire iki bebeği getirdi.
Minik ağlama sesleri koridorda yankılanıyordu.
Baran yavaşça ayağa kalktı.
Hemşire gülümsedi.
— “Babanız gelmiş.”
Baran titreyen ellerle bebeklere baktı.
Minicik yüzleri vardı.
Biri pembe battaniyeye sarılıydı.
Diğeri mavi battaniyeye.
Baran’ın gözlerinden yaşlar akmaya başladı.
— “Helin bunları görmeli…”
Bebeğin küçük parmağı Baran’ın parmağını tuttu.
Baran fısıldadı.
— “Anneniz çok güçlüdür… birazdan yanınıza gelecek.”
Ama içinden geçen şey farklıydı.
Baran korkuyordu.
Çünkü yoğun bakım kapısının önünde kırmızı ışık yanıyordu.
Dakikalar geçti.
Sonra bir saat…
Baran kapının önünde volta atıyordu.
Bir süre sonra doktor tekrar çıktı.
Baran hemen koştu.
— “Doktor!”
Doktorun yüzü hâlâ ciddiydi.
— “Helin hâlâ çok zayıf. Çok kan kaybettiği için vücudu yoruldu.”
Baran’ın sesi titredi.
— “Yani?”
Doktor yavaşça konuştu.
— “Önümüzdeki birkaç saat çok önemli.”
Baran’ın dizleri sanki güçsüzleşti.
Duvara yaslandı.
— “Allah’ım…”
Koridorda sessizlik vardı.
Ama o anda yoğun bakımın içinden bir alarm sesi duyuldu.
Baran’ın kalbi duracak gibi oldu.
— “Helin!”yYoğun bakım odasında makinelerin hafif sesleri duyuluyordu. Helin hâlâ çok zayıftı. Yüzü solgundu ve kolunda serumlar vardı.
Baran her gün kapının önünde bekliyordu. Neredeyse hiç uyumamıştı.
Doktor üçüncü gün koridora çıktığında Baran hemen ayağa kalktı.
— “Doktor… Helin nasıl?”
Doktor bu sefer daha sakin görünüyordu.
— “Durumu yavaş yavaş toparlıyor.”
Baran’ın omuzları biraz gevşedi.
— “Gerçekten mi?”
— “Evet. Çok kan kaybetmişti, o yüzden vücudunun toparlanması zaman alıyor. Ama tehlike büyük ölçüde geçti.”
Baran’ın gözleri doldu.
— “Şükürler olsun…”
Doktor devam etti.
— “Bebekler de gayet sağlıklı. Küvezde değiller, normal odadalar.”
Baran hafifçe gülümsedi.
— “Helin onları ne zaman görebilecek?”
— “Muhtemelen yarın ya da ertesi gün yoğun bakımdan çıkaracağız.”
Baran başını salladı.
— “Teşekkür ederim doktor.”
Dördüncü gün…
Helin yavaş yavaş gözlerini açtı.
Bu sefer kendini biraz daha güçlü hissediyordu.
Kapı açıldı ve Baran içeri girdi.
Helin onu görünce zayıf bir gülümseme oluştu.
— “Baran…”
Baran hemen yanına geldi.
— “Güzelim…”
Helin’in elini tuttu.
Helin fısıldadı.
— “Kaç gün oldu?”
Baran saçlarını okşadı.
— “Dört gün.”
Helin şaşırdı.
— “Bu kadar mı?”
Baran başını salladı.
— “Bizi çok korkuttun.”
Helin’in gözleri doldu.
— “Bebekler…”
Baran gülümsedi.
— “İkisi de çok iyi.”
Helin’in gözlerinden yaşlar akmaya başladı.
— “Onları görmek istiyorum…”
Baran hemen hemşireye haber verdi.
Bir süre sonra hemşire iki küçük bebeği içeri getirdi.
Biri pembe battaniyeye sarılıydı.
Diğeri mavi.
Helin onları görünce ağlamaya başladı.
— “Benim bebeklerim…”
Baran bebekleri dikkatlice Helin’e gösterdi.
— “Bak kızımız.”
Helin titreyen eliyle bebeğin yanağına dokundu.
— “Çok küçük…”
Sonra diğer bebeğe baktı.
— “Oğlum…”
Helin’in yüzünde yorgun ama çok mutlu bir gülümseme vardı.
— “Baran… başardık.”
Baran eğilip Helin’in alnını öptü.
— “Evet.”
Doktor kapıdan içeri baktı.
— “Helin hanım yarın yoğun bakımdan çıkabilir.”
Baran rahat bir nefes aldı.
Helin gözlerini bebeklerinden ayıramıyordu.
— “Artık birlikte olacağız…”
Baran gülümsedi.
— “Artık gerçekten bir aileyiz.”
O anda küçük kız bebek hafifçe ağladı.
Helin gülerek fısıldadı.
— “Sanırım karnı acıktı.”
Baran da gülmeye başladı.
Yoğun bakım odasında ilk kez gerçek bir huzur vardı.