Baran arabayı hızla hastaneye sürdü.
Helin yan koltukta oturuyordu. Yüzü bembeyazdı. Gözleri hâlâ ağlamaktan kızarmıştı.
Baran endişeyle ona baktı.
— “Helin… benimle konuş.”
Helin başını ona çevirdi.
— “Baran…”
— “Efendim güzelim?”
Helin’in sesi titriyordu.
— “Annem gerçekten gitti mi?”
Baran’ın kalbi sıkıştı. Ama Helin’i daha fazla üzmemek için sakin konuştu.
— “Şimdi kendini düşünmen gerekiyor. Bebeklerimizi düşün.”
Helin karnına dokundu.
— “Ya onlara bir şey olduysa…”
Baran hemen arabayı hastanenin önünde durdurdu.
— “Hadi içeri gidelim.”
Helin yürümeye çalıştı ama başı dönüyordu.
Baran hemen onu kucağına aldı.
— “Ben taşıyacağım seni.”
Helin başını Baran’ın omzuna yasladı.
Acil servise girdiklerinde doktorlar hemen Helin’i sedyeye aldı.
Bir hemşire tansiyonunu ölçtü.
— “Tansiyonu çok düşmüş.”
Baran panikle sordu.
— “Bebekler?”
Doktor sakin bir sesle konuştu.
— “Ultrasonla bakalım.”
Helin ultrason odasına götürüldü.
Baran da yanındaydı.
Doktor cihazı Helin’in karnında gezdirdi.
Ekranda iki küçük görüntü belirdi.
Doktor gülümsedi.
— “İkizler gayet iyi.”
Helin’in gözleri doldu.
— “Gerçekten mi?”
— “Evet.”
Doktor biraz daha baktı.
— “Bir bebeğiniz kız.”
Helin hafifçe gülümsedi.
Doktor cihazı biraz kaydırdı.
— “Diğeri de erkek.”
Baran sevinçle Helin’in elini sıktı.
— “Kızımız ve oğlumuz olacak.”
Helin’in gözlerinden yine yaşlar aktı.
— “Anneme söyleyemeyeceğim…”
Baran eğilip alnını öptü.
— “Bence o zaten biliyor.”
Bir süre sonra Helin odaya alındı.
Serum takılmıştı.
Baran başucunda oturuyordu.
Helin yavaşça konuştu.
— “Baran…”
— “Efendim?”
— “Annem hep derdi ki… bir gün çok mutlu olacaksın.”
Baran elini tuttu.
— “Haklıymış.”
Helin gözlerini kapattı.
— “Ama onsuz çok zor.”
Baran onun saçlarını okşadı.
— “Biz varız. Ben varım. Bebeklerimiz var.”
Helin derin bir nefes aldı.
— “Haklısın.”
Bir süre sessizlik oldu.
Sonra Helin Baran’a baktı.
— “Baran…”
— “Evet?”
Helin gözyaşlarıyla gülümsedi.
— “İyi ki varsın.”
Baran eğilip onu öptü.
— “Ben hep yanındayım.”
Helin başını Baran’ın omzuna yasladı.
O an ilk defa biraz huzur hissetti.
Ama Baran içinden sessizce bir söz verdi:
“Helin’i bir daha asla yalnız bırakmayacağım.”Hastaneden çıktıktan sonra Baran ve Helin eve döndüler.
Araba sessizdi. Helin camdan dışarı bakıyordu. Gözleri hâlâ doluydu.
Baran direksiyonu tutarken ara sıra ona bakıyordu.
— “İstersen bugün kimseyle görüşmeyelim.”
Helin yavaşça başını salladı.
— “Yok… evde olalım yeter.”
Bir süre sonra konağın kapısına geldiler.
Baran arabayı durdurdu.
Helin inmeye çalıştı ama Baran yine koluna girdi.
— “Yavaş.”
Helin hafifçe gülümsedi.
— “Ben iyiyim.”
Ama Baran yine de onu bırakmadı.
Salona girdiklerinde Baran’ın annesi hemen ayağa kalktı.
— “Kızım nasılsın?”
Helin zorla gülümsedi.
— “İyiyim anne.”
Kadın Helin’e sarıldı.
— “Başın sağ olsun.”
Helin o an tekrar ağlamaya başladı.
— “Sağ olun…”
Baran hemen Helin’i odasına götürdü.
— “Biraz dinlen.”
Helin yatağa oturdu.
Gözleri boşluğa dalmıştı.
Baran yanına oturdu.
— “Aklından ne geçiyor?”
Helin yavaşça konuştu.
— “Çocukken annem saçlarımı örerdi…”
Baran sessizce dinledi.
— “Bana hep derdi ki… bir gün çok mutlu olacaksın.”
Helin’in gözlerinden yaşlar süzüldü.
— “Ben mutlu oldum Baran… ama o göremedi.”
Baran onu kendine çekti.
— “O seni hep görüyor.”
Helin başını Baran’ın göğsüne yasladı.
— “Umarım.”
Aradan birkaç gün geçti.
Helin biraz daha toparlanmıştı ama hâlâ çok üzgündü.
Bir akşam Baran işten erken geldi.
Helin balkonda oturuyordu.
Elini karnına koymuştu.
Baran yanına geldi.
— “Ne yapıyorsun?”
Helin gülümsedi.
— “Bebeklerle konuşuyorum.”
Baran hafifçe güldü.
— “Ne diyorsun onlara?”
Helin karnını okşadı.
— “Anneanneniz çok iyi bir kadındı diyorum.”
Baran onun yanına oturdu.
— “Bir gün onlara her şeyi anlatacağız.”
Helin başını salladı.
— “Evet.”
Sonra Baran’ın elini tuttu.
— “Baran…”
— “Efendim?”
— “Ben korkuyorum.”
Baran kaşlarını çattı.
— “Neden?”
Helin fısıldadı.
— “Artık annem yok.”
Baran onun ellerini tuttu.
— “Ama ben varım.”
Helin ona baktı.
Baran ciddiyetle konuştu.
— “Sana söz veriyorum.”
— “Seni ve çocuklarımızı koruyacağım.”
Helin gözyaşlarıyla gülümsedi.
— “Biliyorum.”
Baran eğilip karnını öptü.
— “Babaları burada.”
Helin güldü.
O sırada Baran’ın annesi kapıyı çaldı.
— “Yemek hazır.”
Baran ayağa kalktı.
— “Hadi gidelim.”
Helin de yavaşça kalktı.
Ama tam yürürken bir anda durdu.
Baran hemen döndü.
— “Ne oldu?”
Helin şaşkın bir şekilde karnına dokundu.
— “Baran…”
— “Evet?”
Helin gözleri büyüyerek söyledi.
— “Sanırım… bebeklerden biri hareket etti.”
Baran bir an dondu.
— “Gerçekten mi?”
Helin başını salladı.
Baran hemen diz çöktü.
Elini Helin’in karnına koydu.
Bir kaç saniye geçti.
Sonra…
Minik bir tekme.
Baran’ın gözleri parladı.
— “Oğlumuz galiba.”
Helin güldü.
— “Belki de kızımızdır.”
Baran Helin’e baktı.
— “İkisi de olabilir.”
Sonra ayağa kalktı.
Helin’i kendine çekti.
— “Ailem büyüyor.”
Helin başını Baran’ın omzuna yasladı.
Ve uzun zamandan sonra ilk defa içi biraz huzurla doldu.
Helin’in annesinin ölümünden sonra aylar geçmişti.
Zaman yavaş yavaş yaraları sarmaya başlamıştı. Helin’in karnı artık iyice büyümüştü. İkiz bebekler içeride hareket ettikçe Helin hem heyecanlanıyor hem de bazen yoruluyordu.
Bir sabah konakta tatlı bir telaş vardı.
Mutfaktan yemek kokuları geliyordu. Salon temizleniyor, masalar hazırlanıyordu.
Helin merakla aşağı indi.
— “Anne ne oluyor?”
Baran’ın annesi gülerek döndü.
— “Ayşe’ye görücü geliyor kızım.”
Helin şaşırdı.
— “Gerçekten mi?”
Tam o sırada Baran’ın kız kardeşi Ayşe merdivenlerden indi. Üzerinde açık mavi bir elbise vardı ama yüzü kıpkırmızıydı.
— “Anne ya… herkese söylemek zorunda mıydın?”
Helin gülmeye başladı.
— “Ayşe utanıyor.”
Ayşe Helin’e baktı.
— “Yenge lütfen sen de gülme.”
Helin yanına gidip koluna girdi.
— “Heyecanlı mısın?”
Ayşe başını salladı.
— “Biraz.”
— “Ya sevmezsem?”
Helin gülümsedi.
— “O zaman olmaz.”
Ayşe rahat bir nefes aldı.
— “İyi.”
Tam o sırada kapı çaldı.
Salonda bir anda sessizlik oldu.
Baran’ın babası kapıya gitti.
Kapıyı açtığında dışarıda üç kişi vardı. Orta yaşlı bir kadın, bir adam ve onların yanında uzun boylu bir genç.
— “Hoş geldiniz.”
Misafirler içeri alındı.
Genç adamın adı Emir’di.
Ayşe salona çağrıldı.
Ayşe içeri girerken Helin onun elini sıktı.
— “Sakin ol.”
Ayşe fısıldadı.
— “Kalbim çok hızlı atıyor.”
Helin gülerek onu salona gönderdi.
Ayşe içeri girdiğinde Emir ayağa kalktı.
Bir an göz göze geldiler.
Ayşe hemen utançla başını eğdi.
Herkes oturduktan sonra sohbet başladı.
Baran da Helin’in yanında oturuyordu.
Helin yavaşça Baran’a eğildi.
— “Sence nasıl biri?”
Baran omuz silkti.
— “Fena durmuyor.”
Helin güldü.
Bir süre sonra Emir konuştu.
— “Ayşe hanım… siz ne yapıyorsunuz?”
Ayşe utangaç bir sesle cevap verdi.
— “Üniversitede öğretmenlik okuyorum.”
Emir gülümsedi.
— “Çok güzel.”
Helin dikkatle onları izliyordu.
Ayşe’nin utangaçlığına rağmen Emir ona saygılı davranıyordu.
Bir süre sonra çaylar geldi.
Ayşe çay dağıtırken Emir sessizce teşekkür etti.
Ayşe hafifçe gülümsedi.
Helin bunu görünce Baran’ın kulağına fısıldadı.
— “Sanırım beğendi.”
Baran da gülümsedi.
Tam o sırada Helin bir anda durdu.
Elini karnına koydu.
Baran hemen fark etti.
— “Ne oldu?”
Helin gülerek fısıldadı.
— “Bebekler yine hareket ediyor.”
Baran eğilip karnına dokundu.
— “Sanki onlar da heyecanlandı.”
Helin güldü.
Salonda sohbet devam ediyordu.
Bir süre sonra Emir’in annesi konuştu.
— “Eğer siz de uygun görürseniz… biz bu işi ilerletmek isteriz.”
Salonda kısa bir sessizlik oldu.
Baran’ın babası gülümsedi.
— “Ayşe’nin de fikrini alalım.”
Herkes Ayşe’ye baktı.
Ayşe utançla yere baktı.
Sonra yavaşça konuştu.
— “Tanımak isterim.”
Salonda gülüşmeler oldu.
Helin de mutlu bir şekilde Ayşe’ye baktı.
Aradan birkaç gün geçti.
Ayşe ile Emir’in görücü görüşmesi konakta herkesin hoşuna gitmişti. Özellikle Ayşe ilk başta utansa da Emir’in saygılı ve sakin tavrı onu rahatlatmıştı.
O akşam salonda herkes oturuyordu.
Helin kanepede oturmuştu. Karnı artık iyice büyümüştü. İkizler bazen o kadar hareket ediyordu ki Helin gülerek karnını tutuyordu.
Baran yanına oturdu.
— “Yine mi tekmeliyorlar?”
Helin gülerek başını salladı.
— “Evet. Sanki içeride kavga ediyorlar.”
Baran eğilip Helin’in karnına dokundu.
— “Babaları burada, sakin olun.”
Helin güldü.
Tam o sırada Ayşe odaya girdi. Yüzü kızarmıştı.
Baran hemen fark etti.
— “Hayırdır Ayşe?”
Ayşe utangaç bir şekilde konuştu.
— “Emir mesaj attı.”
Helin merakla sordu.
— “Ne yazmış?”
Ayşe iyice kızardı.
— “Yarın benimle kahve içmek ister misiniz yazmış.”
Baran hemen güldü.
— “Demek işi ilerletiyor.”
Helin Ayşe’nin elini tuttu.
— “Eee ne cevap verdin?”
Ayşe küçük bir sesle söyledi.
— “Henüz yazmadım.”
Helin gülmeye başladı.
— “Yaz hadi.”
Ayşe telefonu çıkardı ama yazamıyordu.
— “Çok utanıyorum.”
Baran başını salladı.
— “Ayşe sen evlenince biz çok eğleneceğiz galiba.”
Ayşe hemen itiraz etti.
— “Daha evlenmek falan yok.”
Helin gülerek söyledi.
— “Şimdilik tanışma.”
Ayşe sonunda mesaj yazdı.
— “Olur yazdım.”
Helin heyecanlandı.
— “Ne dedi?”
Tam o anda Ayşe’nin telefonu tekrar titredi.
Ayşe okudu ve yüzü iyice kızardı.
Baran merakla sordu.
— “Ne yazmış?”
Ayşe gülerek söyledi.
— “Çok sevindim yazmış.”
Helin mutlu bir şekilde Ayşe’ye baktı.
— “Bence iyi biri.”
Ayşe de başını salladı.
— “Ben de öyle düşünüyorum.”
Tam o sırada Helin bir anda kaşlarını çattı.
Baran hemen döndü.
— “Ne oldu?”
Helin karnını tuttu.
— “Bir dakika…”
Baran panikledi.
— “Helin"